Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

 

İMPARATOR JULİANUS ve PAGANİZMİ YENİDEN DİRİLTME TEŞEBBÜSÜ

Prof.Dr. Mehmet ÇELİK*

Dr. Şükran YAŞAR*

Büyük Konstantinus, Hıristiyanlığı resmi devlet dini olarak kabul etmese de onun hazırlık dönemini inşa etmişti. Milano Fermanı ile (M.S.313) önce ona özgürlük bahşetmişti.[1] Konstantinus’un en büyük emeli, Roma imparatorluğu’nu eski görkemli dönemine yeniden kavuşturmaktı. Bu nedenle siyasi birliği ülkede sağladıktan sonra idari, askeri ve mali sahalarda reform sayılabilecek yeni düzenlemelere girişti. Ülkenin asırlardan beri maruz kaldığı dini kargaşa hem iç huzuru bozuyor, hem de siyasal sistemi tıkıyordu. Büyük Konstantinus bu dini hareketleri kontrol altına almak ve devlet için tehlike olmaktan çıkarıp, birleştirici bir unsur haline getirmeyi düşünüyordu. Kendisiyle müşterek imparator olan Licinius’u bertaraf ettikten sonra[2] artık, her sahada olduğu gibi, dini sahada da istediği politikayı uygulama imkanına kavuşmuştu. Büyük Konstantinus’un, Hıristiyanlığı “birleştirici unsur” olarak kullanma düşüncesi, O’nu Kilise’yi güçlendirmeye yöneltmişti. Bu nedenle, Milano Fermanı’ndan hemen sonra, Kilise’ye birçok imtiyazlar tanıdı. Bunların başlıcaları şunlardı: Yaklaşık üç asır devam eden baskı dönemlerinde müsadere edilen Kilise’nin malları iade edildi. Ruhban sınıfı genel hizmetlerden muaf tutuldu. Kilise’ye vakıf kurma ve mal edinme hakkı tanındı. Pazar günü resmi tatil kabul edildi. Din adamları ve din eğitimi görenler askerlikten muaf tutuldu. Kilise ve dini kurumlar vergi mükellefiyetinden kurtuldu. Hıristiyanların putperest şenliklerine katılma mecburiyeti kaldırıldı. Kilise’ye devlet bütçesinden para ayrıldı.[3]

Kilise’ye bahşedilen bu maddi ve manevi imtiyazlar, son derece önemliydi. Bu noktadan sonra imparator için sıra artık Kilise yönetimini siyasal yapıya entegre etmeye gelmişti. Bu aynı zamanda bir zaruretti. Üç asra yakın bir zamandır devletle ölüm-kalım savaşı yaşayan Kilise, özgürlüğe kavuşup imtiyazlara boğulunca, kendi içinde zuhur eden önemli problemlerle yüz yüze geldi. Bunları iki başlık altında toplamamız mümkündür:

a) Kilise organizasyonu ve yönetim konusunda çıkan ihtilaflar

b) Kiliselerin birbirinden farklı teolojik anlayışları

Bu iki konu, ülkede dini çalkantıya sebep oldu ve bu da siyasal istikrarı ciddi şekilde tehdit etmeye başladı. imparator bu iki sorunu halletmek için bir ökümenik konsil toplamaya karar verdi. 325 yılında iznik’te toplanan bu konsilde Hıristiyan alemi üç Ökümenik Patrikhane yönetiminde bölünerek bu sorun çözülmeye çalışıldı.[4] Teolojik ihtilaflara da son vermek düşüncesiyle, müşterek bir amentü[5] hazırlandı ve dört tane de Canonic İncil kabul edildi.[6]

Büyük Konstantinus’un bu çabaları, hayallerinin tahakkukuna yetmedi. Devlet kristolojik tartışmaların içine yuvarlandı.[7] Kendisinden sonra oğlu Konstans(337-361) zamanında bu kargaşalıklar artarak devam etti. Hıristiyanlık devletin henüz resmi dini değildi; ancak siyasal istikrar için ciddi bir tehlikeydi. Bu sıkıntıyı gidermenin de iki yolu vardı.

a) Ya Hıristiyanlık tekrar yasaklanacaktı.

b) Veya bu Kristolojik münakaşalara her ne olursa olsun, bir yolu bulunup son verilecekti.

İmparator Konstans, bu işe bir çözüm ararken, ömrü yetmedi ve 361 yılında hayata gözlerini yumdu.[8] Konstans’ın ölümü üzerine Julianus imparator seçildi.[9] Roma imparatorluğu’nda IV. yüzyılın ikinci yarısında Neo-Platonizm’in en önemli neticelerinden birisi, hiç şüphesiz imparator Julianus’un bu felsefi akımın etkisiyle Hıristiyanlığı terk ederek, paganizme dönme hadisesidir.[10]

Julianus, korkunç derecede bir Helenistik kültür ve paganizm hayranı kesildi. Bütün hedefi Hıristiyanlığın kökünü kazıyarak yok etmek ve onun yerine devletin resmi dini olan paganizmi ikame etmek! Bunu yaparken de, meseleyi sadece bir kültür nokta-i nazarından ele almadı; bilakis paganizmi, Hıristiyanlık ruhu içerisinde kuvvetli bir ahlak, bilimsel bir düşünce ve toplumsal bir yardımseverlik duygusu içinde vazetti.[11] Bunun altyapısını kuvvetlendirmek için de, pagan filozoflarla sık sık bilimsel toplantılar düzenliyor, konuyu onlarla enine boyuna tartışıyordu. Bu konudaki hedefini çok önceden belirlemişti. Nitekim imparator olur olmaz, tahta oturuşunun ilk haftasında bir ferman yayınladı. Bu fermanda kapanmış olan pagan tapınaklarının tümünün açılmasını ve buralarda devletin resmi dininin icra edilmesini, özellikle de tanrılara kurbanlar kesilip, dini törenler düzenlenmesini emrediyordu.[12]

Julianus, Hıristiyanlığın toplumda ne kadar derin kökler saldığını biliyordu. Bu nedenle bu dinin bir fermanla yasaklanamayacağının da şuurundaydı. Bunu, akıllı bir yöntemle çözmek gerekiyordu. imparator, uzun istişarelerden sonra, hedefine varmak için iki yöntem belirledi:

a) Hıristiyanlıkla mücadele edebilmek için paganizmin güçlendirilerek canlandırılması gerekiyordu.

b) Hıristiyanlık içinde alevlenen teolojik ihtilafları körükleyerek, yeni dini bir yandan güçsüzleştirmek, diğer yandan da devletin siyasal istikrarını, toplumun iç huzurunu bozuyor iddiasıyla hem kamuoyu desteğinden mahrum bırakmak, hem de üzerine gidebilmek için meşru bir gerekçe oluşturmak.

Julianus, paganizmi güçlendirmek için, onu yeniden organize etmek gerekeceğini biliyordu. Bunun için Büyük Konstantinus’un Kilise için uyguladığı organizasyon tekniklerini, paganizm için örnek olarak aldı. Diğer yandan Hıristiyan bilim adamlarını okullardan kovdu… Felsefe gurubu derslerine ağırlık verdi. Ülkeyi adeta bir eğitim seferberliğine soktu. Hedefi, paganizmi eğitim yoluyla topluma ve özellikle yeni yetişen genç nesillere kabul ettirmekti. imparator Julianus, diğer taraftan Kilise’yi kendi arasında parçalamak için gerek Büyük Konstantinus ve gerekse oğlu Konstans döneminde aforoz ettirilerek sürgüne gönderilen Hıristiyan din adamlarını bir fermanla geri çağırttı ve hepsini eski görevlerine iade etti. Böylece Kilise içinde huzursuzluğun fitilini ateşleyerek ve bunun sonucunda “imparatorluğun siyasal istikrarını bozuyorlar” gerekçesiyle Hristiyanlığın üzerine gidecekti.

Julianus, kademe kademe planlarını uyguluyordu. Sıra Hıristiyanlığa en büyük darbeyi vurmaya gelmişti. Daha önce Hıristiyan öğretmenleri okullardan kovduğunu söylemiştik. Bu, imparator’a yetmedi. Bu sefer daha ciddi bir adım etti: Hıristiyanlık eğitimi veren tüm kurumları kapattı. Arkasından Hıristiyan din adamı ve öğretmenleri takibe alarak, onların gizli kapaklı yerlerde, hatta evlerinde bile ders vermelerini çeşitli metotlarla engelledi.

Julianus’un bu politikaları, Hıristiyan halkta tedirginlik, Kilise’de ise korku ve panik doğurdu. Kilise bir yandan işin nereye varacağını hesap etmeye çalışıyordu, bir yandan da kendi içindeki teolojik çekişmeleri gidermeye uğraşıyordu.

İmparator, tahta geçişinin ilk yılını henüz doldurmuştu. Paganizm lehine takip ettiği ısrarlı politika, devlet bürokrasisinde ve elit tabakada meyvelerini vermeye başlamıştı. Ancak halk nazarında durum pek de parlak değildi. Fermanlarla, resmi törenlerle paganizmi halkın kalbine yerleştirmek mümkün değildi. Ama bir şekilde, halkı bu işin içine istekli ve gönüllü katmak gerekiyordu. Nihayetinde dini, halk yaşatacaktı. Resmi pagan şölenleri düzenlemek kolaydı, ancak halkın bu dini törenleri sahiplenmesi gerekiyordu.

İmparator, böyle bir uygulamayı mutlaka gerçekleştirecekti. Ancak Başkentte bunu denemeyi göze alamıyordu. Ya ters teperse?.. Böyle bir netice, tahtına da malolabilirdi, hayatına da… Bu nedenle uygun bir yer seçilmeliydi: Bu yer hem önemli, hem de güvenli olmalıydı ve tarihi zemini, geçmişi de paganizme uygun olmalıydı.

Bu vasıflara sahip şehirlerin başında da Antakya geliyordu. Bir zamanlar paganizmin en önemli merkezlerinden biriydi. Afrodit-Adonis kültü[13] halk arasında hala sıcaklığını muhafaza ediyordu. Güvenlik açısından da Roma ordusunun en önemli garnizonu buradaydı. Bütün bunlara rağmen bir aksilik olur da, işler karışır, hatta imparator’un planı ters tepse de, Başkentte yankılanmazdı ve siyasal açıdan herhangi bir sıkıntı doğurmazdı.

Nihayet, imparator bu düşüncelerini tahakkuk ettirmek için 362 yılında ordusuyla beraber, pagan bilim ve din adamlarından oluşan kalabalık bir gurupla Antakya’ya gelir. Yüzyılın en büyük pagan ayin ve şölenleri için her türlü hazırlık tamamlanmıştır. Ancak, büyük ümitlerle Antakya’ya gelen imparator, korkunç bir hayal kırıklığına uğrar. Başta Julianus olmak üzere tüm devlet erkanının katıldığı törene Antakya halkı itibar etmedi… Bu konudaki baskı ve sindirmeler, tehdit ve şantajlar hiçbir işe yaramadı. Bu durum imparator’un canını sıkmakla kalmadı, onurunu da zedeledi.[14] Günlerce bu konuya bir çözüm arandı, ancak bulunamadı. Genç imparator, onuru zedelenmiş bir şekilde Antakya’yı terk edemezdi. Mutlaka bunun hesabı sorulmalıydı; hem de diğer şehir halklarına da bu, bir gözdağı dersi olmalıydı.

Bu sıkıntılı atmosfer devam ederken, şehrin üstüne adeta bir sis perdesi gerilmişti. Gerginlik ve sessizlik, her an büyük bir patlamanın meydan gelebileceğini adeta herkese ihsas ettiriyordu. Bu atmosfer içine, Defne’de büyük bir yangın meydana geldi.[15] Burası, en muhteşem pagan tapınaklarının bulunduğu bölgeydi. Provokasyon kokan bu yangınla gözler hemen Hıristiyanların üzerine çevrildi. Olayın meydana geliş nedeni ne olursa olsun, artık önemli değildi. Bu yangın, imparator’a istediği fırsatı doğurmuştu. Bütün gözler Hıristiyanları işaret ediyordu. Paganist halk tabanı da buna inanıyordu ve onlar da Hıristiyanlara karşı patlamaya hazır bir durumdaydılar. imparator bu ortamdan faydalanarak bir taşla iki kuş vurmak istiyordu:

a) Hıristiyanlığa, belini düzeltemeyecek bir darbe indirmek.

b) Antakya’yı Hıristiyan halkı başta olmak üzere, bu şehri cezalandırmak.

İmparator, bu düşüncelerini gerçekleştirmek için hiç zaman kaybetmeden bir ferman yayınladı. Bu fermanla Antakya’daki tüm Hıristiyan kiliselerini kapattırdı. Büyük Konstantin’den bu yana ilk defa böyle bir karar alınıyordu. Antakya halkı çaresiz kalmıştı. imparator, koca bir orduyla Antakya’ya gelmişti. Hıristiyanlar bu durumu sineye çekmeye hazırlanırken, daha korkunç olan ikinci bir fermanla karşılaştılar. Julianus, bu ikinci fermanda askerlerine şehri yağma etmeleri için emir veriyordu…[16] Antakya, Roma-Bizans’ın Doğu’daki incisi… Yüzyıllar içinde defalarca Pers istilası ve yağmasına uğramıştı; ama ilk kez kendi devletinin ve ordusunun yağmasına uğruyordu.

Julianus Antakya’da uğradığı bu hayal kırıklığı ile 363 yılında yukarı Mezopotamya’ya hareket etti[17]. Ordusuyla Urfa sınırlarına girdi. Ancak Antakya’da uğradığı benzer bir muameleyle karşılaşmamak için Urfalıların davetini reddederek Harran’a geçti[18]. Bununla beraber Urfa’ya bir heyet göndererek, Urfa halkının Harran’a gelmesini, kendisine tazimlerini sunmalarını ve Sin Mabedi’nde tanrılara sunulacak olan kurban törenlerine iştirak etmelerini istedi. Ancak Urfalılar bu emirlere boyun eğmeyi reddettiler ve inançlarından vazgeçmektense ölmeye hazır olduklarını imparatora bildirdiler[19]. Bunun üzerine Urfa’daki Ariusçularla, geleneksel inanca bağlı Hıristiyanlar arasındaki sürtüşmeyi bahane eden imparator, ülkenin huzurunu bozdukları gerekçesiyle, biraz da Harranlı putperestlerin kışkırtmasıyla, çok sert bir ferman yayınladı. Bu fermanda Urfa halkının tüm para ve kıymetli eşyalarının müsadere edilerek bahşiş olarak[20] askerlere verilmesini ve topraklarının da imparatorluk hazinesine[21] katılmak üzere el konulmasını emretti[22]. Julianus fermanında, bir de Hıristiyanların inançlarıyla alay ederek, “kendimi (diyor imparator), Galilelilerin[23] gerçek dostu olarak görüyorum: Onların hayranlık uyandıran yasaları, ilahi Melekutu[24] yoksullara vaat etmiştir. Bu dünyanın yükünden ve mallarından kendilerini kurtardığım(!) zaman erdem ve sonsuz selamet yolunda daha da ileri gidebileceklerdir... Gözünüzü açınız! Sabırlılığımı ve hoşgörümü sona erdirmeyiniz! Bu düzensizlikler sürüp giderse, magistralara işlenen suçların öcünü alacağımı ve yalnız mallarının müsadere edilerek, sürgünle değil, kılıç ve ateşle de cezalandıracağımın bilinmesini isterim[25].

 

Urfa’nın müsaderesi, imparator’un öfkesini dindirmez. Gerçek intikamını, Perslerle yapacağı savaş sonrasına erteler[26]. Ancak Ctesiphon yakınlarında aldığı bir mızrak darbesiyle yaralanır ve 26 Haziran 363’te henüz 32 yaşındayken hayata veda eder.

Savaş meydanında Bizans ordusu Juvianus’u yeni imparator ilan etti.[27] Juvianus, mecburen iranlılar’la çok ağır şartlarda bir antlaşma imzalayarak[28] ve selefi maktul Julianus’un naaşını alarak Antakya’ya döndü… Ancak bu sefer de Antakya halkı bu zalim ve pagan imparator’un cenazesinin kendi şehirlerine defnini istemedi. Juvianus, Julianus’un naşını alarak, Antakya’yı terk etmek zorunda kaldı.

* Celal Bayar Üniversitesi Öğretim Üyeleri- Manisa

(Prof. Dr. Işın Demirkent Anısına, Dünya yayınları, Şubat 2008)

 

BİBLİYOGRAFYA

Baydur, Nezahat, imparator Julianus, istanbul 1999.

Baynes, N.H., “The Early Life of Julian the ApostateJournal of Hellenic Studies XLV, London 1904.

Bar Obroyo, Abu’l-Farac Tarihi I(ingilizce’den çev. Ö.Rıza Doğrul) TTK Basımevi, Ankara 1945.

Bihlmeyer,K-Tuchle,H, I. ve IV. Yüzyıllarda Hıristiyanlık(çev.A.Görel), istanbul 1972.

Bowersocic, G.W., Julian the Apostate, London 1978.

Browning, J.,The Emperor Julian, London 1976.

Dodd, Charles Harold, “The History of Christianity from the Death of St. Paul to the Reign of ConstantineThe History of Christianity in the Light of Modern Knowledge, A Collective Work, Blackie and Son Limited, London and Glaskow 1929.

Downey, Glanville, A History of Antioch in Syria from Seleucus to the Arab Conquest, Princeton Univ. Press, New Jersey 1961.

Duval,Rubens, Histoire d’Edesse: Politique, Religieuse et Litteraire, Amsterdam(Reimpression):Philo Press 1975

Çelik, Mehmet,  Siyasal Sistem Açısından Bizans imparatorluğun’nda Din-Devlet ilişkileri I,izmir 1999.

-------------Resmi inciller ve Kaynakları, A.Ü. Sos.Bil.Ens. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Erzurum 1982.

-------------“Sosyal, Kültürel ve Dini Açıdan Helenistik Roma Dünyasında Sırlı Tarikatların Halk Hayatındaki Rolü ve Önemi”, F.Ü. Sosyal Bilimler Dergisi, C. VI, S. 2, Elazığ 1993.

-------------Süryani Kilisesi Tarihi I, istanbul 1987.

Gibbon, Edward, Roma imparatorluğu’nun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi II(çev. Asım Baltacıgil), istanbul 1987.

Hayes, E.R., Urfa Akademisi(çev. Yaşar Günenç), istanbul 2002.

Negri, G., Julian the Apostate I(trans by the Duchess Litta-Visconti Arese), New York 1905.

Ostrogorsky, George, Bizans Devleti Tarihi(çev. Fikret Işıltan), TTK Basımevi, Ankara 1981.                     

Stanley,D., Lectures on the History of Eastern Church, London 1924.

Siirt Vekayinamesi(Adday şer), çev. Celal Kabadayı, istanbul 2002.

Vasiliev, Alexander Alexandrovich, Bizans imparatorluğu Tarihi(çev. A.Müfit Mansel), Ankara 1943.

[1] Alexander Alexandrovich Vasiliev, Bizans İmparatorluğu Tarihi(çev. A.Müfit Mansel), Ankara 1943, s.62.

[2] George Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi(çev. Fikret Işıltan), TTK Basımevi, Ankara 1981. s.41 v.d.

[3] K. Bihlmeyer-H.Tuchle, I. ve IV. Yüzyıllarda Hristiyanlık(çev.A.Görel), İstanbul 1972, s.62.

[4] Mehmet Çelik, Siyasal Sistem Açısından Bizans İmparatorluğun’nda Din-Devlet İlişkileri I,İzmir 1999,s.20-21.

[5] Bu Amentü’nün metni için bkz. D. Stanley, Lectures on the History of Eastern Church, London 1924, s.158.; Charles Harold Dodd, “The History of Christianity from the Death of St. Paul to the Reign of ConstantineThe History of Christianity in the Light of Modern Knowledge, A Collective Work, Blackie and Son Limited, London and Glaskow 1929, s. 449.

[6] Mehmet Çelik, Resmi İnciller ve Kaynakları, A.Ü. Sos.Bil.Ens. Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Erzurum 1982, s. 24 v.d.

[7] Geniş bilgi için bkz. Mehmet Çelik, Süryani Kilisesi Tarihi I, İstanbul 1987, s. 83 v.d.

[8] Mehmet Çelik, Bizans İmparatorluğu Tarihi, s. 22.; Glanville Downey, A History of Antioch in Syria from Seleucus to the Arab Conquest, Princeton Univ. Press, New Jersey 1961, s. 368.

[9] Nezahat Baydur, İmparator Julianus, İstanbul 1999, s. 63-64.

[10] N.H. Baynes, “The Early Life of Julian the ApostateJournal of Hellenic Studies XLV, London 1904, s.44 v.d.; G. Negri, Julian the Apostate I(trans by the Duchess Litta-Visconti Arese), New York 1905, s.47.

[11] Siirt Vekayinamesi (Adday fier), çev. Celal Kabadayı, İstanbul 2002, s. 197 v.d.; G.W. Bowersocic, Julian the Apostate, London 1978, s. 88 v.d.

[12] Bar Obroyo, Abu’l-Farac Tarihi I(İngilizce’den çev. Ö.Rıza Doğrul) TTK Basımevi, Ankara 1945, s. 137.

[13] Geniş bilgi için bkz. Mehmet Çelik, “Sosyal, Kültürel ve Dini Açıdan Helenistik Roma Dünyasında Sırlı Tarikatların Halk Hayatındaki Rolü ve Önemi”, F.Ü. Sosyal Bilimler Dergisi, C. VI, S. 2, Elazığ 1993.

[14] Edward Gibbon, Roma İmparatorluğu’nun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi II(çev. Asım Baltacıgil), İstanbul 1987, s.280 v.d.; Baydur, Julianus, s. 93 v.d.

[15] Baydur, Julianus, s.94 v.d.

[16] Vasiliev, Bizans İmparatorluğu Tarihi I, s. 93 v.d.; Baydur, Julianus, s. 95 v.d.

[17] Baydur, Julianus, 103.

[18] Siirt Vekayinamesi, (Adday fier), 203 vd ; Ebu'l-Farac, Tarih I, 137 ; Gibbon, Gerileyiş ve Çöküş Tarihi II, 298 ; E.R. Hayes, Urfa Akademisi, 129.

[19] Rubens Duval, Histoire d’Edesse: Politique, Religieuse et Litteraire, Amsterdam (Reimpression):Philo Press 1975, s. 142; Baydur, Julianus, 104.

[20] Largitiones

[21] Res Privata

[22] E.R. Hayes, Urfa Akademisi, 129.

[23] Yani İsa-Mesih’e inananların, Hıristiyanların.

[24] Cennet.

[25] Gibbon, Gerileyiş ve Çöküş Tarihi II, 285.

[26] Başta Bar Habraous olmak üzere Süryani kaynakları bu müsadere ve tenkilin detaylarını da verirler. Efsanevî bir şekilde, harikulade olaylarla bezenmiş olan hadisenin özeti şudur: “Urfa halkının bu onurlu tutumu İmparator’u sinirlendirir. Bunun üzerine Julianus, Nusaybin’de bulunan bir kolorduyu idare eden Juvianos’un Urfa’ya gitmesini ve şehri cezalandırmasını emreder. Juvianos son derece dindar bir Hıristiyandır. Bu emri alınca çok üzülür. Bu üzüntüsünü Nusaybin Episkoposuna açar. Episkoposla beraber Juvianos, şehri Julianus belasından kurtarması için tanrıya dua eder. Tanrı dualarını kabul eder.  Zira Julianus Pers tehlikesine karşı hemen hareket etmek zorunda kalır ve intikamını dönüşe saklar. Ancak, kalp gözü açılan Juvianus, İmparator’un bir mızrak darbesiyle öleceğini görür (Urfa Hıristiyanlarının bu konuda uydurdukları efsaneler için bkz. N. H. Baynes, “The Early Life of Julian the Apstate”, JHS 45, 1925, 251-254; J. Browning, The Emperor Julian, London 1976, 226 vd. ; Siirt Vekayinamesi, 197-207). başka bir rivayette Juvianos, Nusaybin piskoposuyla değil de, kendisi gizlice Urfa’ya girer ve sabaha kadar Meryem Ana Kilisesi’nde şehir için dua eder. İmparator’un öleceği burada kendisine ayân olur (Duval, Histoire d’Edessa, 141-143).

[27] Bar Obroyo, Ebu’l-Farac Tarihi I, s. 138.

[28] Ostrogorsky, Bizans Devlet Tarihi, s. 47.