Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

 

Türkiye ve Türkmen Türkçeleri Arasında Bir Karşılaştırma

 

Sunan: Prof. Dr. Erol Mutlu
Konuşmacılar: Prof.Dr. Sema Barutçu Özönder ve Doç.Dr. Berdi Sarıyev
 


Mutlu
: Türkiye’den sevgiler, saygılar. Bu gün daha önce de tartışmış olduğumuz dil konusuna değineceğiz. Ancak bu kez dil konusunu Türkmence ile sınırlı olarak tartışacağız. Özellikle Türkmenistan’da Türkmence’nin kullanım alanları üzerinde duracağız. Bu günkü konuklarımız; Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Çağdaş Türk lehçeleri ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Sayın Profesör Dr. Sema Barutcu Özönder: Sayın Özönder aynı zamanda program danışmanımız. Sayın Doç. Dr. Berdi Sarıyev  de aynı bölümde öğretim üyesi. Şimdi, sayın danışman konuğumuza dönerek bir çerçeve çizme bakımından Türkmenistan’da Türkmence’nin kullanım alanları dediğimizde, sanırım Türkmence’nin kısaca bir tarihine bakmamız gerekiyor. Bu konuda bir giriş yapmanız mümkün mü?

Barutcu Özönder: Türkmence uzmanı olan hocamız Berdi Bey de konu hakkında derinlemesine bilgi muhakkak verecektir. Türkmence’nin genel Türk dili içindeki yerini tayin edip, 20. yy’daki Türkmence etiketi altında konuşulan dilin, bağımsızlıktan sonra da devlet dili olarak kullanılan dilin durumuna sanıyorum bu gün değineceğiz.

Mutlu: Tabii dile bakarken tarihin içinden bakacağız. Kamusal alanda, özel hayatta, gündelik hayatta acaba Türkmence nasıl kullanılıyor? Kamusal alan dediğimiz zaman devlet, hastaneler, büyük şehirlerin caddeleri bile kamusal alana girer. Dolayısıyla bütün bu alanlarda Türkmence’nin kullanımı ne düzeyde? Sözü Türkmence’nin tarihiyle ilgili açıklama yapmak üzere sözü Sayın Sarıyev’e verelim.

Sarıyev: Türkmence üzerine konuşmak için Türkmence üzerinde araştırma yapan bir bilim adamı olarak, bu konu üzerine elimizdeki kaynaklardan yararlanarak söze başlamak doğru olacak. Oğuz grubu, bir lehçe grubu olarak, Türkmenler, Türkiye Türkleri, Azeri Türkleri ve Aral Türkleri’nden oluşur. Biz Sovyetler Birliği zamanında da, şimdi de yaptığımız araştırmalara, Türk dünyasının büyük sözü, Kaşgarlı Mahmut’la başlıyoruz. Kaşgarlı Mahmut’un divanında da Türkmenler Oğuzlar’dır, Oğuzlar Türkmenler’dir yazar. Orta çağ şairlerinde de en büyük ağırlık Türkmence üzerindedir. Türkmence dirlik zamanında, 17-18. yy’da bizim ünlü şairimiz Mahdum Kulu, yediden yetmişe halkın dilinden alınmış kelimeler kullanılır. O yüzden özellikle (MAHDUM KULU )Mahdum Kulu’dan bahsederiz. 1920’lerde ekim Inkılabı’nda Rus Türkologları tarafından yazılmış kitaplar olsa da, Türkmence’nin milli dil olarak kitapları görülmemektedir. Fakat, bazı dil üzerine yapılan araştırmalar, Türkmenistan beş cumhuriyetten ayrı bir cumhuriyet olduğu zamandan sonra başlamıştır. Sovyetler Birliği döneminde de Türkmen dilinin üzerine yapılan araştırmaların ilk ortaya çıkışı hakkında da bilgiler vermek istiyorum.

Barutcu Özönder: Yirminci yüzyıla gelinceye kadar biz Türkmenler’i, Türkistan’da olan Türkmenleri Türkistan Oğuzları olarak da adlandırıyoruz. 20. yy’a kadar özellikle İslam muhiti içinde olan Türk dili konuşurlar iki edebi dilde toplanırlar. Bunlar, Doğu Türkçesi ve Batı Türkçesi, Osmanlı Türkçesi ve Çağatay Türkçesi denilen edebi dillerdi. Elbette bu dillerin altında lehçeler, boy ağızları, konuşma dilleri diyebileceğimiz dil türleri konuşuluyordu. Yani Türkmenler, Göklenler, Salurlar, Tekeler de kendi ağızlarında konuşuyorlardı. Fakat entelektüelleri, edebi muhit içinde eserler ortaya koyanları, Doğu Türk edebi dilinde yazıyorlardı. Mahdum Kulu’nun babası bir mesnevi sahibi olarak Doğu Türk edebiyatı içinde yerini almış bir şahsiyetti. Mahdum Kulu ise bir aşık olarak, Bizim Karacaoğlan, Köroğlu gibi kendi ağzında söylüyordu. 20.yy’ın ilk çeyreğinde, Çarlık Rusyası’ndan Sovyet yönetimine geçiş sürecinde milli belgelerin, idari birimlerin daha doğrusu birlik cumhuriyetlerinin, otonom cumhuriyetlerin oluşması sürecinde milli diller de oluşturuldu. Bu milli dillerin oluşturulması sürecinde, Türkmenistan’ın siyasi sınırları içerisinde Türkmen ağız alanının durumu ve Türkmen edebi, milli, standart dilinin oluşturulması sürecindeki çalışmalarla ilgili neler yapıldı? Sovyet döneminde üst dil durumunda olan bir diklosik alan söz konusu Rusça ve Türkmence, Rusça ve Özbekçe, Rusça ve Kazakça bu çerçevede Sovyet döneminde Türkmenler günlük hayatlarında, sosyal kurumlarda kendi milli dillerini hangi seviyelerde kullanıyorlardı? Türkmenler hangi dili nerede, ne zaman, nasıl ve niçin kullanıyorlardı?

Mutlu: Sovyet Dönemine gelmeden önce araştırmalar var mı Türkmence konuşan gruplar üzerinde? Orada dile bağlı olarak Sovyetler’den önce uluslaşma hareketi oldu mu?

Sarıyev: Sovyetler Döneminden önce Türkmence ağızlarını, Türkmen dilini araştırmak için gelen Türkologlar olmuştu. Onların ekipleri Türkmen ağızlarını öğrenmek için o bölgelerde yaşadılar. Rusça yayınlanan sözlükler oldu.

Mutlu: Siz bilim adamı olarak Rusça kaynaklardan bilgi edinebildiniz.

Sarıyev: Evet. Çarlık döneminde Arap grafikasında yazılan yazılar da var. Ancak ondan bilim adamı olarak onlardan ilmi bilgiler almamız mümkün değil. Bunlar savaştan sonra metin halinde bırakılmıştır. İnceleme alanında sadece onların içlerinden bilgi almak mümkün. Fakat bu dediğimiz, sadece dışarıdan gelen Türkologlar Türkmence üzerine araştırma yapmış da Türkmenler’in kendisi bu konuda araştırma yapmamış anlamına gelmesin. Ben elimizdeki kaynaklardan bahsediyorum. Mesela, 1904’te Tekeler’in Samayloviç Savaşı’nı yazmaları, Posileyevski’nin veya Belyayev’in 1913’te yazdıkları hep Türkmence üzerine. Bunlar eksik olmalarına rağmen ilk oldukları için önemli. Bu durumda Türkmence’nin kendi ağızlarını kullananlar, Teke, Yomut, Göklen vs. gibi bunlar birbirleriyle genel bir dil kullanarak konuşabilmektedirler. Milli dil olarak Mahdum Kulu’nun ortaya koyduğu bir milli dil vardır. Farklı ağızlarla da ortak yönleri var bu dilin. Fakat kullanım açısından Sovyetler Birliği döneminde yönetim yeniden yapılandı. Yönetim kurumlarına Rusça başvurulduğu için, yazışmalarda Rusça yapıldığı için Türkmence az seviyede konuşuldu. Köylerde ilkokullarda Türkmence dersler verildi. Büyük şehirlerde ise mesela Aşkabat’ta mutlaka genellikle ağırlık Rusça’ya verilmişti. Türkmence yasaklanmamıştı ama ağırlık resmi muamelelerde Rusça’daydı.

Mutlu: Standart dil, toplumun belli bir kesiminin dili demek oluyor. Eğitimine, kültürüne, edebiyatına katkıda bulunmuş bir coğrafyanın dili standart dil olarak tanımlanıyor. Bizde standart ağzın İstanbul ağzına yakın olması gibi. Türkmence’de böyle bir hakim ağız var mıydı? Sovyet döneminden önce mi, Sovyet döneminden sonra mı standartlaşmaya gidildi? Yoksa bir sürü ağız bir arada eşit olarak birbirlerine herhangi bir üstünlük sağlamadan yanyana varlıklarını sürdürdüler mi?

Barutcu Özönder: Bugünkü anladığımız manada standart dilden kastımız ne? Şimdiki anladığımız ölçülerde ulus devlet ile 20. yy başı, 20.yy öncesi ya da ön-modern toplumlardaki ulus devletleri aynı kategori içinde değerlendirmek biraz yanlış olur. Bu batı toplumları için de geçerli olabilir, doğu toplumları için de. Almanya’daki Hoch Deutsch gibi İslami Türklük alanında da vardı. Osmanlı, batı Türkçesi bir yüksek Türkçe’ydi. Toplumun bütününü kaplayan bir üst dildi. Doğu Türk alanında da Kıpçak grubundan gelenleri, Karluk grubundan gelenleri ve Türkistan Oğuzlarının da bütününü kaplayan bir yüksek Türkçe, Çağatay Türkçesi denen Doğu Türk edebi dili vardı. Nasıl Türkiye alanında bir çok ağız varsa, tüm bu ağızları birleştiren bir üst dil olarak Türkiye Türkçesi varsa, geriye baktığımızda da Osmanlı alanında tüm Türk unsurları birleştiren bir üst dil olarak Osmanlı Türkçesi vardı. Aynı durum, doğu Türklüğü için de geçerliydi. İdil-Ural bölgesinden başlayıp, Kırgızistan, Türkistan bozkırları, iki taraf arasında gidip gelen bir özelliğe sahip olarak Iran ve Afganistan, bunların tümünde üst dil olarak Doğu Türk edebi dili vardı. Türkistan Oğuzları, Türkmenler de bunun bir parçasıydılar. Onların entelektüelleri bu dilin tahsilini medreselerde yapmaktaydılar. Ağızlar dil varolduğu sürece oldu. Dil, konuşuru ile beraber değişip gelişen canlı bir şey, statik değil. Olmaması da arzu edilir. Dilin statikleşmesi onun ölümü demektir. Ağızlar dilin bu iç dinamizmi içinde tabii ki bir üst dilde birleşiyorlardı. Fakat 20. yy’da bu üst dilde birleşenler, yönetim birimlerine dahil olarak kendi lokal varyantları üzerinde bir üst dilde, ‘milli dil’de birleştirilmeye çalışıldı. İşte ancak 1924’ten sonra alınan bir kararla Türkmenistan’da Teke, Yumut ağzı üzerine mi yoksa Aşgabat ağzı üzerine mi milli dil kurulsun tartışmaları yaşanmıştır. Kendisi bu süreci yakinen bildiği için Berdi Bey’den bu süreci bize anlatmasını rica ediyoruz.

Sarıyev: Milli dil üzerinde 20’li yıllarda bir tartışma olmuştur. Şimdi de böyle bir tartışma var. Yönetimle ilgili kurumların dili Teke ağzı mı, Yumut ağzı mı olacağı konusunda başta tartışmalar oldu. Ancak daha sonra bir çıkar yol bulundu. İlk olarak radyo, televizyon gazete yayınlarının yapıldığı yer olarak Aşkabat çevresinde karar kılındı. Milli dil olarak çok yaygın bir diyalekt olarak Teke ağzında karar kılınabilirdi. Ama Teke diyalektiği esasında Aşkabat çevresinde karar kılındı. Böylece milli dilin sınırları geliştirildi. Sözlükler, kitaplar, gramerler oluşturuldu. Sahne oyunları, gazeteler hep bu dildeydi. Okullarda da ana dili olarak bu dil okutuldu.

Barutcu Özönder: Sovyetler döneminde eğitim, öğretim dilinde Türkmence’nin yeriyle Sovyetler Birliği diklosyasında bir üst dil olarak Rusça’nın Türkmenistan sahası içindeki yeri neydi? Devlet kurumlarında, şehirlerde, köyde ikisinin yeri neydi?

Sarıyev: Burada ilk olarak resmi dil olarak alınan dil var. Köylerde Rus diliyle öğretim yapılamaz. Çünkü uzmanlık da yoktur. Şehirlerdeki okullarda bu biraz farklıdır. Ağırlık olarak saat sayıları gibi konularda Rusça daha çok kullanılır. Üniversitelerde de genellikle Rusça öğretim yapılmaktadır. Türkmen Dili ve Edebiyatı bölümünde ise Rusça bazı derslerin dışında öğretim Türkmence yapılmaktaydı. Hukuk, İletişim, Tıp gibi fakültelerde öğretim Rusça yapılmaktaydı. Çünkü onların hepsinde uzmanların öğrenimi de Rusça’dır.

Mutlu:Sanırım sizin sorunuzla kastetmek istediğiniz şey, Belçika’da Flamanlar’la Valeonlar arasındaki çekişmede de simgeleniyor. Flaman dili ikinci sınıf bir dil olarak kabul edildiği için bu dili konuşanlar devlet kademelerine kabul edilmiyorlar.

Barutcu Özönder: İnsanlar doğal olarak iyi şartlarda yaşamak isterler ve geniş bir çevreleri olsun isterler. Çocuklarının iyi ortamlarda yetişmesini, iyi meslek edinmesini temin ederler, bunun için çalışırlar.

Mutlu: Türkçe’den çok İngilizce’ye ağırlık verilmesinin sebebi de bu olsa gerek.

Barutcu Özönder: Türkmence’nin Türkmenistan’daki prestiji ne kadar? Türkiye Türkçesi’nin Türkiye’de  ne kadar prestiji var bunu sorgulamamız gerekiyor. Tabii, bu aslında Türk Cumhuriyetleri ve bütün üçüncü dünya ülkeleri için de geçerli bir şey. Türkmenistan’da bugün insanlar kendi dilleriyle gurur duyuyorlar mı? Çarşıda-pazarda Türkmence konuşuyorlar da bir entelektüel sohbette başka dili mi tercih ediyorlar? Arasıra dillerinde Türkmence’den Rusça’ya bir kaydırmaca oluyor mu?

Sarıyev: Türkmenistan bağımsızlığına kavuştuktan sonra, yani 24 Mayıs 1990’dan itibaren cumhurbaşkanıyla bilim adamlarının yaptığı bir toplantıda Türkmence, İngilizce ve Rusça olmak üzere üç dile önem verilmesi kararlaştırıldı. Buna göre, çocuk yuvalarında, ilkokullarda, ortaokullarda ilk olarak Türkmence’ye, İngilizce’ye ve Rusça’ya ağırlık verilecektir. Bağımsızlıktan önce Türkmence kime yarıyordu? Türkmence üzerinde araştırma yapılırken bile Rusça yazılıyordu. Bağımsızlığa kavuşulduktan sonra Cumhurbaşkanı Türkmenbaşı bilim adamlarıyla durumu görüştü. Biz bazen iki dilli olsun, Rusça ve Türkmence olmak üzere diyorduk. Türkmence ninnileri ne zaman incelenecek, dikkate alınacak. Bu açıdan da isimleri değiştirmek söz konusu olmuştur. Bazı Rusça kelimeler yerine Çerçi, Türkmenabat, Balkanabat gibi Türkmen kelimeleri kullanıma sokuldu. Şimdi, gazete ve dergilerin hepsi Türkmence çıkıyor. Bağımsızlıktan sonra bir taraftan İran Türkmenleri, öbür taraftan Türkiye’den 15.000’e yakın iş adamı var. Ortak bir dil ortaya çıkıyor.

Barutcu Özönder: Türkiye ve Türkmen Türkçeleri karışıyor. Türkmen, Rusça konuşsa Türkiyeli anlamayacak, Türkmence konuşsa anlayacak.

Sarıyev: Bizim Türkiye’den gelen öğrencilerimiz var. Türkmence öğretilen fakülteye girmeyiz dediler. Biraz Rusça ağırlıklı olsun istediler. Artık Rusça ve Türkmence bilenle Türkmenistan’da iş yapılıyor. Bu açıdan imkanlarımız çoğaldı. Bir örnek vereyim: Türkmence sözlükte yoğurt kelimesi yok. Fakat ağızlarda var. Türk iş adamları yoğurt kelimesini getirdiler. Eski metinlerden beri yaşadığımız bir şey var ki, ağızlarda olup da sözlüklerde olmayan bazı kelimeler var.

Barutcu Özönder: Standart dile girmeyen, sözlüklere sokulmayan, edebi dile sokulmayan bütün diyalekt alanını kaplayan sözcükler var.

Sarıyev: Dilin zenginleşmesi lazım. Türkiye Türkçesi ve Türkmenistan Türkçesi arasında söz varlığı hususunda ne derece ortaklıklar var, bunların bilinmesi lazım. Türkmenistan’da ilerde bu konuda araştırmalar yapılacak.

Mutlu: Türkmenistan’ın milli dil politikaları konusundaki çalışmalar üzerinde konuştuk. Gelelim Türkmence’nin Türkmenistan’daki kullanımına, Sovyetler dönemi de dahil. Rusya’nın ağırlığının olduğu sınırlarda yaşanıyorsa Türkmence’nin yeni teknolojilere uyum sağlanması, yeni kelimelerin türetilmesi hususunda sorunlar yaşadığı söylenebilir. Eğer insanlar gündelik hayatlarında Türkmence’yi kullanıyorlarsa o zaman gündelik hayat pratiği içinde de o dilin gelişme imkanı olur.

Barutcu Özönder: Günlük hayatın ihtiyacı olan söz varlığı sınırlıdır.

Mutlu: Erzincan’da depremden sonra prefabrik evler yapıldı. İnsanlar, bu evlere kurma ev dedi.

Barutcu Özönder: Dil yetisi denen şey de bu. Bir icat söz konusu. Halk ağızlarından standart dil için yararlanmak son derece  önemli. O dilin bilim için kullanılması, edebiyat dili, diyalekt, uluslararası bir iletişim dili olarak kullanılması tabii ki bu dilin iç üretiminden yaralanmak yoluyla olabilir. Türkmence de Türkiye Türkçesi de genel Türk dilinin bir parçası. Sadece Türkmence’nin ya da Özbekçe’nin söz varlığı genel Türk dilinin söz varlığına eşittir diyemeyiz. Bu geniş bir diyalekt alanıdır. Belli diller edebi diyalektler haline getirilmiştir. Ama yalnızca bir ağzın standart dil haline getirilmesiyle, eğer işlenmiyorsa, bilim dili oluşamaz. Türkiye Türkçesi Türkiye’de bilim dili olamaz diyenler varsa, bu durum dilin üretme imkanlarından yararlanma konusunda entelektüel gayretimiz olmayışından kaynaklanıyor. Hiç konuşmadığımız akademik bir konuda kendi dilimizde konuşup, yazabiliyorsak işte bu dilin gelişmişliğini gösterir. Ama bir Türkmen çok özel bilimsel bir konuda kendi dilini veya bir Türkiyeli kendi dilini yeterli görmeyip de İngilizce’ye veya Rusça’ya müracaat ediyorsa burada dilimizin gelişmişliğini elbette sorgulamak gerekir. Dilin imkanlarının kullanılmasındaki duyarlılıkla ilgili bir şey bu. Yani kolaya kaçmanın getirdiği bir şey. Türkmence’de bilim terminolojisinin durumunun ne olduğunu sormak lazım. Bilim dilleri arasında Türkmence’nin yeri nedir? Bilim terimlerinde Türkmence’den ne derece yararlanılmıştır?

Mutlu: Türkiye’de bazı bilim adamları çeşitli terim çalışmaları yapıyorlar. Bağımsızlık kazanıldıktan sonra dil politikası geliştirme çalışmalarında bu tür bir kaygı var mıydı?

Sarıyev: Sovyetler Birliği dönemine gelmeden önce dil hususunda araştırmalar yapılmıştır. 1962’de Türkmence Açıklama Sözlüğü yazıldı. Bu tür sözlüklerden çok var. Ancak bunlar da Türkmence-Rusça, Rusça-Türkmence olmak üzere Rusça ağırlıklı. Fakat Türkmence’yi Sovyetler döneminde de zenginliğini korumuş bir dil olarak niteleyebiliriz. Türkmence’nin söz varlığı sayısını kesin olarak bilmesek de Türkmence neyi anlatmamıza imkan sağlıyor sorusu önemlidir. Rusça olmazsa sözlüklerin yayınlanmasına izin yoktu. Hazırladığım sözlük de bu yüzden basılmadı. Eğer ağırlık Türkmence’ye verilseydi, Türkmence olarak bilgisayar üretilebilirdi. Bu yönetimle ilgili bir şeydi. Bazı araştırmalarda Türkmence ikinci planda bırakıldı. 21. yy’da ise, ki Türkmence’de Altın Asır deniyor, Oğuz ruhunu terbiyelemek hususunda bir proje yapılacak.

Barutcu Özönder: Dil şuuru, dil konuşurunun ait olduğu topluma mensubiyetinin şuuru ile de ilgili olsa gerek. Sovyetler döneminden sonraki bağımsızlık döneminde Sayın Cumhurbaşkanı’nın Oğuz unsuruna bağlı sembolleri ön plana çıkardığını duyuyoruz. Bu bizi de sevindirdi. Çünkü, biz de Oğuz boyunun mensubuyuz. Gazetelerden okudum, sayın Cumhurbaşkanı Oğuz Kağan büstünün yapılmasını istemiş. Berdi Bey oğlunu evlendirdi yakınlarda. Düğününüzde hiç Rusça konuşuldu mu? Türkmenlik şuuruyla Türkmencilik şuuru arasındaki ilişkiyi nasıl kurabiliriz? Türkmenler bu iki şuuru bir arada götürüyorlardı.

Sarıyev: Düğünde dört yüz kişi vardı. Tabii, bunların arasında Ruslar da vardı. Bu yüzden hem Rusça hem Türkiye Türkçe’si hem de Türkmence konuşuldu.

Barutcu Özönder: Türkiye Türkleri Türkmen Türkçe’si gibi mi konuştular, Türkmence gibi mi?

Sarıyev: Türkler de biz de birbirimizin dilini kullanmaya çalıştık.

Mutlu: Bakkala gittiğiniz zaman Türkmenistan’daki vatandaş Türkmence’den Rusça’ya kayan bir dil mi kullanıyor yoksa melez bir dil mi kullanıyor?

Sarıyev: Satıcı Rus ise Rusça konuşulur. Türkmen ise Türkmence konuşulur.

Barutcu Özönder: Toplumun hangi kesimi Rusça ile Türkmence arasında gidip geliyor? Hangi şartlarda hangi dili kullanıyor?

Sarıyev: Bu biraz yönetimden kaynaklanıyor. Mesela Maliye sisteminde önceden beri Rusça kullanılmıştır. İki dillilik konusunda bir örnek daha vereyim: Ben Türkmence rapor yazamam, Rusça yazarım. Önceleri devlet bakanları bile Türkmence konuşmazlardı. Şimdi Oğuzlar’dan gelen Türkmence konuşulsun diye vurgulanıyor.

Barutcu Özönder: Yani, Türkmenler bugün dilleriyle gurur duyuyorlar diyebiliriz. Tabii, bunda devletin özendirmesi büyük rol oynuyor. Benzer bir radikal dil politikasını biz Türkiye’ de de yaşamıştık.

Mutlu: Belki sayı verilemeyebilir. Ama bizim radikal dil çalışmalarımızda Türkçe sözcük üretme, yabancı sözcüklerden kurtulma kaygısı vardı. Türkmence’de yabancı sözcük sayısı hakkında bir şey söyleyebilir misiniz?

Sarıyev: Araştırma yapmadan söyleyemem. Her dilde olduğu gibi yabancı kelimeler Türkmence’de de var. Bağımsızlıktan sonra değiştirdiğimiz kelimeler var. ‘Reyon’ diyorduk ‘ilçe’ye değiştirdik. ‘İmsak’ı ‘ağız çekme’ olarak değiştirdik.

Mutlu: Programımıza katıldığınız için teşekkürler. Bir başka programda buluşmak dileği ile hoşça kalın.

pc12.soc.metu.edu.tr  (12 Aralık 1999, Ankara)