|
|
|
|
Maniheizm
nedir? “Maniheist kozmogonide Tanrı’ya yer yoktur. Aksine Aydınlık ve öfkeli Karanlık gibi iki unsur Tanrı’nın yerini almaktadır. Karanlık kendi halinde maddi bir şey değildir ancak bir kere onun kümeleri aydınlığın bölgesine girmiş ve onu istila etmeye girişmiştir. İlk
insan ona karşı çıkınca, kümeler onun parlak vücudunu ele geçirip, parçalayarak
işkence etmişlerdir. İşte
karanlığın içinde bulunan bu ışık kümeleri maddi dünyada da vardır ve
Maniheistler’in amacı bu esir ışık kümelerini maddenin gözlerinden
kurtarmaktır. Bu
amaca ölümle değil –çünkü Maniheistler reenkarnasyona inanırlar-
hayattan, bedenden, maddeden ve bu cümleden sanattan -zira hepsi maddeden yapılmıştır-
nefret etmekle ulaşılabilir. Binaenaleyh
Maniheistler’e göre dünya sevgiye hizmet eden bir eser değil, bir felaketin
sonucudur ve bu yüzden de yok edilmesi gerekir. Başka bir görüşün aşırı
muakibi durumundaki bu öğreti yayılmaya çalışıldığı her yerde
Roma’da, İran’da ve Çin’de nefretle karşılandı. Romalı,
Maniheistler’in müsamahasızlığı, o dönemde en mükemmel halinde bulunan
tabiiyyatın tashihine matuf tabii felsefe görüşüyle şoke olmuştu. Persler
ve Araplar –kafir ve yalancı idiler; Maniheizm’e sadece müsaade etmemeli,
aynı zamanda maddeye karşı mücadele aracı olarak behemehal Maniheist
‘inançları’ kanunname olarak çıkarmalıydılar. Çinliler
–hayattan nefret edebilmesi için- toplumsal sefahat ve çile yoluyla nefsi
ezmeli, evlenmeyi yasaklamalıydılar. Maniheistler’in kendi öğretileriyle
uyuşmayan kişiler yani kötü insanlar olarak kabul ettikleri Budistler insan
ve hayvanlara karşı muamelelerinde son derece katıydılar. Sadece Uygurlar
Maniheizm’i devlet dini olarak kabul ettiler ve böylece Büyük Bozkır’da
ilk dini takibat devri başlamış oldu.” (L.N.Gumilöv,
Hazar Çevresinde Bin Yıl, S.253) |