Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

 

Arşivler

Türkiye’de, sözlü kültürün derlenmesi, bunları yazıya geçirilmesi ve katalogların çıkarılması işine cumhuriyetten sonra başlanmıştır. Pertev Naili Boratav ile arkadaşları tarafından hazırlanan; Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Folklor Arşivi’nde, birçok halk edebiyatı ve folklor ürünleri yanında, masal metinlerine de yer verilmiştir.122 Ancak, adı geçen arşiv, ilgili fakültede bugün yoktur. (1948 yılında, Folklor ve Halk Edebiyatı Kürsüsü’nün kapatılmasından sonra, bu arşivdeki malzeme, Boratav tarafından Paris’e götürülmüş ve şahsi arşivi durumuna gelmiştir.)*

Türk Dil Kurumu’nun değişik yıllarda derlediği ve derleyiciler tarafından kendilerine gönderilen 31 kasette, Kars, Artvin, Hatay, Adana, Kayseri, İçel, Muğla illeri ile Azerbaycan ve Kazakistan’a ait, folklor ve halk edebiyatı mahsülleri içerisinde masal metinleri de bulunmaktadır.123

T.C.Kültür Bakanlığı tarafından 1967 yılında, Milli Folklor Enstitüsü adıyla kurulan, sonra Milli Folklor Araştırma Dairesi olan, sonra Halk Kültürünü Araştırma Merkezi ve daha sonra da Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü olarak adı değiştirilen bakanlığın bünyesinde bir Türk Folklor Arşivi bulunmaktadır. Adı geçen daire, her yıl değişik yerlere derleme gezileri düzenlemektedir. Arşivdeki derlemeler arasında, masalların sayısı da azımsanmayacak miktardadır.

Warren S.Walker ile Ahmet Edip Uysal’ın birlikte derlediği birçok halk edebiyatı ve folklor mahsülleri; The Uysal-Walken Archive of Turkish Oral Narrative / Uysal-Walker Sözlü Türk Halk Hikayeleri Arşivi adıyla kurdukları merkezde yer almaktadır. Adı geçen arşiv, ABD’de, Teksas Üniversitesi Kütüphanesi’nde bulunmaktadır. Buradaki masallar, konularına göre tasnif edilmiş olup, arşiv daha sonra, W.S. Walker ile birlikte, Michael D.Felker, Elizabeth K.Brandt tarafından düzenlenip; Archive of Turkish Oral Narrative Preliminary Catalogue 2 adıyla 1988 yılında bir de kataloğu yayımlanır.

Saim Sakaoğlu’nun, Erzurum Atatürk Üniversitesi’nden ayrılıp, Konya Selçuk Üniversitesi’ne gitmesiyle birlikte, orada halk edebiyatı – folklor çalışmaları canlanmış, bu cümleden olmak üzere, bir Türk Halk Kültürü Uygulama ve Araştırma Merkezi kurulmuştur. (12 Ocak 1989).

Sakaoğlu, adı geçen enstitünün başkanı olup, son birkaç yıl içinde bin kadar kaset derlemişlerdir. Bu kasetler, Anadolu’nun değişik bölgelerinden gelen öğrenciler tarafından, ağız özelliklerine bağlı kalınarak derlenmiştir. Adı geçen kasetler, aynı zamanda öğrenciler tarafından deşifre edilerek verilmektedir.

Sakaoğlu’dan aldığımız bilgiye göre, gelecek yıllarda bu kasetler tasnif edilerek, illere göre ayrılacak, bir katalog hazırlanarak metinlerin yerleri belirtilecektir. Kasetlerde çeşitli halk edebiyatı mahsüllerinin yanı sıra, çok sayıda da masal bulunmaktadır.

1961 yılında kurulan Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, daha çok Türkiye dışındaki Türklere ait olan halk edebiyatı, folklor ve etnografya malzemelerini derlemiştir. Bilhassa 1983 yılında, Afganistan’dan ülkemize göç eden Türkmen, Özbek ve Kırgızlara ait metinler, değişik araştırma grupları tarafından tespit edilmiştir. Bu mahsüller içinde, masal metinlerinin de bulunduğunu yakından bilmekteyiz.”

(Doç.Dr.Esma Şimşek, Yukarı Çukurova Masallarında Motif ve Tip Araştırması, cilt 1, Kültür Bakanlığı yayınları, 2001)

* Arzu ÖZTÜRKMEN’in bu yazısı , Milliyet gazetesinde 25.Mart.1998 günü yayımlandı. Esma Şimşek’in savına konu olan olayın ayrıntıları bu yazıda anlatılmıştır. Boratav Arşivi ülkeye dönmeli başlıklı yazıyı aynen alıntılıyoruz:

Boratav ekolünün en önemli katkılarından biri, kuşkusuz kendisinin, "folkloru bir övünme aracı yapmadan, insanı ve insana dair olanı anlama çabası" olarak tanımladığı yaklaşımıydı.
Geçtiğimiz günlerde hayata gözlerini yuman folklor araştırmacısı Prof. Pertev Naili Boratav'ın vasiyeti, 60 yıldır derlediği folklor arşivinin Türkiye'ye dönmesiydi. Bu arşivi yakından tanıyan ve Prof. Boratav ile birlikte çalışan Doç. Dr. Arzu Öztürkmen onun anısını Milliyet için yazdı. Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi olan Öztürkmen, Boratav ekolünü dönemselleştiren çalışmaları da bulunan bir tarihçi ve folklor araştırmacısı. Türkiye'de Folklor ve Milliyetçilik adlı kitabı İletişim yayınları'ndan yeni çıktı.
Cumhuriyet dönemi folklor çalışmalarının kurucusu Pertev Naili Boratav 16 Mart 1998 günü, doksan bir yaşında, yıllarca derlediği tekerlemelerin ve masalların sihirli dünyasına dalarak aramızdan ayrıldı.
Boratav ekolünün en önemli katkılarından biri, kuşkusuz kendisinin, "folkloru bir övünme aracı yapmadan, insanı ve insana dair olanı anlama çabası" olarak tanımladığı yaklaşımıydı.
Bu yaklaşım, Halkevlerinin amatör folklorculuğunu (1932 - 1950), Boratav'ın Halk Edebiyatı kürsüsünün kapatılmasına kadar giden Ankara Üniversitesi DTCF olaylarını (1947 - 1950) ve günümüzde folklorun, halk oyunlarının görselliğine indirgendiği "folklor deneyimimizi" sorgulamak için gerçekten de hala anahtar bir vazife görür.
Boratav, folklora olan ilgisinin İstanbul Lisesi'nde Hilmi Ziya Ülken'den aldığı edebiyat derslerinde başladığını anlatır.
Ancak Boratav'ın saha folklorculuğu, askerlik ve öğretmenlik gibi çeşitli vesilelerle bulunduğu yerlerde yapmış olduğu derlemelerine dayanır.
Kars ve Konya'da yaptığı bu tür derlemelerinin yanı sıra, Boratav, 1938 - 1947 yılları arasında DTCF'nin Türk Dili ve Edebiyatı Kürsüsü'ndeki öğretimiyle de pek çok folklorcunun yetişmesine katkıda bulundu. Bu çalışmalarıyla da Türkiye'deki folklor derlemeciliğinin bilimsel bir metodoloji kazanması yolunda öncü bir rol oynadı.
Savaş sonrası ideolojik kutuplaşmaların yaşandığı 1947'lerin Türkiye'sinde, folklor gibi milliyetçilikle yakın bağları bulunan bir disiplin içinde bilimsel bir çerçeve yerleştirmeye çalışmak hiç de kolay olmaz.
Kültür Bakanı'nın 1993 yılında Boratav'ı ödüllendirirken ifade ettiği gibi, Boratav, Türkiye'nin yaşadığı sıkıntılara paralel olarak "büyük sıkıntılar çekmiş bir bilim adamı"dır.
Hatta bir anlamda, Boratav'ın kendi yaşam öyküsünün de en az masallara konu olacak kadar beklenmedik olaylara, tuhaf rastlantılara ve olağanüstü gelişmelere sahne olduğu söylenebilir.
Her masal kahramanı gibi Boratav da türlü zorlukların üstesinden gelmeyi başarır; onun bilim adamı kimliğinin en gizemli boyutu da burada saklıdır: Ankara Üniversitesi bütçesinin görüşüldüğü 1948 yılı Meclis oturumlarında "kocakarı ve ninelerimizden kalma hikayeler"e indirgenen folklor, Boratav için çok ciddi bir meşgaledir!
Az Gittik Uz Gittik (1969) adlı kitabına yazdığı önsözde, kendi annesinden derlediği masalları sunarken çizdiği çerçevede Boratav, folklorun tarihle olan ilişkisine, ve kadınların tarih içinde bu geleneklerin taşıyıcısı olma özelliklerine dikkat çeker:
"Annem masal dünyasının büyülü perdesini aralayan ilk insan oldu. Yıllar sonra halkımın geleneklerini öğrenmeğe ve incelemeğe girişince, derlemelerim için ilk başvurduğum kişi de yine o olmuştur. Aradan geçen uzun süre içinde o, toplumumuzda hayat şartları bir hayli değiştiği için belki, masallarının birçoğunu, anlatma fırsatı bulamayıp unutmuştu; ama dağarcığında ne kaldıysa bize hepsini bağışladı."
Boratav "masallar, masalanaları ölüyor," yani "folklor kayboluyor" yaklaşımını benimseyenlerden de değildi. Ona göre, Anadolu'da iletişim biçimlerinin farklılaştığı bu çağda bile anlatacak masalı, hikayesi, fıkrası olan nice kişi bulunurdu. Bu konuda başka folklorculara en iyi temennisi ise "bereketli derlemeler" yapabilmeleriydi.
Kendi döneminin temsilcisi olarak "arşivlemeye" belki de "etnografik anlatı"dan daha merkezi bir yer veren Boratav, 1930'lardan başlayarak Türkiye'de milli bir folklor arşivinin oluşturulmasının önemini vurguladı.
Boratav, böylesi bir arşivin temellerini, 1938 yılından başlayarak kendisinin ve öğrencilerinin derledikleri malzemelerle oluşturmaya çalıştı. DTCF'den ayrılmasından sonra Fransa'da bulunduğu yedi yıllık bir zaman zarfında, derleme işlemlerini eşi Hayrünnisa Boratav yürüttü.
Daha sonraki yıllarda ise Fransa ve Türkiye arasında süregelen bir trafikle bu arşiv zenginleştirildi ve önemli bir bölümü Fransa'da Nanterre Üniversitesi'nde koruma altına alındı.
Bugünlerde, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı'nın girişmeleriyle bu arşivin en azından bir kopyasının Türkiye'ye getirilmesi çabaları halen devam etmektedir.
Boratav'ın Türkiye'den ayrılırken kutulayıp bıraktığı bir kısım derleme ve biyografik malzeme ise Boğaziçi Üniversitesi Kütüphanesi'nde hala muhafaza altındadır.
Türkiye gibi sözlü kültürün büyük bir hızla değiştiği bir toplumda, Boratav arşivinin kuşkusuz en önemli boyutu, bu sözlü kültürün belki de "nadir" olduğu kadar "nadide" bir yazılı kaynağını teşkil etmesidir. Bu anlamda Boratav arşivi edebi olduğu kadar, tarihsel olarak da büyük önem taşır.

Üniversitede Cadı Kazanı

Acı bir rastlantıyla, Pertev Naili Boratav'ın vefat ettiği gün, 1948 yılında üniversiteden tasfiyesiyle sonuçlanan davadaki savunmasını içeren kitap da piyasaya çıktı. Tarih Vakfı Yurt Yayınları tarafından basılan ve Mete Çetik'in yayına hazırladığı savunma metni, Türkiye'nin düşünce ve "düşünce suçu" tarihi açısından önemli bir belge. Prof. Boratav'ın 1996'da kitap için kaleme aldığı önsözden bir bölümü aktarıyoruz.
Yarım yüzyıl kadar önce, Türkiye'nin irtica odakları Dil ve Tarih - Coğrafya Fakültesi'nden Niyazi Berkes'i, Behice Boran'ı ve beni tasfiye etmek amacıyla çok yönlü bir kampanya açtılar ve sonunda başarıya ulaştılar.
Olaylar zincirinin bir noktasında ben, Niyazi Berkes ve Behice Boran aleyhinde açılan ceza davası, her üçümüzün de beraati ile sonuçlandı. Ancak, beraatimiz üniversitedeki görevlerimize dönmemize imkan vermedi. Bir meclis tasarrufu ile üniversiteden, bir daha dönmemek üzere uzaklaştırıldık.
(...)
1947 - 48 üniversite tasfiyesi, benim, Niyazi'nin ve Behice'nin hayatlarını etkileyen, değiştiren bir olaylar zincirinden ibaret olsaydı; belki de bu kitabın yayımlanmasına gerek olmazdı. Bizim yaşadıklarımız, bence, Türkiye'nin siyaset, hukuk ve üniversiteler tarihine bir yüz karası olarak geçecek acı ve öğretici özellikler de taşıyor. Türkiye bizimkine benzer cadı kazanlarının kaynatıldığı başka dönemlerden de geçti ve bizden sonra da, benzer acı tecrübeleri yaşayan başka bilim insanları oldu. Bu nedenlerle, bizler istisnai bir dönemde kazaya uğramış insanlar değildik. Bu kitap, bu nedenle, geçmişe,bugüne ve geleceğe ışık tutacak unsurlar taşıyor.