önceki
sonraki
Kül Tigin külliyesinden
onun kutsal yadigârları arasında çıkan bir mask da kurt yüzü idi (Nowgorodowa
1980: 187 No.'lu buluntu).
Kutsal ata sayılan hayvanlarla ilgili inanç ve pratiklerinin, Genel Türklük
alanının bir kısmında bugün bile geçerliği vardır; büyük bir kısmında da derin
izlerini tespit etmek mümkündür (31).
Böyle töz sayılan hayvanlara dair kitabelerde de ip uçları vardır. Meselâ, Berge
yazıtındaki
(Y 11, 4) y(ä)ti böri öl(ü)rd(ü)m (a) b(a)rs(ı)g kökm(ä)k(i)g öl(ü)rm(ä)d(i)m
(a) "Yedi kurt öldürdüm! Barsı ve (erkek) geyiği öldürmedim!"
cümlesinde bars ve kökmäk’in öldürülmeyiş sebebi Kormuşin'in de isabetli olarak
belirttiği gibi bars ve kökmäk’in töz hayvanı olmaları ile ilgili olmalıdır
(32). Eski Türk boylarında, boyların veya boyları oluşturan aymag ’ların, urug
’ların veya ok~uk’ların üyelerince, türediklerine inandıkları töz hayvanları ile
ilgili kural ve yasaklar hakkında çeşitli fikirler olmakla beraber, bunlar
esasen öldürülmezler, yenmezler v.s. Fakat bu yasaklar, o gruba mensup
olmayanlar için ise geçerli değildir. Dolayısı ile, tözü kök böri olmayan Tör
Apa İçreki kök böri öldürebilir. Yine, Uybat VI (Y 98) kitabesinde ise, Bars
Tirig Bey'in 12 er-kişi dışında, gök börü, kara as/kakım ve buğu öldürdüğünü (Kormuşin
1997: 122) öğreniyoruz ki, 'gök börü' kadar 'as/kakım' ve 'buğu'nun da Türklerde
töz hayvanları arasında sayıldığını biliyoruz. Diğer yandan mezar kitabesinin
sahibi beyin bir diğer töz hayvanının adını, "bars" adını taşımasına da dikkat
çekmek gerekir. Bu bakımdan 'kurt’un Türklerde bir töz olmadığı iddiasını
kuvvetlendirmek için Berge yazıtındaki cümleyi tanık tutan Clauson’un (1964: 6),
mezar yazıtı sahibi Tör Apa İçreki’nin kök böri öldürürken, neden özellikle
bars'ı, kökmäk’i öldürmediğini sorması da beklenirdi.
Köktürk
Kağanlık Kitabelerinin doğuya bakan yüzleri bir yaradılış mitiyle başlar
Köl Tigin Yazıtı Doğu yüzünde (1. satır) ve Bilge Kağan Yazıtı Doğu (2-3.
satırlar) yüzünde, devletin kurucu ailesi veya sülâlenin tarihi bir yaradılış (creation)
miti, kozmogoniyle başlatılır. Bazı köken mitleri de bir kozmogoniyle başlar.
Eski çağlara ait, büyük aile veya sülâlelerin tarihlerinin bir kozmik doğumla
başlatıldığı bilinmektedir. Meselâ, Tibetlilerin de sülâle tarihleri bir kozmik
doğumla başlar. Bununla beraber, Türklerde kozmoz'un doğumu, ne Tibet'in büyük
aileleri veya sülâlelerinin tarihlerinde olduğu gibi yumurtadandır ne de meselâ,
Eski Mısır, Mezopotamya ve Grek mitolojilerinden Doğu Asya ve Polinezya'ya kadar
uzanan
Kök Türk devletinin yeniden diriliş dönemine ait Köl Tigin ve Bilge Kağan
kitabelerindeki yukarıda verilen kozmik doğum cümlesinin hemen ardından gelen
kişi : og lınta : üzä : (ä)çüm (a)pam : bum(ı)n q(a)g (a)n : işt(ä)mi : q(a)g
(a)n : ol(u)rm(ı)ş : ol(u)r(u)p(a)n : türük : bod(u)n(ı)h : ilin törüsin : tuta
: birm(i)ş : iti birm(i)ş … "Kişi oğlu üzerine atalarım Bumın Kağan ve İstemi
Kağan oturup Türk milletinin devletini ve yasalarını tutmuşlar ve
düzenlemişlerdir (KT Doğu 1, BK Doğu 3)" (36)
cümlelerinde dikkat çekilmesi gereken husus, Bilge Kağan'ın ağzından çıkan
sözlerle "Türk" değil, kişi oğlunun üzerine Bilge Kağan'ın atalarının
oturduğunun bildirilmesidir. Bilge Kağan'ın atalarının kişi oğlunun başına
geçmelerinden sonradır ki "Türk milleti"nin devleti tutulmuş ve yasaları
düzenlenmiştir. Etnik anlamda 'kendini tanımlama' ve 'millet' anlayışının ölçüsü
olarak türük bodun birleşiğinin, ancak devletin ve onun hukukunun tesisi ile
beraber kullanıldığını bulmak Türklerde 'milletleşme'nin hangi faktörlere, hangi
temel şartlara bağlandığını görmek bakımından önemlidir. Aslında abidelerin
hitap ettiği coğrafya üzerinde yaşayan dağınık - bir soydan, yakın akraba
soylardan olan, dünür soylardan ve hiç soy ilişkisi olmayan - toplulukların
"Türk" adı altında birleştirilmesi, yani devlet bünyesine dâhil edilmesi,
katılması hiç de kolay olmamıştır. Bu dâhil edilme sürecini kitabelerin devam
eden cümleleri uzun uzun anlatır.
Kök Türk devletinin 2. dönemine ait kitabelerde gördüğümüz bu kozmik doğum
cümlelerini "kutsal Ötüken" merkezli Uygur kağanlığı (745-840) kitabelerinde de
görürüz. Meselâ, Tes yazıtının kuzey yüzü
[..... ö]h rä : qıl(ı)ntuqda : uyg (u)r q(a)g (a)n : ol(u)rm(ı)ş : bökü ul(u)g
q(a)[g (a)n (ä)rm(i)ş] "Evvelce yaratıldıklarında Uygur kağanları (olarak) tahta
oturmuşlar. Yiğit ve ulu kağanlar imişler (Tes Kuzey 1)
cümlesindeki baş kısmı tahrip olan 1. satırın öh rä qılıntuqda ibaresi bir
kozmik doğum cümleciğidir. Kök Türk harfli kitabelerdeki kozmik doğum cümleleri
yalnızca kağanlık kitabelerine hastır. Bu önemlidir. A-shih-na sülâlesine kız
veren Tonyukuk'un bile kendi kitabesine, ancak kendi doğum cümlesiyle
başlayabilmesi bu açıdan dikkat çekicidir (T I, Batı 1).
Aynı derecede önemli olarak, "yeni" devletin Kök Türk mirası üzerine oturularak
meşrulaştırıldığı da yine "kutsal Ötüken" merkezli Uygur kağanlık kitabelerinde
açıkça ifade edilir. Taryat (Terhin) yazıtının (M 29) Doğu yüzünün ilk cümleleri
olan
...(yaklaşık 75 harf) yol(l)(u)g q(a)g (a)n …(10 harf) bumın q(a)g (a)n üç q(a)g
(a)n ol(u)rm(ı)ş (ä)ki yüz yıl ol(u)rm(ı)ş “… Yollug Kağan … Bumın Kağan; üç
kağan tahta oturmuşlar. İki yüz yıl hüküm sürmüşler (Taryat Doğu 1)
cümleleri Kök Türk devletinin hem 1. hem de 2. dönemine ait kitabelerinde
zikredilen devletin kurucusu Bumın Kağan'dan başkası olmamalıdır. Bumın Kağan'ın
adının anılması, şüphesiz ırk değil, el değiştiren devletin "yeni" vârislerinin,
yeni hanedanının (: Yağlakar sülâlesinin) kendilerini meşrulaştırma taleplerinin
açık delilini sunar. Kök Türk devleti hanedanına karşı yapılan mücadelenin
detaylı olarak anlatıldığı Taryat (Terhin) kitabesi boyların, bakanların,
generallerin ve kağansız/yöneticisiz/başsız milletin, yani kara bodun'un "atalar
mezarlığı"nda icra edilen kağan ve katun'un atanma töreninde dile getirdikleri,
aslında "bürokratik devletin‚ hâkim aristokratik etnik çekirdeğin mirasını
oluşturan değerlerden‚ sembollerden‚ mitlerden‚ geleneklerden ve anılardan
mürekkep sermayeye çekidüzen verme ve onu yayması"na dair ifadeler gibidir:
kirti (a)nta [iç(i)k]di … (yaklaşık 20 harf) [ö]lt[i] … üç q(a)rluq l(a)g z(ı)n
yılqa toq(u)z t(a)t(a)r ………. toq(u)z buyruq [b](ı)[h ] s(ä)h üt q(a)ra bod(u)n
tur(u)y(ı)n q(a)h (ı)m q(a)nqa öt(ü)nti (ä)çü (a)pa (a)tı (5) b(a)r t(ä)di ötük(ä)n
(ä)li s(i)zdä (ä)b(i)r ti[di? öz(ü)m(i)n?] (a)nta y(a)bg u (a)t(a)dı (a)nta k(i)srä
küsgü yılıqa sinl(ä)gdä küç q(a)ra bod(u)n t(ä)m(i)ş sin s(i)zdä küç q(a)ra sub
(ä)rm(i)ş q(a)ra bod(u)n tur(u)y(ı)n q(a)g (a)n (6) (a)t(a)dı t(ä)ngridä bolm(ı)ş
(i)l (i)tm(i)ş b(i)lgä q(a)g (a)n (a)t(a)dı (i)l b(i)lgä q(a)tun (a)t(a)dı q(a)g
(a)n (a)t(a)n(ı)p q(a)tun (a)t(a)n(ı)p ötük(ä)n ortusınta süh (ü)z b(a)ş q(a)n
ıduq b(a)ş k(i)d(i)nin örgin bunta (i)ti(t)d(i)m "girdi. O anda tâbi oldu. ...
Üç Karluk Domuz yılında, Tokuz Tatar ... . Dokuz bakan, bin general ve halk
ayağa kalkarak babam kağana arz ettiler: "Ata-baba adı var. Ötüken eli (de)
sizde! Yönet!" dediler. Beni de orada yabgu olarak tayin ettiler. Ondan sonra,
Sıçan yılında mezarlıkta, ""Güç kara halktır" demişler. Mezarlık sizde. Güç Kara
Su imiş" deyip halk ayağa kalkarak (beni) kağan atadılar. Tengride Bolmış İl
İtmiş Bilge Kağan unvanını verdiler. İl Bilge Katun unvanını verdiler. Kağan ve
Katun olarak atanıp Ötüken merkezinde, Süngüz Zirvesi ile Kan Iduk Zirvesinin
batısında tahtı kurdurdum."
Değerlendirme
Bu yazının sahibi "ırk" kavramına dayanan bir etüdü hedeflememiş olmakla
beraber, En eski "Türk" etnikliğinin ırkî temeli ile bu hâkim etnik kökenin
oluşturduğu milletin içinde eriyip giden farklı ırkî unsurların kim olduğu
konusunu, elbette önemsemektedir.
Bu çerçevede, ortak atalarını dişi-kurda götüren Türklerde onun oğullarının I.
Metne göre dışarıdan kız kaçırma yoluyla evlendikleri kadınların ve buna bağlı
olarak Kök Türk devleti kurucu sülâlesinin anası A-shih-na'nın kim oldukları
veya kökenleri meselesi de bu açıdan ilgiye lâyıktır. Ancak efsanevî dönemin bu
haberleri ile ilgili olarak, yalnızca ananın adına bağlı olarak yapılan köken
bilgisi girişimleri, "Türk" etnik oluşumunda İndo-Aryanî unsurların hâkim olduğu
varsayımı için yeterli değildir. Öte yandan A-shih-na adı için yapılan köken
denemeleri de pek çok özel ad için yapılan köken denemeleri gibi her zaman
tartışılacağa benzemektedir.
Biz 2. döneme ait metinlerden ve Çince kaynaklardan A-shih-na sülâlesinin kız
alıp verdiği boylar hakkında kısmen bilgi sahibiyiz. Bu evliliklerden,
Çinlilerle yapılanlarının diplomatik evlilikler olduğunu düşünebiliriz.
Diğerleri için ise bunu söylemek zordur. Kök Türk kağanlık sülâlesinin kız
aldığı uruklardan biri A-shih-tê'ler idi. Biz Bilge kağan’ın karısının A-shih-tê'lerden
Tonyukuk’un kızı olduğunu biliyoruz. Diğer yandan Orhon kitabelerinde A-shih-na
sülâlesi Türgişlere hem kız veriyor, hem de onlardan kız alıyordu. Yani A-shih-na
sülâlesi ile Türgiş kağanının sülâlesi karşılıklı dünürdü (37). Yine Bilge
Kağan, Kırgız kağanı Bars'a küçük kız kardeşini vermişti (Bkz. KT, BK). Uygur
kağanlık sülâlesi Yaglakarlar ise Bugu'lardan kız alırlardı.
Sinor'un üçüncü köken efsanesi olarak verdiği metindeki göl ruhunun yaşadığı
yerin batısındaki A-shih-tê mağarasının olduğunun bildirilmesi belki bu
çerçevede dikkate alınmalıdır. Metindeki Türklerin atası Shê-mo'nun göl ruhunun
kızının onu alıp getirmesi için gönderdiği 'ak geyik' ile öldürülen altın
boynuzlu ak geyik de A-shih-tê mağarası ile ilişkilendirilerek düşünülmelidir.
Dolayısıyla bu altın boynuzlu ak geyiğin töz olacağı uruğun/soyun kimler olduğu
konusu elbette önemlidir.
Bu kısmı şu soruyla bitirebiliriz: Baba taraflarının tözü "kurt" olan Bumın ve
onun torunlarının, ana taraflarının töz hayvanı ne idi?
***
"Biz"in, bir dişi-kurt ilişkisi içinde etnik köken mitiyle başlatan Çinlilerin,
yani "onlar"ın kayıtlarında yer almış olması "etniklik hemen her zaman
kendini-tanımlama ve başkaları tarafından empoze edilen bir etiketin
kombinasyonudur" (Goldsheider 1995: 4) tanımının önemli bir parçasıdır. Yine
Weber'in "ırk, sübjektif olarak ortak bir özellik olarak algılandığında bir
grubu yaratır" (1922) 1996: 52) cümlesine dayanarak, aslında, kendileri dışında
herkesi "Barbar" olarak tanımlayan Çinlilerin kendileri kadar, "onlar/Türkler"in
de kendilerini sübjektif olarak bir/ortak algılama ölçülerinin seviyesini
göstermesi bakımından mühimdir. Bu ölçünün seviyesi, Türklerin bizzat
kendilerinin yazdıkları metinlerde esasen kaynağını husumetten alarak çok daha
vurgulu bir biçimde görülür.
Sinor'un, Bugut yazıtındaki kabartmada görülen mitik unsurun, kitabenin
yazıcıları Sogdlara ait bir yakıştırma olduğu iddiasıyla ilgili olarak; bu doğru
olsa bile, - Köktürk devletinin 2. döneminde 1. dönemin mirası olarak görülen
Sogdların ve dolayısı ile Sogdiana'nın düzene sokulması hedefini de hatırlamayı
ihmal etmeyerek, - aslında kökence farklı da olan Sogdların "Türk" etnisini
ortak atalar miti çerçevesinde nasıl gördükleri veya göstermek istediklerine
dair önemli bir işarettir ve "Türk" etnojeneolojik tasavvuruna dair somut bir
tanıktır. Ardener'in de belirttiği gibi, "Diğerleri tarafından tanımlanma
kendini-tanımlamanın kuruluşunda önemli bir özelliktir" (Eriksen 1993: 90).
Öte yandan, "Türk" etnisinin dişi-kurt'tan türediğine dair Çin yıllıklarında
geçen köken efsanesi metinlerinin Bugut abidesinin dikiliş tarihinden daha
sonra, tamamlanmış resmî yıllıklar oldukları hesaba alınırsa, "onlar"ın/Çinlilerin
de "Türk" etnik kökenine dair "Türk"ler arasındaki bu inanışı 'resmî' olarak
kabul ettiklerini ortaya koyar. Her durumda, Çin yıllıklarındaki "Barbar"lara
(en erken Wu-sun, daha sonra Kao-chi'ler ve devamen "Türk"ler ve Çingizlilere)
ait dişi-kurttan türeme veya kurt atadan gelme veya Wu-sun'larda olduğu gibi
kurt'un korumasında olma şeklindeki ortak ata mitinin, ortak etnikliğe inancın
pekiştirilmesinde önemli bir unsur olarak kullanıldığını göstermektedir.
Notlar
** Bu yazının adı ilhamını Walker Connor’ın “When is a Nation?/Ne zaman bir
millet?” (Ethnic and Racial Studies 13‚ no. 1‚ 1990, 92-103) adlı yazısından
aldı.
(1) “Çin” sülâlelerinin hükümranlık zamanları şöyledir: Chou (M.Ö.1122(?)-256)‚
Ch’in (M.Ö.221-206)‚ Han (M.Ö. 202 - M.S. 9)‚ Kuzey-Güney Bölünmesi Dönemi (M.S.
220-589: Doğu Chin 317-420‚ (Liu ) Sung 420-479‚ Güney Ch’i 479-502‚ Liang
502-557‚ Ch’en 557-589; Kuzeyde: Onaltı Krallık 301-439‚ (Kuzey) Wei 386-534‚
Doğu Wei 534-550‚ Batı Wei 534-557‚ Kuzey Ch’i 550-577‚ (Kuzey) Chou (557-581)‚
Sui (581-618)‚ T’ang (618-907)‚ Beş Sülâle ve On Krallık (907-960: Beş Sülâle
(Kuzey Çin) Geç Liang 907-923‚ Geç T’ang 923-934‚ Geç Chin 936-947‚ Geç Han
947-951‚ Geç Chou 951-940; On Krallık (Sonuncu hariç Güney Çin) (Eski) Shu
907-925 (Szechwan)‚ Nan-P’ing veya Ching-nan 907-963 (Hupei)‚ Ch’u 927-956 (Hunan)‚
Wu 902-937 (Nanking bölgesi)‚ Güney T’ang veya Ch’i 937-975 (Nanking bölgesi)‚
Wu-Yüeh 907-978 (Chekiang)‚ Min 907-946 (Fukien)‚ Güney Han veya Yüeh 907-971
(Kanton bölgesi)‚ Kuzey Han 951-979 (Shansi); (Kuzey) Sung 960-1127‚ Güney Sung
1127-1279); Liao (916-1125)‚ Chin (1115-1234); Yüan (1264-1368)‚ Ming
(1368-1644)‚ Ch’ing (1644-1912). Bunlardan ‘Altay’ soylarından gelenler arasında
şunlar sayılabilir; Chou (Proto-Türk), Wei (T’o-ba- Türk soylu)‚ Liao (Kitay-Mongol
soylu)‚ Chin (Jürçen-Tunguz soylu)‚ Yüan (Türk-Mongol soylu)‚ Ch’ing
(Mançu-Tunguz soylu)‚ ayrıca bkz. Hucker (1985).
(2) Etnikliğin sosyal ve biyolojik görünümleri ile ilgili olarak bkz. Chapman
(1993).
(3) Yatay ve dikey etniler hakkında daha geniş bilgi için bkz. Smith (1994:
88-112) ve özellikle (1986: ch. 4)
(4) 1li, yaklaşık 500 m.’dir
(5) Ögel "büyük ve küçük erkek kardeşi var idi".
(6) Ögel, "Büyük kardeşlerden".
(7) Ögel’in “beyaz bir leylek” olarak çevirdiği bu kelimeyi Sinor, doğru olarak
İng. “a white swan” demiştir. Bunun Türkçesi ak ku:~kug u’dur. kug u ~ ku:’nun
Türklerde de “töz” kuşlardan biri olduğu bilinmektedir, bu konuda bkz. Rodionov
(1983: 19-28, özellikle 20). Efsane içinde bir değişme motifi ile gördüğümüz bu
töz kuşu ak ku~kug u’nun adı, Hunların bir kolu; Ak Kun (< ak ku+n, -n çokluk
eki ile, harfiyen “Ak Ku’lar”) ile de karşılaştırılmalıdır. Ayrıca T'ieh-le/Toquz
Oguz'lar arasında da Kun adlı bir uruk vardı (Golden 1991: 275). Bu Kun adı Kun/Kuman
etnonimi ile de ilişkili olmalıdır.
önceki
sonraki