|
|
|
|
Uygurlar’ın
yaşamı nasıldı? “Bu
devirde Uygurlar’ın yaşayışları, diğer pek çok Orta Asya kabilesinde görüldüğü
gibi, gayet basit bir tarzdadır. Bunlar konar-göçer oldukları için daima
bir yerde oturmayıp, hareket halinde idiler. Nüfus
bakımından da fazla kalabalık olmayan Uygurlar’ın ata binmede ve ok
atmadaki becerilerinin, eski bir geleneğin devamı olduğu bilinmektedir. Disiplin
cezaları çok şiddetli olup bilhassa, hırsızlık ve ırza geçme gibi
olayların çok ender olması dikkat çekicidir. Uygurlar’ın bu zamanlarda
oturdukları toprakların çok verimsiz olması, hayatlarını çoğu kez
etrafta bulunan diğer göçebe veya yarı yerleşik kabileleri yağma etmekle
devam ettirme mecburiyetinde bırakmıştır. Selenga,
Orhun ve Tola nehirlerinin etrafında kümelenmiş olan Uygurlar’ın atları
az fakat buna mukabil sığırları çoktu. Yüksek tekerlekli arabaları vardı. Bundan
dolayıdır ki, bu devirde, Çinliler tarafından kendilerine Kao-ch’e (Yüksek
arabalılar) denmiştir. Göç ederken veya harp sırasında bu arabalarına çok
güvenirler ve sulh zamanlarında da bu arabalarını ev olarak kullanırlardı.” (Prof.
Özkan İzgi, Çin Elçisi Wang Yen-Te’nin Uygur Seyahatnamesi, S.14) |