Sagalassos
Antik Kenti
2006 yılında gezdiğim antik
kentte çalışmalar sürüyordu. Antik kente uzaklık şehirlerarası yoldan
(Antalya-İstanbul) ayrıldıktan sonra yarım saat kadar sürüyor. Yol 2006 yılında
fena değildi. Çok güzel yerlerden de geçiyorsunuz. Doğal güzellikler yanında
Sagalassos'un niye öyle tepelere kurulduğuna da dikkat etmeniz gerekiyor. Benim
en çok ilgimi çeken nokta çok uzaktan/aşağıdan bakıldığında bile antik kentin
görülmeyecek bir yere kurulması oldu.Buna karşılık her yere egemen olan bir
konumu var. Zaten aşağıda da okuyacağınız gibi bir geçidi tutabilmek için
yapıldığı sanılıyor. Sagalassos'a vardığınızda o an durup çevrenize yeni bir
gözle bakın. Tam durduğunuz yerde günümüzden sekiz bir yıl önce birilerinin ayak
sesleri yankılanıyor olabilir. Hatta biraz kulak kabartırsanız bu yankıyı siz de
duyabilirsiniz, kim bilir...
(Metin Gülbay'ın notu)
Sagalassos Antik Kenti
Burdur
İlinin Ağlasun İlçesi'ne yedi km. uzaklıkta, bir dağın tepesinde bulunan
Sagalassos antik kentini ilk kez 1706’da bir Fransız gezgini bulmuştur.
Sagalassos’ta kazılara 1985 yılında başlanmış ve günümüzde de çalışmalar devam
etmektedir.
Sagalassos,
coğrafi konumundan ötürü, Tekne Tepe’nin batısında bulunan geçidin kontrolünü
elinde tutabilmek için yapıldığı sanılmaktadır. Kazılar sonucunda ortaya çıkan
bulgu ve kalıntılar bölgede M.Ö. 6000’de yerleşimin başladığını göstermektedir.
Bununla beraber gerçek anlamda kent olarak yerleşim M.Ö. 3000’lerde başlamış ve
ismini Antik Çağda duyurmuştur. Pisidialılar M.Ö.1000’de buraya ulaşmış ve
ormanlık olan bu alandaki ağaçlardan kereste yapımında yararlanmışlardır.
Sonraki yıllarda tarım ön plana geçmiş, Hitit İmparatorluğunun çöküşüyle
başlayan dönemde ekonomisi diğer kentlere göre daha ileriye gitmiştir. M.Ö.
546-334 yılları arsında bölge Pers egemenliğine girmiş, ancak bu durum kenti
olumsuz yönde etkilememiştir. M.Ö 334-333’te Büyük İskender Psidia’nın Telmessos
ve Selge gibi büyük şehirlerini ele geçirmiştir.Sagalassos’un bu dönemde
İskender’e bağımlı olmakla beraber kısmen de özgürlüğünü koruduğu bilinmektedir.
Büyük İskender’in M.Ö 323’te ölümünden sonra kent selefleri arasında M.Ö 281’e
kadar el değiştirmiş ve sonra da Suriye Seleukos topraklarının bir parçası
olmuştur. Seleukos kralları Psidia’nın bu kentini Büyük Antiokhos’a kadar (M.Ö
223-187) yalnızca temsilcilerle yönetmişlerdir. Bu dönemde Sagalassos
Helenleşmiş, Suriye ve Mısır’la iyi bir ticari ilişkisi sağlamıştır.Bu ticaretin
oluşmasında Seleukoslar dönemi boyunca Seleukoslara ve Ptolemaioslara paralı
askerlik yapan Pisidialı’ların etkili olduğu sanılmaktadır. Seleukoslar
döneminde kent oldukça zengin bir konumda idi. M.Ö 189-133 yılları arasında
Pergamon Krallığı’na katılmış, Pergamon Krallığı’nın vasiyet yoluyla Roma
egemenliğine geçmesinden sonra da, Roma’nın Asia Eyaleti’nin bir parçası
olmuştur. Böylece M.Ö. 39’a kadar sürecek olan özgürlüğünü kısmen de olsa
korumuştur. M.Ö 39’da Galat Kralı Amyntos’un egemenliğini tanımak zorunda
kalmıştır. M.Ö. 25’te yeniden Roma’nın eyaleti Galatia’ya dahil olmuştur. Roma
İmparatorluğu döneminden itibaren (M.Ö 25) yazıtlarda ve sikkelerde görüldüğü
gibi “Pisidia’nın önde gelen şehri, Romalı’ların dostu ve müttefiki” sözünden
yola çıkılarak Romalı’ların koruduğu bir kent olmuş ve egemenlik alanı
genişletilmiştir. Bu dönemde bölgeye savaşmak için gelen askerlere yapılan tahıl
satışlarından ötürü kent daha da zenginleşmiştir. Bizans döneminde
Hıristiyanlığın devlet tarafından kabul edilmesiyle Psidia Eyaletinin önemli
piskoposluk merkezi olmuştur. Sagalassos, M.S. 518 ve 528’de depremlerden,
541-543 yıllarında da veba salgınından zarar görmüş, M.S. 644-696’ da Arap
akınlarına uğramıştır. M.S.XII.yüzyıla kadar burada yaşandığı, XIII.yüzyıldan
sonra da ismine yazılı kaynaklarda rastlanmadığı görülmektedir.
Sagalassos’dan Günümüze Ulaşan Antik Yapılar:
Dor Mabedi
Kentin bulunduğu alanın üst noktasındaki Dor üslubundaki mabedin
kazılarına 1990 yılında başlanmış olup, kazılar günümüzde de devam etmektedir.
İlk kazılarda büyük olasılıkla MS.I.yüzyıla tarihlenen bu yapının arazi
konumundan ötürü zaman zaman değişikliğe uğradığı ortaya çıkmıştır. Özellikle
orijinal merdivenlerin yerini üç ayrı teras almıştır. Mabet üzerindeki son
değişiklik M.S.V.yüzyılda kentteki diğer yapılardan toplanan malzemelerden
yararlanılarak yapılmıştır. Bu arada ön duvar daha yüksek olarak yeniden inşa
edilmiştir. Bu değişiklikle o dönemde dini amaçlar için kullanılmayan yapı, geç
sur duvarı ile birleştirilerek bir kuleye çevrilmiştir.Bu değişikliğin kenti
Isauria kabilesine (M.S 404-406) karşı korumak için yapıldığı sanılmaktadır. Geç
döneme tarihlenen surun, güneyine dıştan 1.10-1.60 m., içeride de 1.80-2 m.
genişliğinde bir çeşit rampa, duvarı sağlamlaştırmak için düzenlenmiştir.
Sagalassos 1992 yılı kazılarında bölge kültü ile ilgili yerli binici tanrı
Kakasbos kültüne dair adak eşyaları dışında herhangi bir buluntu ile
karşılaşılamamıştır. Yalnızca 10-30 cm. kalınlığındaki üst katmanın içinden yapı
malzemeleri dışında kap kacak, cam ve metal objeler bulunmuştur. Bunun dışında
geç Roma mozaik parçaları, dikine yerleştirilmiş pişmiş topraktan bir boru
sistemi, Hadrianus , Julianus ve diğer dönemlere ait sikkeler ile zengin çeşitli
adak eşyaları ile karşılaşılmıştır.Bunlar MS.VII.yüzyıla tarihlendirildiği gibi
üslupları, Roma Erken İmparatorluk döneminin özelliklerini taşımaktadır.
Apollon Klarios Mabedi
Apollon Klarios Mabedine ait kalıntılar yapılan kazılar sonucunda
tamamen ortaya çıkarılmıştır.Mimari parçalar oldukça iyi korunmuş, daha
öncekilerden farklı olarak son derece sade oldukları da dikkati çekmektedir.
Belki de kente zarar veren depremlerden ötürü bu tür bir yapılanmaya gidildiği
de düşünülmektedir.
Apollon Klarios Mabedi M.S.I. yüzyılın sonu ile II. Yüzyılın başlarına
tarihlendirilmektedir. Mabedin bezeme yönünden dikkati çeken elemanları daha çok
İyon sütun başlıklarıdır. Bununla beraber kazı çalışmalarını yürüten
araştırmacılar mabedin kalıntıları arasında birbirlerinden farklı dört ayrı
üslupta sütun başlıklarına da rastlamışlardır. Bezeme yönünden süslü olan bu
sütun başlıkları dönem dönem daha sadeye dönüşmüşlerdir. Günümüzde ortaya
çıkarılan sütunlar ve başlıklar MÖ. II.yüzyıl ile I.yüzyıl sonlarına İmparator
Augustos dönemine tarihlendirilmektedir. Bu noktalar göz önüne alındığında
mabedin Erken İmparator Döneminde yıkıldığı ve sonra da Augustos döneminde
yenilendiği açıklık kazanmaktadır. Mabet M:Ö. V.yüzyılda kiliseye
dönüştürülmüştür.
Bouleterion
MÖ. II.yüzyıl sonları ile I.yüzyıl başlarında yukarı agoraya bakan
teras üzerinde Bouleterion’un kalıntıları ortaya çıkarılmıştır. 1993 kazı
döneminde agoranın batı kenarı boyunca bir çok sütun ve sütun başlıkları ortaya
çıkarılmış ve bunlar bir araya getirilmiştir. Bu parçaların bir çeşit galeriye
ait olduğu sanılmaktadır. Bir çeşit korkuluk duvarı üzerine oturtulan bu
kalıntılar Helenistik dönem üslubunu yansıtmaktadır. Ayrıca üst kattaki iki
korinth üslubundaki sütunun iç yüzeylerine Athena ile Ares’in kabartmaları
işlenmiştir.
Aşağı Agora
Apollon Klarios tapınağı ile doğuda geniş Roma
hamamları arasında kalan, şehrin tam ortasına yerleşmiş küçük bir meydanda 1993
yılında kazı çalışmalarına başlanmıştır. Bu alan kuzeyde yüksek bir terasın
tepesindeki Nymphaeum, güneyde yeni bir giriş kapısı ve şehrin kuzey-güney
eksenine açılan bir kapı ile sınırlandırılmıştır. Kentin önde gelenleri ile
imparatorlar için yapılmış oldukları sanılan bu girişlerin uzun kenarlarından
alınan parçalar, meydanın bu düzeninin Helenistik Dönemden kalmış olduğuna
işaret etmektedir. M.S.I.yüzyılda aşağı agoranın doğu kenarı boyunca, 5.20m
genişliğinde iyon sütunlarının bulunduğu bir yapı ile karşılaşılmıştır. Bu yapı
ayrı bir giriş ve hamamların önündeki bir sıra dükkanla bağlantıyı
sağlıyordu.Büyük olasılıkla MS.I.yüzyılın sonlarına doğru, doğu girişindeki bazı
dükkanlar kapatılmış ve onların yerine daha basit dükkan ve konutlar
yapılmıştır.Yüzyılın sonlarına doğru da bunlara su tesisatı eklenmiştir.
Buradaki buluntular içinde 10 parçadan oluşan, tunç ve bakırdan yapılma
aletlerle karşılaşılmıştır. Bunların içerisinde MS.556 ve MS.607-8 yıllarına
tarihlendirilen sikkeler de bulunmuştur.
Yukarı Agora
Sagalassos’un Yukarı Agorası 1992 yılında kazılmaya başlanmıştır.
Düzgün olmayan yamuk şekildeki agoranın M.Ö.II.yüzyıldan önceki döneme ait
olmadığı da açıktır. Bunun da nedeni agoranın ortasında ve çevresinde yer alan
kaldırım ve şeref anıtlarının Roma İmparatorluk Döneminden kalmış olmalarıdır.
En iyi korunmuş olanları da M.S.I.yüzyıl ile II.yüzyıl arasına
tarihlendirilmektedir.
Agoranın güney tarafında Erken İmparatorluk Dönemine ait özellikleri olan, büyük
olasılıkla Augustus için yapıldığı düşünülen kare planlı, bezemeli, dört sütunlu
bir yapı ortaya çıkarılmıştır. Bu yapının erken devirlerde yapılmış ve MS.IV.yüzyılda
yeniden kullanıldığı sanılmaktadır. Buradaki iki kaide üzerinde İmparator
Valentinious I ve Gratianus’un isimleri geçen yazıtlar 375 yılında kazınmıştır.
Ayrıca İmparator Valens ve oğlu Valentinious II ve Büyük Constantinus adına
yazıtlara da burada rastlanmıştır. Bu dönemlere ait, meydanın güney kenarı
boyunca uzanan bir portikonun (sütunlu giriş) bulunduğu da olasıdır.
Yukarı Agorada yapılan kazılarda MS.V.yüzyıla ait sikkelere rastlanılmamış oluşu
bu dönemlerde agoranın terk edildiğine işarettir. Kentin savunma amaçlı
duvarlarının yapılmasından sonra Yukarı Agora bunların arkasında kalmış, Aşağı
Agoranın önem kazanmasına neden olmuştur.
Tiyatro
Sagalassos’un en iyi korunmuş yapılarından birisi de tiyatrodur.
Yaklaşık 1574 m. yükseklikte olan tiyatro Antik dönem tiyatrolarının en yüksekte
olanlarından birisidir. Sırtını yaslandığı tepeye oturma sıraları
yerleştirilmiştir. Bununla beraber yer yer de mimari parçalardan
yararlanılmıştır. Tiyatro kentin güneydoğu doğrultusu üzerindedir. Koridorların
oluşturduğu alt yapı bir bakıma oturma sıralarını desteklemektedir. Scene
(Sahne) bir kat yüksekte olup, MS.180-200 yıllarına tarihlendirilmektedir.
Oturma sıraları tiyatronun arkasına yaslandığı granit taşlarından yararlanılarak
yapılmıştır.
Antoninus Pius Mabedi
Kentin aşağı teraslarında şehre hakim bir yerde kurulan Antonius Pius
Mabedi güneydoğudaki teras duvarları ile daha da güçlendirilmiştir. Mabet 68.80
x 40 m. lik bir alan üzerinde olup 7.20 m. genişliğindeki porticolarla dört
taraftan çevrilmiştir. Böylece mabet, yaklaşık 82.40 x 60.40 m.lik bir alan
içerisindedir. Buradaki batı temenos duvarı caddeye bakar ve her iki kenarı da
yarım pilasterlerle süslenmiştir.Bu duvarın merkezinden propylon’a geçilir.Mabet
Korinth üslubunda olup kısa kenarlarında 6, uzun kenarlarında da 11 sütun
bulunmaktadır. Ayrıca derin bir pronaos ( 8 m) ve oldukça kısa bir cellası (9.30
m) vardır. Kentteki diğer yapılarla karşılaştırıldığında işçilik ve mimari
elemanları yönünden oldukça ileri bir düzeyde olduğu görülmektedir. Mabedin
yapımı uzun sürmüş; Hadrianus döneminde yapımında başlanmış ve İmparator
Antoninus’un il dönemlerinde de tamamlanmıştır. Bir deprem sonucu pronaosun üst
kısmı yıkılmış, buradan çıkan taşlar daha sonra diğer yapılarda kullanılmıştır.
Roma Hamamı
Roma Hamamı aşağı agoranın doğusundaki doğal tepenin üzerine ve şehrin
içinden geçen yolun güneyinde kurulmuştur. Doğu-batı yönünde 80 m. ve
kuzey-güney yönünde 55 m. genişliğindedir ve üç kattan oluşmaktadır. Bu hamamın
ölçüleri Asta’daki antik hamamların en büyüklerinden biri olmasını sağlamıştır.
Aşağı agoranın batısında kurulmuş ve tepenin keskin bir eğim yaptığı güney
tarafında Antonınus Pıus Mabedi, hamamı tepeden ayırmaktadır. En alt kattan
ısıtma sistemiyle ilgili bölümler ve servis odalarını bulunmaktadır. Buraya
aşağı agoranın doğu porticosuna açılan bir kapıyla ulaşılmaktadır. Hamamda
kullanılan yapı tekniği yukarı agoranın kuzey duvarı ile benzerlik
göstermektedir. Bu yüzden hamam büyük olasılıkla M.S.I.yüzyıl sonlarında
yapılmıştır. Su gereksinimi de kentin doğusundaki kaynaktan kanallar vasıtası
ile sağlanmaktadır.
Makellon (Kamu Yönetim Binası)
Yukarı agoranın güneybatısında birkaç metre
altında Kamu Yönetim Binası yer almaktadır. Yapının arka duvarı şehrin
kuzey-güney doğrultulu ana caddesine bakmaktadır. Makellon kenarları en az 21x21
m. ölçüsünde kare bir alana sahiptir ve kenarlarında porticolar yer alır.
Makellondan daha yüksek bir seviyedeki, 5.50 m. genişliğindeki bir cadde, yukarı
agorayı Makellonun batısına bağlar. Makellon’ un güneyinde ana girişi vardır ve
bunun dışında iki giriş daha bulunmaktadır.
Makellon’ un mimari kalıntıları oldukça düzensiz bir işçilik göstermektedir.
Blokların yüzeyleri pürüzlü olup, yalnızca görülebilen kısımların yüzeyleri
düzeltilmiştir. Bu nedenle boyutlarda önemli değişiklikler gözlenmektedir.
Makellon Antik Devirde hasar görmüştür. Bu da bazı blokların tamir edilmiş ve ön
taraftaki kenar bloklar arasına eklemeler yapılmış olmasından anlaşılmaktadır.
Makellon şehir merkezindeki diğer yapılarla karşılaştırıldığında daha alt
düzeyde mimari bir üslup ve işçilik gösterir.
Kütüphane
Helenistik çeşmenin ilerisindeki caddenin kuzey kenarında yer alan
kütüphanenin üç ayrı girişi vardır. Giriş duvarlarına nişler açılmıştır. Yapının
önünde 40 m2 boyutunda ve üzerinde büyük yıldızların tasvir edildiği siyah-beyaz
bir mozaiğin yanı sıra, binanın içinde de 60 m2 boyutunda daha kaliteli yine
siyah-beyaz, geometrik desenlerden oluşan bir mozaik daha yer almaktadır..İç
kısımdaki mozaiğin ortasında Thetis, Achilles ve Phoenix görülmektedir.
Bina 11.80 x 9.90 m ölçülerinde iyi korunmuş bir odadan oluşmuştur. Antik
zamanda hasar görmüş olan yapının arka duvarları 3-6 m arasında yüksekliklerini
korumaktadırlar.
Arka duvar üzerindeki uzun bir yazıta göre bina, M.S 120’ den sonra T. Flavius
Severianus Neon tarafından yaptırılmıştır. Bu yazıtta ayrıca binayı yaptıran
şahsın aile fertlerinden ve sahip oldukları konumlardan da bahsedilmektedir.
Büyük olasılıkla adı geçen aile şehrin en önemli ailelerinden biridir ve
yalnızca şehirde değil Roma ordusunda ve Mısır’ın yönetiminde de söz
sahibidirler.
Heroon
Heroon büyük olasılıkla yabancı bir hükümdar ya da önemli bir kahtaman
için yapılmış anıttır. M.Ö.II.yüzyıl sonlarına tarihlenir. Xanthos’taki
Nereidler Anıtı’ndaki gibi toprak bir tabandan oluşur ve küçük tapınak
şeklindedir. Anıt 6.07 x 5.20 m.lik 3 basamaklı bir platformu destekleyen bir
korniş tarafından korunmaktadır. Anıt üzerindeki kabartmalarda birbirlerinin
eldiven ve pelerinlerini tutarak dans eden kız figürleri görülmektedir.
Odeon
Antik Çağın en büyük odeonlarından biri olan Sagalassos odeonu 24x24 m.
Ölçüsünde olup, arka duvarı oldukça iyi korunmuştur. M.S.I. yüzyıla
tarihlendirilen bu yapı, daha sonraki yıllarda birkaç kez onarılmıştır. Toplantı
salonuna, auditoryuma birisi batıdan, diğer ikisi değişik seviyelerde doğudan
olmak üzere üç adet tonozlu giriş bulunmaktadır.
Nymphaeum
Hadrianus döneminin sonlarına doğru yapılan odeon, aşağı agoraya
bakmaktadır. Ön duvarı tiyatronun scenesi ile aynı döneme ait olduğu yapı
malzamesinden anlaşılmaktadır. Nymphaeumun uzunluğu 14 m., yüksekliği ise 13
m.dir. Arka duvarı önündeki sütunlar ikinci katı destekleyen düz bir podyumu
oluşmaktadır. Arka duvarı üzerinde iki adet yuvarlak kemerli niş görülmektedir.
Helenistik Su kanalları
Sagalassos’ un doğu tarafındaki vadideki kaynaktan iki su kanalı kente
su gelmesini sağlamaktadır. Helenistik dönemde yapılan bu su kanalları kayaların
oyulması ile oluşturulmuştur. Ancak bunlar çeşitli depremler ve erozyonlar
nedeniyle zarar görmüştür. Yukarıdaki su kanalı diğerinden daha iyi korunmuştur.
Aşağı ve yukarı su kanalları arasındaki bağlantı ve yapım tarihleri kesinlik
kazanamamıştır. Yalnızca ortak noktaları aynı kaynaktan su taşımış olmalarıdır.
Roma Su Kanalları
Helenistik su kanallarının kestiği tepelerin aşağısında yer alan Roma
su kanalları, vadinin diğer tarafındadır. Günümüzde de buradaki sudan
yararlanılmaktadır. Kazılar sırasında burada bir kaynak evi ortaya çıkmış ve
büyük olasılıkla da kent içerisindeki Roma hamamına su sağlamak amacıyla
yapılmıştır.
(kenthaber.com)