|
|
|
|
Türk
Menşeli Rus soyadları
Prof.
Dr. Samir Kazımoğlu
Bu
yazı Kültür Bakanlığı’nın Türk Dünyası dergisinin eylül 1993
tarihli sayısında yayımlanmıştır. Dile dokunulmamış aynen alıntılanmıştır.
Yazar o sırada Ankara Üniversitesi DTCF’de öğretim üyesidir. Türk
Dünyası bilim adamları içerisinde meşhur Rus Türkoloğu, Profesör N.A.Baskakov’u
tanımayan, onun adını duymayan yoktur.
20. yüzyılın en semereli türkologlarından biri sayılan N.A.Baskakov Türkologiya
sahesında 500’den fazla ilmi makala ve kitab yayınlamışdır. Türkologiya’nın
çeşidli taraflarını ehate eden alim yüzlerle kongre ve konferanslarda,
toplantı ve gurultaylarda, simpozium ve kolekiumlarda çıhışlar etmiş
birtakım mühüm problemlerin ilk kaldırıcılarından olmuştur. Şimdi
haggında makala yazaçağımız kitab da böyle az araşdırılmış ve belke
de hiç Baskakov’a kadar öyrenilmemiş mövzulara hasr edilmiştir. 200
milyonun üstündeki nüfusu aşdıran Türk dünyasının zaman zaman
merkezleri çoh olmuşdur. Bugünkü Türk dünyasının inkişaf etmiş, gelişmiş
merkezi şübhesiz Türkiye’dir. Bu bakımdan Türkiye şimdi Türk dünyasının
Türkologiya merkezi olmagda da sorumludur. Amam
bugünkü Türkiye bu sorumluluğu hayata keçirmekde geç kalıyor. Avrupa ve
eski Sovyetler Birliyi ile mukayiside pek fazla geri kalan Türkiye Türkologiyası
bu gün her bir şeyi öz üzerine götürmelidir. Çünkü
zaman ve devir deyişmişdir. Vexti (vakti b.n.) ile Avrupa’da yüzlerle Türkolog
olsa da bugün onları barmagla saymag olar. Sovyetler Birliyi ise çökmüşdür
ve onunla birlikde ise Sovyet Türkologiyası zaiflemek üzeredir. Bu
nedenle de Türkiye estafeti eli alıb Türkologiyanın koruyucusuna çevirmeli,
büyük bir medeniyette, ilme sahib durmalıdır. Söz
yok ki, Türkiye Türkologlarının hizmeti hemişe böyük olmuşdur ve dış Türkler
onlara hemişe önçül, aparıcı güvve gibi bakmışdır. Onlar
Ziya Gökalp, Bahaeddin Ögel, Ahmed Caferoğlu, Muharrem Ergin, Hasan Eren,
Zeynep Korkmaz, Ahmet Bican Ercilasun, Hamza Zülfikar, Osman Sertkaya, Sema
Barutçu vs. Bu kibi dilçi Türkologların eserlerinden kaynak kibi yararlanmışlar.
Lakin bugün her zamankından daha fazla iş görülmeli, beş giteede
arhivlerin künclerinde itib batmakta, cürümekde olan kiymetli dil
medeniyetine sahib durmalıyık. Bugün
ilk növbede söz konusu olan nedir? Şüphesiz ki, Türkologiyanın fikir
kaynakları olan, onun ana kitabı sayılan esas eserleri Türkiye Türkçesine
aktarmak, bu eserlerin orijinallerını toplayıb özel bir arhiv yaratmak. Bu
iki bakımdan ehemiyetli bir işdir: Birinci, bu kaynaklar genç Türkologlara
ilk addımda pek çoh faydalı alaçakdır, ikinçi ise perakende halda bütün
dünyaya sepelenib kaybolmakoa devam eden dil medeniyyeti kaynaklarımızı bir
yere toplamış olaçağık. Demek
biz Rusiya’da Radlov’un, Oldenburg’dan, Samoyloviç’den Avrupa’da
Berje’den, Silyer’den, Meynard’dan, Ramsted’den tutmuş bugüne kadar şarkşünaslar
ne yazmışsa nepsi Türkiye Türkçesine çevrilmeli ve bir yere toplanılmalıdır. Türk
Diline Genel Bir Bakış kitabının önsözünde yazılır. Eserin faydalandığı
birçok kaynakların başında şunlar gelir: N.A. Baskakov’un Turkskie yazıki
(Türk Dilleri, Moskova, 1960), Almanya’da çıkan Philogiya Turiciae
Fundamenta, I (Türk dillerinin temel kitabı, Visbaden, 1959) ve J.G.
Ramsted’in N.Poppe’nin Nemetti’nin eserleri.1 Böyle
bir karara gelmek olar ki, Türk dilinin temel kitablarını yazanlardan biri de
N.A.Baskakov’dur. Mahmud Kaşkarlı’dan tutbuş dövrümüze kadar Türkologları
Türk dillerinin gelişme tesnifi de meraklandırmışdır ve az çok tanınan bütün
Türkologlar zaman zaman öz tesniflerini taktım etmişler. Amma
bütün bu tesnifler içerisinde hamı terefinden kabul edileni ve Türk
dillerinin gelişmesini gösteren genel, mükemmel tablo da yene N.A.Baskakov’a
mehsusdur. N.A.Baskakov’un
diğer eserleri içerisinde şunların da Türkiye Türkçesine aktarılması
vacibdir: Karakalpak dilinin gısa gramatikası, Altay dillerinin dailektleri,
Altay dilleri, Türk dilleri, Türk dillerinin ortak fonetik transkripsiyalarının
proyekti hakkında, vs. 1970
yıllarında başlayarak N.A. Baskakov’un dikkatini daha yeni bir konu Rus sözlerinin
ve soyadlarının menşeyi meselesi celb ediyor ve alim birkaç defa bu
problemin üzerine dönür. İlk
defa 1969 yılında SSRİ Bilimler Akademisi “Haberler” dergisinin
onomastika bölümünde makale şeklinde ortaya çıkan bir problem Rusiya’da
böyük bir kavgaya sebeb oldu. Çünkü
makaleye pek fazla interesan, dikkat çeken bir ad verilmişdi: Türk menşeli
Rus soyadları. (Russkie familii Tyurkskogo proisxoydeniya) Baskakov
ele hemin yıl aynı adla Ulyanovski şehrinde keçirilen birinci etmoloji
onomastika konferansında bir maruza etdi ve az sonra da meruzeni tekmilleşdirilmiş
halda 1970 yılında Sovyet Etnografyası dergisinde yayınladı. Konu
Rus alimlerinin dikkatını hemen çekdi ve bir takım şovinist bilim adamları
Baskakov’un bu araştırmaları üzerine haksız eleştiriler yapmaya başladılar.
Esassız eleştiriler ise alimi bu konu üzerinde daha ciddiyetle işlemeyi
teleb etdi. Odur
ki, N.A.Baskakov daha hızlı araştırmalar apararak 1972 yılında neşr
edilen Şarkı Slavyan Onomastikası mecmuasının Antroponomika bölümünde Türk
menşeli Rus soyadları makalesinin yeni variantını takdım etdi. İki yıl
sonra ye’ni 1974 yılında hemin makale bir kadar da tekmilleştirildi ve
yeniden mecmuede çap olundu. Lakin
1979 yılına kadar hemin araştırmanın ayrıca kitab şeklinde neşr
edilmesine imkan vermediler. Şu da alime eser üzerinde tekrar tekrar işleme
imkanı verdi. Nehayet Türk menşeli Rus soyadları kitab şeklinde 1979 yılında
neşr edildi. İlim
neşriyyatı tarafından yayınlanan bu eser 279 sayfadan ibaretdir. İlmi
tarihi, etnografik, antropoloji ve etnogenetik prinsiplere esaslanarak
Rusiya’nın özellikle en meşhur soyadlarını eski dövürden başlayarak
takıb etmişdir. Rusiya
tarihinde evezsiz hizmetleri olan zengin Rus soyadlarının nesil secelesinin
takip edilmesi ve araştırılması sübuta yetirmişdir ki, yıllar boyu
Rusiya’nın şerefini taşıyan, onun adını dünyada tanıdan tarihi şahsıyyatların
ekseriyyeti Türk kökenlidir. Hele
Stalin döneminde bu kibi tatkıkatlar üzerinden başlarını belaya sokmuş,
hayatlarının gençlik yıllarını habslarda çürütmüş bilim adamları iyi
bilirler ki, böyle bir araştırma o zamanlar yapılsaydı N.A.Baskakov
nesillikle hayatını kayb etmiş olardı. Axı,
o, bu kitabında bir neçe yüz yıl Rusiya’da hökümdarlık eden Romanovlar
sülalesinin, Büyük Pyotrun, Suvorov ve Kutuzov’un adlarının ve soyadlarının
Türk kökünden gelmesini ileri sürürdü. Edebiyyat
tarihçilerine çohdan bellidir ki, Jukovski, Derjavin, Turgenyev, Bunin kibi
Rus yazarlarının kanında Türk kanı vardır ve bunu bu yazarlar hemişe
iftixarla yad etmişler. Lakin adları Rusiya tarihinde ön sırada çekilen
tarihi şahsiyyetlerin soyadlarının Türk soyadı olmasını iddia etmek şüphesiz
ki, hayrat ve gezeb doğurmaya bilmezdi. N.A.Baskakov’un
bu araştırması eski Sovyetler Birliyi’nde bilim adamlarını iki yere ayırdı.
Bir grup şarkşünaslar Baskakov’un fikirlerini tekzib etmek üçün
kitabhanelere arhivlere baş vurdular, tarihi fektlar deliller aktardılar ve
buldukları deliller esasında makale yazanlar da oldu. Amma Baskakov’un yazdıkları
üzerine yapılan eleştirilerin hiçbiri selahhiyet kazanamadı, aksine ikinçi
kısım alimler tarafından tankıda meruz kaldılar. Baskakov’un delillerini
inkar edecek kaynaklar ortaya koyulamadı. Tanınmış
Kazak şairi ve bilim adamı Oljas Sülemenov’un, Aziya kitabı böyle tartışmaların
neticesi kibi ortaya çıkdı. Hemen de bütün Slavyan dünyasını
sekslendirdi. Çünkü burada Türk dünyasının mukaddes abidesi Dede Korkud
olduğu kibi Slavyan dünyasının en şerefli abidesi sayılan İgor Polku Hakkında
Destan’dan söhbet gedirdi. O
Sülemenov destandaki bütün sözleri dilçilik bakımından izleyerek ekser
kelimelerin menşeyi, genezisi ile ilgili olarak yeni fikirler söylemişdi.
Sonra ise delillerle sübuta getirmeye çalışmışdı ki destanda kullanılan
sözlerin yarıdan çohu Türk menşelidir. Destanın
Slavyanlar’a mexsus olmasını şübhe altına alan bu araştırma Rusiya’nın
bilim adamlarını sarsıtdı. Birtakım alimler Türk Menşeli Rus Soyadları
kitabı kibi Aziya’nın da üzerine kölge salmağa çalışdılar. Hatta
kitab mağazalardan toplandı, satılması yasaklandı. Lakin bu eser bir neçe
yıl sonra tezeden ışık üzü gördü ve 1992 yılında da Türkiye Türkçesi’ne
aktarıldı. Lakin
N.A.Baskakov’un eserinin taleyi O.Sülemenov’unku gibi olmadı. Önce ona göre
ki, Baskakov özü Rus alimi sayılırdı ve Ruslar’ın düşüncesine göre
O, heç vaxt Rus soyadlarına karşı sahtakarlık etmezdi. Sonrası da ki,
Baskakov tüm fikirlerinde dünya Türkologiyasının babası sayılan V.Radlov’a
isnad edirdi. Radlov’a
karşı çıhmak ise özellikle Türkologiyanı inkar etmek demek idi. Diğer
taraftan ise Radlov’la Baskakov kibi alimlerle tartışmaya katılıb onların
iddealarına aygırı söz söylemek için en azı onların bildiyinin yarısı
kadar konuya beled olmak gerekdi. N.A.
Baskakov araştırmasına böyle başlayır: Türk menşeli Rus soyadları hakkında
evvelki tatkıkatlardan belli oldu ki, birtakım bu veya diğer Rus soyadlarının
Türk köklerine münasebeti her zaman onun aparıçısının menşeyi ile üst
üste düşmür, kohumluk birçok hallerde nesil secelesinin gohumluk kökünü
inkar edir, halbu ki, bu gohumluğun kökü Türk xalglarından başlanır...
Bunun eksi ile de karışlaşmak mümkündür, özellikle Rus soyadlarını taşıyan
nesilin kökü gedip esası Türkler tarafından goyulmuş nesle bağlanır.
Meselen, Kızıl Orda xanlığından ve bir az sonraki Kazan, Kırım, Astarxan,
Sibir, Böyük Nogay Ordu xanlıklarından başlayan nesil seçelesi buna örnek
ola biler.2 N.A.
Baskakov üçüncü bir variantı da teklif edir: Nihayet, sünni yollarla
meydana gelen, kasidle etimologiya bakımından Avrupa’ya bagılanan ve menşenin
Batı Avrupa’da çıkdığı ileri sürülen soyadlarla da rastlaşırık. Örnek
olarak götürek TYTÇEV soyadını, hansı ki, genetik bakımından kırım köklü
TÜTÇE demekdir veya Çiçerin İtaliya’dan çıkmış ÇİÇERİ demekdir. Bu
neslin başçısı, yeni Batı Avrupa nesli nümayendeleri Yunanistan’dan, İngiltere’den,
Fransa’dan çıxmıştır. Halbuki, bu nesillerin temsilcileri kibi onlar mehz
Türk soyadları taşımaktadırlar. Bu da sözsüz ki, ya Ruslar tarafından
verilmiş Türk lakabları ile baglıdır, ya da nesil Türk menşelidir.3 N.A.Baskakov
Tytçev ve çeçerin soyadlarının Türk menşeli olduğunu sübuta yetirmek
üçün onlarla kaynağa mürüçiet edir ve sonda fikrini ispatlayır. Meselen,
o, Mahmud Kaşkari dövründen başlayarak son zamanlara kadar Tytçev sözünü
takip ediyor ve hansı devirlerde sözün hansı mananı taşıdığını ispat
ediyor. Önce
alim belirtiyor ki, Tytçev Genuya kökenli İtalyan sözü yok, Kırım kökenli
Türk menşeli sözdür. Sonra ise yazıyor ki, tuc Mahmud Kaşkari tarafından
Mis Radlov tarafından bürünc üzerinde işleyen, bürünc alveri ile meşgul
olanlara deyilmiştir. Tuc sözünün tytçev sözüne keçmesi ise nisbeten
sonraki dövürlerin assimilyasıya ve dissimilyasiya hadisesidir. Demek. Tytçev
soyadının esasını koyan şahıs ya Türk menşeli Genuyalı olmuşdur veya
da Kırım’da yaşayan bürünç alışverişi ile uğraşan bir Türk
olmakdadır. Çeçerin
sözünün etimologiyasına dair Baskakov daha ciddi deliler takdım etmektedir.
O, yazır ki, Radlov’a göre cec atmak, fışkırtmak, yaymak kibi Türk
fellerinin köküdür ve geleçek zamanda baş verecek hadisenin geyri adiliyini
gösterir. Ryazan,
Orlov, Tula, Tambov guberniyalarında rastladığımız çıçer veya çıçera
Rus sözleri sert, soyuk payız rüzgarı manalarında kullanılır ve bu
kelimelerin de Türk menşeli olmasına hiçbir şübhe yokdur. Çünki hansı
terefe yozulursa yozulsun ve kelmenin ve ya soyadın menşeyinde Türk feli
bulunmaktadır. N.A.
Baskakov Türk menşeli Rus soyadlarının yaranmasında ve gelişmesinde çeşidli
amillerin olmasını, birtakım sebeblerin bulunmasını ileri sürür ve
bilirtir ki, bu tip sözleri ve soyadları özel prinsiplere dayanarak araştırmak
lazımdır. O,
mantık, etimologiya, genetika, tarih assimilyasiya ve dissimilyasiya kanunlarına
dayanarak minlerle Türk menşeli Rus zöleri ve soyadları hakkında fikir söylenir.
Burada biz Rusiya tarihinde önemli yerleri tutan birtakım meşhur şahsıyyatların
soyadları ile ilgili N.A.baskakov’un mantıki fikirlerine dikkat çekmek
isterdik. Önce
Harışkin soyadı üzerende dayanmak zorundayık. Çünkü bu soyad Rus çarı,
Petersburg’un temelini koyan Birinci Pyotrun adı ile bağlıdır.
Rusiya’dan herkese bellidir ki, Birinci Pyotrun ana terefi Narışkin, ata
tarafı ise meşhur Romanovlar sülalesinden gelmekdedir. N.A.Baskakov ise İmperatorun
hem anne hem ata taraflarını araştırır ve böyle bir karara gelir ki, Narışkin
soyadı da Romanov soyadı da Türk menşelidir. Professor,
Narışkin soyadını takık ederek yazır: Narışkinler’in nesil seçelesi
ziddiyetlidir. Birtakım kaynaklar neslin Almanlar’dan başladığını diğer
bir kısım kaynaklar Kırım’dan geldiyini sübut etmektedir. Nesil seçelesinden
kısa arayışda kayd edilir: Birtakım yabancı yazarlar ispat edoyarlar ki,
Narışkin nesli Bogemin’in Narissi soyadından çıkmakdadır. Eski
dönemlerde onlar Bogemin’in sınırında yerleşen ve Almanya’nın
terkibinde olan Epru şehrinin sahibi olmuşlar. Dövrü arhivin verdiyi aralış
ve Rus tarihi gösterir ki, 1463 yılında Kırım’dan büyük knyaz İvan
Vasilyeviçin himayesine Narışko geldi. Onun
devamçıları sayılan Narışkinler Rus xidmetlerinde valiliklerde, ordu
rehberliklerinde ve diğer meşru görevlerde çalışmış ve dövletin mühüm
medaliyaları, fahri fermanları ile mükafatlandırılmışlar. Bütün
her üzü bilir ki, o Narışkinler neslinden olan dvoryanın Kiril Paleuxtoviç
Narışki’nin gızı Natalya Kirilovna çar Aleksey Mixayıloviç’in mügeddes
şerefine layik bir kadın kibi onun hayat yoldaşı olmuşdur. Bu
evlilikten ise büyük dövlet xadimi, imperator Birinci Pyotur dünyaya gelmişdir.
Büyük Pyotrun dünyaya gelmesi Narışkinler neslini ebedi olarak şereflendirmişdir. Nihayet,
daha mükemmel kaynaklar bir daha sübut etmekdedir ki, Narışkinler neslinin
esası Bogemden olan Narissi soyadlı nüfuzlu nümayende yox, mehz Kırım’dan
çıxan Narışkin terefinden koyulmuşdur...4 Bu
deliller ve sübutlar Birinçi Pyotrun anne terefine aiddir. Lakin Alim Büyük
imperatorun ata-baba tarafını isbat etmekde bir kadar ehtiyat edir ve siyasi
bir üsluba el atarak açık aydın delileri üstüörtülü şekilde demeyi terçih
edir. Çünkü
o, üç yüz yıl Rusiya’ya hökümdarlık eden Romanovlar sülalesinin de Türk
soyundan olmasını ispatlayan delilleri açıb ortaya koymak zorundaydı ve bu
da onun başını belaya sokması demekdi. Odur
ki, profesor sülalenin kökden ayrılan ve nisbeten az meşhur olan kolunu,
ye’ni ŞEREMETEV kolunu götürüb problemi bu soyadın etrafında üstüörtülü
şekilde çözmeye başlayır: Birtakım selahiyetli inanılmış kaynakların
verdiyi bilgiye, arayışlara göre Şeremetevler soyadı Prussiya korolunun töremesi
Kobl lekablı Andrey İvanoviç’den töremişdir. Sonra,
bu mühüm evraklarda kayd edilir ki, Korol Veydevut çarlığı özünün on
iki oğulu arasında bölüşdürür. Onun
dördüncü oğlunun töremesi Nedron... çekişmelerden veğ meğlubiyetlerden
çana gelib öz oğlu ve birçox tebbeleri, vatandaşları ile Rusya’ya – Büyük
Knyasz Aleksandr Yakovlieviç Nevski’nin tebbeleyine keçir. Dini xaççekme
merasiminden sonra ona Ioann, oğluna ise Andrey İvanoviç adı verilir. Bu ad
ise sonraları KOBILA şekline düşür ve buradan da SUXOVO-KOBILİN,
ROMANOVLAR, ŞEREMETEVLER, KOLIÇEVLER, YAKOVLİEVLER nesli töremeye başlayır. Nihayet,
neslin kökü bakımından yanaşşak böyle karar vermek olar ki, şeremetevler
genetik çehetden Türkler’le yok Prusslar’la bağlıdır. Andrey Kobıl ise
onun Rusça tehrif olunmuş formasıdır. Amma Andrey İvanoviç Kobılın
neticesi Andrey Konstantinoviçe daha sonralar verilen Şeremetev soyadı heç
şübhesiz ki, Türk menşelidir.5 Göründüyü
kibi yukarıda verilen tercümede Romanov, Şeremetev, Koliçev ve Yakovliev,
Andrey İvanoviç Kobılın oğlanları kibi tagdım edilir ve Baskakov da
Romanovlar neslinden yok, onun kardeşi Şeremetevin Türk menşeli olmasını sübuta
yetirmeye çalışır. Bundan
da böyle bir karara gelmek olar ki, eğer Baskakov Şeremetev’in Türk menşeli
olmasını sübut ede bilirse, demek Şeremetev’in gardaşı Romanov’un da Türk
menşeli olmasına hiçbir şübhe kalmıyor. Bununla da alim Birinçi Pyotrun
baba tarafının da Türk menşeli olmasını sübut etmiş olur. Dünya
harb tarihinde iki Rus serkerdesinin de önemli yeri vardır. Suvorov Rus
topraklarını komşu ülkelerin erazilerini istila etmekle genişletmekde ve
Kutuzov ise Napalion Bonopart’ı Rusiya’dan govmakda fevkalade hizmet göstermişler. Amma
kim bilerdi ki, her zaman Türkler’e düşman gözü ile bakan bu
serkerdelerin eli özleri de Türk soyundan imiş. Baskakov bunu bele ispat edir:
Suvorov-Rımnikler sülalesi gösterir ki, Suvorovlar’ın kökü Ali Şved
eski soyadından gelir. Aleksandr Vasilyeviç Suvorov Rımnikskinin ecdadı
Suvor Çar Mixayıl Fyodroviçin dövründe, 1622 ilde Rusiya’ya gelir ve Rus
vetandaşlığına kabul edilir. Bununla
bele Suvorovlar soyadı nisbeten yeni dövre aiddir ve 12. yüzyılın birinci
yarısında meydana gelmişdir. Etimal oluna biler ki, Suvor sözü şved menşeli
svar kelimesinden yaranmışdır. Başka
bir etimalda biz suvorıy kelimesi ile surovıy kelimesini karşılaşdırıb böyle
bir karar vere bilirik ki, bu iki Rus sözü Türk kökenlidir. Nisbeten
az etimal olunun bir variant da vardır ki, Suvorov sözü Türk menşeli savar
(atlı) vsadnik kelimesinden meydana çıxmışdır. Bebelikle üç esas
etimologiya ortaya çıxır: Birinci, eğer deliller Suvorovlar neslinin şivedlerden
çıxdığını isbata getirirse onda bir soyadın svar sözünden yaranması
etimalı özünü doğruldur. İkinçı,
eğer biz A.V.Suvorovun menşeyini Rus kökünden götürürükse, onda
Suvorovlar neslinin soyadı Rus teleffüzü ile kökde Suvor-Suvony-Surovıy
kelimelerini kabul etmiş olur ve bu kelimelerin esasında da heç şüphesiz
ki, Türk menşeyi durur. Üçüncü az inanılan etimal ise Suvorovlar soyadının
Türk menşeli savar kelimesinden yaranmasıdır.6 Kutuzov
soyadı ile ilgili araştırmalarını sürdürürken Baskakov böyle bir karar
veriyor: Kutuzovlar soyadının esasında ya “kutuz” sözü durur veya da böyük
bir etimalla bu soyad Türk menşeli “kutuz” kelimesinden yaranmışdır.
Bir çoh Türk halklarında bu söz guduz it manasında işlenmekdedir.7 Baskakov’un
kitabında, şu kibi Türk menşeli soyad ve kelme olması ispatlanan yüzlerle
cöz vardır. Biz onlardan ançak bir kısmı üzerende dayandık ve Rusiya’da
pek fazla meşhur olan birtakım tarihi şahsıyyatların Türk menşeli olmasından
danışdık. Merak
edilmesi çehet budur ki Baskakov büyük bir irade, korkmazlık çesaretle Rus
dilindeki tüm sözlerin ve soyadların büyük bir kısmının Türk menşeli
olmasını ispatlamak zorunda kalmıştır. Çok
güman ki, biz yakın zamanlarda bu eserin Türkçeye aktarılması üzerinde işi
bitirib onu neşr etdireçeyiz ve N.A.Baskakov’un gerçekden Türk dünyası
üçün ne kadar büyük bir iş gördüğünü kandinize çatdıracağız. Kaynaklar 1.
A.Dilaçar; Türk Diline Genel Bakış, Ankara 1964, s.11 2.
N.A.Baskakov, Ruskkie Familii Tyurskogo Proisxojdeniya, Moskva 1978,
s.176 3.
Yene orda, s.177 4.
N.A.Baskakov’un adı çekilen eseri, s.201-202 5.
N.A.Baskakov’un adı çekilen eseri, s.178 6.
N.A.Baskakov’un adı çekilen eseri, s.181 7.
Yene orda, s.191
|