|
|
|
|
Yıl:
2000 Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde hayat!* “Pekin’denyaklaşık
üç buçuk saat süren bir yolculuktan sonra uçağımız Urumçi havaalanına
indi. Hava limanı küçük. Ancak yan tarafta inşaatı bitmek üzere olan ek
terminal oldukça büyük yapılmış. Meydanda ise Şincang Havayollarınınkinden
başka uçak görünmüyor. Havaalanından
çıkınca yaşadığımız kısa bir kararsızlıktan sonra bir taksiye atladık
ve kitaptan tespit etmiş olduğumuz hesaplı bir otelin adını söyledik. Çinli
taksi şoförüne gideceğimiz yeri kitaptan doğrulatmaya çalıştık. Vardığımız
Hualian Hotel’in personeli de tamamen Çinli’ydi. Çat pat İngilizce ve
biraz da vücut dilini kullanarak anlaşmayı becerdik. Bize verdikleri fiyat
ise kitaptakinden daha düşük gözüküyordu. Odamızın
bulunduğu kata çıkınca oradaki görevli bizden oda ücretinden daha çok
para istedi. Biz de niye istendiğini bilmediğimiz için parayı vermemekte
direndik. Çünkü
hava parası vermek istemiyorduk. El kol hareketleriyle anlaşmaya çalıştığımız
görevliyle girdiğimiz tartışmadan biz galip çıktık. Turfan’a gittiğimizde
bizden istenen paranın çıkarken geri alınabilen depozito olduğunu öğrenecektik. Fakat
odayı görünce eyvah demekten kendimizi alamadık. Eşimin yüzünde beliren
hoşnutsuzluk ifadesini hale unutamıyorum. Yan yana konmuş ve örtüleri pis
mi pis iki karyola, eski ve küçük bir televizyon, insanın girmeye bile çekindiği
bir banyo. Urumçi’de akşam turuŞimdiye
kadar Çin beklentilerimizi hep olumlu yönde boşa çıkardı. Urumçi de büyük,
düzenli ve bakımlı bir yer. Yollardaki motorlu araç oranı Pekin’i
aratmayacak kadar yüksek. Şehir merkezinde ise gökdelenvari binalar yükseliyor
ve yanlarında yenilerinin inşaatı sürüyor. En
az Pekin’deki kadar lüks alışveriş yerlerini, lokantaları ve cüretkâr
giyinmiş Çin kızları görmek mümkün. Urumçi dedikleri gibi gerçekten bir
Çin kenti haline gelmiş. Arada bir gözüken Uygurları saymazsak insan
kendini Çinliler’in anavatanında gibi hissediyor. Ta ki gittiğimiz pazara
kadar. Şehir
merkezinde gezerken kendimizi bir anda Uygurlar’ın içinde bulduk. Burası üstü
kapalı bir çarşıyıdı ve meyve sebze ile küçük ev eşyaları satılıyordu
burada. Tezgah sahiplerinin büyük bir kısmı Uygur’du ve arka kısımda da
şiş kebap satan dükkanlar vardı. Biz
tam Batılı turist gibi gözüktüğümüz için Uygur satıcılar da bize
elleriyle işaret yapıp pahalı tarifeden bir şeyler satmaya çalışıyorlardı.
Konuştuğumuz Türkçe’yi anlayamıyorlardı ya da aynı dili konuşabileceğimize
hiç ihtimal vermiyorlardı. İlk
başta sandığımız gibi Uygurlar’la anlaşmanın kolay olmayacağını düşünerek
umutsuzluğa kapıldık. Sonra çöp şiş yapan bir Uygur gencinin yanına
giderek yakın anlamlı ve benzer kelimeleri art arda kullanarak anlaşmaya çalıştık.
Nihayet başarıya ulaştık ve sekiz adet şiş köfte ve bir pideyi 5 Yuan
yani yarım dolara aldık. Sonra
bu çocukla konuşurken yandaki diğer bir köfteci genç lafa daldı. Nedense
onun konuşmasını çok daha rahat anlayabildik. Her ikisi de İstanbul ve Türkiye’yi
biliyordu. Hatta diğeri Türkiye’de Uygurlar’ın yaşayıp yaşamadığını
sordu. Pazarın
çıkışında bir kayısı satıcısıyla yine Türkçe söze girdik. Bizim Türkçe
konuştuğumuzu anlayan yandaki diğer bir satıcı hemen yanımıza geldi ve
nereli olduğumuzu sordu. Türkiye’den geldiğimizi söyledikten sonra çok
samimi ve güzel diyaloglar başladı. Tezgahın
etrafı ise bir anda kalabalıklaştı. Bu insanlar bir taraftan meraklı ve
heyecanlı gözlerle bize bakıyorlar bir taraftan da sorular sorup konuşmamızı
dinliyorlardı. Sonuçta zaten çok ucuza satılan kayısıyı yok pahasına aldık. Pazar
yerindeki bu tatlı diyaloglar günün tüm yorgunluk ve sıkıntılarını üzerimizden
aldı götürdü. İkinci gün/Şincang Uygur Özerk Bölgesi Müzesiİkinci
günün sabahı Urumçi’de kaldığımız otel odasından kaçarcasına ayrılarak
şehrin kuzey ucunda yer alan Şincang Müzesi’ne gittik. Müze bünyesinde
zengin kültür eserlerini barındıran bir yer. Özellikle mumyaların bulunduğu
kısım oldukça etkileyici, bir o kadar da ürpertici. Binlerce
yıl öncesinden kalma saçlı sakallı mumyaları hayatımda ilk defa bu kadar
yakından görüyorum. Müzenin
diğer bir etkileyici kısmı ise İslâm öncesi ve sonrası Türk eserlerinin
sergilendiği bölümdü. Şincang’ta yaşayan çoğu Türk kökenli (Uygur,
Kazak, Özbek, Kırgız, Tatar vb.) etnik grupların geleneksel eşya ve kıyafetlerinin
sergilendiği kısım oldukça ilgi çekici. Müzedeki
bazı görevliler Uygur’du. Hatta satış bölümündeki görevlilerle Türkçe
konuşup onlardan kitap satın aldık. Müzeden çıkmaya hazırlanırken erkek
bir Uygur bir görevli biletimizi tekrar kontrol etmek isteyince anlamsız bir
tartışma yaşandı. Urumçi’deki
Turfan otobüs terminaline giderken taksimiz kenar semtlerden geçti. Buradaki yıkık
dökük ve bakımsız evlerde daha çok Uygurlar oturuyordu. Eşek arabası,
bisiklet, bisiklet arabası ve el arabası gibi motorsuz araçları bolca görmek
mümkün bu kenar semtlerde. Turfan
otobüs terminali herhalde yeni hizmete girmiş. Çünkü elimizdeki İngilizce
seyahat kitaplarında böyle bir terminalden bahsedilmiyordu. Terminalde
biletler gişelerde bilgisayarlı bir sistemle satılıyor. Gişe memurları Çinli
olduğu için, hangi biletin bizim için daha uygun olacağını oradaki
Uygurlar’a sorduk. Bu sayede ucuz biletten temin edebildik. Otobüsümüz
eskiydi ama yolcuların çok büyük kısmı Uygur olduğu için iyi bir gözlem
fırsatı oldu. Otobüste meraklı ama rahatsız etmeyen bakışlarla karşılaştık.
Urumçi-Turfan arasında ise beklentimizden çok farklı olarak, yeni yapılmış
güzel bir yoldan gittik. Burası
henüz birkaç yıl önce tamamlanmış ve Urumçi’yi Pekin’e karayoluyla
daha hızlı bağlayan bir otoyoldu. Yol kenarında yer yer son sistem yel değirmenlerine
de rast geldik. Çin yönetimi bu bölgenin her tarafına gerçekten büyük yatırımlar
yapıyor. Ancak bu, bölgeye daha fazla Çinli göçmen gelmesi anlamına
geliyor. Urumçi-Turfan
arası coğrafi açıdan bazı istisnalar hariç tam çöl gibiydi. Düz
araziyle yanı başında uzanan dağlarda ot bile bitmiyordu. Suyun olduğu
yerler ise çayırdı ve burada otlayan büyük ve küçükbaş hayvan sürüleri
görülüyordu. İki
şehir arasında hemen hemen hiç yerleşim alanına rastlanmıyor. Urumçi’nin
hemen çıkışındaki heybetli ve başı karlı Bayangol Dağı yanı başındaki
çölle büyük bir tezat oluşturmaktaydı. Otoyolda
giden otobüsümüz hiç ara vermeden üç saat içinde Turfan’a ulaştı.” *Bu bölüm, Adnan Menderes Üniversitesi Nazilli İİBF, Uluslar arası İlişkiler Bölümü Araştırma Görevlisi Selçuk Çolakoğlu ve eşinin temmuz 2000 tarihinde Çin’in Uygur Özerk Bölgesi’ne yaptıkları on beş günlük gezi güncelerinden alıntılanmıştır. (Selçuk Çolakoğlu, Doğu Türkistan Çin Şincang Uygur Özerk Bölgesi İzlenimleri, Türk Dünyası dergisi, Sayı 21, Yıl 9, 2001) |