Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Eski Türkler’de din

“Eski Türkler’in değişik dinlere inandıkları bilinir. Dinsel hoşgörü, Türk toplumsal yapısının bir parçasıdır. Bu hoşgörü Türkler’de bol bol din değiştirmeye dek uzanır. Göktürkleri izleyen Uygur egemenliği yönetiminde Eski Türkler arasında şu inançlarla karşılaşılır:

Mani: Türkler arasında yayılan ilk yabancı din Manihaizm’dir. Mani Dini’ni üçüncü yüzyılda Babilli Mani kurar. Babil’de gelişmiş inançlardan yararlanır. Kimi Hıristiyan ve Zerdüşt öğelerini birleştirir. Böylece Manihaizm öğretisini yaratır.

Bu dinin kökeni ikileme dayanır. Mani’nin anlayışına göre dünyayı iyi kötü, ışık karanlık olmak üzere iki zıt nesne doldurur. Bunlar birbirlerine karşı sonsuz bir savaşın içindedir. Her birinin ayrı yaratıkları, ayrı ülkeleri vardır. Savaş doğal olarak iyi öğe olan ışığın utkusuyla biter. Evrenin oluşumu, ileride sona erişi, o zamana dek sürecek savaş, tüm ayrıntılarıyla anlatılır.

İlke ve törelerinin yayılması için Mani sağlığında kilisesini kurar. Bir süre İran’da dinini başarı ile yayar. Dindaşlarının ve din adamlarının rütbelerini, derecelerini belirler. Nedir ki, çok geçmeden gözden düşer. Yalnız kilisesi izlenmekle kalmaz, kendisine de baskı yapılır. Sonunda acımasızca öldürülür. O zaman kimi yandaşları ve papazları zorunlu birer din salıkçısı olarak İç Asya’nın yolunu tutar. Bu kovalanan dine orada yeni alan, kendilerine yeni geçim yolu aramaya koyulurlar. Gerçekten İç Asya’da Manihaizm’in yazgısı değişir. Manihaizm Ön Asya’da yitirdiği saygınlığı, çok geçmeden İç Asya’da bulur. Altıncı yüzyılda batıda özellikle Afrika ve Küçük Asya’da bir çığ gibi yayılır. Bir ara Hıristiyanlığı iyice sıkıştırır.

732 yılında Orhun Bölgesi Uygurları güçlerinin doruklarında oldukları günlerde atlı güçleriyle Çin’in başkenti Lo-yang kentine girer. Uygur Hanı Bögü Han, Çin başkentinde Manihaizm’i öğrenir. Pek beğendiği bu dini salt kendisi kabul etmekle kalmaz. Orhun yöresindeki otağına dönerken halkına da Mani Dini’ni öğretmeleri için dört Mani din adamını birlikte götürür. O zamandan sonra Manihaizm, Uygur Devleti’nin resmi dini olur. Hanlarının sözüne uyan Uygurlar bir direnç göstermeksizin bu dine girer. Uygur illerinde ve Çin’in kimi kentlerinde Manihaist merkezler kurulur. Gerçekte, bu batı dini Çin’de Uygur yumruğu ile gönülsüz yayılır. 840 yılında Uygur Devleti Kırgız vuruşu ile yıkılınca Çin’de tüm Mani kiliseleri yıkılır. Resimler yakılır, malları ellerinden alınır. Mani Dini’ne inananların en az yarısı ortadan kaldırılır. Yalnız Turfan Uygurları Mani inançlarına bağlı kalır.

Böylece, Mani Dini sonraları savaşımı sürdüremez. Batıda Hıristiyanlık doğuda daha sonra doğacak olan İslamiyet onu yeryüzünden tümden silmekle kalmaz, onun yazılı belgelerini bile ortadan kaldırır. Böylece Mani ilkeleri gizemli bir sis tabakasının arkasında kalır. Onun hakkında bildiklerimiz, Hıristiyan ve Müslüman din adamlarının kimi öznel savlarına dayanır.

Mani’nin karışık ilke ve töreleri Uygurlar arasında geniş ilgi uyandırır. Dönemin tanıklarına göre, Uygurlar arasında Mani yandaşları Budistler’den çoktur.

Manihaizmin kendine özgü bir sanatı vardır. Dinin kurucusu Mani aynı zamanda ünlü bir ressamdır. Onun düşmanı olan Müslümanlar bile resimdeki ustalığını takdir eder. Mani’nin sanat duygusu ve ressamlık yeteneği dinine de damgasını vurur. İç Asya’da bulunan Manihaist metinler en iyi mürekkeple, en ak kağıda, en özenli ve güzel yazı ile yazılıdır. Dinsel metinler sanatsal minyatürlerle süslüdür.

Nestorayan: Nestorayanlık, Hıristiyanlığın İç Asya’ya uzantısıdır. İstanbul Patriği Nestorius’un düşüncelerinden oluşan Hıristiyanlık mezhebidir. Nestorius, geniş bilgili ama zapt olunamayacak ölçüde hırslı, inanılmaz biçimde kendini beğenmiş bir papazdır.

Nestorius, Suriye’nin Germanica İlçesi’nde doğar. Antakya’da manastıra katılır. Sesinin güzelliği, söz söyleme gücüyle çevresini hayran bırakır. Çevresinde inançlı ve bilgili bir sofu olarak tanınır. Mesleğinde hızla ilerler. 428’de Bizans patriği olur. Burada, İsa’nın tanrısal nitelikleri olduğunu ama tanrı olmadığını, Meryem’in tanrı anası değil, bir insan anası olduğunu ileri sürer. Nestorius’a göre, insan nitelikleri ile tanrı nitelikleri aynı özde birleşemez. Bu nedenle, İsa’nın tek bedende iki kişilikli olduğunu varsaymak gerekir. Bir bakıma, Hıristiyanlık açısından İsa’yı insan saymak zorunluluğu vardır. Nedeni; İsa bütün insanlar için tanrı yanıyla değil, insan yanıyla acı çekmiştir. Nestorius’un bu düşünceleri sofu Hıristiyanlarca sapkınlık sayılır. Nestorius 431 yılında aforoz edilerek Mısır’a sürülür. Orada yaklaşık 451 yılında yalnız ve perişan bir durumda ölür.

Beşinci yüzyılın sonlarında İran ve Irak’ta Nestorius’un ilkelerine dayanan bir tarikat kurulur. Bu din bir yangın gibi komşu ülkelere yayılır. İç Asya’yı saran Nasturilik işte budur. Nedir, bu dinin ilkelerinin ne kadarının kurucusunun olduğu bilinmez. Kısa sürede İran’ın resmi dini durumuna gelir. Bir iki yüz yıl geçmeden de yavaş yavaş İç Asya’ya doğru yayılır. Önce Hint yarımadasında ufak tefek başarılar elde eder. Önemli aşamasını beşinci yüzyılın sonlarında Merv ve Herat piskoposluklarının kurulmasıyla yapar. Yedinci yüzyılın ilk yarısında Amuderya’ya girer.

Nasturiliğin İç Asya’ya yayılışı, buradaki sade insanların yüreğine pratik yoldan girmekle olur. Gerçekte Nasturi din adamları din bilgisine pek bakmazlar. Ticaretten anlarlar. Hastaları iyileştirmesini bilirler. Gezgin satıcılar olarak uzak ülkelere dek giderler. Geniş halk yığınları ile ilişkide bulunurlar. Para için kimseye el açmazlar.

845 yılında Çin’de Nasturiliğin kökü kazınır. Ancak, Moğollar döneminde yeniden canlanır. Orhun Vadisi’nde yaşayan büyük Moğol boyu Kereitler, bu dini seçer. Böylece Nasturilik Moğol sarayına sızar. Mengi, Mubilay ve Hülagu’nun anneleri Kereit prensesidir ve inançlı bir Nasturidir.

Nasturilik Türkler arasında fazla yayılmaz. Şato Türkleri’nden Ongutlar bu dine girer. Nasturilik, Moğol yönetiminin çöküşüyle geriler ve15. yüzyılda tümden İç Asya’da silinir.

Budizm: Budizm, Türkler arasında çok yayılmış bir inançtır. Uygurlar arasında Sogd, Saks ve Toharlarcayayılır. Günümüzde de insanlığın büyük bir bölümüne egemen olan bu inancı,altıncı yüzyılda, Hindistan’da yaşayıp yaşamadığı tartışma konusu olan Guatama Sakyamuni ortaya atar.

Bir kral soyundan gelen Sidharta, Magadha eyaletinde dünyaya gelir. Yirmi dokuz yaşına gelince kırlara çekilir. Bir derviş yaşayışı içinde yaşamın anlamı üzerine düşünmeye başlar. Yıllarca düşünce aleminde kalır. Sonunda bir gece mucize gerçekleşir. Düşüncesi aydınlanır. Budha olur.

Budizm’in ilk biçimi çocuksu bir düşüncedir. İnsanlar istediklerini elde edemedikleri için dünyada mutsuzdurlar. İsteklerinden vazgeçerlerse mutlu olurlar. Acı çekmemek için hiçbir şey istememek gerekir. İşte o zaman mutsuzluğun bulunmadığı duruma, nirvanaya varılır. Budha’nın düşüncesi aydınlığa kavuşur. Bundan sonra tanrısal gerçeğini yaymaya başlar. Kilisesini (sangha) kurar. Budizm böylece doğar.

Eski Türkçe’de pek çok Budist gereç vardır. Ancak pek çoğu çeviridir. Budizm Uygurlar arasında uzun süre yaşar. Günümüzde de Sarı Uygurlar bu dine inanır.”

(Fuat Bozkurt, Türklerin Dili, S.108)