Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Marcellinus, Rudenko ve Gumilöv Hunlar’ı tartışıyor!

Aşağıdaki satırlar Gumilöv’ün bir araya getirdiği ve kendisini de kattığı sanal bir söyleşidir. Çünkü ilk iki yazar birbirinden yüzyıllarca farklı zaman dilimlerinde yaşamıştır. Gumilöv ile Rudenko arasında da çok uzun yıllar (yaş) fark vardır.

“Aşağıdaki münakaşada Ammian Marcellinus A.M., Rudenko S.R. ve bendeniz L.G. kısaltmalarıyla gösterilmiştir.

A.M. - Gunlar Meotid Gölü’nden (Azak Denizi) Buz Denizi’ne kadar uzanan bölgede yaşıyorlardı. Son derece vahşiydiler. Hayvanlara veya kaba kütüklere benziyorlardı. Çarpışmalar sırasında çığlıklar atarak sivri kılıçlarla düşmana saldırıyorlardı. Maharetliydiler ve atları da hızlıydı.

L.G - Neden sana inanayım ki? Yoksa vahşi hayvanlar at üzerinde kılıç sallayabilir, yılkıdan at üretebilir yani tayları terbiye edebilir mi?

A.M. - Çok sıkıcı ve mahrumiyetle dolu bir hayatları vardı. Her yerde ateş yakamaz ve yemek pişiremezlerdi. Bitki kökleriyle, otlarla ve atların terkisinin altına koyarak biraz bastırıp yumuşattıkları etle beslenirlerdi.

L.G. - Peki kışın ne yerlerdi? Yani bitki kökleri ve otların olmadığı kış günlerinde? Sonra ateş yakmadan Sibirya soğuğunda nasıl yaşanabilir? Bu bir yanılma mı yoksa yalan mı?

S.R. - Konuya açıklık getirelim. ‘At doğduğu andan itibaren ihtimam ister.s Hatta yılkı sürülerinden yakalanan ve evcilleştirilen atlar bile itina ile bakılır ve sürekli eğitilir.s Bu atlar düz ovaya salıverildiğinde vahşileşirler ve bu yüzden de vahşi hayvanlar gibi avlanırlar. Eğerin altına konularak bastırılan et ise yenmek için değil yaraların tedavisi içindir.

Eski Hunlar, Sakalar ve diğer göçebeler, asil atlar bu cümleden rahvan atlar ve savaş atları yetiştirdiler. At isimleriyle ilgili terimler de detaylı olarak incelenmiştir. Kazak ve Başkurtlar’da atlar cins, soy ve yetişkinliklerine göre yirmi iki isim alırlar. Fakat göçebeler daimi içeceklerini koyun sütünden sağlıyorlardı. Ayrıca koyun pisliğinden tezek yapıyorlardı. Sahralarda sığır beslemek çok zordur.

Mesela bu yüzdendir ki Kazaklar’ın Aday boyu inek beslememiştir. Çünkü onlar da Hazar ile Aral arasında Hunlar’ın yaşadığı tabii şartlarda yaşıyorlardı.

A.M. - Gunlar kötü bir hayat sürseler de güçlü atlara sahiptiler ve gece gündüz sıradan işlerini bile at sırtından inmeden yapıyorlardı. Eğerde oturarak alış veriş yapıyorlar, yemek yiyorlar, içki içiyorlardı. Hatta kabile toplantılarında bile atın sırtından inmiyorlardı.

L.G. - Ama herhalde atlar yoruluyorlardı ve ayrıca otlatılması da gerekirdi. Yani bu durumda her Gun’un yük ve binek atlarının dışında 10-12 atının olması gerekirdi ki, özellikle kış günlerin bu kadar hayvanı  otlatacak geniş meraları nereden bulacaklardı?

A.M. - Onlar arabalarıyla hane berduş dolaşıyorlardı. Kulübe olarak kullandıkları bu arabalarda kadınları yaşardı. Bu kadınlar kaba elbiseler dikerler ve çocuklarını sırtlarında taşırlardı. Elbiseleri keten veya deridendi yani dağ sıçanlarının derilerinden elbise dikiyorlardı.

L.G. – Pekala! Arabaları olduğuna göre bu arabaları yapmak gerekir. Ama devamlı at sırtında oturarak araba yapamazsın. Sonra Gunlar neden kapalı kulübeleri soğuktan oldukça iyi korurken hanımlarıyla sıcacık yatmıyorlardı? Ayrıca keten elbiseler giyiyorlarsa keteni nereden buluyorlardı? Diğer yandan  sizin dağ sıçanları dediğiniz şeyler de sincap, as ve su samurlarıdır. Yer sincapları ve dağ sıçanlarının derisinden de gocuk dikilmez çünkü dayanıksızdır. Üstelik Batı Sibirya kışın aşırı soğuktur. Peki bu yoksul vahşiler nasıl galip geliyorlardı?

A.M – Harbe ve ok kullanıyorlardı. Ok uçlarını da sivriltilmiş kemiklerden yapıyorlardı. Düşmanı kement atarak etkisiz hale getiriyorlardı. Kaleler ve çevresi örülü şehirlere saldırmıyorlardı.

L.G. – Eğer Alan zırhlarını delemeyen oklar mükemmel olmayan sevri kemikten yapılmış silahlarla Gunlar çok iyi teşkilatlanarak zafer üstüne zafer  kazanmışlarsa, neden onları vahşi olarak isimlendirelim?

A.M. – Haince saldırıyorlar, sürekli savaşıyorlar ve birkaç dakikalık panik saldırıları gerçekleştiriyorlardı. İyilikle kötülük arasındaki farkı anlayamayacak kadar akılsız hayvanlar gibi yaşıyorlardı. Dine karşı da saygısızdılar.

L.G. – Fakat bunlar sadece kindar Got ve Alanlar’ın ileri sürdüğü görüşlerdir. Öyle olsaydı 2.-4. yüzyıllarda Hazar çevresinde nasıl böyle bir hayat tarzı ve medeniyet kurabilirlerdi? Daha inandırıcı bilgiler edinmek için başka bir yol var mı?

S.R. – Yerleşim birimleri veya mezarlıklar gibi ortaya çıkarılan bazı istisnai arkeolojik bulgular çeşitli eski kabilelerin medeniyetleri hakkında çok az bilgi vermektedir. Yazılı tarihi belgelere ve silah imalatına sahip olanlarda dahi, halkın esasi meşgalesinin ne olduğu konusu muğlaktır. Hayat tarzları konusunda yeterli bilgi bulunmayan milletlerin medeniyetlerini öğrenmenin yegane yolu etnografik verilere göre analojik kıyaslamalar  yapmaktır.

L.G. – Yani bu durumda Leningrad Şarkiyat Enstitüsü’nün 1964- 73 yılları arasında yayımladığı raporlarda belirtilen etnos-yöre ilişkileri doğrudur diyebilir miyiz?

S.R. – Evet. Bugün, Gunlar’ın 2-4. asırlarda yaşadığı hayat tarzına benzer bir şekilde tabii şartlarda hayatlarını sürdüren Kazak Aday boyu analojik kıyaslama için esas alınabilir. Gerçekten de Adaylar Aral-Kaspi steplerinde, Kazak ve Türkmen yarı sahralarında ve Baykal civarındaki Buryat ve Mongollar arasında kapalı göçebe toplumlar yani çingene kafileleri halinde yaşamaktadırlar.

L.G. – Yani Gunlar ve Hunlar’ın yaşadığı topraklarda! Ya peki ‘zayıf’ Hunlar-Yueban ve Şa-to Türkleri?

S.R. – Dağ çevrelerinde yaşayan bu Hunlar yarı göçebe bir hayat sürdüler. Bu hayat tarzında göçebe sürekli kışladığı bir kulübeye sahiptir. Oraya yılda bir defa uğrar ve bahar gelip otlar yeşerinceye kadar kalır. Sonra sonbahar bitimine kadar uğramaz. Bu tip bir hayat tarzı yaşayanlar her ne kadar hayvanları için kışlık yem hazırlamakla uğraşırlarsa da, kesinlikle ziraatçı toplum olarak kabul edilirler.

Ama Hazar çevresindeki hayat tarzı  böyle değildi. Fasılasız göçebe hayatı burada tabii bölge şartları sebebiyle kesintiye uğruyordu. Kış aylarında kar yağışları burada belli belirsizdir ve kış öylesine kısadır ki, atlar ve koyunlar (ve 13. yüzyıl Moğollar’la birlikte buraya gelmiş olan develer) için ot temin etmek hiç problem olmamaktadır. Kazaklar’ın yarı göçebe atalarının aullarından farklı olarak ağıl sahipleri sezonluk meralara, ot ve yoncaya sahip değildir. Sürüler kışın ortak ağıllarda korunur. Kuzey taraflarında ise nehir veya göl kenarında otlayan at sürülerinin saldırgan kurt sürülerine karşı korunması oldukça zordur.

Ortaca beş kişilik bir Hun veya Kazak ailesinin aşağı yukarı 25 atının olması gerektiği aşağıdaki hesaba göre tespit edilmiştir: Bir at, beş inek, altı koyuna eşittir; iki yaşında bir at ½, tay ise ¼’dür. Bundan başka arabayı çekmek için ve ailenin yetişkin üyelerinin binmesi için de binek atı gerekmektedir. Bu miktarda bir hayvan sürüsünü barındırabilmek için, kışın kar kalınlığının 30 cm.yi geçmediği, meraların geniş ve su kaynaklarıyla beslendiği, karın rüzgarlarla satıhtan temizlendiği bölgeler gereklidir ki, bu tür yerler steplerde, güneydoğu Urallar’da, Tiyanşan’da, Altaylar’da ve bugünkü Moğolistan’da vardır.

Göçebelerin, biraz sonra da göreceğimiz gibi esaslı çapraşık sosyal sistemler kurmalarını, kültür akımlarından faydalanmalarını engellemeyen hayat tarzlarından memnun olduklarını da ilave etmeliyim.

A.M. – Ama Gunlar’ın kaleleri, hatta evleri ve kamış alacıkları bile yoktu. Arabalar üzerinde oradan oraya göç ederlerdi. Kimse onların vatanlarının nerede olduğu sorusuna cevap veremiyor. Gun bir yerde doğar, oradan uzaklara gider ve karnını daha da uzaklarda doyurur.

L.G. – Bu soruya cevap vermek kolay: Onların vatanı büyük bozkırın tamamıdır. Tekerlekli arabalar, son derece güzel dizayn edilmiş, mobil bir yurttur. Kamış alacıklara gelince, keçe insanı kamıştan iyi koruduğu için Gunlar’ın hiç yapmadıkları bir şeydir.

Ammian Mercillenus hiçbir tenkide tabi tutmadan alarak verdiği bilgilerde birçok yanılgıya düşmüştür. Rudenko da göçebeler hakkında benzeri bilgiler verirse de, onun şahsi tahlilleri alışılmışın dışında bir hayat süren bu insanlara karşı daha saygılıdır. Rudenko göçebe hayatının spesifik tabii şartlara optimal bir adaptasyon olduğunu göstermektedir. Karadeniz çevresinde ağır kış şartlarında yaşayan İskit ve Sarmatlar’ın kış hazırlıkları yaptıkları; bunun zamanla yerleşik düzene, kapalı yerlerde yaşamaya, sanatın gelişmesine, ticarete ve en nihayet köle ticaretine yol açtığı bilinmektedir. Gunlar bu tür şeylerden hoşlanmamışlar ama kimseyi de kendileri gibi yaşamaya davet etmemişlerdir. Onlar iki yüz yıl boyunca fethetmeye ihtiyaç dahi duymadıkları sahipsiz topraklarda yaşadılar. Sanırım onlar Latince metinleri okumayı bilselerdi, haklarında yazılmış olanları öğrenince kesinlikle şaşkına dönerlerdi.”

(L.N.Gumilöv, Hazar Çevresinde Bin Yıl, S.159-161)