Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

 

İLK RUS YILLIĞI "POVESTİ VREMENNIH LET"E GÖRE X. YÜZYILDA RUS-BİZANS-TÜRK MÜNASEBETLERİ

 

 Mualla UYDU YÜCEL*

 

 

Onuncu yüzyıl Rus, Bizans ve Türk tarihi açısından oldukça önemli bir yüzyıldır. Bu yüzyılda Ruslar tarafından kurulan Kiev Knezliği sağlam bir şekilde genişlemesine devam ederken, Bizans oldukça sıkıntılı bir dönemden geçmiştir. Yine bu dönem Türk kavimlerinden Hazarlar için bir çöküşü; Peçenekler içinse bir başlangıcı ifade etmiştir. Nitekim Karadeniz'in kuzeyindeki bozkırlar dâima bu coğrafyanın ayrılmaz bir parçasını oluşturan çeşitli Türk kavimleri ile Ruslar arasında yaşanan mücadelelere sahne olmuştur. Bu coğrafyanın batısında yer alan ama sürekli gözü bu topraklarda olan Bizans İmparatorluğu da kendi menfaatleri gereği büyük bir istekle bu mücadelenin içerisinde yer almıştır. Bu üç millet arasındaki münâsebetler dâima siyasî menfaatlere dayalı olarak gerçekleşmiş ve bazen dost bazen de düşmanca bir seyir tâkip etmiştir.

 

Hem Bizans hem de Hazarlar için pek çok sıkıntının yaşandığı bu yüzyılda Bizans Devleti Bulgarlar'la uğraşmak zorunda kalırken; Hazarlar tarih sahnesine Rus-Bizans ortak yapımı bir film ile veda etmişlerdir. Doğu Avrupa Türk tarihinin en kuvvetli devletlerinden biri olan Hazar Devleti X. yüzyılda maalesef girdiği siyasî, askerî ve iktisadî bunalımların üstesinden gelememiş ve sona ermiştir.

 

Bizans kaynaklarına göre Doğu Slavları ile Bizans arasındaki ilişkiler ilk defa V-VI. yüzyılda başlamıştır. Slavyanlar, 550-551 yıllarında Balkanlar'a hatta İstanbul önlerine kadar gelmişlerdir; ancak bu sırada Slavyan dünyasını ürkütmek istemeyen Bizans onlara hediyeler verme yolunu tercih etmiştir1. Yine Bizans kaynaklarından Stefan Surojkiy (Surojlu Stephanes) ve Georgius Amastridskiy'e göre Bizans ile Ruslar arasındaki diplomatik ilişkiler VIII. yüzyılın sonunda veya IX. yüzyılın başlarında başlamıştır. Stephanos Surojkiy, Novgorod Knezi Bravlin'in askerleriyle beraber Kırım'a yaklaştığını belirterek, "Ruslar'ın, Bizans ile Korsun'dan Kerç'e kadar savaştıklarını, Suroj'u muhasara ettiklerini, şehri 10 gün boyunca kuşattıklarını ve neticede de şehrin çok sağlam olan surları ile demir kapılarını kırarak yağmaladıklarını" söylemektedir. Yine o, "Knez Bravlin'in kutsal Sofiya tapınağındaki "çarlık elbisesi", "inci", "altın ve pahalı taşları" almaya çalıştığını ancak başarılı olamadığını" belirtmektedir. Stephanos ayrıca "Bravlin'in bu sefer sonucunda Suroj'da Hıristiyan olduğunu da söylemektedir"2. Ancak Stephanos'un vermiş olduğu bu bilgiler Rus tarihçileri arasında değişik fikirlerin çıkmasına sebep olmuştur3. Genel kanaat özellikle 1950-60'lı yıllarda yapılan çalışmalar sonucunda Ruslar'ın Suroj'a VIII. yüzyılın sonunda veya IX. yüzyılın 40'lı yıllarında saldırdıkları şeklindedir4.

 

Verdiği bilgiler Suroj'lu Stephanes ile aynîlik gösteren Amastrid'li Georgius'un ölüm tarihi ve verdiği bilgiler Rusya'da oldukça fazla tartışmaların yaşanmasına sebep olmuştur. A.A.Vasilyev'e göre; Georgius 842 yılına kadar yaşamıştır ve bu seferi de öldüğü yıl olan 842 olarak vermektedir. Demek ki Georgius Ruslar'ı duymuş ve eserinde bahsetmiştir. Ancak seferin yapıldığı zannedilen 842 veya 843'de kendisi yaşamadığı için verdiği bilgiler şüpheyle karşılanmıştır. F.İ. Uspenskiy, Vasilyev'in bu görüşüne katılırken, İ.Şevçenko Georgius'un 825 yılında öldüğünü Rus seferinin ise 825 ilâ 842 yılları arasında yapıldığını belirterek bu görüşe katılmamaktadır5.

 

A.N.Saharov, bu savaştan önce Ruslar ile Bizans arasındaki ilk diplomatik ilişkilerin Bertin Yıllıklarının verdikleri bilgilere göre 838-839 yıllarında Bizans ve Frank devletlerinde açtıkları elçiliklerle başladığını söylemektedir6.

 

İlk Rus Yıllığı olarak bilinen ve orijinal olduğu Rusya'da artık şüpheyle karşılanmayan Povesti Vremennıh Let'e7 göre ise ilk ilişkiler 852 yılında kurulmuştur : "Grek yıllıkçılarının yazdıklarına göre Çar Mikhail döneminde Ruslar ilk defa Çargrad'a gittiler"8. Yine Povesti Vremennıh Let'e göre, Kiev Knezliği Vareg-Rus başbuğu Rurik tarafından 862 yılında kurulmuştur9. Rurik'den sonra iş başına geçen Rus knezleri, Knezliği günden güne güçlendirmeye çalışmışlar ve bunda büyük ölçüde başarılı da olmuşlardır. Povesti Vremennıh Let'e göre Ruslar ile Bizans arasındaki ilişkiler ilk defa 86610 yılında İmparator III.Mikhail (842-867)'in hükümdarlığının 14. yılında Askold ve Dir adlı beylerin Rurik'den izin alarak Çargrad (İstanbul)'a11 iki gemi ile gitmeleri ile başlar. Askold ve Dir adlı beyler askerleriyle birlikte karaya çıkartma yapmışlar, şehri kuşatıp etrafını yağmalamışlar ve pek çok Hıristiyanı da öldürmüşlerdir. Ancak kuşatma sırasında İstanbul'da bulunmayan imparator Mikhail'in geri dönmesi ile talih Bizans'dan yana dönmüş ve çıkan şiddetli bir rüzgâr Rus gemilerinin ala-bora olmasını sağlamıştır. Nitekim bu hadise Povesti Vremennıh Let'te efsanevî bir tarzda şu şekilde anlatılmaktadır : "Mikhail'in Çarlığının 14. yılında Askold ve Dir askerleriyle Grekya'ya12 gittiler. Çar bu sırada Agaryanlar (Araplar) üzerine sefere gitmişti. Piskopos ona "Ruslar, Çargrad'a sefere gidiyorlar" diye bir haber gönderdiğinde o, kara nehre kadar gitmişti. Çar hemen geri döndü. Bunlar (Ruslar) sudan karaya çıkarak, pek çok Hıristiyanı öldürdüler ve Çargrad'a iki gemi gönderdiler (şehri kuşattılar). Çar Mikhail şehre güçlükle geldi ve piskopos Fotin (Photius) ile birlikte kutsal Meryem Ana kilisesindeki Vlahern'de bütün gece dûa etti. Kutsal Meryem Ana'nın ikonasını ilahilerle getirdiler ve onun toprağını denizde suya batırdılar. Bu sırada büyük bir sessizlik oldu. Deniz sakindi ancak birden bire rüzgârla birlikte güçlü bir fırtına çıktı ve büyük bir dalga Rus gemilerini süpürdü ve kıyıya doğru yatırarak paramparça etti. Onlardan çok azı bu felaketten kaçıp evlerine dönmeyi başardılar"13. Bizans kroniklerine ve kilise kaynaklarına göre ise 860 yılının 18 Temmuz günü İstanbul hiç beklemediği bir Rus saldırısına maruz kalmıştır. Ruslar deniz tarafından gelerek, Bizans başkentini kuşatmışlardır14. Bu sırada Bizans donanması Sicilya'da bulunuyordu. Araplara karşı bir sefere çıkmış olan imparator en kısa sürede geri dönerek savunmaya geçmiş ve patrikle birlikte paniğe kapılmış olan halkı cesaretlendirmek üzere şehre girmiştir. Bu korkunç saldırı hafızalardan silinmemiş ve kurtuluş Meryem Ana'nın müdahalesine bağlanmıştır15.

 

Doğu Başpiskoposluk patriği Photius'un sözlerine istinaden 860 yılında Bizans ile Rus devleti arasında "sevgi (dostluk) ve barış anlaşması" yapılmıştır. Patrik Photius'e göre 867 yılında Mikhail III (842-867) ve kendi döneminde Ruslar, Hıristiyanlığı kabul etmişlerdir16. Saharov ise bu anlaşmanın 867 yılında yapılmış olabileceğini belirtmektedir17. Ruslar'ın Hıristiyanlığı nasıl kabul ettikleri hakkında yaptıkları çalışmalarla dikkatleri çeken, E.K.Polonskoy, V.İ.Lamanskiy ve özellikle de V.Parhomenko'ya göre, Korsun yakınlarındaki Ruslar ilk defa Konstantin Krill vasıtası ile Hıristiyanlığı kabul etmişlerdir18.

Bizans, bu saldırıdan sonra yeni kurulmakta olan ve o saldırıya kadar da haklarında çok fazla bilgi sahibi olmadığı Kiev Knezliği ile ilişki kurmak yolunu seçmiş ve bu gâye ile misyonerlik faaliyetlerine başlamıştır. Bizans Büyük Patrikliği, imparatorluğu tehdit eden bu tehlikeyi önlemek için en etkili çarenin bu milleti Hıristiyanlaştırmak olduğunu söylemiştir19. Bu sayede Bizans, Rusları kendi nüfûzu içine almayı düşünmüştür ki çok geçmeden bu fırsatı bizzat Ruslar kendileri Bizans'a vermişlerdir. Nitekim Povesti Vremennıh Let'in verdiği bilgilere göre "898 yılında Slavlar'dan gelen Sloven (Moravlar)'ın knezi Rostislav, Mikhail'e elçiler göndererek "bizim ülkemiz Hıristiyan ancak bize dinimizi öğretecek öğretmenlerden yoksunuz ne Latin ne de Grek dilini biliyoruz. Kutsal kitabı anlamamızı sağlayacak öğretmen gönderiniz" ricasında bulunmuştur. Bunu duyan Çar Mikhail, hemen filozofları çağırmış ve Sloven Knezinin isteğini onlara iletmiştir. Filozoflar ona şöyle demişlerdir: Selun (Selanik)'de Lev isminde bir asker var. Onun Slavyan dilini bilen oğulları var. Her ikisi de filozoftur". Mikhail bunları duyunca hemen Selun'daki Lev'e elçiler göndererek şöyle demiştir: "Oğulların Konstantin ve Mefodiya ile gecikmeden bize gel". Bunu duyan Lev hemen oğullarını imparatora göndermiştir. Onlar çar'ın yanına gelmişler ve Çar "Slavyan topraklarından bana elçiler gelerek kendilerine kutsal kitapları tefsir edebilecek öğretmenler rica ettiler" diyerek gitmeleri için onları ikna etmiş ve Slavyan topraklarına göndermiştir. Bu kardeşler Slavyan alfabesini meydana getirdiler, Apastol ve İncil'i tercüme ettiler. Konstantin geri dönerken Mefodiya Moravya'da kaldı ve kendisini piskopos yaptılar"20.  Bizans kaynaklarına göre ise Rostislav'ın Bizans'a başvurmasının asıl nedeni büyük bir ihtimalle Frank ruhanilerinin etkisine karşı duyulan korku ve Bizans'a dayanarak bir Frank-Bulgar tehlikesine karşı bir denge sağlamak ümidi ile hareket etmiş olmasıdır21.

 

Dokuzuncu yüzyılın sonlarına doğru Bulgar Devletinin en büyük hükümdarlarından biri olarak kabul edilen Çar Simeon (Symenon, 893-927)22'un tahta çıkmasından hemen sonra Bizans ile Bulgar Devleti arasında dikkate değer ölçüde ticarî ilişkiye dayanan bir ilişkiler zinciri kurulmuş ve bunun sonucunda ortaya çıkan bir anlaşmazlığın çözümü iki Bizanslı tüccara verilmiştir. Bu tüccarlar, İstanbul'daki Bulgar pazarını Selanik'e naklederek gümrük vergisini oldukça yükseltmişlerdir. Böyle olması Bulgarlar'ın çıkarlarına ters düşmüş ve itirazlarına sebep olmuştur. Ancak bu itirazın etkisiz kalması üzerine Simeon Bizans arazisine girmiş ve Bizans ordusunu mağlup etmiştir (894)23. Balkanlar'daki askeri kuvveti az olan Bizans bu tehlikeyi Macarlar'ı yardıma çağırmakla atlatabileceğini düşünmüş ve Macarlar'da Bizans'ı yanıltmamışlardır. Nitekim Macarlar, Simeon'u arkadan vurup birkaç defa yenerek kuzey Bulgar arazisini tahrip etmişlerdir. Ancak bu sırada Simeon'da boş durmamış ve o sırada güney Rusya ovasında bulunan Peçenekler'e müracaat etmiştir24. Peçenekler sayesinde Macarlar'ı yenen Simeon, tekrar Bizans'a dönmüş ve Bizans'a karşı 896 yılında kesin bir zafer kazanmıştır. Bunun üzerine Bizans'ın Bulgarlar'a yıllık vergi vermesi şartı ile barış yapılmıştır25.

 

Rus-Bizans münâsebetlerinde ikinci karşılaşmanın Knez Oleg zamanında olduğunu görüyoruz26. Knez Oleg, kendisinden sonra Kiev knezliğine getirilecek olan İgor büyüdüğünde onu Kiev'de bırakmış ve 907 yılında yanına çeşitli Fin ve Slav kabilelerinden oluşan askerlerini alarak Bizans (Grekya) üzerine gitmiştir. Povesti Vremennıh Let'de bütün bu kabileler "Büyük İskitler"27 olarak adlandırılmakta ve bu sefer şöyle anlatılmaktadır: "Oleg, bütün bu askerlerle atlar ve gemilerle (karadan ve denizden) gitti. Gemilerinin sayısı 2000'di ve Çargrad'a yaklaştı. Gerklerden bazıları Sud'a kaçtılar, bazıları da şehre kapandılar. Oleg sahile çıktı ve savaş başladı. Grek şehrinin etrafında pek çok kişi öldü, Ruslar pek çok sarayı, köşkü ve kiliseleri yakıp-yıktılar. Ele geçirdiklerinin bazılarını kamçılayarak eziyet edip öldürdüler, bazılarını kurşuna dizdiler, bazılarını denize attılar ve düşmanlarının onlara yaptıkları gibi Ruslar'da Grekler'e daha pek çok kötülük yaptılar. Oleg, askerlerine tekerlek yaparak gemiye koymalarını emretti. Bu sırada yolda iken rüzgâr çıktı, onlar yelkenlerini açtılar ve şehrin topraklı tarafına geldiler (her an kıyıya çıkabilirlerdi). Grekler bunu görünce korktular ve elçiler göndererek şöyle dediler : "şehre zarar verme, ne kadar istersen sana vergi verelim". Oleg, ordusunu durdurdu ve ona yemek ile şarap getirdiler. Ancak Oleg daha önce zehirlendiği için bunları kabul etmedi. Grekler bunun üzerine korktular ve : "Bu Oleg değil, Tanrı'dan bize gönderilen Dimitri'dir". Oleg, onlardan 2000 gemi için adam başına 12 griven28 vergi vermelerini emretti ki her gemide kırk asker vardı. Grekler bunu kabul ettiler ve Oleg, başkentten uzaklaşarak Grek çarları Leon ve Aleksandr ile barış görüşmelerine başladı"29.

 

Yapılan görüşmeler sonucunda Bizans, Oleg'in bütün isteklerini kabul etmek zorunda kalmıştır. Bu istekler kısaca şöyledir : Oleg,  2000 gemideki her bir askeri için 12 griven istemiş ve Rus şehirlerinden Kiev, Çernigov, Pereyaslavl, Polotsk, Rostov ve Lübeç ile diğer şehirler için de vergi vermelerini emretmiştir. Bu şehirler için vergi istemesinin sebebi buralarda kendisinin yönetimi altındaki knezlerin hüküm sürmüş olmaları idi. Anlaşmanın diğer maddelerinden bazıları ise şunlardır: Rus elçileri geldikleri zaman neye ihtiyaçları olursa onları alacaklardı. Aynı şekilde tüccarlarda geldiklerinde altı aylık ekmek, şarap, et, balık ve meyve ile istedikleri taktirde banyo malzemesi de alabileceklerdi. Yine Ruslar evlerine geri dönerlerken kendilerine ne gerekli ise yemek, demir, halak (çıma), yelken vs'de alabileceklerdi. Grekler bütün bu şartları kabul ederlerken İgor'dan onun emriyle İstanbul'a alış-veriş yapmak üzere değil de başka amaçlar için gelenlere şehir ve köylere zarar vermelerini yasak etmesini; gelenlerin imparator'un askerlerinin refakatinde (imparatorun subaylarının) şehre tek bir kapıdan silâhsız sadece 50 şer kişilik gruplar halinde girmelerini ve onlara ne gerekliyse onları bedava almalarını söylemesini istemişlerdir. Ayrıca bütün alış-verişlerin usûlüne uygun ve düzenli bir biçimde yapılmasını sağlamak amacıyla, karaborsa yapanlar bir elleri kesilerek cezalandırılacaktı30.

 

90731 yılında sözlü olarak yapılan bu anlaşma 911 veya 912'de daha teferruatlı bir şekilde yazılı hale getirilmiştir32. Kiev Knezi Oleg, Çargrad'a elçiler göndererek Leon VI (886-912)33 ve kardeşi Aleksandır’dan (Aleksandros 912-913) aralarında bu sözlü anlaşmayla başlayan dostluğu uzun yıllar muhafaza etmelerini rica etmiş ve bu yakınlaşmanın Tanrı'nın irâdesi ile gerçekleştiğini ifade ederek artık yazılı hale gelmesi gerektiğini belirtmiştir. 912'de34 yazılı hale gelen bu anlaşmanın daha ziyade her iki devlet arasındaki hukukî müeyyideleri kapsadığını görüyoruz. Anlaşmanın bazı maddelerini şu şekilde sıralayabiliriz:

 

Gerek Rus gerek Grekler'den ki yıllıkda Grekler hep Hıristiyanlar adı altında zikredilmişlerdir. Birbirlerini öldürürlerse hadise öldürdükleri silaha varıncaya kadar ayrıntılı bir şekilde araştırılacak ve ceza ona göre verilecektir. Meselâ eğer bir kişi kılıç ile öldürülmüş veya yaralanmışsa öldüren veya yaralayan kişiden her bir vuruş için beş kilo gümüş vermesi istenecektir. Eğer kişi fakir ise ne kadar verebilecekse o kadar verecek ve kalan meblağ için de kendisine kendi âdetlerine göre daha sonra ödeyeceğine dâir yemin ettirilecektir.

 

Her iki taraftan bir kişi hırsızlık yaparsa hemen yakalanacak ve ölümle cezalandırılacaktır. Eğer hırsız kendi rızası ile gelir suçunu itiraf ederse çaldığı malın üç katı kadar ceza ödeyecektir.

 

Eğer Rus gemilerinden biri kuvvetli bir rüzgâr çıktığında sahilde sürüklenirse hemen müdahale edilecek ve gemiler geri getirilecektir. Ruslar gemilerindeki malları istedikleri gibi satma hakkına sahip olacaklardır.

 

Ele geçirilen esirler karşılıklı olarak kurtarma fidyesi ödendikten sonra serbest bırakılacaktır.

 

Ruslar, gerektiğinde Grekler'e savaşlarda yardım edeceklerdir.

 

Görüldüğü üzere bu anlaşma daha ziyade Ruslar'ın lehine olan bir anlaşmadır ve Ruslar şimdilik Bizans'dan istediklerini almışlardır. Zirâ Ruslar bu anlaşma ile Bizans'dan onlarla birlikte askeri seferlere katılma hakkını da elde etmişlerdir.

 

Bu sırada Bizans'ı birlikte yöneten İmparator Leo ve İmparator Aleksandros anlaşmaya sadık kalacaklarına dâir yemin edip haçı öpmüş, sonra Oleg'in de aynı biçimde yemin etmesini istemişlerdir. İmparator Leon, Oleg'in elçilerini İstanbul'da bir süre misafir ederek Bizans'ın zenginliğini göstermiş ve daha sonra da elçilere altın, gümüş, ipek ve kıymetli kumaşlar ile değerli taşlar vererek Rusya'ya göndermiştir. Elçiler knezleri Oleg'in huzuruna gelir gelmez Grekler ile anlaşmayı nasıl yaptıklarını anlatmışlar ve Ruslar'a verdikleri yeminleri tutacaklarına dâir olan inançlarını belirtmişlerdir. Oleg bunun üzerine Rus inancına göre silâhı üstüne yemin etmiş, inandığı Tanrı olan Perun'un ve sığır Tanrısı olan Volos'un adını söylemiş, anlaşmayı böyle bitirmiştir35.

Bulgar Çarı Simeon, 912'de VI. Leon ve 913'te de kardeşi Aleksandros'un ölümünden sonra Bizans'da çıkan iç karışıklıklardan istifade ederek, kuvvetli bir mukavemetle karşılaşmadan Bizans arazisine girmiştir. 913 yılında başkentin surları önünde görünmüş ve İstanbul'u tehdit eder bir hâle gelmiştir. Simeon'un gâyesi sadece bir savaş yapmak değil aynı zamanda Roma imparatorluk tacını ele geçirmek idi. Ancak Simeon İstanbul'u ele geçirmenin imkânsızlığını anlayarak Bizans ile anlaşma yolunu tercih etmiş ve İmparator VII. Konstantinos'dan istediği tavizleri almıştır: "914 yılında Bulgar Çarı Simeon Çargrad'a geldi ve barış yaparak ülkesine geri döndü"36. Ancak aldığı tavizlerin uygulanmaması Simeon'u kızdırmış ve bu kızgınlık 914 yılında Edirne'yi zaptetmesine sebep olmuştur. Bundan sonra Bulgar kuvvetleri Trakya'yı baştan başa tahrip etmişlerdir. "Ama ülkesine geri döndükten sonra aralarında savaş oldu ve Bulgarlar Grekler'e esir oldular ama Grekler'in yaptıkları kötülüklerin de üstesinden geldiler. Bulgarlar bu sırada yeni Hıristiyan olmuşlardı ve bu savaştan sonra da orduları kalmadı"37. Bizans bu sırada Karadeniz'in kuzeyine gelen Peçenekler'den yardım istemeyi düşünmüş ve bu gâye ile elçiler gönderip onları Bulgarlar'a karşı kazanmak istemiştir. İlk temaslar 915 tarihinde gerçekleşmiş ve Kırım kumandanı Leon Phokas'a, Peçenekler'in Bulgarlar'a karşı sevk edilmeleri için her türlü çareye başvurması talimatı verilmiştir. Ayrıca Phokas'a bunu başarırsa kendisine "Patricius" ünvanı gibi yüksek bir pâyenin verileceği de bildirilmiştir. Bunun üzerine Phokas harekete geçerek Peçenekler'le buluşmuş ve onlarla Bulgarlar üzerine gitmeleri hususunda bir anlaşma yapmıştır. Peçenekler 20 Ağustos 917'de Bulgarlar'a karşı savaşmak gâyesiyle Tuna'ya doğru hareket etmişlerdir. Ancak Bizans gemilerinin kendilerini Tuna'nın diğer tarafına geçirecekleri sırada Bizans kumandanı Nikephoros Phokas ile Bizans Amirali Romanos Lekapenos'un bir mesele yüzünden kavga ettiklerini görünce Bizanslılar'a güvenemeyeceklerini anlayarak geri dönüp gitmişlerdir. "Bu yıl Frakiya ülkesini (Trakya) esir alan (ele geçiren) Simeon geldi; Grekler bu sırada Peçenekler'e (yardıma gelmeleri için) elçiler gönderdiler. Peçenekler geldiklerinde (onlarla) birleşerek Simeon'un üzerine gittiler. Ancak Peçenekler onların kendi aralarında kavga ettiklerini görünce evlerine geri döndüler"38.

Bizans ordusu yapmış olduğu geniş hazırlıklardan sonra Karadeniz boyunca düşman topraklarına girmiş; ancak bu ordu 20 Ağustos 917'de Simeon tarafından baskına uğratılarak tamamen imha edilmiştir39.

 

Bu dönemde Bizans ile anlaşma yoluna giden Ruslar, güçlerini gittikçe artırmaya başlamışlardır. Ancak bu seferde karşılarında Peçenekler'i bulmuşlardır. Zira Hazarlar artık eskisi gibi onları rahatsız etmiyorlardı. Ancak Hazarlar'dan çok daha zorlu bir Türk kavmi olan Peçenekler 915 yılında Ruslar'ın kapılarını çalmışlardır. Kaynakların ilk defa 915 yılında Rus topraklarına geldiklerini söylediği Peçenekler, Oleg'in ölümünden sonra Kiev knezliğine getirilen İgor ile barış yapmışlar ve Tuna'ya doğru gitmişlerdir :"Peçenekler ilk defa Rus topraklarına geldiler, İgor'la40 barış yaparak Tuna'ya gittiler"41.

 

Peçenek-Rus mücadelesine 920'de yeniden başlandığını ve İgor'un Peçenekler'le savaştığını görüyoruz: "920'de Grekler'in başında Çar Roman (Romanos I. Lakapenos 920-944), bulunuyordu ve İgor, Peçenekler'le savaşıyordu"42. Nitekim Ruslar İstanbul'a Peçenekler'le barış halinde oldukları zamanlarda saldırıyorlardı. Çünkü Peçenekler'den korkuyorlardı. Yine bu sırada ekonomik açıdan da Peçenkler'e bağlı idiler. Bu konuda Bizans İmparatoru VII. Konstantinos Porhyrogenitus (913-959) 'un yazmış olduğu De Administrando Imperi" adlı eserde Ruslar'ın Peçenekler'le kurdukları ticarî ve ekonomik ilişkiler bariz bir şekilde anlatılmaktadır43.

 

Bulgar Çarı Simeon 929 yılında yeniden İstanbul önlerinde görünmüştür: "Simeon Çargrad önlerine geldi ve Trakya ile Makedonya'yı ele geçirdi. Çargrad'a büyük bir güç ve gururla geldi. Roman ile bir anlaşma yaparak geri döndü."44

 

912 anlaşması ile dostça bir seyir tâkip eden Bizans-Rus ilişkileri İgor'un 941'de Bizans'ın üzerine gitmesi ile sona ermiştir :"İgor Grekler'in üzerine sefere gitti. Bulgarlar Çar'a, "Ruslar Çargrad'a 10.000 gemiyle geliyorlar" diye haber gönderdiler. Ruslar denizden geçerek Vifins ülkesine geldiler ve burada savaşmaya başladılar. Pontus Denizi (Karadeniz)'nden İrakliya'ya ve Paflogon'a kadar bütün topraklar ile Nikomidi'ya ülkesinin hepsini ele geçirdiler. Ayrıca bütün Sud'u45 da yaktılar. İnsanların bazılarını yakaladılar, bazılarını çarmıha gerdiler, bazılarını ise ellerini arkadan bağlayıp sanki nişan tahtalarıymış gibi yerleştirip, demir çiviler çakarak ateş ettiler. Pek çok kutsal manastır, kilise ve köyü yaktılar. Sud'un her iki tarafındaki bol zenginliği ele geçirdiler. Sonra doğudan-onbaşı Panfir 40.000 askerle geldi, Patrik Foka(Photios) Mekodonlar'la, Fedor Franklar'la ve boyarların oğulları gelerek Ruslar'ın etrafını kuşattılar. Ruslar da durumu aralarında müzakere ederek, Grekler'e karşı çıktılar. Şiddetli bir meydan muharebesi yaparak Grekler'i güçlükle yenebildiler. Ruslar akşama doğru kendi ordularının bulunduğu yere dönerek, geceleyin kayıklara bindiler ve gittiler. Feofan ise yanan kayıklarla ve Ruslar'ın ateşte bıraktıkları kayıklardaki toplarla (borularla) karşılaştı (burada bahsedilen  hâdise "grek ateşi" ile Rus gemilerinin yakılmasıdır). Manzara hem korkunç hem de harikaydı. Ruslar da alevleri görerek denizin sularına kendilerini attılar, hızla yüzerek kurtuldular. Onlar böylece ellerindekilerle (arta kalanlarla) evlerine döndüler. Kendi topraklarına giderek-herkese-kayıklarda olan ateşi (kayıkların yanmasını) ve bütün olanları anlattılar ve şöyle dediler: "Gökyüzü sanki şimşek gibiydi, Grekler oradaydılar ve bizim kayıkları ateşe verdiler bu yüzden de onları yenemedik". İgor geri dönerek asker toplamaya başladı ve deniz ötesine Varyaglar'a elçiler göndererek onları Grekler üzerine yapacağı sefere davet etti ve tekrar yeniden onlar üzerine sefere çıkmak için asker toplamaya başladı"46.

 

Aslında Bizans bu dönemde yani 927 yılında Bulgar gâilesini hallettikten sonra Anadolu, Ermenistan ve Mezopotamya'da harekete geçmişti. Ordunun başında iyi bir kumandan olan Ioannes Kurkuas bulunuyordu. Kurkuas'ın karşısına Malatya'nın zaptı sırasında Hamdânî hanedanından Musul ve Halep emîri Seyf ed-Devle çıktı. Malatya bir Bizans'ın bir Araplar'ın eline geçti sonunda Seyf ed-Devle Şebinkarahisar bölgesini tahrip etmek üzere Bizans arazisine girdi ve Bizans'a ağır kayıplar verdirdi (940). Ancak bu sırada hilâfet içinde karışıklıkların çıkması Seyf ed-Devle'nin geri dönmesine sebep oldu. Onun geri çekilişi 941 Haziran'ında Rus taarruzuna uğrayan Bizans için büyük bir talih oldu. Ruslar Bithynia'nın Karadeniz kıyılarına bir çıkartma yaparak Boğaziçi'nin bütün Anadolu yakasını tahrip ettiler. Doğu'da savaşa ara verilmesi üzerine İoannes Kurkuas tekrar Ruslar üzerine gitti. Ruslar arka arkaya bir çok yenilgiye uğradılar ve geri çekilmek istediklerinde de gemileri, Theophanes tarafından idâre olunan bir deniz savaşında Grek ateşi ile imha edildi47.

 

Rus kaynaklarına göre 944 yılında İgor, pek çok asker toplayarak, Peçenekler'i kiralamış ve Grekler'in üzerine karadan ve denizden kendi intikâmını almak için yeniden gitmiştir.  İgor'un Bizans üzerine gittiğini duyan Kırım'ın Chersones şehrinde yaşayanlar48 Roman'a elçiler göndererek: "İşte sayısız gemilerle Ruslar geliyorlar, denizi gemilerle örttüler (bütün denizi Rus gemileri doldurdu)"demişler ve aynı haberi Bulgarlar'a49 da göndermişlerdir. Bunu duyan imparator Roman, İgor'a en iyi adamlarını "(Bize) gelme, Oleg gibi bizden vergi al (hatta) ona verdiğimizin daha fazlasını verelim" ricası ile göndermiştir. Peçenekler'e de aynı şekilde Pavolok50 kumaşı ile pek çok altın göndermiştir. İgor'da Tuna'ya geldiğinde drujinasını51 bu durumu müzakere etmek ve Çarın söylediklerini anlatmak için çağırmış ve drujinası ona şöyle demiştir : "Eğer çar böyle söylüyorsa, o zaman gitmemiz gerekli mi, altın, gümüş ve pavolok kumaşını savaşmadan alacak mıyız, acaba savaşırsak kim kimi yenecek onlar mı biz mi, veya denizde üstünlük kimin olacak? Toprak boyunca (karadan) değil engin deniz boyunca gidiyoruz, savaşırsak hepimizin ortak sonu ölüm olur". İgor'da onları dinlemiş ve Peçenekler'e Bulgar topraklarında savaşmalarını emretmiştir. Kendisi ise bütün askerleri için Grekler'den altın ve kumaş alarak Kiev'e geri dönmüştür52.

 

G. Ostrogorskiy, "907 ve 941 yıllarında Ruslar ile Bizans arasında yapılan mücadelelerde Rus saldırılarının yenilgiyle sonuçlanmasını Bizans devletinin askerî gücünün o sıralar ne kadar artmış olduğunu gösterdiğini; ancak buna rağmen Rus knezlerinden İgor'un 943 yılında Rus ve Peçenekler'den müteşekkil büyük bir savaş birliğiyle Tuna ağzında görünmesi üzerine, Bizans hükümetinin anlaşmaya gitmeyi ve Kiev ile ticaret anlaşmasını yenilemeyi daha uygun bulduğunu; 944 yılında imzalanan bu anlaşmanın esas bakımdan Oleg'in İstanbul'a saldırısından sonra 911'de akdedilen anlaşmaya dayandığını söylemekte ve bazı noktalardan Bizans için daha müsâit şartlara sahip" olduğunu belirtmektedir53.

 

İgor, Kiev'e döner dönmez Bizans İmparatoru Roman, elçileri Konstantin ve Stefan'ı göndererek daha önceki barışı yeniden tesis etmelerini rica etmiştir. Bunun üzerine İgor onlarla barışın nasıl olacağını konuşmuş ve elçiler geri dönerlerken de kendi askerlerini onlarla beraber göndermiştir. Bizans imparatoru Rus elçilerinin gelmesinden memnun olmuş ve hemen yanına kendi yüksek rütbeli askerleri ile adamlarını çağırmıştır. Rus elçileri ile kendi adamlarına orada yapılacak olan bütün konuşmalar ile anlaşmanın şartlarını kaydetmelerini emretmiştir. Bu anlaşmada 912'deki gibi her iki taraf için ticarî ve hukukî hükümler ihtiva ediyordu. Anlaşma maddelerinden önce Ruslar, not olarak büyük knezleri İgor'un Grek imparatoru ile aralarındaki sevgi ve barışı sağlamlaştırıp uzun yıllar boyunca devam ettireceklerine dâir olan inançlarını dile getirmekte ve eğer bu sevgi ve barışı bozarlarsa Tanrı'nın ve Perun'un54 onları cezalandıracaklarını belirtmektedirler. Bu anlaşmanın  maddeleri kısaca şöyledir:

 

Grekya'ya elçiler ve tacirler gelirlerken ellerinde mutlaka bir belge bulundurmak zorundadırlar. Eğer böyle bir izin belgesi ile gelmezlerse Grekler onları gözetim altında tutacaklar ve buna karşı gelirlerse de sorumluluk kabul etmeden onları öldürebileceklerdir.

 

Ruslar ticaret için geldiklerinde kendilerine gösterilen yere yerleşecekler ve halka zarar vermeyeceklerdir. Buna karşılık ise onlardan herhangi bir ücret alınmayacaktır. Kendileri için gerekli olan bütün ihtiyaçlarını (yiyecek, giyecek) giderdikten sonra kendi ülkelerine serbestçe dönebileceklerdir.

Ruslar kölelerinin kaçıp Grekya'ya geldiklerini söylerler ve bu köleleri de bulurlarsa onları rahatça alabileceklerdir. Ancak bulamazlarsa kendi inançlarına göre yemin edecekler ve Grekler'den o kölenin fiyatını alacaklardır ki bu eskiden de tahsil edildiği gibi 2 şer pavoloki'dir. Buna karşılık yine Grekya'ya kaçarak gelen elçiler Grekya'da herhangi bir şeye sahip olurlarsa onu geri verecekler veya kurtuluş parasını ödeyecektir. Aynı zamanda onun yakalanması için harcanan iki zalotnik'i de ödeyeceklerdir.

 

Ruslar Grekya'daki insanlardan zorla bir şey almaya teşebbüs ederlerse şiddetle cezalandırılacaklar ve aldıklarının iki katını ödeyeceklerdir. Greklerden de kim bunu yaparsa o da aynı cezaya çaptırılacaktır.

 

Her iki tarafın vatandaşları bir şeyin çalınmasına yardım ederlerse çalınan malın geri verilmesini sağlayacakları gibi aynı zamanda onun değeri olan parayı da ödeyeceklerdir. Eğer çalınan mal satılmış olursa değerinin iki katını ödeyeceklerdir.

 

Anlaşmada Chersones ülkesi hakkında ise, Ruslar bu ülkenin kıyılarında Grekler'e ait sürüklenmiş bir gemi bulurlarsa ona zarar vermeyecekler, gemiden herhangi bir mal veya insan köle olarak alınırsa ve öldürülürse bu kişiler hem Rus hem de Grek kanunlarına göre cezalandırılacaklardır maddesi de yer almaktadır.

 

Grekler, ülkelerine gelip-giden ve Chersones ülkesinde savaşan Kara Bulgarlar'ı55 Rus knezlerinden serbest bırakmamalarını ve onlara ülkelerinde daha başka zarar-ziyanlara sebebiyet vermemeleri için dikkat etmelerini istiyorlardı56.

 

Hem Rus hem de Grek tabiiyetinde bulunanlardan biri öldürülürse katilin öldürülenin yakınları tarafından öldürülmesine mani olunacak ve katil öldürülecektir. Ancak katil kaçar veya saklanırsa sahip olduğu zenginliği öldürülenin akrabaları tarafından alınacaktır. Eğer katil fakir ise bulununcaya kadar aranacak ve öldürülecektir.

 

Eğer Ruslar Grekler'e veya Grekler Ruslar'a kılıç, mızrak veya herhangi bir silâhla saldırırlarsa kendi kanunlarına ve ekonomik durumlarına göre cezalandıracaklardır.

 

Grekler anlaşmanın başında bu anlaşmayı yapmalarının en önemli sebebinin barışı korumak olduğunu özelikle belirtmektedirler. Ayrıca bu anlaşma üzerine Hıristiyanlar kendi inançlarına göre şerefli haçı öperek yemin ederlerken, Ruslar kendi silâhlarının üstünden (kınından çıkmış kılıç) atlayarak bu anlaşmaya şimdi ve gelecek yıllarda da riayet edeceklerine dâir yemin edeceklerdir.

 

Bizans İmparatorunun gönderdiği elçiler kendilerine gönderilen Rus elçileri ile beraber Kiev'e İgor'un yanına gitmişlerdir. İgor ertesi sabah elçileri çağırmış, elçilerde imparator Roman'ın neler söylediğini ona anlatmışlardır. Bunun üzerine İgor Grek elçilerini çağırarak, imparatorun onlara ne emrettiğini sormuş onlarda, imparatorun onları barış için gönderdiğini, Rus elçilerinin Konstantinepolis (İstanbul)'de yemin ettiklerini şimdi sıranın kendisine ve askerlerine geldiğini söylemişlerdir. Bunun üzerine İgor yemin edeceğine söz vermiş ve hemen ertesi gün elçileri çağırarak Perun'un bulunduğu tepeye askerleri ile birlikte gitmiştir. Silâhlarını, kalkanlarını ve altınlarını üst üste yığan İgor ve adamları yemin etmişlerdir. Hıristiyan olan Ruslar ise Aziz İlin kilisesinde yemin etmişlerdir. İgor bu şekilde Grekler ile barışı sağlamlaştırmış ve daha sonra elçilere kürk, köle ve balmumu hediye ederek geri göndermiştir57.

Ruslar ile Hazarlar arasındaki ilişkiler X. yüzyılda gittikçe bozulmaya başlamıştır. Volga yoluyla Hazar Denizi'ne inen Ruslar, Hazarlar'la doğuda sınır olmuşlardı. Hazar Denizi'nin güney kıyılarında bulunan Azerbaycan, Şirvan, Tabaristan, Gürcistan gibi topraklar Ruslar için gerek yağma gerekse İslam Halifeliği ile ticaret merkezi oluşturma açısından en önemli hedefler hâline gelmişlerdi. Ancak bu hedeflerine ulaşabilmeleri zordu zirâ bu topraklar o sıralar Hazarlar'ın denetiminde idi. Üstelik bu denetim Rus gemilerinin her geçişlerinde Hazarlar'dan izin almaları ve vergi ödemeleri demekti. Bu durum gittikçe kuvvetlenen Ruslar'a ağır gelmeye başlamıştı. Ruslar bir süre gümrük vergisini ödeyerek Hazar Denizi'ne indiler ve sahilde yaşayanlarla ticaret yaptılar. Ancak yapılan her ticaret kısa süre sonra bir yağma hareketi ile neticelendi. 864-884 yılları arasında bir Rus filosu Astrabad Körfezindeki Abaskun adasına saldırdı ve yenildi. 909'de Ruslar tekrar 16 gemi ile Abaskun'a baskın yaparak burayı yakıp yıktılar. Bir sonraki 910 yılında da Ruslar Mazendaran'daki Sari şehrini yakıp-yıktılar, çevreyi yağmaladılar, bir çok Müslüman'ı esir alarak sattılar58. Bu durum Hazalar için hiç de hoş değildi zirâ o sırada Halife ile gayet dostâne ilişkiler içerisinde idiler. Ayrıca ordularında "arsî" denilen Müslüman askerlerde bir hayli çoktu. Bu olaydan tam üç yıl sonra yani 913'de işler iyice kızıştı ve silâhlı çatışmaya dönüşerek pek çok insanın ölümü ile sonuçlandı. Ancak bu hadise hakkında Rus kaynaklarında herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Biz olayları ünlü Arap tarihçisi Mesudî'nin eserinden öğreniyoruz59.

 

Bu arada 932 yılında Bizans, Alanlar'ı Hazarlar'a karşı kışkırtarak saldırttı ise de Hazarlar galip geldiler. Bu yenilginin acısı ile Alanlar, Alan topraklarında Hıristiyanlığı yaymakla görevli Bizans'a bağlı din adamlarını sınır dışı ettiler. Bu olaydan birkaç yıl sonra Bizans imparatoru Romanos Lekapinos (929-944) Yahudilere karşı sert bir takibâta başladı. Aslında bu hareketin asıl muhatabı Hazarlar'dı ve Hazar Hakanı Yusuf'da mesajı gayet net algıladı. O da bu takibâta cevaben kendi topraklarındaki Hıristiyanlara karşı baskı uygulamaya başladı. Bunun üzerine Bizans yönetimi Rus knezine zengin hediyelerle müracaat ederek, onları Hazarlar'a karşı harekete geçirmeye teşvik etti. Ruslar zaten 913/914'deki yenilginin intikâmını almayı çok istiyorlardı ve zaman geçirmeden bugünkü Taman'a tekâbül eden Kerç'in yerinde bulunduğu var sayılan Hazar şehri Samkerts'e saldırdılar ve zengin ganimetler elde ettikten sonra evlerine döndüler. Hazarlar bu duruma kayıtsız kalmadılar ve derhal bu bölgenin "Bulşitza" ünvanlı yöneticisi Pesah'a Ruslar'a saldırması emrini verdiler. Ancak Pesah Rus ordusunu bulamadı ve Bizans'ın Kırım'daki topraklarına saldırdı. Daha sonra Chersones (Korsun)'u kuşattıysa da kaynaklarda kuşatmanın nasıl sonuçlandığı hakkında net bir bilgi bulunmamakta sadece başarısız olduğu sanılmaktadır60.

 

943 yılında ise Ruslar daha büyük bir donanma ile ikinci defa Hazar Denizi'ne ulaşarak, Kafkas - ötesine geldiler ve burada kendilerine bir üs kurmayı başardılar. Nitekim Kura nehri üzerindeki büyük Berda şehrini aldılar ve civardaki halkları da hakimiyetleri altına alarak muhkem bir şekilde buraya yerleşmeyi denediler. Ancak yerli halkın şiddetli direniş göstermesi üzerine bir sonuç alamadılar. Salgın hastalıklar sebebiyle zayıflayan ve bir çarpışma sırasında kumandanlarını kaybeden Ruslar kışı Beda kalesinde geçirdikten sonra 944 ilkbaharında uygun bir zamanda gemilerine binerek Hazarlar'la savaşmadan rahatça evlerine dönebildiler61. Böylece bölge tekrar Hazarlar'ın eline geçti. Bundan yani 943'den sonra Hazarlar Ruslar'ın Hazar Denizi'ne inmelerine izin vermemişler ve Ruslar'da bu bölgede bir daha olay çıkarmamışlardır.

 

Povesti Vremennıh Let'te 944'den 955 tarihine kadar Bizans ile Rusya arasında yaşanan hâdiseler hakkında hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Bunun sebebi galiba bu yıllarda Kiev'in iç karışıklarla karşı karşıya kalmasıdır. Nitekim Knez İgor, isyan eden Drevlyanlar tarafından öldürülmüş, hanımı Olga onun intikâmını almak için bir hayli uğraşmış ve isyanı bastırmıştır. Kiev'de sükûtu sağladıktan sonra Kiev çariçesi olarak 95562 yılında Grekya (Konstantinopolis)'ya gitmiş ve Bizans İmparatoru Konstantin (Bagnianoradıy, Konstantinos VII, 913-959) ve oğlu filozof Lva ile görüşmüştür. Bu görüşme Povesti Vremenıh Let'te şöyle anlatılmaktadır: "Bizans imparatoru onun hem çok güzel hem de çok akıllı olduğunu gördü ve hayret ederek ona şöyle dedi: "Sen bizim başkentimizi layıkı ile yönetebilirsin". O bu sözlerin ne anlama geldiğini hemen anlayarak ona şöyle cevap verdi: "Ben putperestim, eğer benim vaftiz olmamı istiyorsan kendin vaftiz et, yoksa başka türlü vaftiz olmam". İmparator onu yanındaki patriklerle beraber vaftiz etti. Patrik Olga'nın inancını düzelterek şöyle dedi: "Siz Ruslar'ın mübarek kadınısınız zira aydınlığı, nuru sevdiniz ve karanlığı (cehaleti) bıraktınız. Rus nesli gelecekte sana hayır-dua edecektir". Daha sonra ona dua, oruç, sadaka ve vücudun nasıl temiz tutulacağı hakkındaki kilise yasalarını (nizamnamesini) verdi. Olga başını öne eğdi ve öğrendiklerini süngerin suyu çektiği gibi hafızasına çekti ve patriği şu sözlerle selâmladı: "Piskopos senin dûalarınla şeytanın ağından kurtulacağım". Vaftizde ona eski imparatoriçe ve büyük Konstantin'in annesinin ismi olan Elena adı verildi. Vaftizden sonra imparator onu çağırarak şöyle dedi: "seni kendime eş olarak almak istiyorum". O'da şöyle cevap verdi: " Siz beni nasıl eş olarak alabilirsiniz. Vaftiz sırasında beni kızınız olarak çağırdınız. Hıristiyanlıkta buna izin verilmez ki siz de bunu biliyorsunuz". Bunun üzerine imparator ona sayısız hediyeler, altın, gümüş, kıymetli kumaşlar ve değerli  eşyalar verdi ve onu kendi kızı olarak kabul etti." Bundan sonra Olga patriğin yanına gitmiş ve Kiev'e dönmek için rızasını almıştır63.

 

955 yılında Olga, Kiev'e döndükten kısa bir süre sonra Bizans imparatoru elçiler göndererek ondan kendisine İstanbul'da iken vaat ettiklerini göndermesini istemiş ve : "sana pek çok hediye verdim. Sen ise bana Rusya'ya döndüğümde sana yardım için pek çok asker yollayacağım, köle, kürk, ve balmumu göndereceğim, diye söz vermiştin"64 demiştir. Olga ise elçiler aracılığı ile verdiği cevapta "Eğer imparator da Poçayne'de benim Sud (Boğaziçi) 'da kaldığım kadar uzun süre kalır yanımda olursa o zaman ona vaat ettiklerimi göndereceğim" demiştir65.

 

Olga'dan sonra Kiev tahtına İgor'un oğlu Svyatoslav (945-972) çıkmıştır. Svyatoslav küçük yaşından itibaren "drujina" içerisinde büyümüş ve tam bir asker olarak yetişmiştir. Hristiyanlığın Kiev'de oldukça yayıldığı bir dönemde ve annesinin de Hıristiyanlığı kabul etmesine rağmen bu dine girmek istememiş ve annesi kendisini bu dini kabule teşvik ettiği zamanda: "ben tek başıma nasıl din değiştirebilirim? drujinam benimle alay eder" diyerek yanaşmamıştır. Svyatoslav fütûhatçı bir karaktere sahipti. Kiev'de oturmak ve ara sıra Bizans'a veya İslâm ülkelerine akın yapmakla yetinmek niyetinde değildi; hâkimiyet sahasını genişletmek, zengin memleketleri ele geçirmek istiyordu. Svyatoslav ilk seferini 964'de o sıralar Hazarlar'a vergi veren Vyatiçler (bugünkü Moskova topraklarında yaşayan bir Slav kabilesi) üzerine yapmıştır : "Svyatoslav, Oka ve Volga'ya doğru giderken Viyatiçler'e rastladı ve onlara şöyle dedi : "Kime vergi veriyorsunuz ?". Onlar da şöyle cevap verdiler : "Hazarlar'a - adam başına 1 sincap kürkü veriyoruz"66. Slav zümrelerini tamamıyla Hazar hâkimiyetinden çıkarmak ve umumiyetle Azak Denizi ve kuzey Kafkasya çevresindeki Hazar hâkimiyetini kırmak için, Aşağı Don boyundaki Sarkel kalesinin alınması gerektiğine kâni olmuş ve bu kaleyi 965 tarihinde zaptetmiştir :"Svyatoslav Hazarlar'ın üzerine gitti.

 

Svyatoslav'ın üzerlerine doğru geldiğini duyan Hazarlar kendi kağanlarının başkanlığında onları karşılamak üzere çıktılar ve savaşmak için karşı karşıya geldiler. Svyatoslav Hazarlar'ı yenerek onların şehirleri Belâ Veja (Sarkel)'yı67 aldı".68 Yine Kuban boyundaki Kerç boğazına karşı ikinci bir önemli Hazar kalesi olan Tamatarhan (Tmutarakan)'ın da Svyatoslav tarafından alınmış olması kuvvetle muhtemeldir; herhalde daha sonra burada Tmutarakan adıyla bir Rus knezliğinin kurulması Svyatoslav'ın bu seferinin bir neticesidir. Bundan sonra Povesti Vremennıh Let'te ve diğer Rus kaynaklarında Hazarlar'ın adı en son 1023 yılında geçmektedir : "Yıl l023: Mstislav69, Hazarlar ve Kasoglar'la beraber Yaroslav'ın70 üzerine gitti"71.

 

Balkan yarımadasındaki Bizans toprakları Tuna Bulgarlar'ı tarafından gittikçe artan bir tehlikeye maruz kalınca, Nikephoros II.Phokas (963-969) tarafından Kiev knezi Svyatoslav iyi bir ücret karşılığında Bulgarlar'ı yola getirmek üzere çağrılmış ve Svyatoslav'da bu daveti memnuniyetle kabul etmiştir. 968 yılında drujinası ile birlikte Tuna nehrini İsakçı yakınlarından geçen Svyatoslav, Bulgar Çarını bir kaç defa yenmiş ve Aşağı Tuna boyundaki şehirleri zaptetmiştir : "967/8 yılında Svyatoslav Bulgarlar üzerine gitmek için Tuna'ya geldiğinde Pereyaslavl şehrini Bizans'dan vergi olarak almıştır72. Ancak Svyatoslav bunu Bizans imparatoruna hizmet gâyesiyle değil, kendisine Tuna kıyılarında özel bir hükümranlık kurmak için yapmıştır. 968/9 yılında Peçenekler'in Kiev üzerine yaptıkları akın onu yurduna dönmeye zorlamışsa da, aynı yılın yazında yeniden Balkanlar'da görünerek Bulgaristan'ın hâkimi olmuştur. Svyatoslav, Tuna üzerindeki Pereyaslavl şehrini çok beğenerek burada devamlı kalmak istemiş, ancak durum ne yazık ki onun düşündüğü gibi gelişmemiştir. Peçenekler, Svyatoslav'ın Tuna boyuna gitmesinden istifade ederek 968'de Kiev'e hücum etmişler ve şehri kuşatmışlardır. Kiev'de bulunan annesi Olga, yardım isteyerek Svyatoslav'a haber göndermiş; knezin süratle gelmesi üzerine Peçenekler kuşatmayı kaldırarak gitmişlerdir : "Peçenekler ilk defa Rus topraklarına geldiklerinde Svyatoslav Pereyaslavl'de (Tuna boyunda), Olga torunları Yarapolk, Oleg ve Vladimir ile Kiev şehrinde bulunuyordu. Peçenekler şehri büyük bir orduyla kuşattılar ve şehrin etrafını sayısız askerle sardılar. Şehirden dışarı çıkmak veya (içeriye) bir haber göndermek bile mümkün değildi. İnsanlar açlıktan ve susuzluktan bitap düştüler"73. Svyatoslav Peçenek tehlikesi geçince hemen Tuna boyuna geri dönmek istemiş ancak annesi Olga'nın ölüm döşeğinde olması bu hareketini geciktirmiştir. Annesinin ölümünden sonra 971'de Svyatoslav hemen Bulgaristan'a gitmiştir : "Bulgar başkenti Pereyaslavl'i ele geçiren Svyatoslav, Bizans imparatoruna elçiler göndererek şöyle dedi: "Sizin üzerinize gelmek ve bu ve diğer şehirler gibi başkentinizi almak istiyorum ki bunu da yapacağım". Bunun üzerine Bizans elçiler göndererek şöyle dedi: "size karşı bir mukavemet göstermemiz mümkün değil, bizden bütün drujinan ne kadar ise o kadar vergi al". Aslında Bizans böyle diyerek Rusları kandırmaya çalışmıştır. Svyatoslav da onların bu pohpohlamasına inanmış ancak drujinasının sayısını 10.000 yerine 20.000 olarak bildirmiştir. Bizans Ruslar'ın sayılarını öğrenince karşılarına mübalağalı olduğu kesin olsa da yıllıklarda 100.000 askerini çıkartmış ve vergi vermiştir. Svyatoslav Grekler'in üzerine gitti ve onlarda Ruslar'a karşı çıktılar. Ruslar onları gördüklerinde böyle kalabalık ve büyük ordudan çok korktular. Svyatoslav drujinasına şöyle dedi: "Hiçbir yere geri çekilemeyiz, isteyelim veya istemeyelim savaşacağız. Rus topraklarını utandırmayacağız. Burada öleceğiz çünkü cesetlerimiz bu yüz karasını kabul etmeyecektir. Eğer kaçarsak bu bizim ayıbımız olur. Kaçmayacağız ve güçlü bir şekilde savaşacağız. Ben önden gideceğim eğer bana bir şey olursa savaşmaya gayret ediniz". Askerleri ona şöyle cevap verdiler: "Senin başını verdiğin yerde bizlerde başlarımızı vereceğiz". Ruslar harekete geçtiler ve çok çetin bir mücadele oldu. Svyatoslav yendi ve Grekler kaçtılar. Svyatoslav başkente savaşarak girdi ve şehri yakıp-yıktı ki şehir günümüze kadar boş duruyor. Bizans imparatoru adamlarını topladı ve onlara "ne yapmamız gerekiyor, onlara karşı savaşıp mukavemet etmemiz mümkün mü?"diye sordu. Adamları ona şöyle dediler : "Ona kıymetli hediyeler ile altın ve değerli kumaşlar ile gidelim onları sevip-sevmediğini deneyelim". Bunun üzerine Svyatoslav'a değerli hediyeler, altın ve kumaşlar gönderdiler ve hediyeleri götüren elçiler'e "Svyatoslav bu hediyeleri aldığında yüzündeki ifadeye iyi bakınız" dediler. Elçiler Svyatoslav'ın yanına geldiklerinde Svyatoslav'a haber verdiler. Svyatoslav onları huzuruna çağırdı. Elçiler onu selâmlayarak önüne altın ve değerli kumaşları serdiler. Svyatoslav kendi gençlerinin olduğu tarafa bakarak "saklayınız" dedi. Elçiler geri döndüler ve imparatora "biz ona hediyeleri takdim ettiğimizde bakmadı ve saklamalarını emretti". Grekler'den biri bunun üzerine "ona yine hediye gönderelim ama bu sefer hediyeler silâh olsun" dedi. Onu dinlediler ve Svyatoslav'a kılıç ile başka silâhlar götürdüler". Svyatoslav bu sefer hediyeleri aldı ve Grek çarını methederek ona karşı olan sevgi ve minnettarlığını ifade etti. Elçiler geri döndüler ve bütün olanları Grek çarına anlattılar. Çarın adamları " bu adam barbar, acımasız vahşi bir askerdir çünkü zenginliğe önem vermiyor ama silâhları alıyor. Ona vergi ödeyiniz" dediler. Bunun üzerine Grek çarı ona "Başkentimize gelme ne kadar istersen o kadar vergi al" dedi. Böyle söylemesinin sebebi Svyatoslav'ın Çargrad'a gelmesine çok az kalmış olmasıydı. Ona vergi verdiler. Svyatoslav ölenler içinde vergi aldı. Pek çok hediye alarak Pereyaslavl'e geri döndü"74.

 

Svyatoslav, Balkanlar'a yerleşmek istemiştir: "971: Svyatoslav Pereyaslavl'e geldi. Bulgarlar ise şehre çekildiler ve daha sonra Svyatoslav'a karşı şehirden çıktılar. Aralarında şiddetli bir çarpışma oldu ve sonunda Bulgarlar yendiler. Bunun üzerine Svyatoslav askerlerine şöyle dedi: "Kardeşlerim ve drujinam! yiğitçe gücümüzü  toplayarak savaşacağız ölürsek de burada öleceğiz". Bu sözlerden sonra akşama doğru Svyatoslav Bulgarlar'ı yendi ve şehri aldı75.

 

Bu ise Bizans için yeni bir tehlike demekti. Nikephoros, kendi eliyle, şimdiye kadar zayıf olan düşmanının yerine, çok daha kuvvetli ve çok daha tehlikeli bir düşmanı getirmiş olduğunu idrak etmekte gecikmedi ve bu sefer de Svyatoslav'a karşı Bulgarlar'la ittifaka çalıştı. Ancak Nikephoros bir suikaste kurban gitti ve yerine Ionnes Çimiskes (969-976) imparator oldu. Ioannes Çimiskes dâhiyane ve kabiliyet sahibi bir başkumandan olduğu kadar, devlet adamı olarak da oldukça üstün meziyetlere sahip bir kişi idi. Selefi Nikephoros'un Svyatoslav'ı çağırması yüzünden Balkanlar'da yaratılmış olan karışık duruma süratli bir çözüm bulmak zorunda idi. Çünkü kudretli Rus hükümdarının tutumu gittikçe daha tehdit edici bir mahiyet alıyor ve Bulgarlar da onunla Bizans'a karşı müşterek bir mücadele için ittifak edecek gibi görünüyorlardı. İmparator barışçıl yolları denedi ama başarısızlıkla sonuçlandı. Sonunda Çimiskes neticeyi silâhlara bırakmak zorunda kaldı. İmparator 971 yılında Büyük Pereyeslavl üzerine yürüyerek Bulgar başkentini kısa, fakat şiddetli bir mücadeleden sonra hücumla zapt etti. Bizans ordusunun bu ilerleyişi etkisiz kalmadı ve Bulgarlar Svyatoslav'dan ayrılmaya başladılar. Pereyaslavl'den imparator Ioannes Çimiskes cebrî bir yürüyüşle, surların arkasına Svyatoslav'ın çekilmiş olduğu Tuna üzerindeki Silistre'ye doğru ilerledi. Şehir kuşatıldı ve aynı zamanda Tuna üzerinde korkunç Grek ateşi ile Bizans donanması göründü. Ruslar mukavemette bulundular, fakat imparatorluk ordusu bunların bütün huruç hareketlerini geri püskürttü. Şehirde açlık da tahammül edilemez bir hâle geldi. Temmuz sonunda, kuşatmayı yarmak için yapılan son teşebbüs de başarısızlıkla neticelendi Svyatoslav imparatora teslim oldu. Bulgaristan'ı boşaltmayı, bir daha Balkanlar'da görülmemeyi, Bizans'ın Chersones bölgesine taarruzda bulunmamayı tam aksine düşmanlarına karşı yapacağı müdafaada Bizans'a yardım etmeyi ihtiva eden bir anlaşma imzaladı. Bunun üzerine imparator açlıktan kırılan Rus askerlerine yiyecek vererek bunların eski ticaret imtiyazlarını yeniden tasdik etti : "Svyatoslav bu sırada Silistre'de bulunan Grek Çar'ına76 elçi göndererek şöyle dedi : "Seninle aramda sağlam bir barış ve dostluk istiyorum". Çar bunları duyunca çok sevindi ve ona öncekinden daha fazla hediyeler gönderdi. Svyatoslav hediyeleri kabul etti ve drujinası ile beraber şöyle düşündü : "Eğer çarla barış anlaşması yapmazsak, çar o zaman bizim az olduğumuzu öğrenecek ve bizim şehrimize gidip yerleşecektir. Rus toprakları uzaklarda kaldı ve Peçenekler'le savaşıyoruz. Bu zamanda bize kim yardım eder ? Çarla barış anlaşması yapalım: Onlar bize vergi vereceklerini taahhüt ettiler - ki bu da bize yeter. Eğer bize verecekleri verginin miktarını değiştirirlerse Rusya'dan asker toplayarak tekrar Çargrad'a gideriz". Bu sözler drujinanın hoşuna gitti ve en iyi askerlerini Çargrad'a gönderdiler. Onlar Silistre'ye geldiklerinde Çar'a onların geldiklerini haber verdiler. Ertesi gün Çar onları yanına çağırdı ve şöyle dedi: "Rus elçileri konuşunuz". Onlar da konuşmaya başladılar : "Bizim knezimiz şöyle diyor : "Grek Çarıyla gelecek yıllarda da sürecek sağlam bir sevgi istiyorum". Çar bunun üzerine yazıcılara dönerek Svyatoslav'ın bütün şartlarını yazmalarını emretti"77.

 

Bu anlaşmanın maddeleri büyük Rus knezi Svyatopolk ve Sveneld zamanında akdedilmişti ve Tzimisces (Çimiskes) diye anılan Grek çarı İoannes ile Silistre'de 14 Temmuz 971 yılında yazılmıştır. Ben Svyatoslav, Rus kneziyim. Bu yeminle anlaşmayı tasdik ediyor ve and içiyorum ki : tebam altındaki bütün Ruslar ve boyarlarımla birlikte Grek çarı Vasili Konstantin ve Tanrının ilhamı olan çarlarla ve bütün insanlarla dünyanın sonuna kadar barış içerisinde sevgi dolu olarak yaşamak istiyorum. Hiçbir zaman sizin ülkenizi ele geçirmeyi düşünmeyeceğim ve bunun için asker toplamayacağım. Başka milletleri ne sizin ülkenize ne Grek idâresinde bulunan ülkelere ne de Korsun ülkesine ve Bulgar ülkesine getireceğim. Bütün Ruslar, boyarlarım ve ben eğer diğer milletlerden biri sizin ülkenize karşı bir harekette bulunmaya niyetlenirlerse onların karşısında olacağım ve onlarla savaşacağım. Grek çarıyla yemin ettiğim gibi. .. Eğer biraz önce söylediklerimize riayet etmezsek, ben ve benimle beraber olanlar ile bütün halkıma Tanrı'nın laneti yağacaktır. Perun ve Volos'da hayvan Tanrısına, altın gibi sarı olcağız ve bizi kendi silâhlarımız ile vuracaklar. Bu kanundan şüphe etmeyiniz. Bu şartları yazarak mührümüzün altına imzamızı atarak söz veriyoruz"78.

 

Svyatoslav, kendisini mağlûp eden hükümdarla şahsî bir buluşma yaptıktan sonra ülkesine dönmek üzere yola çıkmıştır. Ancak bu barış Svyatoslav için bir sondu çünkü Bizans, Svyatoslav'a askerleriyle beraber Kiev'e dönmeye izin verirken el altından onlara bir tuzak hazırlamıştı. İstanbul'dan Peçenekler'e gönderdikleri ajanlar vasıtasıyla Svyatoslav'ın az bir drujina ile geri döndüğünü haber vermişlerdi. Halbûki Bizans'dan barış istemek zorunda kalan Svyatoslav, barış yapıldıktan sonra Ioannes Çimiskes'e müracaat ederek memleketine dönerken Peçenekler'in kendisine hücum etmemeleri hususunda tavassutunu istemişti. Çimiskes'de bunun üzerine görünüşte Peçenekler'e elçiler göndererek, onlardan Tuna'yı geçip Bulgaristan'a hücum etmemelerini ve Svyatoslav'ın memleketlerinden serbestçe geçmesine müsaade etmelerini istemişti. Peçenekler buna cevaben, imparatorla müttefik olduklarını ve bu yüzden de Tuna'yı geçmeyeceklerini, ancak Svyatoslav'ı yurduna dönerken memleketlerinden geçirmeyeceklerini bildirmişlerdi. Hakikaten Rus knezi Kiev'e dönerken, Dinyeper nehrine yaklaştığında kalabalık bir Peçenek kütlesinin hücumuna uğramış ve daha ileriye gidememiştir. Dnyeper'in sarp dağlar diye bilenen kayalıklarında kışlamak zorunda kalmıştır. Bu sırada da çok sıkıntılar çekmiştir. Svyatoslav Dinyeper kayalıklarını geçip Kiev'e gitmek için 973 yılı ilkbaharında harekete geçmiş, ancak Peçenekler derhal Ruslar'ın etrafını kuşatarak Svyatoslav'da dahil olmak üzere hepsini kılıçtan geçirmişlerdir: "Grekler'le barış antlaşması yapan Svyatoslav, kayıklara binerek nehrin dibindeki kayalıklara gitti79 ve ona Kiev'li voyvoda Sveneld'in babası şöyle dedi : "Çayın etrafını atlarla dolaş çünkü çayın dibindeki kayalıklarda Peçenekler duruyorlar". Svyatoslav onu dinlemedi ve kayıklarla gitti. Pereyaslavlliler Peçenekler'e şöyle haber gönderdiler: "İşte sizin önünüzden Svyatoslav küçük bir orduyla Rusya'ya Grekler'den aldığı sayısız esirlerle ve zenginlikle (ganimetle) gidiyor". Bunları duyan Peçenekler kayalıklara geldiler. Svyatoslav kayalıklara geldiğinde oradan geçmesinin imkânsız olduğunu gördü. Drujinası ile Belobereje'de80 kalarak kışı geçirdi ve yiyecekleri kalmadığı için büyük bir açlık baş gösterdi. O zaman bir at başı yarım griven oldu ve bahar geldi Svyatoslav nehirdeki kayalıkların yanına geldiğinde Peçenek knezi Kurya (Küre) onlara saldırdı. Peçenekler Svyatoslav'ı öldürdüler. Onun başını alarak, kafatasından kâse yaptıktan sonra onu altınla kaplayarak içki içtiler"81.

 

Svyatoslav'ın ölümünden sonra çıkan taht kavgasında mücadeleyi kazanan oğlu Yaropolk (973-980)'un döneminde Ruslar ile Peçenekler arasında gayet dostâne bir ilişkinin başladığını söyleyebiliriz. Nitekim Peçenekler, Rus knezlerinin kendi aralarındaki mücadelelerinde de yer almışlardır. Kiev knezliği diğer knezlikler içinde en büyüğü kabul edilmekte ve ona sahip olmak büyük bir şeref sayılmakta idi. Tabiî bu düşünce her knezde Kiev'e sahip olma arzusunu uyandırıyordu. Bu yüzden de Kiev için knezler kendi aralarında sürekli bir mücadele içerisine girmişlerdir. Meselâ 980 yılında Yaropolk ile Vladimir Kiev'e sahip olabilmek için büyük bir mücadele vermişlerdir. Neticede Vladimir Yaropolk'u Kiev'de sıkıştırmış ve Yaropolk adamlarının Peçenekler'den yardım istemeleri teklifini kabul etmeye dahi fırsat bulamadan Vladimir tarafından bir hile ile öldürülmüştür Valdimir Kiev'e sahip olurken, adamları ise çareyi Peçenekler'e kaçmakta bulmuşlardır82. Vladimir Yaropolk'un adamlarını kabul eden Peçenekler'i affetmemiş ve onlarla sürekli bir mücadele içerisinde olmuştur.

 

Rus tarihinin dönüm noktalarından birini teşkil eden Hıristiyanlığın kabulü, Vladimir (980-1015) zamanında olmuştur. Bunun nasıl ve ne zaman olduğu kesin olarak bilinmemektedir. Kiev'deki Vareg-Ruslar ile galiba Slavlar arasında Hıristiyan dinine girenler vardı. Vladimir'in anneannesi Olga'da Hıristiyan olmuştu. Bizans'la yapılan ticarî münâsebetler sebebiyle, Vareg, Rus ve Slav tüccarlarının bir çoğu İstanbul'da kalıyorlardı. Bizans sarayında da Vareg kıtaları vardı. Tüccarlar ve askerler arasında Hıristiyanlığı kabul edenler çoğalmıştı. Bu arada Bizans devleti tarafından Hıristiyanlık propagandası yapılıyordu. Bilhassa 864'de Balkan (Tuna) Bulgarları'nın Hıristiyanlığı kabullerinden sonra, Ortodoksluğu yaymak Bizans'ın devlet politikası haline gelmişti. Balkanlar'daki Slav ahali için Bizans tarafından tanzim edilen alfabe ve din kitaplarının Slavca'ya tercümesi, Kiev Rusyası'nda Ortodoksluğun yayılmasını kolaylaştırmıştır. Ayrıca Vladimir dış siyâsetinde Bizans imparatoru ile sıkı münâsebetler kurmuş ve Bizans'da çıkan isyanı bastırmada İmparator II. Basil (967-1017)'e yardım ederek, karşılığında kızkardeşi Anna'yı kendisine vermesini istemişti. İmparator bunu önce kabul etmiş, isyanın bastırılmasından sonra verdiği sözü ancak "Knezin Hıristiyanlığı kabul etmesinden" sonra yerine getireceğini bildirmişti. Vladimir bunu kabul edince İstanbul'dan prenses Anna ile birlikte Rum papazları, âyin eşyaları getirilmiştir. Knezin nerede ne zaman vaftiz edildiği bilinmemektedir. Bunun 988 veya 989 da olması muhtemeldir. Knez ile birlikte drujinası da vaftiz edilmiştir. Daha sonra Kiev ahalisinin hepsi Hıristiyanlığı kabul etmişlerdir. Yerli Slav ahalisinin bir çoğu da yeni dini kabul etmeye zorlanmışlardır. Ortodoksluk, Rus devletinin gelişmesinde ve bilhassa Rus kültürünün teşekkül etmesinde çok önemli bir rol oynamıştır.

 

Vladimir'in Hıristiyanlığı kabul etmesinden sonra, Rus kilisesi İstanbul patrikliğine bağlı bir "metropolitlik" olmuştur. Rusya'nın her bölgesinde dinî merkezler meydana getirilerek kiliseler inşa edilmiştir: "989/ Vladimir Hıristiyan kanunlarına göre yaşamaya başladı ve kutsal Meryem Ana kilisesini inşa etmeyi düşündüğü zaman Grek topraklarından ustalar getirtti"83; Kültür yönünden Hıristiyanlığın kabulünün en önemli neticesi Ruslar'ın alfabe ve yazı dili sahibi olmalarıdır84.

 

Vladimir bir yandan devletini güçlendirirken bir yandan da Peçenekler'le olan mücadelesine devam etmiştir. Nitekim 988 yılında : Vladimir "Kiev'in etrafında çok az şehrin olması iyi değildir" diye düşünüp Desna, Vostra, Trubej, Sula ve Stugna nehirleri boyunca şehirler kurdu85. Slovenler'den, Kriviçler'den, Çudlar'dan ve Vyatiçler'den en iyi askerlerini seçerek onları bu şehirlere yerleştirdi çünkü Peçenekler'le savaşıyorlardı. Peçenekler'i yenerek savaşı kazandılar"86.

 

Vladimir, Peçenekler'le mücadelesine fırsat buldukça devam etmiştir. Nitekim 992 yılında Hırvatlar'ın üzerine gittiği seferden geri dönerken, Sula nehri taraflarında günümüzde Pereyaslavl şehrinin bulunduğu Trubej geçidinde Peçenekler'le karşılaşmış ve Peçenek başbuğu Geza'nın idâresindeki Peçenek ordusunu ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Bu yenilgiden sonra Peçenekler'den bir grup 992'de Macaristan'a gitmiş ve burada kalarak Macarlaşmışlardır87. Ancak Peçenekler bu yenilgilerin acısını almakta gecikmemişler ve Vladimir'e hayatının en büyük acısını ve utancını yaşatmışlardır. 996 yılında Rus topraklarına giren Peçenekler saldırıları ile Vladimir'i bezdirmişler ve Vladimir canını bir köprünün altına saklanarak güçlükle kurtarabilmiştir. Vladimir Peçenekler'e esir düşmekten o kadar çok korkmuştur ki kurtulunca yedi gün boyunca halkına bayram yaptırmıştır88.

 

Peçenekler'in X. yüzyılda Ruslar'a yaptıkları son sefer 997 yılında olmuştur. Peçenekler, Vladimir'in Belgorod şehrinde olmadığı bir sırada bu şehri uzun süre muhasara etmişler; ancak Vladimir'in geldiğini haber alınca da şehrin surlarının gayet müstahkem olması yüzünden gerekli silâh ve mühimmata sahip olmadıklarını bildikleri için şehri alamayacaklarına karar vererek muhasarayı kaldırıp gitmişlerdir89.

X. yüzyılda bir Peçenek-Bizans mücadelesinden bahsetmek mümkün değildir. Zirâ yukarıda da belirttiğimiz gibi Peçenekler bu dönemde Güney Rus bozkırlarında bulunuyorlar ve Ruslar'la mücadele ediyorlardı. Peçenekler'in Balkanlar'a inmeleri ve Bizans ile ilişki kurmaları 1036 tarihinden itibaren olmuştur.

 

* İ.Ü.Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, Genel Türk Tarihi Anabilim Dalı'nda Doçent.

 

(Prof. Dr. Işın Demirkent Anısına, Dünya yayınları, Şubat 2008)
 

 

1 Prokopiy iz Kesari, Voyna s Gotami, Moskva, l950, Kniga VII, s. 294, 337; M.Yu. Brayçevskiy, K İstorii Rasseleniya Slavyan Na Vizantiyskih Zemlyah, Vizantiyskiy Vremennik, Moskva, l960, T. XIX, s. 131, 135; A.N. Saharov, Diplomatiya Drevney Rusi IX.-Pervaya Polovina XV v., Moskva, l980, s. 22. 

2 Saharov, a.g.e., s. 26.

3 V.G. Vasilyev'e göre Surojlu Stephanos eserini en erken X. asırda yazmıştır ancak verdiği bilgiler IX. yüzyıla âittir. Ayrıca verdiği bilgiler çelişkilerle de doludur. Vvedeniye v Jitiye Cb. Stefana Surojkogo, Trudı, T. III, s. CCLXXII-CCLXXIII.; Stephanos'un verdiği bilgiler ile Ruslar'ın Hıristiyanlığı kabul etmeleri hakkında V. Parhomenko, Haçalo Hristianstva Rusi, Poltava, l913; E.K. Polonskaya Voprosu o Hıristianstve Na Rusi Do Vladimira, JMNP, Novaya Seriya, Ç. LXXI, l917 gibi tarihçilerin eserlerini verebiliriz.

4 Oçerki İstorii SSSR. Period Feodalizma IX-XV vvk, Ç.1, Moskva l953, S. 73; V.T. Paşuto, Vneşnyaya Politika Drevney Rusi, Moskva, l968, s. 48.

5 V.G. Vasilyevskiy, Vvedeniye V Jitiye CB. Georgiya Amastridskkogo, Trudı, T.III, C.XXVIII-XXXI, XXXVII, CXX; ; Saharov, a.g.e., s. 30.

6 Saharov, a.g.e., s. 36.

7 Povesti Vremennıh Let veya Letopis' Nestora olarak adlandırılan ve Türkçe'ye de Geçmiş Yılların Hikâyesi veya Nestor Kroniği olarak tercüme edilen bu İlk Rus Yıllığı, Kiev'de tertip edilen Yıllık Dergileri'nin ortak ismidir. İçerisinde XII. asrın başına kadar olan hâdiseler anlatılmaktadır. Ayrıca bu hadiseleri anlatırken XIV-XV. yüzyıldaki Yıllık Dergileri'nin başlangıç kısımlarını da ihtiva etmektedir. Geçmiş Yılların Hikâyesi'nin 1) Nestor Nüshası; 2) Silvester Nüshası; 3) 1118 tarihli nüsha olmak üzere toplam üç nüshası bulunmaktadır.

Geçmiş Yılların Hikâyesi'nin Nestor nüshası olarak bilinen bu ilk nüsha her şeyden önce manastır yıllıklarına âittir ve Kievo-Peçer manastırında yazılmıştır. Geçmiş Yılların Hikâyesi'nin ilk nüshasını derleyen kişinin ismi yıllık metinlerinde Rahip Nestor olarak gösterildiğinden bu ismi almıştır. Rahip Nestor bu ilk nüshayı XI. yüzyılın 70'li yıllarında (1070), Peçer manastırında yazmaya başlamış ve hadiseleri 1110/1 yılındaki ölümüne kadar getirmiştir; 2) Geçmiş Yılların Hikâyesinin Silvester Nüshası, Büyük Knez Vladimir Monomah döneminde yazılmıştır. Knez Valdimir'in emriyle 1116 yılında Mihail Vıdubits Manastırında rahip olan Silvester'e, Kievo-Peçer Manastırına âit olan Geçmiş Yılların Hikâyesi'nin redaksiyonunu yeniden yapma görevi verilmiştir. Rahip Silvester, Geçmiş Yılların Hikâyesi'nin asıl nüshasını görmüş ve bu nüshayı kendi redaksiyonunda kullanmıştır. Geçmiş Yılların Hikâyesi'nin asıl nüshası hâdiseleri 1110 yılına kadar getirirken Silvester'in nüshası 1116 yılına kadar getirmektedir. Rahip Silvester bu asıl nüshayı 1116'da Vıdubits Manastırı için kopya ettiğinde, kopya ettiği nüshaya bazı ilâve ve düzeltmelerde bulunmuştur. Rahip Nestor'un yazdığı nüshayı ise kendi ilâveleriyle bitirmiştir; 3) Geçmiş Yılların Hikâyesinin 1118 Yılı Nüshası ise Vıdübits Manastırında daha önce kuşkuyla yazılan yıllıklar ile Kievo-Peçer Manastırının yeni yıllık dergilerini bir araya toplayıp derleyen Duhovnik (Günah çıkaran papaz veya günah çıkarıcı) Mstislav Vladimiroviç'in Novgorod'dan Kiev'e taşınması sırasında Geçmiş Yılların Hikâyesi'nin üçüncü redaksiyonunu kaybetmesi üzerine yapılmıştır. Rahipler 1118 yılında toplanıp, Silvester redaksiyonundan da istifâde ederek, 1118 yılına âit bu redaksiyonu meydana getirmişlerdir. Özellikle de Knez Vladimir Monomah'a âit haberleri vermişlerdir.

A.A Şahmatov'a göre, Geçmiş Yılların Hikâyesi'nin başka bir nüshası daha vardır. Bu nüsha bir yıllık değil, Piskopos Simon'a âit olan Poslaniye Polıkarpa adındaki eserdir. Bu eser 1232 yılında yazılmıştır. XI-XII.yüzyılda Kiev'de geçen hâdiseleri ihtiva etmektedir. Rus dinî kültürünün en önemli eseridir. Hâdiseler 1078'de başlamakta ve 1110'da bitmektedir. A.A. Şahmatov, Povesti Vremennıh Let', T.I, Petograd, 1916, s. XV. Rus tarihçileri yıllıkların orijinallikleri konusuna oldukça fazla mesaî harcamışlar ve gereken önemi göstermişlerdir. Eski Rus ve özellikle de Kiev Rusyası dönemi üzerinde çalışma yapanların müracaat ettikleri en temel eserler oldukları için de bu yıllıklar Rus tarihi için ayrı bir önem taşımaktadırlar. Bu yıllıklar hakkında çalışma yapan tarihçiler arasında B.A. Rıbakov, V.G. Vasilyevskiy, M.D. Priselkov, F.İ.Uspenskiy, M.V. Levçenko, A.L.Şletser, P.G.Pogodin, M.N. Thimarov, A.A. Şahmatov, D.S. Lihaçev, V.N. Tatişev gibi araştırmacıları sayabiliriz. 

8 Povesti Vremmnıh Let Çast Pervaya, Tekst i Perevod, D.S. Lihaçeva i B.A. Romanova, Moskva-Leningrad, 1950, s. 213.

9 Povesti Vremmnıh Let, s. 214.

10 Povesti Vremmnıh Let'te tarih 866 verilmesine karşılık, Bizans kaynaklarında tarih 860 olarak verilmektedir. A.g.e., s. 215; G. Ostrogorskiy, bu tarihin kesin olarak 860 olduğunun artık ispatlandığını belirtmektedir. G. Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, /Türk.Terc. Fikret Işıltan/, TTK. Yay., Ankara, l98l,  s. 213 ; Saharov, bu konu hakkında bilgi veren bütün Bizans kaynaklarını sıralayarak konunun gerçekciliği üzerinde durmakta ve Rusya'da yapılan çalışmalar hakkında detaylı bilgiler vermektedir. Nitekim Rus yıllıkçısının tarihi yanlış olarak vermesini ilk defa fark edenlerin M.V.Lomonosov, İ.N.Boltin, D.İ. İlovayskiy, M.D.Priselkov, F.İ.Uspenskiy, B.A.Rıbakov, M.H.Tihimarov gibi tarihçiler olduğunu ve yaptıkları çalışmalarla bu saldırının 860 yılında yapıldığını ortaya koyduklarını belirtmektedir ki kendisi de bu fikre katılmaktadır. A.g.e., s.48-55.

11Rus Yıllığında Bizans Devletinin başkenti olan Konstantinopolis (İstanbul) Çargrad adı altında verilmiştir.

12 Rus Yıllığında Bizans Devleti Grekya adı altında verilmiştir.

13 Povesti Vremennıh Let, s. 215; Ostrogorskiy, Bizans kaynaklarında Rus donanmasının mahvolmasıyla ilgili bilgiler yer almadığını belirtmektedir. A.g.e., s. 213n.

14 Saharov, a.g.e., s. 48.

15 Ostrogorskiy, a.g.e., s. 213; A. Kosetler, J.B. Burry'in A History of the Eastern Roman Empire, Londra, l912 adlı eserinden naklen bu olayı şöyle anlattığını yazmaktadır: "M.S. 860 yılının Haziran ayında İmparator (III. Michael) bütün kuvvetleriyle Sarasenlerin üstüne yürüyordu. Kendisini çok şaşırtan haber kulağına ulaştığı zaman, Constantinopolis'ten epey uzaklaşmış bulunmaktaydı. Gelen haberde imparatorun derhal ve son hızla Constantinopolis'e dönmesi gerektiği belirtiliyor, Rus'un iki yüz kadar gemiyle Euxine (Karadeniz)'yi geçip Boğaziçi'ne girdiği, Boğaz kıyılarındaki manastır ve köyleri yağmalayıp Adalar'a çıktığı anlatılıyordu. Kent halkı apansız karşılarına çıkan bu tehlike karşısında çaresizlikten bütün güvenlerini yitirmiş durumdaydılar. Genellikle kent yakınlarında bulunan askerler (Tagmata) o sıra imparatorla birlikte çok uzaktaydı, donanma da limanda değildi. Çevre köyleri talan edip bitiren barbarlar, şimdi de kente saldırmaya hazırlanıyorlardı. Bu kriz sırasında....(metinde bu şekilde) Bilgili Patrik Photios duruma bir çare düşündü, kentlilerin moralini yükseltme görevini üstlendi. Patrik, daha önce de çeşitli olaylarda başvurulmuş olan kilise büyüsüne yöneldiğinde, kentlilerin avunmaktan çok etkilendiğini söylemek yerinde olur. Meryem Ana'nın değerli elbiseleri ortaya çıkarıldı ve kentin surları önünde dolaştırıldı. Elbisenin deniz sularına batırılmış olduğu, hemen bir fırtına çıkaracağı söyleniyordu. Fırtına falan çıkmadı ama az sonra Ruslar kendiliklerinden çekilmeye başladılar. Kent halkı arasında bu kurtuluşu kutsal bakirenin gücüne yormayanlar herhalde oldukça azınlıktaydı", A. Koestler, Onüçüncü Kabile, İstanbul, 2003, s. 134-135; Yine 860 yılında imparatorluk başkentine soğuk terler döktüren Ruslar'ın İstanbul seferinin ne kadar güçlü olduğunu Patrik Photios'un sağa-sola gönderdiği mektuplardan da anlaşılıyor: "(Bize saldırıncaya kadar) adı olmayan (bu) halk, esamesi okunmayan (bu) halk; bilinmeyen, ama bize saldırmasıyla birlikte bir ad alan; önemsizken önemli hale gelen; aşağılanmış ve yoksulken göz kamaştırıcı ganimet ve önemli miktarda servet elde eden bu (halk)....; Bkz. M.İ. Artamonov, Hazar Tarihi/Türk.trc/, İstanbul, 2004, s. 471.

16 Saharov, a.g.e., s. 59; Gerçektende Bizans Ruslar'ı Hıristiyanlaştırmak için misyonerlik faaliyetlerine hemen başlamıştır. Nitekim Patrik Photios'un 867 yılında yazdığı bir mektup bu faaliyetin bir ispatıdır. Mektupta Photios: "zalim, kana susamış ve aynı zamanda pagan bir kavim olan Ruslar'ın artık yavaş yavaş Hıristiyan olmaya başladıklarını ve imparatorun koruması altına girerek şimdiye kadar yaptıkları hırsızlık ve hadini bilmez davranışlara son verdiklerini" belirtmektedir. Küçüksipahioğlu, a.g.m., s. 2.

17 Saharov,  bu anlaşmanın ne zaman yapıldığı konusunda ileri sürülen fikirlerden bahsederek, bu konuda 59-82. sayfalar arasında geniş bilgi vermektedir.

18 V.A. Parhomenko, Naçala Hrisitanstva Rusi, Poltava, 1913, s. 52-53.

19 B. Küçüksipahioğlu, IX-X. Yüzyıllar'da Bizans-Rus İlişkiler, Kafkas Dosyası, İstanbul, 2006, s. 2. Ayrıca burada Ruslar'ın 860 yılındaki İstanbul seferi ile ilgili detaylı bilgiler verilmektedir.

20 Povesti Vremennıh Let, s. 218-219.

21 Ostrogorskiy, a.g.e., s. 214, Saharov, a.g.e., s.104.

22 Bulgar Çarı Simeon (893-927), Hristiyanlığı kabul eden ilk Bulgar Çarı Boris'in (859-889) üçüncü oğludur.

23 V.N. Zlatarskiy, İsoriya Bolgarin, T.I, Moskva, l954, s. 81-82.

24 Bulgar tarihçisi V.N. Zlatarskiy, Bulgarlar ile Peçenekler arasında yapılan bu anlaşmaya "gizli alış-veriş veya gizli ilişki" adını vermektedir. İstoriya Na Bolgarskata Derjava Prez Srednite Vekova, T.I, Pervo Bolgarsko Tsartvo, Ç. 2, Sofiya,1927, s. 304.

25 Ostrogorskiy, a.g.e., s. 244.

26 A.A. Vasiliev'e göre İmparator Basilios döneminde (867-886) tâkriben 874 yılında iki devlet arasında bir anlaşmazlık çıkmış ancak bu anlaşmazlık saldırıya dönüşmemiştir. Bkz., Küçüksipahioğlu, a.g.e., s. 3.

27 Povesti Vremennıh Let, s. 220.

28 On kopik değerinde bir para birimidir (0.2 gram ağrılığında).

29 Povesti Vremennıh Let, s. 220-221; Saharov, Povest'i yazan yıllıkçının bu istekleri böyle abartarak yazmasının normal olduğunu ancak Grek yıllıkçılarının bu şekilde yazmalarını anlayamadığını belirtmektedir. A.g.e., s.104; V.N. Tatişev, M.M. Şerbatov  gibi tarihçiler ise yapılan bu anlaşmanın İstanbul surları altında şehre karşı olan Rus askeri harekâtını sona erdirmek üzere yapıldığını ve bu yüzden de Bizans'ın bu şartları kabul etmek zorunda kaldığını belirtmektedirler. V.N.Tatişev, İstoriya Rossiyskaya, T. I, Moskva-Leningrad, l963, s. 36; M.M. Şerbatov, İstoriya Rossiyskaya ot Drevneyşıh Vremen, Sank-Peterburg, l901, s. 287.

30 Povesti Vremennıh Let, s. 221-222; Rusya'da Tatişev, Lomonosov, Boltin, Karamzin, Solovyev, Obolenskiy, Romanov, Lihaçev, Şletser, Saharov gibi  tarihçiler yıllıkçının verdiği bu bilgileri her yönüyle araştırmışlar ve kendi görüşlerini ortaya koymuşlardır. Neticede bu anlaşma Knez Oleg'in 907 yılında Bizans üzerine gitmesi ile gerçekleşmiştir ve Ruslar'ın faydasına olmuştur. Saharov, a.g.e., s. 106-108'de bu görüşler ayrıntılı bir şekilde ele alınmaktadır.

31 Saharov, IX.yüzyıl-X. yüzyılda Eski Rus Diplomasisi adlı eserinin büyük bir kısmını 907 ve 911'de yapılan bu anlaşmalara ayırmıştır. Bu anlaşmanın yapıldığı sırada yani 907 yıllardaki siyasî durum ile  her iki devleti bu anlaşmayı imzalamaya iten şartlar, anlaşmanın maddeleri, 907 anlaşmasının tarihi anlamı,  anlaşmanın yapılıp-yapılmadığına dâir kaynaklar arasındaki farklılıklar detaylı bir şekilde incelenmektedir. Bk. a.g.e., s. 84-146.

32 Bizans kaynaklarında anlaşmanın 11 Eylül 911'de yapıldığı belirtilmektedir, Ostrogorsky, a.g.e., s. 241. Yine bu konuda çalışma yapan Rus tarihçilerinin hepsi anlaşmanın 911 yılında yapıldığını ittifakla kabul etmektedirler. Saharov, a.g.e., s. 148-156.

33 Bu sırada Bizans İmparatoru olan VI. Leon tahtı şeklen de olsa kardeşi Aleksandros ile paylaşmakta idi. Ostrogorsky, a.g.e., s. 225.

34 Povesti Vremennıh Let'de bu anlaşmanın Eylül ayının 2'sinde ve 912'de yapıldığı belirtilmektedir. Bk. A.g.e., s. 226.

35 Povesti Vremennıh Let, s. 222-226; Saharov, a.g.e., s.117-123.

36 Povesti Vremennıh Let, s. 228.

37 Povesti Vremennıh Let, s. 228.

38 Ostrogorsky, a.g.e., s. 245; Kurat, Peçenek Tarihi, İstanbul, l937, s. 85 .

39 Ostrogorskiy, a.g.e., s. 245.

40 İgor Rurikoviç 912-945 yılları arasında Kiev'de hüküm sürmüştür.

41 Povesti Vremennıh Let, s. 228; Ostrogorsky, a.g.e., s. 245; Kurat, a.g.e., s. 85 .

42Povesti Vremennıh Let, s. 229.

43 Konstantinos Porhyrogenitus De Administrando Imperio, Bonnae, l840, Yay., Gy. Moravcsik; İng. Çev. R.J.H.Jenkins, Washington, l967.

44 Povesti Vremennıh Le, s. 229.

45 İstanbul yakınlarında bir körfez. Bazı kaynaklarda buranın Boğaziçi olduğu belirtilmektedir.

46  Povesti Vremennıh Let, s. 229-230.

47 Ostrogorsky, a.g.e., s. 258.

48 Korsun (Chersones), Bizans'ın Kırım'daki en önemli kolonisi ve dayanak noktası idi. Bu yer günümüzde Svastopol'a yakın bir yerde bulunmaktadır.

49 Burada bahsedilen Tuna Bulgarları'dır.

50 Çok kıymetli bir kumaş cinsi.

51 Drujina imtiyazları yüksek "askeri kıta" demektir. Bunlar Vareg-Ruslar'dan teşkil edilirler ve Knezler ile birlikte savaşırlardı. Ayrıca Knezin en yakın silâh arkadaşları ve maiyeti bunlar arasından seçilirdi.

52 Povesti Vremennıh Let, s. 230-231.

53 Ostrogorsky, a.g.e., s. 258-259.

54 Perun Ruslar'ın savaş Tanrısı'dır.

55 Bu sırada Kara Bulgarlar Hazar Devleti'nin bünyesinde yer alıyorlardı. Ancak bununla beraber o kadar çok bağımsız idilerdi ki bu yüzden komşuları onları müstâkil bir devlet olarak görüyorlardı. Ayrıca Hazarlar Bizans ile olan ilişkilerini Kara Bulgarlar ve onların güçleriyle hallediyorlardı. Çünkü onlar imparatorluğun Kırım'daki topraklarına doğrudan sınırdaş idiler. Dolayısı ile İgor'un Bizans ile yaptığı anlaşmada Hazarlar'dan değil de Kara Bulgararlar'dan söz edilmesinin sebebi budur. Artamonov, a.g.e., s. 491.

56 Povesti Vremennıh Let, s. 234.

57 Povesti Vremennıh Let, s. 231-236; Saharov eserinde 944 yılında yapılan bu anlaşma üzerinde de oldukça fazla durmaktadır. Nitekim anlaşmanın yapıldığı zamanki siyasî durum, iki devlet arasında 941-944'de Tuna'da cereyan eden savaş ve bu savaştan sonra İstanbul'da bir Rus elçiliğinin kurulması ile anlaşma konusunda tarihçiler tarafından ileri sürülen değişik fikirler ve anlaşmanın maddelerine geniş bir şekilde yer vermektedir. A.g.e., s. 210-270.

58 Artamonov, a.g.e., s. 475.

59 "Ruslar 912 yılından sonra her birinde yüz kişinin bulunduğu beş yüz gemiyle gelerek, Hazar Denizi'ne bitişik Pontus körfezine girdiler. Körfez girişinde Hazar Meliki'ne adam göndererek ele geçirilecek ganimetin yarısını vermeleri şartı ile topraklarından geçmelerine izin vermesini istediler. Melik'de verdi. Rus gemileri denize saçılarak, savaşçı birlikler Gil, Deylem, Taberistan, Cürcan sahilindeki Abeskun (Abaskan), Naffata (Bakü civarı) ve Azerbaycan taraflarına dağıldılar. Oluk oluk kan döktüler, şehri yaktılar, yıktılar ve sahilde yaşayan halklar daha önce böyle bir durumla karşılaşmadıkları için dehşete kapıldılar. Ruslar yeterince ganimet toplayıp sıkılınca Hazar nehrinin ağzına ve mansabına doğru ilerlediler. Hazar Melikine anlaşmaya uygun olarak payına düşeni gönderdiler. Ancak Melik'in Müslüman askerleri ve Hazarya'daki Müslümanlar durumu öğrenince gidip Melik'e onlarla savaşmaları için izin vermesini istediler. Melik onları engelleyemezdi. Bu arada Ruslar'a da haber verdi. İki taraf karşı karşıya geldiler ve savaş üç gün sürdü. Sonunda Müslümanlar Ruslar'ı yendiler", Mesudî, Murûc Ez-Zeheb, /Türk.trc/, İstanbul, 2006, s. 75-77.

60 Artamonov, a.g.e., s. 479-481.

61 Artamonov, a.g.e., s. 483.

62 Gerek Bizans gerekse Rus kaynaklarında bu vaftizin 957 yılında olduğu kabul edilmektedir. Saharov, a.g.e., s. 260-271 arası bu konu detaylı bir şekilde işlenmektedir.

63 Povesti Vremennıh Let, s. 241-242; Küçüksipahioğlu, a.g.e., s. 5-9 arasında Olga'nın İstanbul ziyaretinin ne zaman olduğu ve nasıl geçtiği oldukça geniş bir şekilde anlatılmaktadır. 

64 Povesti Vremennıh Let, s. 242.

65 Povesti Vremennıh Let, s. 243; Saharov, Olga'nın Hıristiyan olmasının siyasî açıdan çok büyük gelişmelerin yaşanmasına sebep olduğunu belirtiyor. A.g.e., s.268.

66  Povesti Vremennıh Let, s. 244.

67 Belâ Veja, Don nehri'nin aşağı kısmında bugünkü Tsımlyanka mevkiindeki Sarkel kalesidir. "Hazar kağanı Bizans imparatorundan Don nehri üzerinde bir kale yaptırmak için ustalar göndermesini istemiş ve imparator Theophilos (829-842) de 834 veya 835 de Petrona Kamateros'un maiyetinde ustalar ve inşaat işçileri yollamıştır. Böylece Bizans, Don nehri boyundaki Sarkel kalesinin yapılmasına yardım etmiştir. Sarkel : Akkerman (beyaz taşlardan yapıldığından ötürü) manasına gelmektedir. Rus yıllıklarında bu kaleye Belâ Veja denmiştir ki bu "Beyaz kule" demektir. Bk. A.N.Kurat, Karadeniz'in Kuzeyindeki Türk Devletleri ve Kavimleri, Ankara, l971, s. 33; Ayrıca Rus arkeolog Artamonov'un, Hazar Tarihi adlı eserinin 283-323. sayfaları Sarkel kalesine ayrılmıştır. Burada arkeolojik çalışmalar sonucunda ortaya çıkan zengin malzemenin değerlendirilmesi yapılarak Hazarlar'ın hususiyetleri ortaya konmaya çalışılmıştır.

68 Povesti Vremennıh Let, s. 244.

69 Mstislav Vladimiroviç, Doğum tarihi belli değildir. 1033 yılındaki ölümüne kadar Tmutarakan knezliği yapmıştır.

70 Yaroslav Vladimiroviç, Knez Vladimir Svyatoslaviç'in oğlu ve o dönemdeki bütün Rusya'nın knezidir. "Hakîm (Bilge) Yaroslav" (Yaroslav Mudry) (1019-1054) diye lakâp almıştır.

71 Povesti Vremennıh Let, s. 299.

72 Povesti Vremennıh Let, s. 244-246.

73 Povesti Vremennıh Let, s. 244-245; Yıllıkta Peçenekler'in Kiev'i muhasara etmeleri masalımsı bir tarzda şöyle anlatılmaktadır: Peçenekler ilk defa Rus topraklarına geldiklerinde Svyatoslav, Pereyaslavl'de (Tuna boyunda), Olga torunları Yarapolk, Oleg ve Vladimir ile Kiev şehrinde bulunuyorlardı. Peçenekler şehri büyük bir orduyla kuşattılar ve şehrin etrafını sayısız askerle sardılar. Şehirden dışarı çıkmak veya içeriye bir haber göndermek bile mümkün olmadı. İnsanlar açlıktan ve susuzluktan bitap düştüler. Dinyeper'in diğer tarafındaki sâkinleri toplanıp kayıklara bindiler ve Dinyeper'in karşı kıyısına giderek kayıklardan inmek için hazırlandılar. Ancak ne Kiev'den onlara ne de onlardan Kiev'e gitmek mümkündü. İnsanlar onların (Peçenekler'in) şehirdeki kuvvetlerini görünce birbirlerine : "Bizim aramızda o tarafa geçerek, "eğer yarın sabaha kadar şehrin önlerine gelmezlerse Peçenekler'e teslim olacağımızı" söyleyecek birisi yok mu?" diye sordular. Onlara bir genç "Ben gideceğim" dedi. Onlar da sevinerek ona "git" dediler. O atının dizginlerini tutarak şehirden çıktı. Peçenekler'in konakladıkları yerin arasından koşarak geçerken onlara "benim atımı gördünüz mü?" diye sordu. Çünkü o Peçenekçe biliyordu ve onlar da onu kendilerinden biri zannettiler. O nehre (Dinyeper) yaklaştığında elbiselerini çıkarıp yüzerek (karşıya) geçti. Bunu gören Peçenekler onun arkasından koşarak ok attılarsa da ona hiç bir şey yapamadılar. Onun kendilerinin tarafına geçtiğini gören kıyıdakiler onu kayıkla alarak drujinanın bulunduğu yere götürdüler. Genç oradakilere şöyle dedi : "Eğer yarın şehre gitmezseniz insanlar Peçenekler'e teslim olacaklar". Onların Pretiç adındaki voyvodası : "Yarın sabah kayıkla çıkarak (giderek) şehirde mahsur kalan knezin annesi ile çocuklarını (Çariçe ve şehzadeleri) kurtarıp bu taraftaki sahile getireceğiz. Eğer bunu yapmazsak Svyatoslav bizi mahveder (öldürür)". Sabah erkenden şafak sökerken kayıklara binip borazan ve trampet çalarak insanları şehre çağırdılar. Bunu gören insanlar bağırmaya başladılar. Peçenekler knezin geldiğini sanarak şehirden çil yavrusu gibi kaçıp her tarafa dağıldılar. Olga torunları ve adamlarıyla kayıklara bindi. Bunu gören Peçenek knezi tek başına geri dönerek voyvoda Pretiç'e gelip : "Bu gelen kimdir?" diye sordu, o da : "O ülkenin insanları" dedi. Peçenek knezi tekrar sordu : "Sen knez misin?", o da : "Ben onun muhafız askeri ve öncü kuvvetiyim, knez benim arkamdan çok kalabalık bir orduyla geliyor" diye cevap verdi (çünkü) onu korkutmak istedi. Bunu üzerine Peçenek knezi Pretiç'e : "Benimle arkadaş (dost) ol" dedi. Pretiç "tamam olurum" dedi ve birbirlerinin ellerini sıktılar. Peçenek knezi Pretiç'e atını, kılıcını, sadağını ve okunu; Pretiç ise, knez'e kılıcını, kalkanını ve zırhını verdi. Peçenekler'i şehirden gönderdiler. Peçenekler çok hızlı gittiklerinden onların Libet (Lebedi Irmağı)'de durarak atlarını sulamaları mümkün olmadı. Kievliler Svyatoslav'a elçiler göndererek şöyle dediler : "Sen knez, yabancı topraklar ararken kendi topraklarını ihmal ediyorsun, kısa bir süre sonra Peçenekler bizi, anneni ve çocuklarını esir alabilirler (az kalsın şehri, anneni ve çocuklarını Peçenekler ele geçiriyorlardı). Acaba sen bizi alıncaya kadar bekleyecek miyiz ? sen bizi korumuyorsun. Vatanına, ihtiyar annene ve çocuklarına acımıyor musun?". Bunları duyan Svyatoslav bronz atına binerek drujinası ile birlikte Kiev'e geri döndü ve annesi ile çocuklarını öptü. O, Peçenekler'le onlar arasında geçenlere üzülerek asker topladı ve onları araziye (bozkıra) kovdu. Böylece barış oldu; Povesti Vremennıh Let, s. 245-246.

74 Povesti Vremennıh Let, s. 247.

75 Povesti Vremennıh Let, s. 248-249.

76 Burada bahsedilen Bizans hükümdarı Ioannes Tzimisces (Çimiskes) (969-976)'dir.

77 Povesti Vremennıh Let, s. 249; Ostrogorsky, a.g.e., s. 273-274.

78 Povesti Vremennıh Let, s. 249-250.

79 "Sarp dağlar", "Dneprovskie porog" diye adlandırılan bu yer Dinyeper'deki ünlü büyük kayalıklar ve şelaledir.

80 Dnyeper'in yukarı ağzında bir yer.

81 Povesti Vremennıh Let, s. 250.

82 Povesti Vremennıh Let, s. 253-254. 

83 Povesti Vremennıh Let, s.282.

84 N.M. Karamzin, İstoriya Gasudarstva Rasiskogo,I-III, Sank-Peterburg, 1842-1843, s. 132-142 ; A.N. Kurat, Karadeniz'in, s. 29-32.

85 Bu nehirler boyunca kurulan şehirlerde tahkimli noktalar ve hatlar yaptırılarak, Peçenek arazisine 100 km kadar tecavüz edilmiştir. Bu tahkimli noktalar hem Peçenekler'e karşı yapılan hücumların dayanak noktaları olmuşlar hem de Peçenekler'den kaçarak Ruslar'a sığınan Türk menşeli göçebe kaçaklara iltica yeri vazifesini  görmüşlerdir. Bk. Kurat, s. a.g.e., 52.

86 Povesti Vremennıh Let, s. 282.

87 Povesti Vremennıh Let, s. 282-283.

88 Povesti Vremennıh Let, s. 284-285. 

89 Povesti Vremennıh Let, s. 286-287.