Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Kars’ta Masal Anlatıcıları ve Masal Anlatılan Yerler

“Bugün memleketimizin her tarafından sözlü geleneğimizin en güzel ürünlerinden biri olan masalları anlatarak halkı eğlendiren ve bu arada farkında olmadan milli bir geleneği yaşatan usta anlatıcılar vardır. Bu anlatıcılar profesyonel olmadıkları için bu masal anlatma geleneğini umuma açık yerlerde anlatma yerine, kendi masal havalarına uygun köy odalarında, tandır başlarında, ahırlarda ve buna benzer yerlerde sürdürmektedirler.

Uzun kış gecelerinde, evde bulunan çocukları eğlendirmek ve bu arada kış ayına has işler yaparken masal anlatılır. Kars’ta masal anlatanların ve masal anlatılan yerlerin Türk masal dünyasında özel bir yeri vardır. Kış mevsimi Kars ve civarında çok uzun ve şiddetli geçer. Herhangi bir eğlence yeri olmadığından masal bu bölgede çocukları eğlendirmek için önemli bir eğlence vasıtasıdır.

Her mahallede, her köyde ve büyük olsun küçük olsun her ailede bir veya birkaç masal anlatıcısı vardır. Kendi ailemden örnek verecek olursam, kendi ailemde ve akrabalarım arasında 15’ten fazla çok güzel masal anlatan ve dinleyicilere hoş vakitler geçirten masal anlatıcısı vardır.

Bu masal anlatıcılarından bazılarını ve anlattıkları masalları ‘Bant Arşivimizdeki Masalların Durumu’nu açıklarken sırasıyla sunacağız. Bu masal anlatıcıları genel olarak tatlı dilliliği ile tanınan kişilerdir. Bunlar toplum içinde konuşmaktan katiyen sıkılmazlar. Dinleyicileri büyüler ve kendilerine çekerler. Zaten bu özelliği üzerinde toplayamayan bir masalcı, masallarını anlatırken zorluk çeker. Gereken ilgiyi toplayamazlar ve anlattıkları masal kupkuru ortada kalır.

Köy odasında veya kahvesine toplanan kalabalık, o köyde en iyi masal anlatanı da oraya çağırır. Ondan bir masal anlatmasını rica eder. Bu anlatmasını istedikleri masal herkesin hoşlandığı türden masallardır. Buralarda masal anlatanlar kahramanı erkek olan ve türlü zorluklardan sonra zafere ulaşan, akıllanan ve yurt-yuva sahibi olan masalları tercih eder. ‘Deli Ehmet’, ‘Ehmedinen Mehemmed’, ‘Rüyasını Satan Ehmed’, ‘Zümrüt Kuşu’ gibi masallar buralarda anlatılan masallardan bazılarıdır.

Kars’ta bir masalcı masalı bitirdikten sonra, dinleyicileri tarafından ikinci, üçüncü  bir masalı anlatması istenir. Eğer anlatılan masal uzunsa dinleyiciler ‘vaktin geç olmasına aldırma, sen anlat biz dinleriz. Sabaha kadar buradayız’ der ve masal anlatan şahsı masalını bitirmeye teşvik eder.

Aslında masal anlatan, dinleyicilerin nabzını kontrol için ‘yarın gece devam ederiz’ gibi kısa bir cümle söyler. Dinleyicilerin ‘anlat, devam et biz bu gece buradayız’ sözlerinden, bunun azlığından ve çokluğundan masal anlatan durum hakkında bilgi sahibi olur ve aynı iştahla masal anlatmasına devam eder.

Masalın konusu derinleştikçe ve hız kazandıkça merak artar. Masal anlatan şahıs gittikçe kendisini masalın derinliğine kaptırır, masalla birlikte akar gider. Artık öyle bir an gelir ki, masal anlatanın gözünden zaman ve seyirci mevhumu silinir. Seyirci olsa da olmasa da masalın ‘trans’ vaziyetindeymiş gibi anlatmaya devam eden anlatıcı, arada bir masalın anlatıldığı yeri terk eden dinleyicilerin farkında bile olmaz. Asıl masal bütün kaide ve kuralları, çok akıcı ve zevk verici ara formelleri de kullanılarak, artık bu andan itibaren anlatılmaya başlanır.

Yardımcı unsurları yerli yerinde kullanan, tatlı dilli bir masal anlatıcısının anlattığı masalların dinlenmemesi için herhangi bir neden yoktur. Masal dinlenildiği zaman dinleyen ondan zevk alıyor ve bitmemesini istiyorsa, masalı anlatan usta bir masal anlatandır diyebiliriz.

Kars’ta ve Kars’ın çeşitli kaza ve köylerinde masal derlemeleri yaparken çok değişik ve tipik masal anlatıcıları ile karşılaştık. Her biri masal anlatırken bize ayrı bir zevk ve heyecan verdi. Varyantları ile 250’den fazla olan kars halk masallarını Kars’ın çeşitli kaza ve köylerinden bantla derledik. Bunu yaparken, masal anlatma geleneğinin durumunu yakından incelemek ve sağlam bir fikir sahibi olmak gayesindeydik. Bunun sonucu olarak, bilhassa köylerde, her yaştan insanın masal ve diğer folklor ürünlerini bildiğini, anlatırken de öğrendiği şahsı hareketlerine varıncaya kadar taklit etme gayreti içinde olduğunu gördük.

Gelecekte, Kars’ın yüksek yaylalarında kurulmuş köylerden tutun da, Iğdır Ovası’nın Aras boyu köylerine varıncaya kadar, her köyde masal ve diğer folklor ürünlerini bilen ve nakleden fertler olacaktır. Bunu yaşlı masal anlatıcılarının yanında, genç anlatıcıların varlığına ve bölgede masala karşı duyulan bu büyük ilgiye dayanarak söyleyebiliriz.

Kars’ta masları genellikle masal anaları veya mahalli tabirle ‘Nağıl Neneleri’ dediğimiz yaşlı veya çoluk-çocuk sahibi hanımlar anlatmaktadır. Genç delikanlılar ve genç kızlar da bu hususta oldukça mahirdir. Öğrendikleri masalları nakletmek ve onları yağlandıra-ballandıra anlatmak gayretini göstermektedirler.

Genç anlatıcı masalı anlatırken bazı yerlerde takıldığı oluyordu. Hemen yanında duran ninesine ‘Nene, burası hancarıydı’ diye soruyordu. Bunu böyle yapmakla, masal öğrendiği şahıstan noksan kalan kısmı alarak masaldaki yerine koyar ve orayı örer. Masalcı ‘Nene’nin kendi öğrettiği masalı torununun ağzından dinlerken bile çok heyecanlandığını müşahede ettik.

Iğdır kazasında derlemeler yaparken çok usta ve değerli masal anlatıcılarıyla karşılaştık. Çok masal anlattılar. Her masal anlatanın kendine has bir özelliği ve anlattığı masalın ayrı bir tadı vardı.

Bu masal anlatıcılarından yaşlı bir nene masal anlatırken, mutlaka torunlarından birini, genellikle aralarında en küçük olanının gönlünü hoş etmek için olacak, dizine oturtuyor, ondan sonra masal anlatmaya başlıyordu. Sanki bütün ilhamını dizine oturttuğu torununun kehribar gibi kapkara saçlarından alıyordu.

Masallarını anlatırken bir sıra takip ettiği dikkatimizi çekti. İlk önce bir zincirleme masal, daha sonra bir hayvan masalı, bundan sonra da olağanüstü masallara geçti. Masalları anlatırken takip ettiği bu sıraya bakarak bu masal anlatıcısı ‘nene’nin usta bir masalcı olduğunu anlamak mümkündür.
Çocukların ve dinleyicilerin dikkatini tatlı bir zincirleme masalına yükleyip, oradan güzel bir hayvan masalına geçerek, sonunda bütün arzu ve dikkatleri uzun olağanüstü bir masala kolaylıkla ve ustalıkla taşıdı. Dinleyiciler başlangıçta masal dinlemeye tam alışamadıklarından ve ısınamadıklarından, zincirleme ve hayvan masalı dinleyicileri daha sonra anlatılacak masala hazırlamak için anlatılmış olması mümkündür kanaatindeyiz. Masalcının gürültü yapanları, sesini alçaltıp yükselterek susturması ve dikkatleri tekrar masalda toplaması, ayrıca üzerinde durulmaya değer bir husustur. Anlattığı masallarda formel unsurları ustalıkla kullanan bu ‘nene’nin kendisine has bir anlatma stili vardı. Bunu diğer anlatıcılarda göremedik.

Masal anlatıcısı olarak genç kızlar ve delikanlılar, yaşlılara kıyasla daha sıkılgan ve masalı bir an önce bitirmek meyli gösteriyordu. Belki de ilk defa kendi çevrelerinin, alışmış oldukları topluluğun dışından birisine masal anlattıkları için böyle aceleci davrandılar.

Her şeye rağmen genç anlatıcıları aceleci bulduk. Gelişme formellerini çoğu hiç kullanamadı. Ara formellerle ve iç süslerle masalı bezemek, iyi bir masalcı olmak kanaatimizce zamana bağlı bir şeydir.

Dinleyicilere ve masala hakim oldukça masal daha güzelleşmekte ve kalitesi artmaktadır. Dinleyicilere hakim olan masalcı, bir çay içmek veya sigara sarmak ihtiyacı duyduğu zaman bunu çok ustalıkla becermektedir.

‘Kahramanımız orada devle tutuşmaktda (kavga etmekte) olsun, biz şimdi burada bir çay içelim’, diyerek dinleyicilerin dikkatini bir noktaya toplayıp, masalı kesintiye uğratmadan çayını içer, sigarasından derin bir nefes aldıktan sonra:

‘Gardaşa gurvan olum’, diyerek masalına bıraktığı yerden devam eder.

Aynı masal anlatıcısı daha sonra  coştukça coşar. Artık heyecan son haddine varmıştır. Bu noktada masal anlatan adeta bir trans vaziyetindedir. Buna bir misal vermek istiyoruz.

Arpaçay kazasında yaptığımız masal derlemesi sırasında, aynı durumda olan bir masal anlatıcısı, bu sözünü ettiğimiz trans vaziyetindeyken birden ayağa kalktı. Olayın kahramanı kendisiymiş gibi, sağ elini geriye doğru kılıç tutar gibi gerdi, sol kolunu da kalkan tutuyormuş gibi ileriye doğru uzattı ve dişlerini sıkarak, ‘Hamle ya kafir’ dedi.

Sonra kılıcı kafirin (devin) iki kaşının arasından kafasını ikiye biçecek şekilde yukarıdan aşağıya indirdi. Devi eliyle öldürmenin rahatlığı içinde ellerini yana saldı, devin kulaklarını kesti, mendiline sardı, cebine koydu ve ondan sonra tekrar, ‘Gardaşa gurvan olum’ diyerek geldi mindere oturdu, masalına devam etti.

Arpaçay kazasında şahit olduğumuz başka masal anlatıcısının çok daha değişik bir masal anlatma stili vardı. Masalı anlatmıyor, adeta yaşıyordu. Masalı anlatırken, anlattığı yerde yapabildiği hareketleri, sani olayı orada yaşıyormuş gibi yapıyordu. Masaldaki kahraman, peşine düşen düşmanlardan kurtulmak için kaçarken, öyle bir yere geldi ki, atını durdurması icabetti. Masalı anlatan şahıs, sanki atın üstünde olan süvari kendisiymiş gibi, ayaklarını oturduğu minderden, ayağa kalkmadan ileri doğru uzattı ve iki elini atın ‘gemi’ne asılır gibi yaparak göğsünde birleştirip, vücudunu arkaya doğru yatırdı ve o anda, ‘Duuur, yavrum kırat’ dedi.

Atı durdurduğuna kanaat getirdikten sonra tekrar düzeldi ve masalı anlatmaya devam eti. Masalı anlatırken hem kendisi yaşıyor hem de dinleyicileri o masal alemine taşıyordu. Masalı dinleyenler de kendilerini o masalın içindeymiş gibi hissediyorlardı.

Yine aynı şahıs masalı anlatırken, olayda geçen yeri tarif ederken kendi köyünden bazı mıntıkaların ismini veriyor eliyle işaret ediyordu. Olayda geçen kahramanları anlatırken de yine kendi köyünden veya çevrede çok iyi tanınan şahısları örnek olarak gösteriyordu.

Arpaçay kazasında derleme yaparken, böyle değerli masal anlatıcıları ile tanışmamız ve onlardan masal derlememiz onları masal anlatırken yerinde görmemiz çok faydalı olmuştur. Bu masal anlatıcısı gibi yüzlerce masal anlatıcısı, bu kadar başarılı olmamalarına rağmen bugün Kars’ta mevcuttur. Çeşitli köy ve kasabalarda ve yüksek yaylalarda yaşamaktadırlar.

Pertev Naili Boratav bir makalesinde:

‘Türk masalı illizyonlar yaratmaya çalışmaz. Olağanüstü unsurları azaltmakla kalmaz, dinleyicilere konusunun hayali olduğunu söyleyerek onları uyarır’ demektedir.

Boratav’ın bu tespitine  ve bilhassa ‘Dinleyicilere konusunun hayali olduğunu söyleyerek onları uyarır’ fikrine Kars’ta yaptığımız derlemeler boyunca rastlayamadık.

Bize masal anlatanlardan hiçbiri, masalına başlarken bu bilgiyi vermedi. Hatta başlangıç formelinde bile buna benzer bir uyarmaya rastlayamadık. Türkiye’nin diğer bölgelerinde belki buna benzer bir uyarma ile başlayan masallara rastlamak mümkündür ve vardır. Böyle masalcıların varlığına da inanıyorum. Ama, maalesef bunu Kars’ta masal anlatan şahıslar için söyleyemeyeceğiz. Çünkü, Kars ve çevresinde masal anlatanların çoğu masallara konu olan olayların, tarihin çok eski çağlarında bile olsa yaşanmış olduğuna az veya çok inanmaktadır. Bunlara örnek olarak Nuşi Reval ile Bayguşun Nağılı, Loğman Hekim ile Guru Gafa(’yı verebiliriz)*.

Masallarda geçen birçok masal kahramanının tasvirlerini köy evlerinde gelinlik kızların çeyizlerinde görmek mümkündür. Bu masal kahramanları, bilhassa çeyizini hazırlamakta olan genç kızlar tarafından yastık kılıflarına, elbise örtülerine ve buna benzer el işlerine iğne iplikle renkli olarak işlenmektedir.

Kars’ın Arpaçay kazasının Sosgert Köyü’nde bu durum oldukça yaygındır. Genellikle masal kahramanlarından, Şahmaran, Zümrüt Kuşu, (Ak)* Dev, Sarı Dev, Kara Dev örtülere ve diğer sözünü ettiğiz yerlere işlenmektedir.

Yaygın olan bir diğer masal kahramanı da Peri Kızı’dır.

Kars ve çevre kazalardan masal derlerken, bazı masal varyantlarının daha değişik bir biçimde anlatıldığını tespit ettik. Bu ilk anda normal görünse bile, masal anlatan şahsın durumu ve takındığı tavır çok ilgi çekiciydi.

Arpaçay kazasında bize masal anlatan başka bir şahıs, iyi masal anlatıcısı olması yanında, ayrıca iyi bir masal tamircisiydi. Bildiğimiz bir masalı anlatırken, bazı kısımlarını ara sıra unutuyordu. O anda ya bir çay istiyor ya da tütün tabakasını çıkarıp bir tütün sarıyordu. Daha sonra, unuttuğu o kısmı bir ağ gibi örerek masala uydurup masalına devam ediyordu. Siz eğer yeni bir dinleyiciyseniz, masalın asıl varyantına yakın birini de bilmiyorsanız, bu anlatılan ve tamir edilen masalın ana varyanttan farklı bazı kısımlara sahip olduğunu fark edemezsiniz. Fakat masalın ana varyantını veya ana varyanta yakın bir varyantını biliyorsanız, bu arada ‘örülen’ kısımları anlatılan bu yeni masalda kolayca görebilirsiniz. Anlatıcının hal ve hareketini de buna eklerseniz durum daha da aydınlığa kavuşur. Kanaatimizce bu masların varyantlarının doğmasına sebep olan hareketlerden biridir.

Kars ve civarında masal anlatılan yerlere ve masal anlatılırken yapılan işlere kısaca bir göz atalım.

Masallar daha çok imece halinde yapılan işlerde vakit geçsin diye anlatılır. Bilhassa pamuğu evde çekirdeğinden ayırırken (Iğdır), el değirmeni (kikire) ile bulgur çekerken (Arpaçay), bağda toplu olarak üzüm beklerken (Taşburun), köme ve pestil gibi yiyecekler hazırlarken (Kağızman), kışlık erişte keserken (Kars ve civarı), bostanda kimse yolmasın diye kavun ve karpuz beklerken (Aralık) güzel masallar anlatılır.

Pamuğu evlerde çekirdeğinden ayırırken (Iğdır) beş on bazen daha fazla gelinlik kız ve kadın bir araya gelir. Herkes önüne çekirdeğinden ayrılmamış pamuktan yığar ve ve pamuk çekirdeğinden ayıklamaya başlar. Bu uzun ve çok sıkıcı bir iştir. Bundan dolayı bu işi yapanlar sıkılmasın ve temiz iş yapsınlar diye iyi masal anlatan, tatlı dilli bir ‘nene’ de orada hazır bulundurulur.

Hatta para ile tutulan neneler dahi vardır. Burada daha ziyade kadın kahramanların baş rolde olduğu masallar tercih edilir. Göyçek Fatma, Arabüzengi, Yuhusunu Satan Ahmet, Bir Padişahın Gazabı, Üç Bacı, Yeddi Gardaş Bir Bacı gibi kadın kahramanların olayların akışı içinde ağırlık teşkil ettiği masallar dinleyen bu hanımlar topluluğu, işi zevkle yapar.

Kahramanın zor durumlarda kaldığı anlarda, olayın içine ruhen iştirak etmiş olan dinleyicilerden ‘vah, yazık gören kurtulabilceeeeeh? (Acaba kurtulabilecek mi) veya kahraman devi veya kötülük alameti olan canavarı ortadan kaldırdığında da ‘ohhh, ey oldu. Zaten men bilirdim. Olacağı buydu’ gibi seslerle memnuniyet hisleri açığa vurulur.

Halıcılık ve dokuma işleriyle meşgul olan köylerimizde yün ‘cehre’ dediğimiz yün eğirme aleti ile eğrilir. Bu iş de toplu olarak yapılan işlerdendir. Toplu olarak bir araya yığılan hanımlar bir yandan yün tararken bir yandan da ‘cehre’ ve ‘teşi’ ile yün eğirir.

Buna benzer, yünle ilgili işlerde de Kara İnek masalı çok rağbet gören bir masaldır. Bu masalda, Kara İnek olayın kahramanı olan kızın analığının kendisine eğirmesi için verdiği yünün hepsini yer ve arkasından eğrilmiş olarak çıkarır. Bu masal yün eğiren kadınların ve genç kızların zevkle dinlediği masallardandır.

Eriştelik hamur yoğururken on on beş komşu kadın bir araya gelir. Çuvallarla un hamur yapılır. Peşkun dediğimiz ekmek tahtalarında mahirane bir şekilde bıçaklarla ince ince kıyılır. Bu da yine zorlu ve zahmetli bir iştir. Bunu yaparken çok güzel masal bilen ‘nene’lerden birisi buraya mutlaka davet edilir. Bu nene burada oturarak masal anlatır. Kendisine ikram edilen meyve ve diğer çerezleri bir yandan yer bir yandan güzel masallarını yağlandıra ballandıra anlatır. Burada da yine kahramanı genellikle kadın olan ve sonu güzel bir aşkla ve mutlulukla biten masallar anlatılır. Bir yandan masalı dinleyen imeceler, bir yandan da önlerindeki hamuru ince ince kıyarak onları erişte haline getirir.

Bunlardan başka bir de ocak başında gömbe denilen bir tür ekmek pişirirken masal söylenmektedir. Gömbe iki tane kilden yapılmış kap arasına koyularak, közün içine sürülen ve  üzeri  közle kapatılan hamurdan yapılır. Çok geç pişer ama çok güzel olur. Bunun pişmesini beklerken masal söylerler.

Gömbe piştiği zaman, ateşe gömülü olan kilden yapılmış kapla birlikte hafifçe kımıldar ve üzerinden hafifçe kül dökülür. Bu külün döküldüğünü ilk görenin Cennet’e gideceğine inanılır.

Bunun haricinde uzun kış gecelerinde çocukları eğlendirmek ve onlara hoş bir vakit geçirtmek için tandır başında da masallar anlatılır. Burada anlatılan masallar daha ziyade ders veren, terbiyevi türden masallardır.

Çocuklar ayaklarını tandıra sallarlar. Daha sonra ayaklarının üstüne kilim veya battaniye örterler. Bir yandan masal dinlerken, bir yandan da ana veya nenelerinin kavurmuş oldukları kavurgayı, kişmişle karıştırılmış küncüdü veya kavrulmuş zeyreği yerler. Ayaklarını sıcak tandıra sallamış olan çocuklar anlatılan masalı büyük bir dikkat ve zevkle dinler. Köy yerlerinde gaz lambası kullanıldığından masal anlatılan bu tandır başı da bir gaz lambası ile aydınlatılır.

Loş bir havanın hakim olduğu bu tandır başında anlatılan peri masalları onların heyecanlarına ve masalı dinlemelerine sebep olur. Bu arada masalın en heyecanlı yerinde, çocukların dikkati tam masal üzerinde toplanmışken evin büyük çocuklarından birisi yavaşça gelir ve karanlıkta birdenbire bağırarak o anda masalı dinleyenleri korkutur. Böyle bir ortamda masal dinlerken biz bile aniden çıkarılan bu sesten korktuk. Masal anlatanın kendisi de bağırana kızdı. Biz de çocuklarla beraber masalcının da kendi anlattığı masaldan korkmuş olmasına çok güldük. Çocuklar birbirine sarılıyor ve kendilerine has sesler çıkarıyorlardı. Hemen akla, ‘Bu çocukları korkutmuyor mu, bunlara zararlı değil mi’ diye gelebilir. Biz de aynı sorudan hareket ederek bu durumu çocuklara sorduk. Bize böyle masallardan çok hoşlandıklarını söylediler. Hatta bir tanesi, ‘Bunları dinledikten sonra artık karanlıkta dışarı çıkmaktan ve çölde (kırda) yatmaktan korkmuyorum. Çünkü dünyada ne varsa insandan korkuyor, biz neden korkacağız’ dedi.

Çocuklar bir müddet gülüştü. Daha sonra büyük bir zevkle masallarını dinlemeye başladı. Onların yüz ifadelerini sözle anlatmak mümkün değil. Gizli bir kamera ile bunları filme almayı çok istedik, ama teknik imkansızlıklarımız yüzünden bunu gerçekleştiremedik.

Kars’ın Arpaçay kazasında ve köylerinde bu masallara Tandır başı nağılları denmektedir. İrlanda7da da buna yakın bir isim olan Fireside (ocakbaşı)* Stories ve İskoçya’da Fireside Folktales denmektedir.

İskoçya’daki çalışmalarımız sırasında kalaycılık yapan Fifelı Duncan Williamson’la tanıştık. Williamson bize çok masal anlattı. 250’den fazla halk masalı bilmekteydi. Bir tek bu masalcıyı dinlemek ve hareketlerini görmek mümkün oldu. Duncan Williamson da tıpkı Türkiye’deki masalcılar gibi masal anlatınca çok heyecanlanıyor ve anlatmaktan büyük zevk duyuyordu.

Bize masal anlattığı yer ve aynı zamanda kendisinin de ailesi ile birlikte yaşadığı küçük bir çadırdı. Hanımı Linda Williamson Amerika7dan İskoçya’ya folklor sahasında doktora yapmak için gelmiş ve Duncan Williamson’la burada evlenmiş. Bir kızları vardı ve ikinci çocuklarını bekliyorlardı. Daha sonra bana gönderdikleri mektupta bir de erkek çocukları olduğunu yazmışlardı.

Masal anlatırken Duncan Williamson el kol hareketleri ile duygu ve düşüncelerine renk katmak istiyordu Bir ara kalktı çadırdaki yatağın üzerine uzandı ve eline dilli kavalını aldı yavaş yavaş çalmaya başladı. Daha sonra gelerek masala kaldığı yerden devam etti. Bu durum Kars ve civarındaki masalcıların, masalda unuttukları yeri hatırlamak için sigara sarmalarına ve çay arası vermelerine benzemektedir.

Duncan Williamson’a masalları genellikle nerelerde anlattıklarını ve nasıl öğrendiklerini sorduk. Bize, bunları İskoçya’nın diğer bölgelerine çalışmaya giderken ve kömür madenlerinde çalışırken öğrendiğini söyledi.

Masalı kendi çevrelerinde, çadırın önüne taşlardan yaptıkları bir ocağın başında anlattıklarını ve dinlediklerini naklettiler. Gerek İskoçya’da olsun, gerek İrlanda7da olsun masal anlatıcılarının Kars’ta olduğu gibi bir ateş başında masalı anlatma istek ve arzusu gösterdikleri kolayca meydana çıkıyor. Bunu her üç bölgede de böylece müşahede ettik.”

*Bizim notumuz

(Ahmet Ali Arslan, Kuzey-Doğu Anadolu (Kars) Türk ve Kuzey Britanya Halk Edebiyatlarında Masallar)