Tarih ve Tarih Bilimi
Mübahat S.Kütükoğlu
(Tarih Araştırmalarında
Usûl, 1998, s.1-35 - özet)
Tarih en basit ifadeyle
"geçmişin bilimi" olarak tarif edilir. Ancak tabii ki bu eksik bir tariftir.
Tarih, insanların, toplumları etkileyen faaliyetlerinden doğan olayları; zaman
ve yer göstererek anlatan, olaylar arasındaki nedensel ilişkileri, daha önceki
ve sonraki olaylarla bağlantılarını, karşılıklı etkileşimlerini gösteren bir
bilim dalıdır. Tarih, geçmişin olaylarını, kaynak malzemelerin eleştirel bir
incelemesine dayanarak, kronolojik bir tutarlılık içinde irdeler, genellikle
bunların nedenleri konusunda açıklamalarda bulunur.
Tarihçi olayları bizzat görme imkanına sahip değildir. Yani bir fizikçi veya bir
kimyager gibi laboratuvarda gözlemleme imkanından mahrumdur. Ancak, olayları
gözlemleyenlerin bıraktıkları belgelere dayanarak takip etmek mümkündür. Geçmiş
ise herkese farklı bir ışık altında görünür. Tarihçi yazmış olduğu eserinde
mutlaka kendi duygu ve düşüncelerine de yer vermiştir.
Tarihin konusu tabiatıyla geçmiş zamandır. Bizden önce yaşamış insan
topluluklarının yaşayış biçimleri, yapmış oldukları savaşlar, barış ve
antlaşmalar tarihin başlıca konularıdır. Bilim ve sanat dallarındaki gelişmeler
ile toplumların din ve inançları gibi konular da tarihin inceleme alanına
girmektedir. Tarihin asıl konusu gelişmelerdir. Eğer insanoğlu yeryüzünde ortaya
çıktığı ilk haliyle kalsaydı tarih de olmazdı. Çünkü bu durumda incelenecek bir
konu olmadığı gibi bunu sonraki kuşaklara aktaracak yazı ve diğer kültür
ürünleri de olmazdı.
"Tarih bilimi geçmişteki olaylarla ve bu olayların zaman içindeki akışıyla
ilgilenir" tanımlaması, tarihin konusunun belirlenmesi bakımından yeterli
değildir. Çünkü dünyadaki olaylar sadece insanlar tarafından meydana
getirilmemişlerdir. Bir de tabiat olayları vardır ki bunlar insanın iradesi
dışında meydana gelirler. Tarih ise insanların faaliyetleri neticesinde meydana
gelen olaylarla ilgilenir. Tarih bilimi, sadece bir olaylar dizisini değil,
insanların düşüncelerinin ifadesi olan ve zamanla ortaya çıkan olayları;
insanların yönlendirdiği sosyal gelenekleri konu edinir. Bunları şekillendiren
kanunları bulmayı, gelişme-çöküş, tekamül-yozlaşma sebeplerini ve aşamalarını
açıklığa kavuşturmayı amaç edinir.
İnsanlar farklı ruh yapılarına sahiptir ve tarihi olayların meydana gelmesinde
insanların ruhi hallerinin rolleri bulunduğu inkar edilemez. Şu halde tarihçi,
sadece fikirlere ilgi duymayıp, bu fikirlerin içinde duygu ve heyecanın
köklerine de inmelidir. Ancak insanlar, farklı ruh yapılarına sahip oldukları
için, her yeni durumda ve meydana gelen olayda, insanların ruhi halleri de
farklılık gösterir. İnsanların farklı psikolojik yapıları olduğu gibi,
toplumların da farklı psikolojik yapıları vardır. Tarihçilerin toplum
psikolojisini de gözden uzak tutmaması gerekir.
Tarih biliminde, neden-sonuç ilişkisi büyük önem taşır. Tarihi bir inceleme bir
ölçüde nedenlerin incelenmesidir. Çünkü her tarihi olayın mutlaka bir nedeni ve
sonucu vardır. Tarihçi olayları neden-sonuç ilişkileri içinde ele alır. Elbette
tarihi olaylarda zaman ve yer çok önemlidir. Fakat tarih bilimi sadece tarihi
olayları bir zaman cetveliyle ortaya koymak değildir. Tarihçi incelediği dönem
ve kişileri kendi çağlarının koşulları içinde anlayabilmelidir. Tarihçi sadece
olayları ve bu olayların neden ve sonuçlarını ortaya koymakla yetinmez. Tarihi
olayların dünden bugüne ve yarına aktığının bilincinde olan tarihçi mutlaka
tarihte bir "eğilim" arar. Eğilim, olayların akış yönüdür. Tarihin eğilimleri
tarihçinin dünü, bugünü ve bir geleceği anlamasında önemli ipuçları verir.
Tarih sadece geçmişteki olaylar dizisi olmadığı gibi, tarih bilimi de boş yere
zaman harcanan basit bir uğraş değildir. Tarih bilimi, insanlara doğru sonuçlara
varmaları için yön veren bir düşünce tarzıdır. Geçmişini bilmeyen, kendisini
tanımayan bir toplum, tıpkı hafızasını kaybetmiş bir insan, ırmağın akıntısına
kapılmış bir dal parçası gibidir. Bütün insanların veya toplumların, geçmişten
cesaret almaya, onu öğrenmeye ve bu suretle tecrübe kazanmaya ihtiyacı vardır.
Gerek tek tek bireyler, gerekse toplumlar, ne olduklarını ve nereden
geldiklerini bilmeye, öğrenmeye merak ve ihtiyaç duyarlar. Tarih biliminin, bu
ihtiyacın giderilmesiyle sağladığı manevi tatminin yanında, birtakım pratik
faydaları da vardır. Zira insanlar kendilerinden öncekilerin tecrübelerinden
istifade ederler. Bu da onların yazıp bıraktıkları belgelerle, yani tarihi
kaynaklar sayesinde olur. Eski tecrübeler ise mevcut duruma ve geleceğe ışık
tutar, yeni gelişmelere yön verirler. Geçmişin bilinmesi, bugünkü değerlerin
daha iyi anlaşılmasını sağlar. Ayrıca tarih bilimi, insanlarda ahlak şuurunu
uyandırıp, manevi değerlerin gelişmesinde rol oynar. Aileden başlayıp millete
doğru gelişen bir sevgi ve bağlılığın doğmasına imkan hazırlar.
Tarih bilimi, insanlara milletlerin geçmişteki yaşantılarını ve diğer
devletlerle olan ilişkilerini öğretir. Geçmiş uygarlıkları tanıtır. İnsana,
geçmişini değerlendirme ve geleceğini daha iyi biçimlendirme konusunda yardımcı
olur. Geçmişini iyi bilen toplum, geleceğini daha sağlıklı bir şekilde
biçimlendirebilir. Tarih, insanlığın belleğidir. Ortak duygular yaratır ve
geçmiş ile gelecek arasında bağ kurar.
TARİH YAZICILIĞININ TÜRLERİ
1. Hikayeci (Rivayetçi) Tarih
Bu tarz ilk olarak eski Yunan'da ortaya çıkmıştır. Başlangıçta ağızdan ağıza
dolaşan hatıralar şairler tarafından nazım tarzında söylenmekte ve bunlara "epos"
adı verilmekteyken, Logograflar tarafından hikayeleştirilerek nesre çevrilmişler
ve arşivlerdeki malzemenin de ilavesiyle içlerine birtakım gerçekler de
karışmıştır. Fakat yine de, Strabon'un ifadesiyle bunlar "epos" olmaktan
kurtulamamışlardır. Logografların eserleri ne edebi, ne de tarihi eserlerdir.
Sadece ilmi araştırma yolunu açan "basit kronikler"dir.
"Tarihin Babası" adıyla bilinen Heredotos her ne kadar Logografların yolundan
gitmişse de, insanı merkez haline getirmiş olması ve kavrayış üstünlüğüyle
onlardan ayrılır. Herodotos da hikayeci tarih tarzını kullanmıştır. Fakat
olayları peş peşe sıralamakla kalmamış, onları bir düzen içinde nakletmiş ve bir
kompozisyon örneği vermiştir. Eserinde az da olsa siyasi görüşler vardır. Tenkit
düşüncesine sahip olmamakla birlikte, gördükleri ile duydukları arasında bir
ayrım yapmıştır.
2. Öğretici (Pragmatik) Tarih
Geçmiş
olaylardan ders almak, gelecekteki yolu doğru çizebilmek, okuyucuya ahlaki ve
milli duygular aşılayabilmek maksadıyla yazılan bu tarz eserler, öğretici bir
mahiyet arz ettiklerinden "öğretici" veya "pragmatik" denilen tarihçilik akımı
içinde yer alırlar. Bu tarzın önderliğini yapan kişi Thukydides'tir. Gerçek
anlamda tarihçilik, onun "Pelopennesoslular ile Atinalıların Savaşı" adlı
eseriyle başlamıştır. Bu eser sadece edebi bakımdan değil, metod ve zihniyet
bakımından da daha önceki eserlerden çok farklıdır. Bu fark, eserin gerek konu,
gerekse muhtevasında kendini göstermektedir. Eser zaman ve mekan bakımından
sınırlandırıldıktan başka, sadece müellifin yaşadığı devrin olaylarına tahsis
edilmiş; devlet, tarihi realitenin merkezi olarak görülerek, esas yerine
getirilmiştir. Devlet düşüncesinin esasını siyaset teşkil etmesi dolayısıyla da
Thukydides bir siyasi tarih yazıcısı olmuştur. Thukydides yetişme tarzı
sebebiyle de, araştırmaya yeni bir anlam getirmiştir. Bu da "siyasi öğretim de
faydalı olmak"tır. Böylece ilk defa olarak tarih biliminin sosyal bilimler
içindeki yeri de tayin edilmiştir.
Burada amaç, faydalı olmak, tarih yoluyla tecrübeyi arttırıp bilgiyi çoğaltarak
geliştirmek ve insanı başarılı kılmaktır. Bunun şartları ise: 1) gerçeğe tamamen
sadık kalmak, 2) olay ve durumları anlatırken, aralarındaki ilişkiyi ortaya
koymaktır. Geçmişi öğrenerek, bu bilgilere dayanarak şu anki durum ve gelecek
hakkında hüküm vermek anca bu şekilde mümkündür. Tarih yazıcılığında bu tür,
Thukydides'den sonra diğer eski Yunan ve Roma tarihçilerince de benimsenmiş;
Polybios, Plutarkhos, Tacitius, Machiavelli gibi yazarlar onun izinden
gitmişlerdir. Pragmatik tarih yazıcılığının en belirgin özelliği, tarihte ün
yapmış şahsiyetlere geniş yer verilmesi, bu kişilerin idealleştirilmesi, hatta
adeta insan üstü varlıklar haline getirilmesidir. İslam tarihçiliğindeki "Siyer"
kitapları bu tarza örnek olarak gösterilebilir. Thukydides'in açtığı çığır,
tarihi gerçekleri ortaya koymak hedefini güttüğü halde, örnek olmak prensibiyle
de hareket ettiğinden, bunu benimseyen müelliflerin eserlerinde hep zaferler ve
parlak olayların işlenmesine özen gösterilmiş, başarısızlıklar ve hayal
kırıklıkları karşısında sessizlik tercih edilmiştir. Bu da öğretici tarzın en
büyük zaafını teşkil etmiştir.
3. Araştırmacı Tarih
XIX. yüzyılda tarih yazıcılığı tarzında ciddi bir hamle yapılmış, olayların sade
anlatım ve geleceğe matuf öğreticisi vasfı yanında, çıkış sebepleri, bunları
hazırlayan amiller, çeşitli olayların sebep ve sonuç ilişkilerinin
araştırılmasına başlanmıştır ki, böylece tarih bir bilim olma kimliğini
kazanmıştır.
Dünyada cereyan eden olaylar, sadece yeri ve zamanı bakımından değil, cereyan
tarzı, rol oynayan kişiler bakımından da farklılıklar gösterir. Şartların müsait
olması halinde "benzer" olaylar cereyan edebilirse de "tarih tekerrür etmez".
Yani, tarihi olaylar hiçbir zaman, aynı cins ve miktarda malzemelerin
kullanıldığı laboratuvar deneyleri gibi değildir. Her birinin özel şartları,
değişik mekanları vardır. Bu olaylara karışan kişilerin karakterleri, olay
sırasındaki halet-i ruhiyeleri, dış tesirler birbirinden farklıdır. Şu halde,
gerçek manada bir tahlil için, bütün bunların derinliklerine inilip ayrı ayrı
araştırılması gerekir.
Olayın oluşuna sebebiyet veren şartların araştırılması da ayrı bir önem taşır.
Bir olayı sadece tek bir sebebe bağlamak hatalıdır. Coğrafi, sosyal, siyasi,
iktisadi vs. şartların iyi incelenmesi gerekir. Bunların birinin görülüp,
diğerlerinin ihmal edilmesi yanlış sonuçlara götürebilir. Yani, tarihin bir
bilim sıfatını kazanabilmesi için tarihin diğer sosyal bilimlerle olan
ilişkilerinin her zaman göz önünde bulundurulması, yerine ve zamanına göre
onlardan yardım istemesi gerekir.
TARİHİN BÖLÜMLENMESİ
İnsanlığın tarihini var oluşundan günümüze kadar bir bütün halinde incelemek
oldukça güçtür. Bu neden tarih, çeşitli bölümlere ayrılarak incelenir. Fakat bu
bölümlemeler bütünü bozucu bir özellik taşırlar. Bu nedenle araştırma ve
incelemeyi kolaylaştırma yararından başka mutlak bir değerleri yoktur. Bu
bölümlemeler sayesinde elde edilen bilgilerin bütün bir tarih bilinci içinde
değerlendirilmesi gerekir.
1. Zamana Göre Bölümleme
Bu bölümlemede
tarih, kronolojik dilimlere ve çağlara ayrılır: ilkçağ, ortaçağ, yeniçağ vs. Bu
tip bölümleme kullanışlı, hatta kaçınılmazdır. Fakat tartışmalıdır. Çünkü bütün
dünyanın kabul ettiği zamana göre bölümleme ortaya konulabilmiş değildir.
Sözgelimi, bugün tarihte belirlenmiş çağlar, Akdeniz havzası ile Batı Avrupa'nın
tarihsel gerçekliğine uygun düşmekte fakat Hint, Japon veya Çin kültürleri için
bu bölümleme fazla bir şey ifade etmemektedir.
2. Bölgeye Göre Bölümleme
Bu tür bölümlemede kıtaların, ülkelerin, kentlerin, hatta köylerin tarihi
söz konusudur. Avrupa tarihi, Türkiye tarihi, Ankara tarihi vs. Bu tür
bölümlemenin de asıl amacı genel tarihe ulaşmaktır. Çünkü tarihi sadece yerel
tarihe indirgemek, parçayı bütünden koparmak olduğundan hiçbir zaman bizi
sağlıklı bir sonuca götürmez. Günümüzde bütün devletler milli tarihlerini dünya
tarihi çerçevesinde yerleştirerek öğretmektedirler.
3. Konuya Göre Bölümleme
Buna analitik (çözümleyici) bölümleme adı da verilir. Bu tür bölümlemede,
toplumların değişik yönlerinin incelenmesi söz konusudur. Sözgelimi: sanat
tarihi, iktisat tarihi, düşünce tarihi, bilim tarihi vs. Bu tür incelemelerin de
büyük yararı olmakla birlikte, incelenen alanın açık ve kesin bir şekilde
sınırlandırılamaması bazı sorunlar yaratmaktadır. Sözgelimi dinî tarihi sosyal
tarihten ayırmak son derece güçtür.
TARİHİN FAYDALANDIĞI BİLİMLER
Tarih biliminin başka ilimlerle ilişkisi olmaksızın gelişmesi düşünülemez.
Hangi bilimlerle, ne oranda alakası bulunduğu, onlardan ne gibi hususlarda
faydalanacağı hakkında fikir sahibi olan Tarihçi bir problemle karşılaştığında
hangi bilim dalının yardımına başvurabileceğini bilmelidir.
1. Felsefe
Felsefe, doğru ve bilinçli düşünmeyi, belirtiler arasındaki genel bağları
kurmayı öğreten, dünya görüşlerinin kavranmasına imkan hazırlayan bir bilim
dalıdır. Tarihî düşünüş ve münasebetleri gösteren kolu ise "Tarih Felsefesi"dir.
Olayların doğru tahlili ancak o devrin felsefesinin bilinmesiyle mümkün olur.
2. Sosyoloji
Sosyoloji toplumdaki sosyal kanunları ortaya koyar. Tarih ise geçmişteki
olayları bu kanunları göz önünde bulundurarak inceler. Tarih araştırmalarında
doğru sonuçlara varılabilmesi için sosyoloji kanunlarının bilinmesine ihtiyaç
vardır.
3. İktisat
Birçok tarihi olayın temelinde iktisadi faktörler vardır. Bu olayların
kanunları iktisat bilimi tarafından ortaya konur. Tarih ise onun tasviri ile
meşgul olur. Fakat bütün tarihi olayların iktisadi sebeplerden kaynaklandığı
görüşüne de saplanmak hatalı bir yoldur.
4. Antropoloji
Antropoloji "insanin tabiî tarihidir" şeklinde tarif edilen bu bilim dalı
"fizik antropolojisi" ve "kültür antropolojisi" şekline ikiye ayrılır. Fizik
antropolojisi, insan ırkının oluşumunu araştırırken; kültür antropolojisi ise,
kültürlerin, yazının icadından önceki devirlerden başlayarak bugüne kadarki
gelişimini inceler.
5. Arkeoloji
Kültür antropolojisinin bir kolu olarak gelişmiş bir bilim dalıdır.
Özellikle belgelerin bulunmadığı devirler için, tarihin en önemli
yardımcılarındandır. Kalıntılar, özellikle kültür ve medeniyet tarihi açısından
büyük kıymet taşırlar. Hatta arkeolojik buluntular yanında yazılı kaynaklar
bazen ikinci plana düşebilir.
6. Etnografi ve Etnoloji
Etnografi ile etnoloji arasındaki fark, antropolojinin kalbi sayılan etnografi
tek bir kabile veya topluluğun hayatının ana unsurları olan yaşayış, örf, adet
ve geleneklerini konu alarak incelerken; etnoloji ise iki veya daha fazla sayıda
kültür arasında mukayeseli çalışmalar yapan bir bilim dalıdır.
7. Sosyal Antropoloji
Etnolojinin bir kolu olan sosyal antropoloji bilimi; 1) toplumun dini, siyasi,
iktisadi ve sosyal müesseselerini, 2) müzik, dans, halk edebiyatını içine alan
folklor araştırmaları, 3) etnoloji ile tarih, etnoloji ile psikoloji arasındaki
ilişkileri konu alan mukayeseli çalışmalar yapar.
8. Filoloji
Bir toplumun dili bilinmeden tarihinin bilinmesi de mümkün değildir. Bunun
içindir ki tarihi araştırmaların ilk şartı o toplumun dilinin öğrenilmesidir. Bu
da filoloji denilen dil bilgisi sayesinde olur. Ne var ki, tarihi araştırmalarda
basit bir dil bilgisi çok zaman yeterli değildir. Kelimelerin sözlükteki
karşılıkları dışında, çeşitli devirlerde ve kullanılış yerlerine göre ifade
ettikleri anlamların da bilinmesi gerekir. Aksi halde büyük hatalara
düşülebilir.
9. Sanat Tarihi
Sanat tarihi kısmen arkeolojinin metodlarını kullanmakla birlikte son
zamanlarda gelişme göstermiş bir bilim dalıdır ve özellikle kültür tarihi
açısından ihmal edilemez.
10. Coğrafya
Bütün tarihi olaylar coğrafi bir mekan içinde geçer. Mekanın tasviri,
olayların değerlendirilmesi açısından önemlidir ki bunu da coğrafya yapar.
Coğrafi şartlar tarihe şekil verir ve gelişmesine yardım eder. Deniz kıyıları,
nehir ve göllerin çevreleri, vahahar gibi topraklar insanların yerleşmeleri için
en elverişli sahalar olmuş, büyük medeniyetler burada doğmuştur. Beşerî
coğrafya, tarih bilimine, fizikî coğrafyadan daha çok yakındır. Çünkü beşerî
coğrafya kanunlar teklif etmek yerine, toprağın iskan edilişinin şartları ve
sonuçları hakkında bilgi verir. Beşerî coğrafyanın, tarih bilimine en çok
yardımcı olduğu sahası, iktisadi ve sosyal tarihtir.
11. Paleografya
Bir toplumun dilini bilmek, tarihî araştırma için yeterli değildir. Dille
birlikte kullanılan yazının da bilinmesi gerekir. Mısır tarihini araştırmak için
hiyeroglif yazısını, Mezopotamya tarihini araştırmak için çivi yazısını, Orta
Asya Türk tarihini araştırmak için Orhun ve Uygur yazıları ile Çin yazısını,
Osmanlı, İran ve Arap tarihi için Arap yazısını, Slav milletlerinin tarihi için
Kiril yazısını, Avrupa milletlerinin tarihini araştırmak için de Latin yazısını
bilmek gerekmektedir. Ancak çoğu kez mesele bununla da çözümlenemez. Çünkü bu
yazıların da birtakım çeşitleri vardır. Bunların her birinin kullanılış yerleri
de farklıdır. Gerekli yazıların okunması öğrenilmeden hiçbir zaman ciddi bir
tarihi araştırma yapılması mümkün değildir. İşte, yazıların tanınması ve
özellikleriyle ilgilenen bilim dalına paleografya adı verilir.
12. Diplomatik
Toplumun dili bilinip kullandığı yazı okunsa bile, belgelerin ifade
ettikleri anlam bilinmeden değerlendirilmeleri mümkün değildir. Belgelerin cins
ve şekil olarak değerlendirmelerini yapan bilim dalı Diplomotik'tir. Belgelerin
çeşitleri çıktığı ve ulaştığı yere göre, yazılma gayesine göre pek çok değişik
adlar alırlar. Sözgelimi, hükümdar tarafından gönderilen emirler için: "ferman,
emir, hüküm" adı verilir; bir şeyin kullanılma hakkı, bir vazifenin tevcihi gibi
vesilelerle verilenlere: "berat" adı verilir; sadrazam, beylerbeyi gibi üst
kademe görevlilerinin emirlerine "buyruldu" adı verilir; hükümdarın diğer bir
devletin tebaasına veya kendi tebaasından bir gruba bahş ettiği hakları
göstermek için yazılan belgelere "ahidnâme" adı verilir; iki devlet arasında
karşılıklı tekeffülü ihtiva eden belgele "muâhede" adı verilir. Bu belgelerin
her birinin özelliği vardır. Bu özellikler bilinince bazen metnin tamamının
okunmasına bile gerek kalmadan hangi grup içine gireceği tespit edilebilir.
13. Epigrafi
Müstakil kitabeler olsun, bir yapı üzerine monte edilmiş bulunanlar olsun,
ihtiva ettikleri bilgilerin doğruluğu dolayısıyla tarihçinin vazgeçemeyeceği
kaynaklardan biri de epigrafi malzemesidir. Ancak bunların okunması ayrı bir
ihtisas işidir. Bu kitabelerin okunmasıyla uğraşan bilim dalına epigrafi adı
verilir. Küçük kitabelere "epigram" denilirken, büyük kitabelere "epigraf" adı
verilir.
14. Nümizmatik
Nümizmatik, paraların tanınmasıyla uğrayan bir bilim dalıdır. Para ise gerek
siyasi, gerekse iktisadi tarihin bazı noktalarının açıklığa kavuşturulması
bakımından tarihçinin faydalandığı bir kaynaktır.
15. Mühürler
Mühürler ve armalar da bazı meselelerin aydınlatılmasında tarihçiye yardımcı
olmasından dolayı tarihin yardımcı bilimlerinden biri olarak sayılmaktadır.
16. Şecereler
"Ensab cedveli" ve "geneoloji" şeklinde de bilinen şecereler, tarihçi için
gerekli ve faydalı cetveller olmakla birlikte kendisine asil bir soy hazırlama
merakında olan, böylece toplum içindeki yerini sağlamlaştıracağını umanlarca
uydurma şecereler de tanzim edilmiştir. Günümüzde bu merakın hala devam ettiği
görülmektedir. Muhteviyatını dahi bilmediği halde sahaftan bir ferman veya berat
alıp aile yadigarı olarak gösterenlere rastlamaktadır. Bu hususlar göz önüne
alınarak, her rastlanan şecereyi doğru kabul etmek yanlıştır.
17. Kronoloji (Takvimler)
Bir olayın geçtiği zaman çok önemlidir. Zamanı tespit edilemeyen bir olayın
diğer pek çok şartları da bilinemeyeceğinden doğru olarak değerlendirilmesi
mümkün değildir. Zamanın tayini için çok eski devirlerden itibaren çeşitli
takvimler yapılıp kullanılmıştır. Bu takvimlerin birbirlerinden farklı olmaları
sebebiyle aynı olaylar için değişik kaynaklarda başka başka şekillerdeki
takvimlendirmeleri tek bir tarihe, bugün kullanılan miladi takvime icra
edebilmek için, bunların birbirlerine geçişlerinin iyi bilmek lazımdır.
18. Onomastik
Tarih bilimi için yer adlarının, sadece belli mevkileri ifade eden birer ad
olmaktan öte çok büyük önemi vardır. Eskiden, yeni bir köy veya kasaba
kuruluşunda, oraya yeni bir ad aramaya ihtiyaç kalmaksızın, yerleşen topluluğun
adı verilmiştir. Anadolu bunun en güzel örnekleriyle doludur. Bu adlar bize,
aynı adı taşıyan boy, aşiret, cemaat gibi grupların nasıl bir yayılma
gösterdiklerini anlatır. İşte bu yerleşme yerleri ile uğraşan bilim dalına "toponimi";
deniz, nehir, göl gibi su adlarıyla uğraşan bilim dalına "hidronomi"; şahıs
adlarıyla uğraşan bilim dalına da "antroponomi" adı verilir.
turkoloji.com.tr.tc