|
|
ŞADAPIT UNVANI HAKKINDAProf.Dr. Saadettin GÖMEÇ* Eski Türk tarihi ve kültürünün araştırılmasında başta gelen kaynaklarımız Kök Türkçe yazılı abidelerdir. Burada İslamiyet öncesi Türk tarihini ve özellikle de Kök Türk dönemini ayrıntılı bir şekilde görmek mümkün olmakla beraber, Türk kültürünün bütün unsurları hususunda da bilgi sahibi olabiliriz. Kök Türk harfleriyle yazılmış belgelerden siyasi-idari ve askeri unvanlar ile terimlerin aydınlanmasında da faydalanıyoruz. Bu yazıtlarda geçen ve menşei konusundaki tartışmaların henüz sona ermediği bir unvan da “şadapıt”tır (TıpDş). Ancak bunun kökeni ve anlamıyla alakalı münakaşalara geçmeden evvel bu askeri ve idari terimin hangi Türkçe kaynaklarda zikredildiğine bakmamız yerinde olur. Bu unvan Kök Türklerin ilk, yani kuruluş dönemine ait olan Bugut Yazıtının[1] ikinci satırında[2], Köl Tigin ve Bilge Kagan kitabelerinde[3] kaydedilmiştir. Adı geçen kaynaklarda bu unvan diğer bazı sanlarla birlikte anılmaktadır ki; her üçünde de kagana ve dolayısıyla devlete bağlılığını bildiren önemli beylerin adlarının sayılması vesilesiyle zikrediliyor. Aynı zamanda, şadapıtın hiyerarşik düzen veya sosyal yapıdaki derecesinin de kimden önce, kimden sonra olduğu belirlenmiş durumdadır. Yazıtlardan çıkan neticeye bakacak olursak; şadapıtlık ya da şadapıtlar, tarkanlardan önce geliyor. Ama bir hususu da gözden kaçırmamak gerekir, o da; şadapıtların ve tarkanların başında bir “apa tarkan”, yani ordu komutanı, bir nev’i baş kumandan yer alıyor[4]. Belki şadapıtlar ona bağlıydılar. Bir ikinci mevzu da; şadapıtların ve tarkanların konumları anlatılırken, Köl Tigin ve Bilge Kagan yazıtlarında, şadapıtların yerinin sağda (güney), tarkanların mevkisinin solda (kuzey) olduğu ortaya çıkıyor. İşin doğrusu buradaki “biriye” ve “yırıya” tabirleri coğrafi bir durumumu veyahut da kurultayda (yani mecliste) bu şahısların oturdukları yeri mi (Türk sosyal ve idari yapısındaki orun-ülüş meselesi) ifade ediyor, bunu kesinlikle ayırt edebileceğimizi sanmıyoruz. Fakat bir ihtimal, şadapıtların vazifeli olduğu bölgeler kastediliyor olabilir, buna da dikkat çekmek istiyoruz Bugün “şadapıt” unvanı üzerine yapılan çok ciddi ve teferruatlı bir çalışmadan söz etmek mümkündür ki; o da, A.Bombaci’nin 1976 senesinde yayınlanan makalesidir[5]. Bombaci, Klyaştornıy’in kendisine gönderdiği Bugut ile alakalı makalesinden ve Clauson’un sunduğu bir yazıdan yola çıkarak bu çalışmayı kaleme almıştır. O, şadapıt unvanının Kök Türkçe yazıtlarda geçtiği yerleri belirtiyor ve Radloff, Malov, Györffy, Kotwitcz, Clauson, Doerfer, Humbach, Henning vs. gibi araştırmacıların bu konudaki görüşlerini ve tekrarlarını da incelemesinde belirtiyor. Bütün bu araştırmalarda, genellikle şadapıt kelimesi “şad” unvanıyla ilişkilendiriliyor ve Kök Türkçe yazıtlarda bir askeri-idari unvan olarak gözüken şadapıt, farsça bir kökene dayandırılıyor. Kendisi de aşağı-yukarı bu görüşte olup; Türklerdeki onlu sistemle alakalı bir kurumun İran’dan alınmış ismi olarak, yorumda bulunuyor. Gerçekten “şad” ve “şadapıt” kelimesi yabancı bir dilden alınmış olabilir; ama özellikle ecnebi araştırmacılar ve onların tesirinde kalan bazı Türk ilim adamların da Türklere ait bütün kültür unsurlarını bir farklı menş’e dayandırma eğilimi bulunduğunu da göz-ardı etmemek gerekir. A.Bombaci’nin bu yaklaşımıyla beraber, şadapıt konusunda fikir beyan eden birkaç kişinin görüşüne daha müracaat edecek olursak; Klyaştornıy-Livşiç, makalelerinde yaptıkları açıklamada “şadapıt”ın şad ile bağlantısına dikkat çekiyorlar, ama kesin bir sonuca varmıyorlar[6]. Gabain kelimeyi farsçadaki “şad” ve “pati”den getiriyor; “asilzadeliğin yüksek bir sınıfı” diyor[7]. Clauson da, “şad” ve “apıt”ın birleşmesinden meydana geldiğini ve muhtemelen şadın maiyeti olarak ele alıyor[8]. Yabancı araştırmacılar, bu gibi konularda devamlı birbirlerinden atıflarda bulunurlar, ancak şadapıt hususunda bir Türk olan B.Ögel’in fikrini maalesef görmezlikten gelmişlerdir. Ögel’e göre şadapıtlar; Köl İç Çor, Apa Tarkan gibi komutanlara bağlı şadlardır, yani garnizon komutanlarıdır[9]. Kelimenin menşeinin nerden geldiği bir yana, şimdiye kadar manası hakkında B.Ögel’den daha mantıklı bir yaklaşımda olanına rastlamadığımızı da söylemek isteriz. Unvanın ortaya çıkışı konusunda da en tutarlı iddia Gy.Györffy’nin ortaya attığıdır ki[10], biz de onun gibi iki ayrı kelimeden türemiş olduğu taraftarıyız; onlar da “şad” ve “apa”dır. Fakat mana olarak, “şadapıt”ı illaki ikiye parçalayarak “şad” ve “apalar” diye düşünmeden, pekala şad-apa; yani “büyük şadlar”ın çoğulu şeklinde anlamak da mümkündür. Bu sanın yazıtlarda ne vesileyle geçtiği meselesine gelecek olursak; önceden de belirttiğimiz üzere kelime üç kitabede zikrediliyor. Bunlardan Bugut Yazıtının diğerlerinden daha eski olduğunu bilmekteyiz. Adı geçen belgede Mo-kan Kagan’ın ölümünden sonra, belki de kısa bir müddet devletin başında görülen Mahan Tigin’in hanlığının onaylanması esnasında şadapıtların, tarkanların, kurkapınların ve sengünlerin ona destek vermesi sebebiyle anılıyor. Köl Tigin ve Bilge Kagan kitabelerinde ise, şadapıt unvanı Bilge Kagan’ın başa geçmesi olayı ve sonrasında ona gelip bağlılığını bildirenler sayılırken isimleri söyleniyor[11]. Dolayısıyla şadapıtlar (şad-apa) devletin askeri gücünü elinde bulunduran kesimin arasında yer alıyor. Şimdi Türk devlet yapısı hususunda bir izahta bulunalım. Malum olduğu üzere Türk devleti gökten yere doğru uzanan bir hiyerarşik düzen halinde var olmuştur. Bu bakımdan gökte herşeyin sahibi, yeri-göğü yaratan, kaganlık “kutu”nu veren, iyileri mükafatlandıran, kötüleri de cezalandıran, Türk milletini koruyup gözeten bir Tanrı vardır. Mesela, Bumın ile İstemi’yi Tanrı tahta çıkarırken, Türk milleti yok olmasın diye İl-teriş ile İl-Bilge Katun’u halk içerisinden çekip, yükselten O’dur. Halk kaganı terkettiği zaman Tanrı onları cezalandırmıştır. Savaşlar onun sayesinde kazanılmıştır. Tanrı Kut’a ve Ülüg’e layık olmayanların elinden de bunları almıştır. Yani Tanrı Türk milletinin geleceğini belirleyen en yüce varlıktır[12]. Durum böyle olunca Tanrı’nın da yeryüzündeki temsilcisi Türk kaganıdır. Türk düşüncesinin bu özelliği sadece İslamiyet öncesiyle sınırlı değildir; İslamiyetten sonra da geçerli olmuştur. Selçuklu ve Osmanlı sultanları da kendilerini Tanrı’nın yeryüzündeki bir memuru yahut da gölgesi olarak görüyorlar; Tanrı adına onun adaletini dünyada hakim kılmaya çalışıyorlardı. Devlet düzeni içerisinde kagandan sonra katun gelir. Günümüz Türkçesinde ise bu adı “kadın” şeklinde görmekteyiz. Katunlar, kaganlar gibi töre ile katunluk makamına oturuyorlar ve kagan ile beraber hükümet ediyorlardı[13]. Türk tarihinde devlet başkanlığı ve ordu komutanlığı yapmış çok dirayetli kadınların olduğunu herkes bilmektedir. Bunlar sayılmakla bitmez. Kagan ve katunın ardından idari yapıda yabgu ve şadlar yer alıyorlardı. Yabgu sadece bir kişidir ve kagandan sonra ülkenin yönetimini üstlenecek olan veliahtlar bu unvanı taşırlar. Umumiyetle kaganın büyük oğludurlar, ama zaman zaman bazı istisnai durumlarda kardeşler ve amcalar da yabgu tayin edilebilir. Şadların sayısı ise daha fazladır. Büyük oğulun dışındaki çocuklar, amcalar, yeğenler vs. şad olarak atanabilir. Kök Türkçe kitabelerden, Türklerde dört esas yön olduğunu ve görevlendirmelerin de buna göre yapıldığını biliyoruz. Eski Türkler, bu dört ana cenah için tört bulung[14] deyimini kullanıyorlar ve yönleri doğuya yüzlerini çevirerek sayıyorlardı. Bu yönlere göre, kagan devletin merkezinde yer alıyordu. Doğuya ve batıya ise tiginler (yani hükümdar ailesinden gelenler) tayin edilirlerdi. Başlangıçta doğuya atanan tigin Tölös Şad unvanını alırken, batıya tayin edilen tigin de Tardu ş Yabgu unvanını almıştır. Yukarıda da ifade ettiğimiz gibi şadların sayısı genellikle birden fazla olduğu için, dört ana cihete devletin merkezine bağlı şadlar (tiginler) gönderilebiliyordu. Bununla beraber ülkenin değişik yerlerine, yani bağlı kavimlere ve topraklara merkezden atamalar olduğu gibi, yerinden de görevlendirmeler yapılabiliyordu. Yeniden Kök Türkçe kaynaklara müracaat edecek olursak; şadapıtların veyahut da kelimeyi açmaya kalkışırsak şad-apaların (yani büyük şadların; yaşça büyük amcalar, yeğenler, Tarduş Yabgu ve Tölös Şad’ın dışında kalanlar) vazifeli olduğu bölgeler herhalde devletin batı, güney ve güney-doğu tarafları olsa gerek. Batı bölgelerinin idaresi hiç şüphesiz kaganın büyük oğlu veya kardeşi durumundaki Tarduş Yabgu’nun elindedir. Onun emri altında önce Köl İç Çor, arkasından da şadapıtlar (şad-apa) bulunuyordu (kisre Tardu ş begler, Köl İç Çor başlayu, ulayu şadapıt begler). Doğudaki baş yöneticinin Tölös Şad olduğunu düşünmekteyiz. Onun arkasından da Apa-Tarkan ve yine şad-apalar geliyordu (öngre Tölös begler, Apa-Tarkan başlayu, ulayu şadapıt begler).
|