|
| |
önceki
sonraki
Çin Kaynaklarında Türk Köken Efsanesi
En eski Türk köken efsanesi metinleri, bugünkü bilgilerimiz dâhilinde, Çin
kaynaklarında tespit edilebilmiştir. Bu kaynakların özelliği resmî sülâle
yıllıkları olması yanında, sülâlelerin hükümranlık dönemleri ile “Türk” köken
efsanesinin bulunduğu bu yıllıkların oluşturulduğu tarihlerin Kök Türk
devletinin I. dönemine rastlamasıdır. Bu yönüyle önemlidir.
Sinor, “Türk” köken efsaneleri ile ilgili olarak Çin kaynaklarında tespit edilen
üç efsane üzerinde durur. Bunlardan en eskisi 629’larda tamamlanan Chou sülâlesi
yıllıkları Chou shu’da geçen efsanedir (Sinor’un Legend A’sı, Ögel’in
Göktürklerin Birinci Menşe Efsanesi). Aynı efsanenin çok az farklı bir versiyonu
659’da tamamlanan Pei shih’de (Ögel'de yoktur) ve Sui sülâlesi (581-617~618)
yıllıkları Sui shu’da (629-636) da geçer. Sui shu’daki metin, Ögel tarafından
Chou shu’dakinden ayrı olarak değerlendirilmiş ve Göktürklerin İkinci Menşe
Efsanesi olarak verilmiştir. Sinor ise, Sui shu ve Pei shih metinleri arasındaki
farkın çok az olduğunu belirterek, Birinci Menşe Efsanesi (Sinor’un Legend A’sı)
için yaptığı karşılaştırmada Pei shih’deki metni esas almıştır. Sinor, bunları
Ögel gibi bağımsız olarak değerlendirmediği için haklıdır. Yani, bu köken
efsanesinin Çin kaynaklarında 3 versiyonu vardır.
Türk köken efsanesi ile ilgili II. Metin (Sinor’un Legend B’si, Ögel’in
Göktürklerin Üçüncü Menşe Efsanesi), Chou shu’nun Türk kısmında I. Metnin hemen
altında verilmiştir (50, 2a).
Sinor’un köken efsaneleri arasında bağımsız olarak alıp diğer ilk iki köken
efsanesiyle beraber karşılaştırmalı olarak değerlendirmesini yaptığı Legend C’si
ise, muhtemelen 860’ta yazılmış Yu-yang tsa-tu adlı bir derlemede bulunur. Bu
efsane Ögel'de Kök Türklerin köken efsaneleri arasında işlenmemiştir. Ögel Yu-yang
tsa-tu'daki "insan kurbanı" motifi taşıyan bu efsaneyi, "Bu efsane Türklerin çok
eski, belki de tarihten önceki âdetlerinin bir yankısıdır. Göktürk çağı ile
ilgili hiçbir kaynak, Göktürklerin insan kurbanı verildiğine dair en ufak bir
açıklamada bulunmamaktadırlar. Zaten bu efsaneyi yazan Çin kaynağı da söze
başlarken, bu efsanenin, Göktürklerin dedeleri ile ilgili bir söylenti olduğunu
yazmaktan kendini alamaz" (1971: 570) diyerek neden dışarıda bıraktığını
belirtir. Yu-yang tsa-tu'nun yukarıda anılan Çin kaynaklarından ayrılan önemli
özelliği resmî tarih olmamasıdır.
I. Metin
Ögel (1971: 20-21 (Chou shu), 22-23 (Sui Shu); Sinor (1982: 224-225 (Chou shu,
Pei shih); Liu Mau-Tsai (1958: 5 (Chou shu), 40 (Sui shu)
|
Chou shu (50, 1a)
Türkler (T’u-küe) Hunlardan (Hsiung nu) gelen bir koldur. Soy adları A-shi-na’dır.
Bağımsız bir uruk olarak (yaşarken), onlar komşu bir devlet tarafından
yenildiler, soyca öldürüldüler. |
Sui shu (84, 1a)
Türklerin ataları Batı Denizinin (Hsi-Hai) batısında otururlardı. Onlar
bağımsız bir kabile oluştururlar. Şüphesiz onlar Hsiung-nu’lardan gelen
bir koldur. Onlar A-shih-na uruğuna aittir. Daha sonra, onlar, boylarını
tamamen ortadan kaldıran komşu bir ülke tarafından yenildiler. |
|
On
yaşında bir oğlan çocuk kalmıştı. Askerler, onun gençliğine bakıp onu
öldürmek ellerinden gelmemişti. |
|
Çocuğun ayaklarını kesmişler ve bir bataklık içindeki otlar arasına
bırakmışlardı. |
Onun ayaklarını ve ellerini kesmişler ve bir bataklığın içindeki otlar
arasına bırakmışlardı. |
|
Orada çocuğu etle besleyen bir dişi kurt peyda oldu. Oğlan büyüyünce,
kurtla karı-koca hayatı yaşadı, onu gebe bıraktı. (Daha önce çocuğun
uruğunu yenen ve hepsini öldüren devletin) kralı oğlanın hayatta olduğunu
duydu ve birini onu öldürmesi için gönderdi. Bununla görevlendirilen
oğlanla dişi-kurdu birlikte gördü, onu da öldürmek istedi. |
|
Fakat kurt Kao-ch'ang'ın kuzeyindeki bir dağa (Turfan) kaçtı. |
O
anda sanki bir ruh gibi birdenbire kurt Batı Denizinin doğusuna taşındı. O
Kao-chang’ın kuzeybatısındaki bir dağda (Turfan Havzası) yerleşti. |
|
Dağda bir mağara vardı, mağaranın içinde bereketli otlarla kaplı, yaylımı
bir baştan bir başa birkaç yüz li'nin (4) üstünde ve dört tarafı dağlarla
çevrili bir ova vardı. Kurt onun içine sığındı ve daha sonra on oğlan
doğurdu. |
|
On
oğlan büyüdüler ve dışarıdan eşler aldılar. Onların nesillerinden olan her
biri bir soy adı aldı, (onlardan biri de) kendine A-shih-na dedi. |
A-shih-na
aile adı bu çocuklardan birinin soyundan gelir. |
|
|
Aralarında en zekisi o idi ve onların yöneticisi oldu. Kökenlerini
unutmamış olduklarını göstermek için [Türklerin] ordugâhının kapısı
önünde, tepesinde kurdun başının olduğu bir bayrak konurdu. |
|
Onların çocukları ve torunları çoğaldılar. yavaş yavaş birkaç yüz aile
hâline geldiler. Birkaç nesil geçtikten sonra, |
|
|
mağaradan çıktılar ve Ju-ju'lara tâbi oldular. Onlar Kin-shan'ın güney
eteklerinde yaşadılar. Ju-ju'lara demirci olarak hizmet ettiler. |
Belli bir A-hsien-shih boya başkanlık etti ve mağaradan çıktılar ve Juan-juan’lara
bağlandılar. |
II. Metin
Yer: Chou shu (Ögel 1972: 27-28; Sinor 1982: 226; Liu Mau-Tsai 1957: 5-6)
"Türklerin atasının, Hsiung-nu'ların (Hunların) kuzeyinde bulunan Sou ülkesinden
çıkmış oldukları kaydedilir. Onların kabilelerinin reisine A-pang-pu denirdi.
Onun, on yedi tane küçük erkek kardeşi (5) vardı. Onlardan (6) birinin adı da İ-chih-ni-shih-tu
idi. Bu çocuk kurttan doğmuştur. A-pang-pu ve onun kardeşlerinin yaratılış
bakımından tabiatları, biraz budalaca idi. Bu sebeple de devletleri, düşmanlar
tarafından süratle yok edildi. (İ-shih-)ni-shih-tu, yağmur yağdırma ve rüzgâr
estirme hususunda tabiat üstü bir kudrete sahipti. O sırasıyla yaz ve kış
ruhlarının kızları olduğu söylenen iki kızla evlendi. Onlardan biri hamile oldu
ve dört tane erkek çocuk doğurdu. Bu çocuklardan biri beyaz bir kuğuya (7)
değişti, diğeri A-fu ve Chien (Kem) nehirleri arasında bir devlet kurdu. Bunun
adı da Ch’i-ku (Kırgız) idi. Üçüncü çocuk da Chu-chih suyunun kıyılarında
hükümranlığını tesis etti. Dördüncü çocuk ise, Chien-hsi-ch'u-chih-shih
dağlarında oturuyordu ve kardeşlerinin de en büyüğü idi. Bu dağlar üzerinde,
yıkılan eski devletin başkanı A Pang-pu'nun bir oymağı yaşıyordu. (Bu dağların
çok soğuk olması sebebi ile), bu oymak da soğuktan çok ıstırap çekiyor (ve
ısınmanın bir yolunu bulamıyordu). Dört çocuğun en büyüğü, burada ateşi bulmuş
ve onları ısıtarak beslemişti. Bu yolla da oymak halkı ölmeden, yaşamanın yolunu
bulmuştu. Bunun üzerine diğer üç kardeş de birleşerek ona bağlandılar, büyük
kardeşlerini başkan seçmişlerdi. Büyük kardeş başkan olunca da Türk unvanı
verilmişti. Bu Türk'ün özel adı da No-tu-lu-shih/Na Tu-liu-shih idi.
No-tu-lu-shih/Na-tu-liu-shih'in on tane de karısı vardı. Bu kadınların
doğurdukları erkek çocukların hepsi de soy adlarını, annelerinin adlarından
alıyorlardı. (Göktürk devletini kuran) A-shih-na ise, (Türk'ün) küçük karısının
(8) soyundan geliyordu. No-tu-lu-shih/Na-tu-liu-shih (Türk) ölünce, on ayrı
anneden doğan çocukların hepsi toplandılar ve aralarından birini başkan yapmak
istediler. Hepsi bir arada büyük bir ağacın altına gittiler ve orada şöyle
anlaştılar: - Ağaca doğru, en çok kim yükseğe atlayabilirse, o başkan
olacaktır". A-shih-na'nın oğlu, diğerlerinin arasında en genç olmasına rağmen,
en yükseğe atladı. Hepsi onu kendilerine başkan yaptılar. A-shih-na'nın oğlu
başkan olunca, A-hsien-shih unvanını aldı. Efsanelerin ayrı olmasına rağmen,
bunların hepsinin de kurttan türemiş oldukları üzerinde herkes birleşmiştir. (A-hsien
Şad'dan sonra da torunu) Bumın Kağan (T'u-men) (9) gelmiştir."
D. Sinor'un Türklerin Köken Efsanesi
arasında verdiği efsane (Legend C)
"Türklerin atasına Shê-mo-shê-li denirdi, A-shih-tê mağarasının batısında
yaşayan göl ruhu/perisi [vardı]. Shê-mo'ya tabiat-üstü/mucizevî bir şey oldu.
Her akşam göl ruhunun kızı onu göle alıp getirmek için beyaz bir geyik
gönderirdi. Tan vakti onu geri gönderirdi. Birkaç on yıl sonra Shê-mo'nun boyu
büyük bir ava hazırlanıp çıktı. Gece yarısında göl ruhunun [kızı] Shê-mo'ya dedi
ki 'Yarın av sırasında altın boynuzlu beyaz bir geyik senin atalarının doğduğu
mağaradan çıkacak. Eğer senin okların geyiği vurursa, sen yaşadıkça ilişkimiz
sürecek, fakat eğer onu kaçırırsan, ilişkimiz sona erecek.
Günü geldiğinde [Shê-mo] sürek avına katıldı ve gerçekten de, altın boynuzlu bir
beyaz geyik doğum-mağarasından çıktı. Shê-mo kendisini takip edenlere sürek
avını sıkıştırmalarını emretti. Geyik kaçmak üzere iken, öldürüldü. Shê-mo,
kızgın, bizzat kendi eliyle lider A-erh'in boynunu vurdu/başını kesti ve şöyle
ant içti: '[Geyiğin] bu katlinden itibaren, ebediyyen, Gök Tanrı'ya bir insan
kurbanı adanması mecburî olacaktır. A-erh'in boyundan bir erkek seçilecek ve
kurban olarak başı kesilecektir.' Bu güne kadar tuğa bir kurban olarak Türkler
A-erh'in boyundan bir adamı alır. Shê-mo A-erh'in başını kestiği akşamı göl
ruhunun kızına döndü, kız ona 'Senin elin bir erkeğin başını kesti, hava kan
kokusuyla pis koktu. Bundan dolayı aramızda herşey bitti.' dedi." (Sinor 1982:
230).
Yu-yang tsa-tu'da geçen bu efsane "Türk"lerin atalarının doğum-mağarasından -
Chou shu, Sui shu ve Pei shih'de birbirinden çok az farkla ayrılan I. metindeki
dişi-kurdun kaçıp sığındığı ve on oğulu dünyaya getirdiği Kao-ch'ang'ın
kuzeyindeki bir dağın içindeki mağaradan - çıktıktan sonraki hayatlarına ait bir
anlatım gibidir. Ögel ve Golden da bu hikâyeyi etnogenetik karakterde görmezler
(Ögel 1971: 570; Golden 1992: 119). Sinor ise, daha sonraki çalışmalarında da
görüşünü korur (1985, 1990).
Bir açıdan, bu anlatımı bağımsız bir "Türk köken efsanesi" olarak görmekten çok,
"gerçek hikâye" statüsündeki Türk köken mitinin motiflerinin kullanıldığı, Türk
köken miti etrafında oluşan bir halk hikâyesi (folktale) olarak telâkki etmek
doğru olabilir. Öyle ki, kutsal köken mitlerinin anlatıldıkları yerler ve
zamanlar, ancak belli yerler ve zamanlar olabilirken, "sahte hikâyeler" herhangi
bir yerde ve herhangi bir zamanda anlatılabilirler ve anlatıcıları da bu farkı
bilirler (Eliade 1990: 25). Bunu, ilk iki anlatımın, Türk hanedanının tarihinin
anlatıldığı resmî yıllıklarda yer alırken, bu hikâyenin neden bir resmî sülâle
yıllığında değil de bir derlemede yer aldığına da uygulayabiliriz. Yahut da,
birbiriyle ilişkili iki "gerçek hikâye"yi veren Chou shu'nun neden bunu vermeyi
ihmal ettiğini sorabiliriz. Muhakkak ki Türkler arasında da çeşitli
versiyonlarıyla söylenegelen "gerçek hikâyeler" ile "sahte hikâyeler" vardı;
Chou shu ve Sui shu gibi resmî sülâle yıllıklarının hazırlayıcıları kadar,
efsanelerin anlatıcısı(/anlatıcıları) Türk(/ler) de bu farkı bilen anlatıcı(/lar)
olmalıydı veya yıllıkların düzenlendiği zamanlarda böyle bir efsane daha yoktu.
Bununla beraber, Türklere atfedilen bu anlatımın, köken efsaneleri etrafında
söylenenler kapsamında olduğu her zaman dikkate alınmalıdır. Ancak, efsaneyi
Sinor gibi bağımsız bir "köken" efsanesi olarak saymak da mümkün görünmüyor.
Çünkü bu anlatım bir köken efsanesinin taşıması gerekli bütün motifleri
barındırmıyor, aksine bir etnik topluluğun "doğuş" sonrası hayatına dair mitle
karışık haberler, hatta önemli haberler veriyor. Bu bakımdan bu anlatımı
bağımsız bir köken efsanesi değeri vererek karşılaştırmaya gitmek ve efsaneler
arası motif mukayesesi yapmak suretiyle elde edilecek sonuç, elbette sonuçsuz
olacaktır.
Bu metinde, "Türk" köken efsanesinin izini veren motif, aslında "doğum-mağarası"
ile ilgili kısım gibi gözükür. Sinor, doğum-mağarasının altın boynuzlu beyaz
geyiğin de mağarası/evi olduğuna dikkat çekmiştir (1982: 231). Efsanenin diğer
önemli bir yanı "Türk"lerin atalarının bir "insan kurbanı" motifi ile, daha
sonra bizzat Türklerin kendi yazıtlarında göreceğimiz "Semavî Tanrı"ya (ETü. Kök
Teh ri) yer vermiş olmasıdır.
Aslında, bu hikâyedeki motifler; atalar mağarası; hem doğum-mağarası hem de A-shih-tê
mağarası, hükümdarın av töreni, altın boynuzlu ak geyik, onun avı, geyiğin ancak
Shê-mo tarafından avlanabileceği, Göksel Tanrı'ya yasağın çiğnenmesinden dolayı
geyik yerine, artık insan kurban edilmesi (10) gibi unsurlar incelenmeye
değerdir. Meselâ, Proto-Türk sanılan Chou'lar döneminde (M.Ö. 1050-249) "kurban
ayini vechesi olan bir av merasimi sırasında Chou hükümdarı ok ile geyikler
avlayıp atalarının tapınağına kurban ediyordu" (Esin 1978: 94). Diğer yandan,
bilindiği gibi, M.S. 630'da Hsüen-tsang'ın da ziyaret ettiği, Türk devletinin
batı kanadını sevk ve idare eden, "On Oklar"ın lideri T'ong Yabgu'nun (11)
merkezi Bih Yul'da (Bin Bulak) da yaşayan geyikleri öldürmek yasaktı. Öyle ki
buradaki geyikler ehlîleşmişti (Esin 1976: 158). Arap kaynakları da aynı bölgede
"Türgiş" hakanının kutlu dağından ve orada avlanmanın yasak olduğundan
bahsediyordu (Esin 1976: 158).
Chou shu'da I. efsanenin hemen ardından verilen II. efsanenin, oluşturma tarihi
daha geç olan Sui shu'da yer almamış olmasını da Ögel yukarıdakine benzer bir
şekilde değerlendirmiştir: "Bu çok önemli efsane, yalnızca Chou Sülâlesinin
resmî tarihinde geçer. Ondan sonraki, bütün Kuzey Çin'i ele geçiren ve Türkleri
daha iyi tanıyan Sui Sülâlesinin tarihinde yoktur. Öyle anlaşılıyor ki
Göktürklerin "Devlet efsanesi", yani devletin tanıdığı efsane, çocuğun dişi
kurtla birleşmesi ve bundan mağara içinde, On-boyun türemesi idi. Bu, daha fazla
yaygın ve her tarafta yaşayan şekil idi. Daha eski tarihlerin anlattıkları
efsane ise, halk masalları ile karışmış bir "Halk destanı" idi" (1971: 28).
Ögel'e karşılık, II. Metni Sinor bağımsız bir köken efsanesi olarak görür ve
karşılaştırmaya alır. Bunu Golden da takip eder.
Bununla beraber, II. Metin (Ögel'in Üçüncü Göktürk Menşe efsanesi, Sinor'un
Legend B'si), I. Metin ile bir arada ‘bütün’ olarak da değerlendirilebilir. Yani
I. efsane ve II. efsane anlatımları birleştirilebilir; iki metnin boşlukları
birbirleriyle tamamlanabilir. Bu iki anlatım birleştirilerek bir bütün efsane
senaryosu yazılabilir.
önceki
sonraki
|