|
|
|
|
İkinci
Uygur devletinde yaşantı nasıldı? “Çin elçisi Wan-Yen-Te seyahatnamesinde şunları da yazıyor: İl-şou’da ipekli kumaşlar imal edilir; koyunların kuyrukları o kadar büyük ki, bu yüzden koyunlar hareket etmekte güçlük çeker. Çingling dağından çıkan ırmak devlet merkezi Koçu’nun tarlalarını ve bahçelerini sular, değirmenlerini de döndürür. Koçu’da
kara buğday müstesna diğer tahıl mahsulleri yetiştirilir. Burada aynı
zamanda güzel pamuklu bez ve işlemeli kumaşlar da dokunur. Zenginler at eti
yer, geri kalanları koyun eti ve yabani kaz yer. Çalgıları
kopuzdur (? k’ung-hou). Şarkı söylerken bu kopuzlardan birçoğunu kullanırlar.
Gezmeyi severler ve bilhassa baharda çok gezerler. Gezileri esnasında mutlaka
çalgılarını da yanlarında taşırlar ve birlikte çağırıp çalarak eğlenirler.
Koçu’da hükümdarın yarlığı, buyuruldu ve bitilerinin muhafaza edildiği
bir kule vardır. Bu
vesikalar burada ihtimamla saklanır ve kilitlenir. Beş Balık’ta kabul töreninden
sonra bir şölen verildi. Burada akşama kadar yenildi, içildi ve aktörler
oyun gösterdi. Şehir (Beş Balık) yeşillikler içindedir ve binalarının
epeycesi iki katlıdır. Şehir halkı hoş insanlardır. Burada çok zanaatkar
vardır. Bunlar altın ve gümüş kaplamada ustadırlar.
Bütün yoksullar et yer. Wang-Yen-Te’nin sefaretnamesi Uygurlar’ın
yerleşik hayatta ne kadar ileri gittiklerini pek güzel gösteriyor. Buna
hayret etmemelidir. Uygurlar dirayetli kağanları sayesinde devletlerini kurar
kurmaz medeni hamleler yapmaya girişmişlerdi. 840 yılındaki büyük felakete
rağmen (Kırgız istilası) onlar yeni yurtlarında da medeni bir kavim olmuşlardı. Uygurlar’ın
musikiye düşkün olmaları dikkate değer. Birlikte şarkı söyleyip kopuz çalıyorlar.
Bu eski bir gelenek olmalıdır. Çünkü Gök Türkler’in de birlikte şarkı
okudukları veya türkü çağırdıkları Çin kaynaklarında bildirilir. Fakat
her iki topluluğun da raks şeklinde oyunları olduğuna dair hiçbir bilgi
elde edemedim. İslam coğrafya kaynakları da bu mesele üzerinde bize yardımcı
olmuyorlar. Koyunlarının
kuyruklarının büyük olması Türk koyunlarına ait bir hususiyettir. Coğrafyacılardan
İbnü’l-Fakih de aynı şeyleri söyler. Radloff Kazak koyunlarında da aynı
hususiyetleri görmüştür. Wang-Yen-Te
Uygurlar’ın atlarının da çok olduğunu, Beş Balık düzlüğünde otlayan
yılkıların sayılarının bilinmediğini söylüyor.” (Faruk
Sümer, Eski Türklerde Şehircilik, S.37-38) |