|
|
|
|
Maniheist Uygurlar... “Büyük Bozkır, Çin baskılarına
ve manevi kültür etkinliklerine karşı durabilmişse de, anti-sistemlerin
cazibeli ayartmalarından kurtulamadı. Uygurlar sadece orta çağların değil,
bütün dünya tarihinin şahit olduğu en kabiliyetli, mert ve anlayışlı
insanlardı. İşte bu özelliklerinden dolayı da
yıkılıp gittiler. Maniheistler Müslümanların kılıçlarından kurtulmayı
başardıktan sonra doğuda kendilerine bir sığınak aramaya başladılar. Çinliler Mani propagandistlere karşı
şiddetli bir düşmanlık gösterirken, Uygur hanı 766’da Mani mübeşşirini
davet ederek, ona ülkesinde kendi öğretilerini yayma imkanı tanıdı. ‘Onun Uygurlar’a hakikat yolunu açacak
konuşmaları da çağlayan nehirler gibi akıcı idi’. Uygurlar Maniheistler yüzünden bütün
komşularıyla kavgalı hale geldi: Çinli Konfüçyistler, Kırgız şamanlar,
Hıristiyanlar, Müslümanlar ve hatta Budistler’i gücendirdiler. ‘Cehaletleri sebebiyle inanmayanlar
Buda’ya şeytan dediler.’ Perhiz günleri belirleyerek, o günlerde et ve hatta sütü
bile yasakladılar. Uygur köylüleri aç kalmamak için bostan yetiştirmek
zorunda kaldılar. Bu arada Maniheistler’in ‘aydınlık
dini’ dedikleri propaganda devlet erkanıyla sınırlı kaldı. Çünkü
‘yukarıdakiler ne yaparsa aşağıdakiler onları taklit ederdi.’ Maniheizm’in başka dinlere tahammülsüzlüğü
Uygurlar’ın mahvolmalarına sebep olacaktı. Uygur Hanlığı başlarında
beylerin bulunduğu altı kabileden müteşekkil bir konfederasyondu ve yönetimin
halk üzerindeki etkisi azdı. Kabile beyleri uzun süredir teist
Tengri-Gök kültürü uygulaya gelen kabiledaşlarına bağımlıydılar. Bu
insanlar kendilerine yak, ıçkak, çulmus ve albastılar gibi bozkırın kötü
ruhlarına karşı yardım eden Tanrı’ya inanmak ihtiyacını hissediyorlardı.
Maniheizm ise mistik olmakla birlikte ateistti.” (L.N.Gumilöv, Hazar Çevresinde
Bin Yıl, S.252)
|