|
|
Uygur Türkçesi Tarihine Genel Bir Bakış
Sunan: Prof. Dr. Erol Mutlu
Mutlu: Türkiye’den sevgiler, saygılar programımıza başlarken güzel bir haberi duyurmak istiyorum. Türkiye’den programı artık bilgisayara taşındı. Artık bir Web sayfamız var. Web sayfamızın içinde daha önceki programlarımızın ayrıntılı bir dökümünü bulacaksınız Türkçe, Rusça ve İngilizce olarak. Adresimizi vermek istiyorum sizlere www. Turkiyeden.metu.edu.tr katkılarınızı,eleştirilerinizi internet adresimize bekliyoruz. Eleştirileriniz programa yol gösterici olacağı gibi bir bilgi bankası oluşturulmasına da yardımcı olacak. Bugünkü programımızın konukları Doç. Dr. Gülbahar Semetova ve DTCF Çağdaş Türk Lehçeleri Bölümü öğreti görevlilerinden Erkin Emet, hoş geldiniz efendim. Bugünkü konumuz geçmişi ve bugünüyle Uygur Türkçesi. Ben biraz konuya tarihe değinerek başlamak istediğim için Sayın Emet’e bir soru yöneltmek istiyorum. Uygur kültürünün tarihi hakkında kısa bir girizgah yapabilir miyiz?
Emet: Uygurlar hepimizin bildiği gibi en köklü kültüre sahip Türk halklarından biridir. Benim konum ağırlıklı olarak Uygur Türkçesi ile ilgili olduğu için bugünkü Uygurların durumundan kısaca bahsetmek istiyorum. Uygur Türkçesi bugün yaklaşık yirmi milyona yakın Uygur Türk'ü tarafından kullanılmaktadır.
Mutlu: Zaten kültür ve dil arasında çok kesin bir ayırım yapamadığımız için Uygur Türkçesinin tarihinden biraz bahsedebilir miyiz?
Emet: Uygur Türkçesi Türk milletinin kültürünün gelişmesinde çok önemli rol oynamış en köklü dillerden biridir. Uygur Türkçesi’nin elimize geçen yazılı metin tarihi 6-7.yy.’dan başlamaktadır. Uygur Türkçesi eski Uygur Türkçesi’nin devamıdır. Çuvaş ve Yakut lehçesi müstesna olarak bütün Türk lehçelerinin anadili diyebiliriz. Bugün konuştuğumuz Türk lehçeleri Uygur dilinden ayrılmıştır desek yanlış olmaz. Türk ve yabancı Türkologlar Türk dilinin tasnifini yaparken Uygur dilini esas almışlardır. Dolayısıyla Uygur Türkçesi’ne dair çalışmalar çok eskilere dayanır. 5.yy.’da eski Kuşavça ve eski Uygurca diye bir sözlük yapılmıştır. Bu eserden Çin kaynaklarında bahsetmektedir ancak henüz bulunamamıştır. 11. yy.’da Kaşgarlı Mahmut Divan-ı Lugat-it Türk’ü yazmıştır, bu sadece dile ilgili değil aynı zamanda ansiklopedik bir sözlüktür. Bu eserde sözcüklerin her lehçede nasıl söylendiği tek tek tasnif edilmiştir. Kaşgarlı Mahmut’un “Kitabu Cevahir-ün nahv fi Lügati’it Türki” isminde bir gramer kitabı vardır. 15. yy.’da Ming sülalesi döneminde Siyugan adında yabancılara Uygurca öğretmek için bir merkez kurulmuştur. Bu zamanda da Çince-Uygurca bir sözlük yazıldığını görüyoruz. 18. yy.’da Türkoloji çalışmaları açısından çok önem taşıyan Çincesi “Wuti Qingwen jian” olan beş dillik bir lugat yazılmıştır. 18 binden fazla sözcük içermektedir. Bu beş dil de Çince, Moğolca, Tibetçe, Uygu-rca ve Mançurca’dır. 18. yy.’da Batılı türkologlar Uygurca’yı ciddi bir biçimde araştırmaya başlamışlardır. Ruslar başta olmak üzere ilminsky, Malov gibi. 1929-30 yıllarında İsveçli Türkolog Gunnar Jarring Kaşgar, Hoton, Kumul kentlerinde çok önemli derleme çalışmaları yapmıştır. Bu da genel Türk dilinin tasnifi açısından çok önemlidir. Bunun haricinde Prof. Dr Talat Tekin’nin ve diğer Türkologların Türkçe’deki birincil uzun ünlüler konusunun tasnifi konusunda çok önemli çalışmaları olmuştur. Gunnar Jaring’in çalışmalarına baktığımızda eski Türkçe’de ikinci hecedeki uzun ünlülerin birinci hecedeki uzun ünlüleri çok iyi muhafaza ettiğini görüyoruz. Dolayısıyla genel Türk dilinin tarihi üzerine yapılan araştırmalar Uygur Türkçesi üzerine gidilerek yapılmıştır. “Altun Yaruk”, “Çestane Illig Bi” gibi dini Budist, Mani kitaplarının çevirileri yapılmıştır. Bu eserler folklor, din, dil araştırmalarına ışık tutan eserlerdir.
Mutlu: Anladığım kadarıyla özellikle bu dini bağlantılar üzerinden baktığımızda Çin’le Uygurlar arasında yakın ilişkiler olduğunu görüyoruz. Bu yakın ilişkiler dil konusunda etkileşim yaratmış mıdır? Uygur dilinin serüvenine baktığımız zaman böyle bir etkilenme görüyor muyuz?
Emet: Türklerin en eski komşularından birisi Çinlilerdir. Dolayısıyla dile de çok büyük etkileri olmuştur. Mesela Türkçe’deki ‘donmak’ kelimesi, Uygurca’da ki ‘tonmak’ kelimesi, Çince’deki ‘dun’ kelimesinden gelmektedir. Sentaks, yapı bakımından bir dilin diğer bir dile etki yapması çok zordur. Özellikle dil varlığı bakımından Çince’ nin çok etkisi olmuştur.
Mutlu: Peki Çince’ye bir etkimiz var mı?
Emet: Biz bunu derslerde de, Türkoloji kongrelerinde de tartışıyoruz. Rusça’ya ve Farsça’ya Türkçe’den girmiş kelimeler konusunda çok çalışma yapıldı. Ama Çince’ye Türkçe’den girmiş kelimeleri konu alan bir çalışma yok. Muhakkak Çince’ye Uygurca’dan girmiş çok kelime var.
Mutlu: Ben o zaman Gülbahar Hanım’a sorayım. Siz bu tarihe olduğu gibi katılıyor musunuz? Karşı çıktığınız noktalar var mı?
Semetova: Tabii katılıyoruz. Çünkü tek bir tarihimiz, kültürümüz, dilimiz var. Uygurlar olarak özelliğimiz Sovyetler’i de devlet sayarsak iki büyük devlet içinde yaşıyor olmamızdır. Bu durum tabii ki bizim tarihimize, kültürümüze, dilimize objektif olarak bir etki yapmıştır.
Mutlu: Sizin Kazakistan Alma-ata’da yaşadığınızı söylememiz de gerekiyor.
Semetova: Özbekistan’da, Kırgızistan’da, Türkmenistan’da Bayramali isimli bir bölgede yoğun olarak Türk cumhuriyetlerinde yaşıyoruz. Biz Uygurlar olarak hem kardeş lehçelerden hem de Rusça’dan etkileniyoruz. Biz bu konuda çok çalışma yaptık. Bütün oralarda yaşayan Uygurlar’ın merkezi Alma-ata sayılır. Bizim Alma-ata’da enstitümüz, bilimler akademisinde bir kaç bölümümüz var. Etimoloji, tarih ve dil konularında ayrı ayrı araştırmalar ve çalışmalarımız yürümektedir.
Mutlu: Bu çalışmalardan biraz örnek verebilir misiniz bize?
Semetova: Bizim bilimler akademisindeki bölümümüz ellinci yaşını kutlamaktadır ve bir çok çalışma yapıldı. Akademik, normatif büyük gramerlerimiz çıktı. Pekin’de de Uygurca neşredildi iki cilt olarak. Rusça’da Uygur dili gramerimiz çıktı. Çeşitli tarih konularında bir çok kitabımız yayınlandı. Bir de edebiyat konusunda çok çalışma yapıldı, Uygurların folklor antolojisi ve Uygur edebiyatı adı altında. Lise seviyesindeki okullarımız için elemanlarımız tarafından Uygur dili, edebiyatı, tarihi diye kitaplar hazırlanmıştır. Etnoloji bölümünde bir çok arkadaş maddi tarih konularında, Uygurlar’da giysi, Uygurlar’da nakış, Uygurlar’da halıcılık başlıkları altında çalışmalar yaptılar.
Mutlu: Yani bütün kültürel üretim biçimleri adetler.
Semetova: Tabii merkezimizin olanakları ve çalışan sayısı az olduğu için her şeyi yapamıyoruz.
Mutlu: Uygurlar farklı coğrafyalara dağılmış durumdalar. Bu dağınıklık durumunda Uygur halkı olarak tarif edebileceğimiz bir birlikteliği nasıl telaffuz edebiliyoruz?
Emet: Bu durumda önemli faktör siyasi iktidar. Başka kişiler tarafından yön verilen bir kültürel gelişme. Biz Sovyetler ve Çin gibi iki büyük dev gücün kıskacında, ikisinin ortasındaki bir toprakta yaşıyoruz. 15-16 milyona yakın nüfus Doğu Türkistan’da, geri kalan bir milyona yakın nüfus da Kazakistan’da yaşıyor. Eski Uygur Türkçesi’ne, imlasına siyaset müdahale etmiştir. Anadolu Türklerine Uygurca öğretirken çok zorlandığım bir konu var. Bizde birinci hecedeki/a/,/e/ ünlüsü ek aldığı zaman kapalı/e/ dediğimiz bir /e/ye dönüşür. Mesela, tüm Türk lehçelerinde “adın ne” ya da “atın ne” denir. Biz, “etin nime” diyoruz. Buradaki ‘at’ kelimesi, bütün Türk lehçelerinin Uygurca’dan ayrıldığını göstermektedir. Uygur lehçesi ana Türkçe dediğimiz Türkçe olduğu için Bütün Türk lehçelerini birleştirici bir rol oynuyor. Dolayısıyla yaşlılarla çok güzel anlaşabiliyoruz. Kırsal kesimin telaffuzu edebi dil yapma amacıyla genel Türk lehçelerinden uzaklaştırılmaktadır. Bu Sovyetler’in, Çin’in siyaseti olmuştur. Kültürel birliği elde etmek için 1966’dan 82’ye kadar Doğu Türkistan’da Latin alfabesi kullanıyorduk. 82’de tekrar Arap alfabesine geçildi. İki bin senelik bir kültüre sahip olduğumuz halde hala alfabe değiştirmeyle uğraşıyoruz. Bu da bizim elimizde olmayan nedenlerden kaynaklanıyor.
Mutlu: Alfabe belirleyici bir unsur ama başka unsurlar da var sanıyorum. Tabii, ben Türkiye’den hareketle konuşabilirim. Türkiye’de standart dil İstanbul ağzından kaynaklanır. Köylerde kullanılan ağızlar, telaffuz standart dil olarak kabul edilmemiştir. Siz standart dilin köylerde konuşulan ağızlardan hareketle kurulmasını mı savunuyorsunuz? Siyasi baskılar yüzünden köylerde konuşulan ağızlar standart dil haline gelemedi mi?
Emet: Çok güzel bir soru sordunuz. Benim söylemek istediğim şuydu, bir bölgenin ağzının standart dil olması için o bölgenin kültür, ticaret merkezi olması gerekir. Kaşgar tarih boyunca doğal olarak Uygurlar’ın kültürünün üretildiği bir coğrafya olmuştur. Uygur nüfusunun yüzde seksen beşi burada yaşamaktadır. Edebi, klasik eserlerin hepsi burada yazılmıştır: “Kutadgu Bilig”, “Divan-ı Lügat-it Türk”, “Atabetül Hakayık”. Doğal olarak standart telaffuz Kaşgar’ın olması lazım.
Semetova: Erkin Bey de Kaşgarlıdır.
Emet: Ama böyle söylememin nedeni bu değil. Kültür, ekonomi, ticaret merkezi olduğu halde Kaşgar’ı standart ağız yapmadılar. Tarancılar’ın yaşadığı, Kazakistan’la sınır olan bölgede eskiden suçlular sürgün edilirlermiş. İşte, buranın ağzını standart ağız olarak benimsetmeye çalıştılar. İstanbul yerine Erzurum’u standart ağız yapmak gibi bir şey. Böyle bir imla siyasetine gidildi.
Mutlu: Bunun sebebi neydi?
Emet: Doğu Türkistan’a 18.yy.’ın başlarında Rus Türkologlar gitmişti. Bunların hepsi misyonerdi. O zaman Uygur, Kazak, Kırgız gibi kavramlar o kadar güçlü değildi. Çocukluğumda da Uygur kelimesi etnik bir anlam taşımıyordu. İnsanlar Kaşgarlı, Taşkentli, Endicanlı olarak tanımlanıyordu. Eski büyük Türkistan bölgesinde bölgeye göre tanımlama yapılırdı. Sonra bunları millet haline getirme çabasına girildi. Rus Türkologları Ressenen, Radloff’un eserleri bilimsel olarak çok güzel eserlerdir. Fakat bu eserler parça parça milletler yaratmak için yapıldı. Dolayısıyla yanlış bir dil siyasetinden bahsediliyor.
Mutlu: Bugün Kaşgar bölgesinin dili standart dil değil diyorsunuz. Peki o dilde edebi diller yazılmıyor mu?
Emet: Yazılıyor. Bizde imla çok karışık. 1984’te yeni imlamız çıktı. Ben o imlaya baktığımda eskiden öğrendiğim şeylerin boşa gitmiş olduğu izlenimine kapılıyorum.
Mutlu: Çok da üzülmeyin. Türkiye Türkçesinde de sürekli imla değişir.
Emet: Babamın yazdığı imlayla benim yazdığım arasında çok büyük fark var. Durmadan imla değiştiriliyor, bunu yerleştirmek zor. Bir romanını ilk iki sayfasını okuduğunuzda, yazarın hangi memleketten olduğunu anlarsınız. Bu durum standart Uygurca’nın daha olgunlaşamadığının bir göstergesidir.
Mutlu: Siz güldünüz biraz önce, niye güldünüz?
Semetova: Erkin Bey Kaşgar ağzının standart dil olması gerektiğini o kadar çok savundu ki kendisi Kaşgarlı olduğu için böyle dediğini sandım. Standart dil Çin’de yaşayan Uygurlar için çok önemli. Çünkü orada üç diyalektimiz var: Merkezi diyalekt, Hoten diyalekti, Lopnur diyalekti. Biz Kazakistan’da Kulca şivesi dediğimiz merkezi diyalekti konuşuyoruz. Kaşgar’ın kültür merkezi olduğu tartışılmaz. Ama biz ne zamandan beri bu standart dili yaşatmaya çalışıyoruz. Birçok çalışma yapıldı. Orfo epik sözlük çıktı, telaffuz, imla sözlüğü çıktı. Çin’de kültür devriminden sonra azınlıklara yönelik siyasette bir takım değişiklikler olduktan sonra 91’de ilk defa Urumçi’deki dil yazı komitesinden bir grup bilim adamı Alma ata’ya geldi. Bizim Kazakistan Bilimler Akademisi’nden bir grup da oraya gitti. Esas konumuz imla, telaffuz ve standart dil. Dediğiniz gibi dağınığız. Ama bir halk olduğumuz için bir standart dilimiz olmalı, en azından mektup yazdığımız zaman birbirimizi anlayabilmeliyiz. Merkezi diyalekt çok büyük bir alanı kaplıyor. Kulca diyalekti, Turfan diyalekti, Urumçi diyalekti. Urumçi diyalekti merkez diyalektidir esasında, Urumçi de Sincan’ın başkentidir. Bu yüzden biz Kaşgar lehçesini standart dil haline getirmeye çalışmak yerine mevcut standart dili korumaya ve daha iyi bir hale getirmeye çalışmalıyız.
Mutlu: Bu araştırma kurulları biraraya gelip birlikte çalışmalar yapmıyorlar mı?
Semetova: Urumçi’deki dil yazı komitesi bazı çalışmalar yapıyor. Zaten bu tür sözlükler bu tür çalışmalar sonucunda ortaya çıkmıştır. Bizim de imla sözlüğümüz var. Hem Urumçi’deki hem de Alma- ata’da ki uzmanlar bir araya gelip çok tartıştık imlayı.
Emet: Ünlü diyalekt, ağız araştırmacısı Amini Gaffar diye bir büyüğümüz var. Bizim başkentimiz 1955’ten beri Urumçi’dir. Radyomuz, televizyonumuz, üniversitemiz Urumçi’dedir. Urumçi’nin nüfusu 2,5 milyondur ve bunun ancak 150.000’i Uygur Türküdür, diğerleri Çinlidir. Urumçi, Çin bize Sincan Uygur Özerk Bölgesi statüsünü verdikten sonra başkentimiz olmuştur. Amini Gaffar standart dil Urumçi ağzı olsun tezini ortaya attı. Urumçi ağzında standart telaffuzu ortaya çıkarma çabası son onbeş-yirmi yıldır sarf edilmektedir. 1980’den itibaren üç defa imla değiştirildi. İmlada iyiye gidiş var. Eskiden yemeğe ‘tamak’ diyorduk ve kelime ek aldığında sondaki ses değişerek ‘tamağı’ haline geliyordu. Böylece kökten uzaklaşılarak /k/lar /ğ/ ye dönüşüyordu. Diğer örneklerde ‘yatak’-‘yatağı’, ‘kitap’-‘kitivi’ olarak dönüşüyordu.
Semetova: Türkiye Türkçesi’nde de ‘yatak’, ‘yatağı’ oluyor, /ğ/ye dönüşüyor.
Emet: Bu yine çok kötü bir örnek sayılmaz. Bundan kötü örnekler var kökten uzaklaşma konusunda. Edebi dili standartlaşmak için kelimenin köküne kayma var. Kökü muhafaza ederek çekim yapma eğilimi var. Bu çok güzel bir gelişmedir. Son on beş senedir hükümete bağlı Telizat Komitesi adında bir merkez var. Bu merkezin görevi yeni kurulan şirketlerin, mağazaların ismini tescil etme, denetimden geçirmedir. Eskiden yeni teknolojiyle ilgili tüm terimleri Çince’den alıyorduk. Eskiden buzdolabına Çince ‘dişan’ diyorduk, şimdi ‘muz’ kökünden hareketle ‘muzladgo’ diyoruz. Teybe ses anlamına gelen ‘ün’ kökünden hareketle ‘ünalgo’ diyoruz. Böyle pek çok kelimeyi Uygurcalaştırma hareketi var.
Mutlu: Peki tuttu mu bu hareket? Köylere kadar gitti mi?
Emet: Köylere kadar gitti. Çünkü bizde tek bir medya var ve o medya gün boyunca yeni kelimeleri pompalıyor. Çağdaş yeni Uygur Türkçesi’nin grameri, morfolojisi, sentaksıyla ilgili çok güzel kitaplar yayınlandı. Teoman Almas’ın kitabı bunlara örnektir. Bunun gibi pek çok üniversite hocası bu konularda kitaplar yazdı. Uygur Türkçesi’nin tarihiyle ilgili olarak Eski Uygurca’nın sözlüğü yapıldı. Bunun dışında 1984’te Kutadgu Bilig yapıldı. 1955’teki kültür döneminden sonra bizim böyle çalışmalar yapmamız mümkün değildi. 80’den sonra çok güzel çalışmalar yapılabildi. Fakat bunlar da yeterli değil. Kazakistan’daki Uygurlarla temaslar 90’dan sonra başladı. Aramızda imla konusunda fikir alış verişi var.
Mutlu: Bu arada hem halk edebiyatında hem de daha üst düzeyde eserler de verilmeye devam ediyordu herhalde. Bunlarda belli bir standart yakalanmış mıydı? Birbirlerinden çok farklı mıydı?
Semetova: Ben öyle olduğunu sanmıyorum. Erkin Bey’in bir kitabı çıktı. “Uygurlar” isminde, Uygurlar’ın tarihiyle ilgili, bu kitap Kazakistan’da kiril alfabesiyle basıldı. Çok rahat anlaşılan, çok güzel bir dille yazılmış olan bir kitaptır. Yaşayan en önemli yazarlarımızdan olan Ziya Samedi de Kazakistan’da yaşıyor. Eski kültür bakanı Ziya Samedi Kazakistan’daki yazarların çabalarıyla Kazakistan’a getirildi aksi takdirde hapse atılacaktı. Şu anda yetmiş beş yaşını aşmış olmasına rağmen hala çok güzel çalışmalar yapmaktadır, Uygurca’yı en güzel kullanan yazardır, bizim duayenimizdir. Daha çok tarihi romanlar üzerinde çalışan yazarın en son kitabı Ahmet Kasimi ile ilgili. Onun dili hem Sincan’da hem de bizim yaşadığımız cumhuriyetlerde rahatça anlaşılmaktadır.
Mutlu: Standart dil eğitimle de bağlantılı bir şey. Okullarda Uygurca öğretilecekse standart Uygurca öğretilmeli.
Emet: Benim doktora tezim Doğu Türkistan Uygur ağızlarıyla ilgiliydi. Genel Türk tarihi araştırmalarına ışık tutması için yaptığım bir tezdi. Bu tezi yaparken gördüm ki coğrafi olarak çok dağınık olmamıza rağmen, birmilyonsekizyüzbin metrekarelik bir toprakta yaşıyor olmamıza rağmen, bizdeki şive farkı yalnızca fonetik ve tonlamadadır. Örneğin Urumçi’dekiler ‘bukelemmu’ derken Kaşgar’dakiler ‘bukelemma’derler. Konuşmasından kimin Yarkentli kimin Kumullu olduğu anlaşılır. Kelimeleri çok farklı değildir ama /r/nin “j”ye, /y/ nin /j/ye dönüşmesi gibi ufak farklar var. Bizde bir aydın kesimi oluşmuş değil. 1940’larda Abdurrahman Gür gibi, Teyüpcan İliyup gibi yazarların eserleri sürükleyici rol oynadı. Uygur Türkleri okumaya düşkündür.
Mutlu: Ben de tam okur yazarlık durumu nasıl diye soracaktım.
Emet: Okur yazarlık oranı yüksek ama eğitimin kalitesi düşük. 80’den sonra Çin’e özgü sosyalizm diye bir şey geliştirildi, yönetim şekli ne sosyalizm ne kapitalizm. Bunun sonucu olarak Çin’de alt yapı yok, gelir düzeyi çok düşük. Her şey paraya dayalı olduğu için okullar da paralı. Kırsal kesime öğretmenler gitmiyor. İyi öğretmenler şehirlerde paralı okullarda çalışıyor. Önce bir alt yapı olacak ki ondan sonra paralı eğitime geçilebilsin. ilkokullarda ve ortaokullarda eğitim seviyesi bölgelere göre değişiyor. Genellikle eğitim kalitesinde düşüş var.
Mutlu: Siz üç milyonluk başkentin çok az bir kısmının Uygur Türkü olduğunu söylediniz. Şu anda orada konuşulan dil ne?
Emet: Orada konuşulan dil Uygurca. Sincan Uygur Özerk Bölgesi yasalarına göre Sincan Uygur Özerk Bölgesinin dili Çince ve Uygurca’dır. Çinli vali tercüman aracılığıyla Uygur halkına seslenir. Bütün dairelerin isimleri, televizyon kanalının ismi hem Çince hem Uygurca iki dilde yazılır.
Mutlu: Eğitim?
Emet: Eskiden hem Çince hem Uygurca eğitim veriliyordu. İyi bir yere gelmek için Çince bilmek gerektiğinden yavaş yavaş Çince eğitime yönelme var. Ama bu mecburi değil.
Semetova: Kazakistan’da ki durum da hemen hemen aynı. Bizde ilkokul, liseye kadar Uygurca okullarımız var. Uygurların toplu olarak yaşadığı yerlerde son zamanlarda üniversitelerde Uygurca bölümler de açıldı. Ama tabii ki bu yeterli değil.
Mutlu: Siz resmi dili Kazak Türkçesi olan bir yerde yaşıyorsunuz değil mi?
Semetova: Evet. Ama bizde de Çin’dekine benzer bir olay var. Hangi halk çoğunluğu sağlıyorsa o bölgede o dil resmi olarak geçiyor. Mesela Alma-ata’ya üçyüz km uzaklıkta Uygur bölgemiz var. Çoğunluk Uygur olduğu için o bölgede resmi dil Uygurca’dır. Ama bizde de iyi bir işe sahip olabilmek için Rusça okumak şart. Bizim okullarda hem Kazakça hem Uygurca hem de Rusça okutuluyor.
Mutlu: Urumçi’deki Çinliler kendilerini Uygurca öğrenmek zorunda hissediyorlar mı?
Emet: Çinlilerin en eski zamanlardan beri tutumu, önce gelip o bölgenin dilini öğrenmek sonra da kendi dilinin öğrenilmesine çalışmaktır. Şimdi, biz Çince öğrenmek zorundayız. Eskiden üniversiteyi bitirdikten sonra devlet iş sağlıyordu. Şimdi bu kalktı. Üniversiteden sonra kendiniz iş bulmak zorundasınız.
Mutlu: Çünkü özel sektör gelişmeye başladı. Özel sektör hangi halkın yanında?
Emet: Doğal olarak Çinlilerin elinde. Ekonomik sıkıntılarımızın da esas nedeni bu. Bizim en önemli geçim kaynaklarımız pamuk ve petroldür, en büyük pamuk şirketi Çin-Hon Kong ortaklığıyla kurulmuş bir şirkettir. Uygurlar ayakkabıcı, lokantacı gibi küçük esnaflıkla uğraşırlar. İyi eğitim görebilmek için ekonominin de iyi olması gerekir.
Mutlu: Herhalde kırsal kesimde o kültür hala yaşanıyor değil mi?
Emet: Tabii, Kaşgar’ın % 98’i Uygur Türküdür. Tanrı Dağları’nın güneyinde ağırlıklı olarak Uygurlar yaşar. Ama ekonomi kuzeye nazaran kötüdür.
Mutlu: Sizin durumunuz nasıl?
Semetova: Uygurlar enteresan bir durumdadırlar. Hem Kazaklar, hem Ruslar hem biz bir aradayız.
Mutlu: Başkaları da var galiba.
Semetova: Dağınık yaşamamıza rağmen tüm cumhuriyetlerdeki tüm okullarda tek tip program, tek tip ders programı vardır. “Uygur Avazı” isminde tüm Türk cumhuriyetlerine dağıtılan bir gazetemiz var. Bu gazetenin Arap harfleriyle basılan “Yeni Hayat” ismindeki eki altmışlı yıllarda Sincan bölgesinden Kazakistan’a göçen ve hala Kiril alfabesini bilmeyen Uygurlar için çıkarılmaktadır. Sincan’da dairelerde birçok Uygur bir arada çalışmaktadır. Onlar kendi aralarında Uygurca konuşabilirler. Dil burada kendi fonksiyonunu yerine getirebiliyor. Bizim durumumuz daha farklı Alma-ata’da tiyatromuz, akademimiz, yazarlar birliğimiz var. Buralarda çalışanlar günlük hayatlarında Uygurca kullanıyorlar. Ama bunun dışında biz ya Kazakça ya Rusça konuşmak zorundayız.
Mutlu: Erkin Bey Uygur Türkçesinin Kazakça da olmak üzere bütün Türk dillerini birleştiren bir dil olduğunu söyledi.
Semetova: Tabii zor değil bizim için Kazakça, Kırgızca, Türkmence ya da Özbekçe konuşmak. Ama bizim dilimiz çok sınırlı bir alanda kullanılıyor. Daha doğrusu aile içinde kullanılıyor.
Mutlu: Peki, Uygurca Kazakça, Özbekçe gibi diller arasında üst dil gibi yakınlaştırıcı işlev göremez mi?
Emet: Kazakistan’a, Kırgızistan’a gittim. Oralarda maalesef Kırgız, Kazak kavramları çok güçlü. Bize göre Kazak da Uygur da Türk’tür. Uygurların devlet dili olan Kazakça’yı öğrenmesi lazım. Türk lehçelerini öğrenmek doğal bir şeydir. Bunda bir sorun yok.
Semetova: Kazakistan çok karışık. Türkler’in haricinde Almanlar, Koreliler bile var. Dillerimiz arasında çok da güzel bir alış veriş var. Türk cumhuriyetleri bağımsızlıklarını ilan ettikten sonra herkes kendi dili üzerinde yoğunlaştı. Sovyetler’in dil siyaseti asimilasyona yönelik bir siyasetti.
Mutlu: Süremiz doldu. Programa katıldığınız için her ikinize de teşekkür ederim. Önümüzdeki programda görüşmek üzere hoşça kalın.
pc12.soc.metu.edu.tr (13 Şubat 2000, Ankara)
|