Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Adı Soyadı     : Mehtap Doğan
Doğum tarihi  : 1974
Eğitim           : İlk orta lise Malatya’da. Üniversite Bursa’da. Yaşamına İstanbul’da devam ediyor
Mesleği         : Gazeteci
Aile              : Bir erkek, iki kız olmak üzere üç kardeş
Baba mesleği  : Esnaf
Anne mesleği  : Ev kadını
Dini              : İslam
Mezhebi        : Alevi
Söyleşi tarihi  : Aralık 2004

Alevi olduğunun ilk kez ne zaman farkına vardın, kaç yaşındaydın, neredeydin?

Bizden aslında çok gizlenmedi Alevi olduğumuz ama Alevilik’in ne olduğu konusunda çok fazla bilgilendirilmedik. Mezhep kelimesini ilk olarak ortaokulda duydum. Okulun ilk günüydü ve sınıftakilerle tanışılıyordu. Öğretmenimiz mezheplerimizi de sordu. Herkes söylemeye başladı, Alevi diyenler listelendi. Tabi bunun artılarının ve eksilerinin farkında değildim. Daha sonra evde konuştuk, “öğretmen bize mezheplerimizi sordu, bir sürü mezhep varmış” falan diye, bu arada mezhebin ne olduğunun da çok bilincinde değildim. Sonra bizimkiler biraz tedirgin oldu, “keşke söylemeseydin” dediler. Bunun üzerine şunu fark ettim. Bir Alevi kimliğimiz vardı ve bunun açık edilmesinin sakıncaları olabilirdi.

Alevilik’i nasıl bir şey olarak düşündün?

Bir tür inanç... Diğerleri kadar ibadetleri yoğun olmayan, inançları farklı insanlar diye düşündüm.

Peki kötü bir şey olarak mı iyi bir şey olarak mı düşündün?

Yok, yani bize kötü bir şey olarak anlatılmadı ki. Öyle bir şey de hissetmedim. Ama üzerlerinde bir baskı olduğunu fark ettim. Çünkü babam, “Hiçbir zaman arkadaşlarınız arasında böyle bir ayrım yapmayın, benim yakın arkadaşlarımın çoğu Sünni, onlarla da görüşüyoruz, ama sen yine de temkinli ol” derdi. Yani ötekileri ne kadar överse övsün birtakım kaygıları da vardı. Sonra okudukça ve yaşadıkça bazı şeyleri öğrendim.

Yani ilkokulda hiç böyle bir şey olmadı.

Hayır, ilkokulda hiç böyle bir sorun yaşamadım.

Çevrende peki hiç yaşayan var mıydı?

Mutlaka vardır. Özellikle Ramazan aylarında aradaki fark çok hissedilirdi. Herkes oruç tutarken biz tutmazdık mesela... Aleviler Muharrem Orucu tutar. Bu, Kerbelâ Şehitleri anısına 12 gün tutulan bir oruçtur. Bir kaybın anılışıdır. Yas günü bitince 12 çeşit yiyecekten pişirilen aşure dağıtılır. Bir de Aleviler de kendi içlerinde çok farklı tavırlara sahipler. Alevilerin tarihteki adı Kızılbaş’tır. Fakat Kızılbaş kelimesi Celali İsyanları adıyla anılan başkaldırma hareketinin ardından dinsiz asi olarak kullanılmaya başlanmış ve yerini Alevi kelimesine bırakmış. Bektaşilik ve Alevilik de çok sık karıştırılan iki kavram. Her ikisi de Türk Halk İslamlığı olgusuna bağlı. Bektaşiler gibi Aleviler de Hacı Bektaş Veli’nin felsefesini benimser. Aralarındaki fark sosyal yapıdır. Aleviler göçebelikten gelir, Bektaşiler ise kent merkezine toplanmış, müritleri okumuş çevrelerden gelen bir tarikattır. Alevilerin de tutucusu çok tutucudur. Kimi Aleviler Muharrem Ayı boyunca su içmez, tıraş olmaz, bıçak kullanmaz ve siyah giyer mesela. Bizim aile olarak da böyle bir tutumumuz yoktu, yani Alevilik’in gereklerini yerine getiren bir aile değildik. Ramazan’da yemek yerken, birisi geldiğinde hemen sofra toplanır, yenmiyormuş gibi yapılırdı.

Saklıyorlardı yani.

Saklanılırdı tabii.

Yani onlara saygı göstermek için değil yalnızca…

Saygı göstermek için de yapılırdı, ama biraz çekinme de vardı. Yadırganır, ayıp olur, bellenir gibi kaygılar vardı. Bir sürü şeyi barındırıyor ama baskı kaynaklı olanlar biraz daha fazlaydı sanki. Alevilik felsefesinin özünde derin bir insan severlik var. Hoşgörü ve komşu sevgisi bunun temelini oluşturur. İnsanlar arasında ayrım yapılmaz. Örneğin Alevilere ait Bektaşilerde olmayan ahiret kardeşliği adeti var. Yaşamın bütün önemli anlarında birlikte olmayı, yardımlaşmayı, saygıyı getirir. Ya da Cem merasimlerine küsler alınmaz. Anlaşmazlıklar o törende çözülür. Birini incittilerse barışırlar, hakları geçtiyse hesaplaşırlar.  

Hatırlıyor musun, ilkokulda sınıfınız kaç kişiydi ve kaçı Aleviydi çocukların?

Yaklaşık 60 kişilik sınıfımız vardı. Küçük bir sınıf değildi yani.

Neredeydi okul?

Malatya’daki Hidayet İlkokuluydu.

Merkezinde miydi Malatya’nın...

Merkezdeydi. Çarmuzu diye bir semtte.

Ermenice mi bu sözcük?

Sanmıyorum. Çok Ermeni oturuyordu ama sanmıyorum Ermenice olduğunu. Öğrencilerin Alevilik oranı belki yarı yarıya bile olabilir. Çünkü çok fazla Kürt, Alevi Kürt vardı okulda. Bir de Malatya’da çok Alevi de vardı. Oturduğumuz semtte de sayıları çoktu. Belki böyle bir konumlanma da vardı. Aleviler’in oturduğu mahalleler belliydi. Belki ondan kaynaklanıyordu sınıfta bu kadar Alevi olması. Malatya’da Çavuşoğlu, Çarmuzu, Emeksiz gibi mahallelerde Aleviler çoğunluktaydı. Çok uzun süre Emeksiz’de oturduk. Turan Emeksiz’den geliyor ismi mahallenin. O mahalle mimli bir bölgeydi. Mesela bütün Malatya’nın altyapısı yapılırken Emeksizinki yapılmazdı. Belediye Refah’ın elindeydi o zamanlar.

CHP ve AP’de böyle bir şey oluyor muydu?

CHP olunca yatırım yapılıyordu.

Yaşın AP’ye yetmez ama ANAP’lı belediyelerde oluyor muydu?

Onlarda biraz daha yumuşaktı. Ama hep sağ kesimin elindeydi Malatya’da belediye. (Mehtap 1974 doğumlu olduğu için 1980 öncesini pek hatırlamıyor. b.n.)  Bu yüzden de bizim semtlerimize yatırım yapılmazdı. Zoraki yapılırdı, çok sonra yapılırdı, birilerinin girişimleriyle zorla yaptırılırdı. Ama hep bir şeyler için çabalaması gerekirdi o semtte oturanların. Hizmet kendiliğinden hiç gelmezdi.

Alevilerde kadınlar ne kadar başlarını örter? Dışarı çıkarken mutlaka örterler mi mesela?

Yok, kimi kadın yemeni gibi bağlar. O da alışkanlıklardan kaynaklanır. İş yaparken saçlar engel olmasın diye. Köy yaşamından şehir yaşamına geçtikleri için ya da alışkanlıklarını kolay kolay bırakamadıkları için kapanırlar, o da bu kadar işte. Kadının saygıdeğer bir yeri vardır Alevi kültüründe. Bütün merasimlerde erkeğin yanında yer alır. Cem’e iştirak eder. Ve sırasıyla bütün kadınlar semaha katılır. Her biri 12 İmam’ı temsil eden 12 kadın Turnalar Semahını döner. Turna göçebeliğin sembolüdür. 

Annen başını örter miydi mesela?

Hayır örtmezdi. Bununla ilgili ortaokulda bir şey yaşadım. Annem okula durumumu sormaya gelmiş. Boynunda fular varmış. Okulum biraz tutucu bir okuldu. Benim ilişkilerim iyiydi arkadaşlarımla. Birden herkes soğuk davranmaya başladı. Bana karşı tavır aldılar.

Çocuklar anneni gördüler ve ondan sonra mı başladılar bu tavra?

Evet. Annemin önce okula yeni gelen bir öğretmen olduğunu düşünmüşler kıyafetinden dolayı. Dışardan biri diye düşünmüşler. Sonra annem olduğunu öğrenmişler. Annemin saçı açık diye bana tavır yapmaya başladılar. Ama bana da açıklanmadı bu. Ben de arkadaşlarımın niye tavır yaptıklarını algılamaya çalışıyorum. Sonra bir arkadaşım geldi. Onunla konuşmuşlar. Çok iyiydi onunla ilişkimiz, ailece görüşürdük, onlar da Sünniydi. O demiş ki “Aslında kapalı annesi ama, okulda yasak olduğu için türbanı çıkarıp boynuna asmış.” Bunların hiçbirinden benim haberim yoktu. Sonra arkadaşlar tekrar konuşmaya başladı benimle. Ben de ona “herkes benimle küstü sonra da barıştı, ne olduğunu anlayamadım” diye anlatıyordum.

Kaçıncı sınıfta oldu bu?

Orta bir iki falan. O da bana dedi ki, “Annen yüzünden bir şey oldu, sonra ben de böyle söyledim, korudum, sen de beni yalancı duruma düşürme”. Bir yerde evet korudu ama doğru bir şey yapmadığını düşündüm hep. Saklayarak korudu yani. Yine bu tarz bir şey olduğunda ya da açığa çıktığında yine zor durumda kalacaktım. Belki insanlara doğruyu kabullendirmek gerekiyordu.

Liseyi nerede okudun?

Malatya’da okudum.

Lisede daha bilinçlenmiştin, büyümüştün. O sıraları hatırlıyor musun neler olmuştu?

Lisede ben din dersinden çok sıkıntı yaşadım. Sınıfta kaldım.

Seçmeli miydi din dersi?

Zorunluydu. Ben tabii çok fazla dua bilmiyorum. Temel dualar dışında. Din dersinde hoca beni kaldırdı derse. Ondan önce de ben ateistlikle ilgili bir şey sormuştum öğretmene. Yeni yeni meraklarım uyanıyordu. Adam ısrarla soruyu cevaplamak istemedi, duymazlıktan geldi. Anlamadım niye öyle yaptığını. Israr edince de beni dışarı çağırdı. “Bir daha bu tarz sorular duymak istemiyorum” dedi. “Sadece merak ettim” dedim. “Bu tarz şeyleri merak etme” dedi ve konuyu kapattı.

Tam neydi sorun, hatırlıyor musun?

Tam hatırlamıyorum ama ateistlik nedir falan gibi bir şeydi. Yani öyle bir söz duymuştum ve merak etmiştim. İnsanlar inanmazsa ne olur gibi... Öğretmen “din dersinde sözlü yapacağım” dedi. Beni kaldırdı. “Eşofmanının altını giy de gel” dedi bana. Giydim ben de. “Sıraya çık namaz kıl” dedi. Önce ben itiraz ettim. Sınıfta namaz kılmak doğru değil diye. Adam sinirlendi, “hoca olan benim” dedi. Çıkardı beni sıranın üzerine. Ben de uyanıklık yapayım diye önce içimden okudum duaları sanki biliyormuşum gibi. Çünkü hareketleri ezbere biliyordum ama duaların hepsini bilmiyordum. Ben namazı kıldım. Adam beni öyle görünce, “Şimdi de sesli kıl” dedi. Öyle olunca ben kılamadım tabi.

Bu yalnız sana mı yapıldı yoksa sınıfın tümüne böyle namaz kaldırıyor muydu?

Bu yalnızca bana yapıldı. Ama sonra öğrendim ki benim okulun dışında da bu tarz uygulamalar yapılmış.

Aleviler’e yönelik olarak mı?

Hayır genel olarak.

Peki öğretmenin sana böyle davranmasının nedeni acaba ateizmle ilgili bir şey sorduğun için mi, yoksa Alevi olduğun için miydi?

Hem ateizmle ilgili soru için, hem de dua bilmiyor oluşum dikkatini çekti.

Biliyor muydu adam senin Alevi olduğunu?

Tahmin ediyordu sanırım. Çünkü altyapımın olmadığını fark etti.

Söyledi mi peki bunu sana?

Hayır açık açık konuşmadı. Ama tabi babam Malatya’da çok tanınırdı. Bildik bir esnaftı. Babam tanındığı için böyle bir şey sormaya da gerek duymamış olabilir.

Biraz bile bile üzerine gelmiş gibi.

Öyle sayılır aslında. Alevilik yok sayılıyor Türkiye’de. Din dersi yakın bir tarihe kadar zorunluydu. Bununla beraber hükümet bu yıl (2005) din hizmetlerine 1 katrilyon 124 trilyon pay ayırmış. Türkiye’de 15-20 milyon Alevi olduğu tahmin ediliyor. Bu bütçeden pay alamayan Aleviler haklarını mahkeme koridorlarında arayacak. 32 bin Alevi Maliye Bakanlığı’na ve Başbakanlığa dava açmaya hazırlanıyor. Bu rakamın 100 bini bulması bekleniyor. Aleviler dini inançları ne olursa olsun bütün yurttaşların yasalar önünde eşit olduğunu savunarak bu bütçeden pay almak istiyorlar. Bu sadece hükümet programında kaldı. Bu da Aleviliğin yok sayıldığının açık bir göstergesi.

Başka ne tür şeyler hatırlıyorsun? Erkek ve kız arkadaşlarınla bu tür şeyleri tartışır mıydınız örneğin? Ya da gelir size bir şeyler sorarlar mıydı?

Çok yakın bir arkadaşım vardı R. diye. Onun abisi imamdı. Ablası peçe falan takardı. Ama çok aydın bir annesi vardı. Bizim tüm çocukluğumuz neredeyse beraber geçti. Biz onlarla çok iyi anlaşırdık. Kadın da müdahale etmezdi hiçbir zaman ilişkimize. Zaten annesi de bizi çok severdi. Hep onunla Alevi ve Sünni kültürünü konuşurduk. Onların geleneklerini bilirdim. Ya da Ramazan’da gittiğimde onlar bana yemek verirdi. Yani “biz tutuyoruz ama sen ye” diye. Bu saygı çerçevesinde olurdu tabii. O da bize geldiğinde biz yanında yemek istemezdik. Bir süre sonra tutucu bir adamla evlendi ve koşullar kapanmasını gerektirdi. R. kapalı olduğu için arkadaşları Aleviler hakkında atıp tutabilecekleri muhabbetler yapmışlar. Alevileri kötülüyorlar bizimkine de. Arkadaşım çok sinirleniyor. “Kaç tane Alevi tanıyorsunuz” diyor. “Ben Alevilerle büyüdüm. Eğer seçme şansım olsaydı, (ki Aleviler’de seçme şansı yok babadan çocuğa geçiyor,) ben de Alevi olurdum” diye kavga ediyor. Türbanlı olduğu halde Alevileri sevdiği için kızı da dışlıyor o zaman arkadaşları. Ablama yurtta kaldığı zaman, Edirne’de okudu ablam, “Aleviler’in kuyruğu varmış, senin de kuyruğun var mı” diye sormuşlar. Bu tür hurafeler çok vardı. Mesela mum söndü gibi, bu nedenle bizim ahlaki değerlerimizin pek olmadığını düşünüyorlardı, bizim bu tarz şeylere saygı duymadığımızı düşünüyorlardı. O yüzden “Çok da yakın olmayalım, onlar çok da namuslu değiller” gibi bir tavırları vardı. Bir de çocuklar zaten bu tür şeylerle çok çabuk etkileniyor. Malatya’da çabuk mimlerlerdi bu tür insanları. Bu tarz sıkıntılar yaşadık.

Sen bir de Bursa’da okudun. Tabii ki Bursa ile Malatya farklı yerler. Bursa’da ne tür şeyler yaşadın?

Bursa’ya geldiğimde çok ilginç geldi. Mesela Malatya’da çok hissedilir Alevi Sünni ayrılığı. Ve çok da konuşulur… Mesela, kızını Sünni’ye vermiş gibi. Ya da Alevi’den kız almışlar diye. Ben Bursa’ya geldiğimde insanların mezhepleri önemsemediğini gördüm. Çok şaşırdım. Kimse mezhepler hakkında konuşmuyor.

Önemsenmiyor…

Önemsenmiyor. Bizde işte “Adın ne soyadın ne, mezhebin ne” gibi bir mantık vardı, üniversiteye geldiğimde böyle sorularla hiç karşılaşmadım. Belki de Aleviler yaygın olmadığı için. Sanırım oralarda da vardı. Ama öncelikli bir şey olmadığı için pek gündemde değildi. Üniversitede hiç böyle sorunlar yaşamadım. Çoğunluk zaten Sünni idi, Alevi çok az arkadaşım vardı. Ama bir arkadaşım şöyle bir sorun yaşadı. Bu arkadaşım yurt sorunu olduğu için Fethullah Gülenlerin yurdunda kalmış bir dönem. Önce kimliğini açıklamayı düşünmüş çocuk, “Zor durumda kaldığım için buraya geldim” diye. “İçerdeki baskıyı çok fazla hissettim” dedi bize. Kendi aralarında bile tutucu olanlar olmayanlar üzerinde baskı kuruyormuş. Mesela belli saatlerde toplanıp namaz kılınması gerekiyor. Belli saatlerde dua okunması gerekiyor. Ya da her toplantıya arkadaşını getirirsen senin yurt ücretini karşılıyorlar ya da masrafını karşılıyorlar falan. Sonra o arkadaşım hem Alevi kimliğini gizlemek zorunda kalmıştı bir süre barınabilmek için, hem de kendiyle çelişkiye düşmüştü, kendi çıkarı için bir şeyler vazgeçiyormuş duygusu yaşamıştı. Oradan ayrıldıktan sonra çok fazla sıkıntı yaşadı. Öğrendiler Alevi olduğunu. Çok fazla baskı yapmaya başladılar.

Ne dediler?

Hem geldin buraya bizi kullandın tarzında… Hem de Alevi olduğu için.

Tehdit aldı mı?

Evet, bir daha şu tiplerle görüşmeyeceksin, falan diye tehdit etmişler. Bayağı bir uğraştılar çocukla.

Çok merak ediyorum, Alevi bir kız kendi Aleviliğini gizleyerek mi erkek arkadaş arar? Sen hiç Alevi olduğum için gönlümü kaptırdığım bir erkek tarafından dışlanır mıyım diye bir tedirginlik, korku duydun mu?

Yok aslında. Dediğim gibi çok aile baskısı olduğu zaman… Mesela benim babam hiç baskı yapmadı bize. Ama asla kızımı Sünni’ye vermem, Alevi bir kız alırsak dönüştürürüz, kazanırız onu gibisinden bir mantık da var. Ya da çok kesin bir şekilde Sünniler de Aleviler’den kız almıyor. Bunun bir etkisi olabilir ama benim çevremde bahsettiğiniz gibi bir şey olmadı. Ama biz şöyle bir şey yaşadık. Çok anlayışlı bir babamız var. Hiç babamızla karşı karşıya gelmedik. Hatta bazen “Baba kızsan da biz de rahatlasak” deriz. Ama ablamın eşi Alevi değil. Onlar evlenirken sorun çıkardı.

İkisi de birbirini biliyor muydu?

Evet her ikisi de biliyordu. Sonra durumu babama açıkladık. Babam karşı çıktı. Çok şaşırdık. Çünkü Aleviliğin hiçbir gereğini yerine getirmiyor ki. Bir de bize baştan beri “ayrım yapmayın” diyorsun. Niye böyle bir durumda karşı çıkıyorsun dedik. “Ben dede çocuğuyum, Ailenin büyüğüyüm, ben yaparsam herkes yadırgar” dedi. Babamın tek açıklaması da buydu. “Ben Sünni’ye kız vermem” dedi. Ve ilk kez biz babamla bu kadar karşı karşıya geldik. Çok da uzun sürdü o süreç. İkisine de “Ölümü çiğnersiniz öyle evlenirsiniz” dedi.

İkna oldu mu sonunda?

Ablam vazgeçmedi. Hepimiz çok karşı durduk.

Annen ne yaptı o sırada?

Dengeleyici oldu o sırada. O olmasa her şey daha zor olacaktı aslında. Biraz babamın dilinden konuştuk, biraz da kendini yalnız hissettirdik. Yanlış yaptığını anlattık. Çok da doğru bir adamdı (damat adayı) zaten. Bu konuda bir kaygımız olmadığı için hepimiz ablamın arkasındaydık. Babamın Alevilik Sünnilik dışında bir kaygısı daha vardı. Yani açık giyinsek bile bir şey demiyordu, erkek arkadaşlarımıza karışmıyordu, hiç baskı görmediğimiz için ablamın evlenince baskı göreceğini düşündü. Yemesi, içmesi, gezmesi sorun olacaktı ona göre. Bize “Siz bu baskılara alışık değilsiniz. Onlar kapalı bir aile. İster istemez böyle sorunlar yaşayabilirsin, ben sizin böyle sorunlar yaşamanızı istemem” dedi. “Bir süre sonra aşk bitecek, başka şeyler daha çok göze batmaya başlayacak” dedi. Biraz da bu tarz kaygıları olduğu için tedirgin oldu babam.

Ablanlarınki bir solcu-solcu evliliği miydi?

Evet ama mesela kaynanası kapalı ablamın. Geçen sene hacca gittiler karı koca.

Onlarda böyle bir sorun yaşandı mı peki evlilik sürecinde?

Yok onlar çok anlayışlıydı. Zaten çok da istediler bu evliliği. Onlar da kendi çocukları üzerinde baskıcı bir aile değillerdi. Herkesin inancı kendine anlayışındalar.

Yani demokrat bir  Sünni aile ile demokrat bir Alevi ailenin çocukları evlenmiş öyle mi?

Evet. O konuda herhangi bir sorun yaşanmadı. Ama babam mesela akşamları bir kadeh rakı alır. Onlar geldiğinde kaldırır rakıyı. Hem saygıdan, hem de onlar hoşlanmazlar diye.

Hiç mi içmiyordu onlar?

Yok. Bir ara babası babama takıldığında bir kadeh içiyordu ama hacca gitmeye karar verdiğinde tamamen bıraktı.

Şimdi nasıl durumları?

İyi, bir sorunları yok. Ama dediğim gibi tamamen onların demokrat olmasıyla ilgili bu durum. Daha tutucu olsalardı olmazdı.

Abin o süreçte nasıl davrandı?

Bizimle hareket etti. Dayım çok karşı çıktı evliliğe. “Siz nasıl böyle bir şey yapabilirsiniz. Bu kızın ar damarı çatlamış” diye. Dayım babamla konuştuğunda babam tekrar karşı çıktı. Her şeye sil baştan başlamamız gerekti. Eniştemin sakalları var mesela ama dini inançlarından dolayı değil. Bizim köye yakın bir yerde evimiz var. Oraya gittik. Alevi köyü burası. Karşı evde oturanlar hoparlörle ezan okumaya başladı. Gıcıklık olsun diye… Misilleme yapar gibi yani. Bunlar rahatsız etti bizi. Yani hiçbir Alevi köyünde ezan okunmaz. (kahkahalar…)

İstanbul’da nasıl durumun peki epeydir de burada yaşıyorsun.

Burada hemen hiçbir sorun yaşamadım. Bir de çok yakın çevremdeki arkadaşlarım da Alevi. Belki onunla ilgili bir şey. Sünni olanlarla da mezhep üzerine pek bir derdimiz olmadı zaten. Biz başka şeyler paylaştık. Paylaştığımız şeyler de bizim yeterince yakınlaşmamızı sağladı zaten. Mesela Ramazan’da burada tutan tutuyor tutmayana da kimse karışmıyor. Ama Malatya’da restoranlar Ramazan’da camlarını gazetelerle kapatırdı. Ya da perdesi olanlar perdelerini örterdi içerisi görünmesin diye. Ve oraya girdiğin anda mimlenirdin. Zaten küçük bir yer, herkes birbirini tanıyor. Bir dönem İnönü Üniversitesi’nde çok ciddi sorunlar yaşandı. Mesela üniversitede bir öğrenciyi kantinde yemek yediği için okulun tuvaletindeki lavabosunda boğmaya çalışmışlardı.

Senin zamanında mı?

Evet benim zamanımda. Ya da yolda bir şey yiyenlere şırıngayla bir sıvı enjekte ediyorlardı falan. Bir ara herkesin kabusu bu olmuştu Malatya’da. O yüzden çok rahat davranamıyorsun. Dışarıda bir şey yiyemiyorsun, bir yere gidemiyorsun.

Hâlâ böyle mi?

Yok, artık çok büyük bir şehir oldu Malatya. Bir de dışardan çok göç aldı. Üniversitesi var, büyük bir hastanesi var, askeriye var.

Üniversite bir kenti çok değiştiriyor değil mi?

Değiştiriyor. Benim dönemimde çok keyifli bir ortamı vardı üniversitenin. Sonra yönetim değişti. O yüzden diğer kesim istifasını verdi. Hatta okulun logosu değişti. Sanırım cami şeklinde bir logo yapıldı. Önceki kadro buna itiraz etmişti. Yeni kadroyla üniversite daha tutucu bir yönetime sahip oldu. Şimdi çok sık gidemiyorum ve gözlemleme şansım pek olmuyor ama, genel olarak şehrin ana dokusuna baktığında çok modernleşmiş, gençler de öyle, aşırı kapalı sayısı çok azaldı. Bir dönem cüppeliler, sarıklılar çok fazlaydı.

Hâlâ Ramazan’da yemek yemek tehlikeli midir Malatya’da?

Eskisi kadar olacağını sanmıyorum. İnsanlar da çok fazla umursamamaya başladı galiba.

Belki daha başka şeyler önem kazandı…

Belki de. Biraz daha büyük şehir moduna girdi Malatya. Çok kalabalık artık. İnsanları eskisi gibi takip etmek zorlaştı belki de. Eskiden herkes birbirini biliyordu. Girdiğinde bir yere görülüyordun falan. Dediğim gibi çok da göç oldu. Eğitim düzeyi ve biçimi değişti. Çok fazla kadın çalışmaya başladı. Sosyal yapı da değiştiği için insanlar kimin ne dediğini önemsemiyor belki de.

1974 Malatya doğumlusun değil mi?

Evet…

Bu söyleşi için çok teşekkür ediyorum.