|
|
|
|
Kuzey Uygurları nasıl yaşar? “Kuzey Uygurları’nın yaşayış
tarzını Çin yıllıkları şöyle tasvir eder: Kao-çeler’de baş hükümdar
yoktur, her soyun kendi reisi veya ihtiyarı bulunur. Örf ve adet bakımından
kaba ve işlenmemiştirler. Akrabalar bir arada sulh ve sükûn içinde yaşar. Akrabalar yabancı hücumuna uğradığı
taktirde, savaşta birbirlerine yardım ederler. Savaş esnasında ordularını
sıra şeklinde tertiplemeyip, düşmana kitle halinde saldırırlar. Bu usul,
onları daimi surette bir yerde savaşmalarını mümkün kılmamaktadır, bazen
ordularının bütün kuvvetiyle ileriye saldırırlar, bazen de, tekrar hücumda
bulunmak için acele geri çekilirler. Evlenme esnasında at ve ineği en iyi
hediye sayarlar. Her iki tarafın anlaşmasından sonra evlenme tamamlanmış
sayılır. Sonra damadın akrabaları, at sürülerini kızın akrabaları önüne
sürer ve onlar da en uygun buldukları hediyeleri seçip alır. Bu esnada at sahipleri sürünün dışında
bulunur ve el çırpmakla hayvanları ürkütürler. Seçmiş olduğu atın üzerinde
kalabilen, bunu hediye olarak alır, yere yuvarlanırsa başkasını arar. Kao-çeler ekmek bilmezler, şarap da
kaynatmazlar. Düğünlerde gelinin adamları, misafirlere bile kısrak sütünden
yapılmış kımız ile, pişmiş ve küçük parçalara doğranmış et
sunarlar. Ev sahibi misafirleri kendisi ağırlar. Otururken tertip ve sıraya dikkat
etmezler; yurdun önünde toplanıp oturarak bütün gün yer ve içerler, hatta
bu meclis gece de devam eder. Ertesi gün gelin babasını ziyaret
ettiği zaman, baba tarafının akrabaları oraya bir at sürüsü daha
yollarlar. Onlar dul kimselerle evlenmeyi sevmez ve bunu teessüfle karşılarlar. Kao-çeler ehli hayvanlara birer mülkiyet
damgası vururlar; sahrada bir hayvan yabancı bir halka karışırsa, onu hiç
kimse kendi mülkiyetine geçirmez. Yaşayışları temiz değildir. Gök
gürlemesini severler ve her defasında bağırarak semaya (ok) atarlar. Sonra o
yeri terk ederek dağılırlar. Ertesi yıl atlar yağlanınca (yani mayıs
sonundan başlayarak) tekrar gök gürleyen yere gelerek bir koyun keserler. Bu esnada bir şaman kadın, merkezi
devlette (Çin’de) bir uğursuzluğu uzaklaştırmak için tatbik edilen usul
gibi dua okur. Erkekler ata binerek bu yerin etrafında dört defa dolaşırlar;
sonra aynı kimseler bir bağ söğüt dalına kımız dökerler, bir kadın,
kemikleri koyun postuna sararak başının üstüne koyar, fakat saçlarını
demet halinde sarkıtır. Ölülerini kazılmış bir mezara götürerek,
cesedi bunun ortasına yerleştirirler, hayatta olduğu gibi yayını eline, kılıcını
beline, mızrağını kol mafsalına yerleştirdikten sonra mezara gömerler. Bir kimse yıldırımdan veya bulaşıcı
bir hastalıktan ölürse, uğursuzluğu gidermek için dua ederler. İşler
yolunda gitti taktirde türlü cinsten birçok hayvan keserek kemiklerini yakar
ve at üzerinde mezkûr yerin etrafında dönerler. Bu gibi toplantılarda erkek
ve kadın hiçbir yaş farkı gözetmeksizin hazır bulunur. Talihsizliğe uğramamış aileler şarkı
söyler, raks eder ve muhtelif musiki aletleri çalarlar, fakat bedbaht aileler
acı acı ağlarlar. Kao-çeler su ve otun bolluğuna göre
bir yerden diğer yere göç ederler.” (W.Radloff, Sibirya’dan 1.Cilt, S.122) |