Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

YAHUDİLERİN CEMAAT VERGİSİ GABELE’YE KARŞI OSMANLI YÖNETİMİNİN TAVRI

Ali Arslan*

 

Büyük  Selçuklu Devleti’nin ön Asya’ya yerleşmeleri ile Yahudilerle daha yoğun bir temasa geçen Türkler,  İspanya ve civarından Yahudilerin sürgün edilmesi üzerine ise Osmanlı Devleti topraklarını onları kabul etmişlerdi.  Böylece onları hem katliamdan kurtarmış, hem  de güvenle  yaşayabilecekleri mekan sunmuşlardı.  Osmanlı Devleti’nde Yahudiler sadece dinsel alanda rahat bir nefes almamış, dinî kaynaklı cemaat yapısı ve buna bağlı iktisadî vergilerini bile Osmanlı Devleti’nin  himayesi altında toplama imkanına kavuşmuşlardı. Buna güzel bir örnek Yahudilerin bir cemaat vergisi olan gabele1 idi.

Osmanlı Devleti’nde yaşayan Yahudilerin ödediği vergiler iki gruba ayrılıyordu. Bunlardan birisi devlete (cizye veya bedel-i askeri, haraç gibi) diğeri ise Yahudi cemaatine ödenen vergilerdi2. Yahudi cemaatine mensup oldukları için Yahudilerin Hahamhanelere ödemek zorunda oldukları en önemli iki vergi gabele ve ariha vergileriydi. Ayrıca, Yahudi esirleri kurtarmak için fidye vergisi ile sünnet ve cenaze gibi törenler dolayısıyla sinagoglarca alınan ücretler de mevcuttu.

Osmanlı Devleti’nde kendi dinî inançları üzerinde bir yaşam süren Yahudiler, kendi dinî akidelerinden kaynaklanan aile ve miras hukuklarını uyguladıkları gibi, helal olduğu tespit edilmesi gereken et, şarab ve araktan da bir cemaat vergisi olan gabeleyi Osmanlı yönetiminin tensibi üzerine yine kendileri toplarlardı. Dinsel nitelikli olan Gabele Vergisinin toplanabilmesi için bir haham etrafında cemaatin teşekkül etmesi şarttı. Osmanlı yönetimi de bu vergiyi, Yahudilerin Yahudi oldukları için kendi cemaatlerine ödedikleri bir aidat olarak kabul etmekteydi. Zaten, Gabele Vergisi sadece Yahudi olanlar tarafından, yalnız Yahudilere sattıkları bazı mallar için ödenmesi gerekiyordu. Bir malın kaşer (helal) muamelesine tabi tutulsa bile, Yahudi olmayanlara satıldığında bu verginin ödenmesine gerek yoktu. Ancak, İstanbul’da olduğu gibi etten peşin olarak Gabele Vergisi alındığından bu kuralın dışına çıkıldığı da olabiliyordu.  

Esasında bu verginin bazı ürünlerin Yahudilerce yenebilmesi için yapılan dinsel bir hizmetin karşılığı olması dolayısıyla Osmanlı Devleti’nin ilk dönemleri hatta Osmanlı öncesinde de değişik şekillerde tatbik edilmiş olması gerekir.  Osmanlı Devleti’nde bu vergi, et, şarab, peynir ve ispirtosuz  araktan  alınırdı. Ancak, bazı bölgelerde ispirtosuz da olsa araktan vergi alınmazdı. XX. yüzyıl başında etin bir kıyyesi için otuz, şarabın bir kıyyesi için ise beş para Gabele Vergisi toplanmaktaydı. Gabele Vergisi oranını reel ve  rakamsal olarak iki yüzyıl içinde oldukça gerilemişti.

Gabele Vergisinin de dahil olduğu cemaat gelirlerinin keyfi olarak kullanılması mümkün olmayıp  ancak, cemaatin fakir-fukarası, okulları, hastahaneleri  ile cemaat adına bir görev yapan şahıslara harcanabilirdi3.

Verginin Miktarının Belirlenmesinde Osmanlı Yönetiminin Tavrı

Tanzimat öncesinde, Yahudi cemaatinin belirlenmesi ve Osmanlı yöneticilerince uygun görülmesiyle Gabele Vergisinin miktarı belirlenmekte idi. Ancak, Tanzimat’ın ilanından sonra 1840 yılında sancak ve eyaletlerde gayrimüslimlerin de katıldığı karma meclisler oluşturulmuştu. Bu meclisler mülkî, idarî, malî ve adlî işlerle uğraşmakta olup vergi konularıyla da ilgilenmekte idiler. Artık, gabele resminin tespitinde etkin olan bu meclislerde Yahudi temsilcileri de bulunmaktaydılar4.

Bu vergi fiyat-ı carisi yada aynisine yapılan zam ve ilave ile sağlanması gerekmekteydi. Yalnız, vergi miktarı Yahudi milletinin fakirlerinin mağduriyetlerine sebep olması için onların da “inzimam-ı muvaffakiyetleri istihsal olunarak bitterâzi” Yahudi cemaati tarafından “tensip” ve Vilayet Meclisi tarafından tasdik edilecekti5.

Yahudi Milleti fertlerinin kabul etmesiyle konulup toplanabilen Gabele Vergisinin miktarı Hahamhanelere verilen fermanlarda belirtilmeyerek, bunun Yahudi cemaatinin “ihtiyaçlarına, icab-ı hale ve mahalle göre”  tesbit edilmesine imkan tanınmıştı. Ancak, tespit edilen miktar çok fazla olursa o zaman Osmanlı Hükümeti müdahale ederek bu vergiyi makul bir düzeye getirirdi. Buna güzel bir örnek 1891 yılında İzmir’de yaşanmıştı. Şöyle ki, İzmir Hahambaşılığı’nın teklifi  ve bunu Aydın Vilayet Meclisi’nin uygun bulması üzerine hamr ve arakın her kıyyesi için 35 para Gabele Vergisi toplanması kararlaştırılmıştı6. Bunun üzerine İzmir  Hahambaşılığı da hamr ve arakın bir kıyyesinden 35 para gabele resmi toplanmaya başlanmıştı. Ancak, bu vergi oranı Yahudiler tarafından ağır bulunmuştu. Aydın Vilayeti’nden bazı Yahudiler, fabrikatörler ile müskirat âmilleri bu verginin çok fazla olduğu hakkında Osmanlı yönetimine müracaatta bulunmuşlardı. Bunun üzerine konu Osmanlı Hükümeti’nin gündemine girmişti. Hükümet, İstanbul Hahambaşılığı, İzmir Hahambaşılığı ve İzmir Vilayeti ile görüşerek bu problemi çözmeye çalışmıştı. 10 Ağustos 1891 tarihinde bu meseleyi görüşen Meclis-i Vükelâ, yüksek olan bu vergi oranının devlet hazinesine, Duyun-ı Umumiye’ye ve Musevi ahaliye zarar verecek bir raddeye geldiğine karar vermişti. Ayrıca, Meclis-i Vükelâ, İzmir Hahambaşılığı’nın bu verginin dışındaki gelirinin ihtiyacından fazla olduğunu da tespit ederek, bu ağır vergi oranının “kuyud ve şurut hilafına” olduğunu kabul etmişti. Gabele Vergisi oranı da “sırf Millet-i Museviyenin istimal eylediği hamr ve arka münhasır kalmak şartıyla” bir kıyye için beş para olmasına karar vermişti. Bu alınan kararın Dahiliye Nezareti’nce Aydın Vilayeti’ne, Maliye Nezareti’nce Duyun-ı Umumiye’ye, Adliye ve Mezahib Nezareti’nce de  İstanbul Hahamhanesi’ne bildirilmesi kararlaştırılmıştı7. Fakat, Meclis-i Vükela’nın bu kararına rağmen itirazlar sona ermemişti. Çünkü, Aydın Vilayeti İdari Meclisi Gabele Vergisinin yalnız şarabdan alınmasını kararlaştırıldığı halde Meclis-i Vükela’ya sunulan evraklarda bu sehven araka da teşmil edilmişti. Bunun üzerine, İzmir Müskirat Fabrikası vekilleri bu yanlışlığın düzeltilmesini istemişlerdi. Osmanlı Hükümeti bu itirazı görüşerek, kaşer ve turfası olmayan ispirtodan yapılmış olan araktan Gabele Vergisinin alınması gerek olmadığı ve zaten İstanbul Hahambaşılığı’nın da bu şekilde Gabele Vergisi topladığını tesbit etmişti8. Osmanlı Devleti’nde Gabele Vergisinin miktarını tespit etmek Osmanlı yönetiminin bilgisi ve çok fazla olmaması şartıyla Yahudi cemaatine aitti. Yahudi cemaati arasındaki ihtilâflarda da nihaî karar Osmanlı Hükümeti’ne aitti.

Gabele Vergisinin Toplanmasına Osmanlı Hükümeti’nin Katkısı

Bu verginin Yahudi cemaatine ait olması dolayısıyla toplanması da Yahudilerin yaşadıkları yerdeki cemaate ait bir görevdi. Bu verginin nasıl toplanacağına da cemaat karar verirdi. Gabele Vergisinin toplanma şeklinde bir bütünlük yoktu. Gabele Vergisi için en önemli ürün olan etten bu verginin alınışı, XX. Yüzyıl başında İstanbul’da peşin olarak daha hayvan kesilirken gerçekleşmekte idi. Bu usul, Hahmhane’nin Gabele Vergisinin toplanmasında ortaya çıkan problemi aşmak üzere Osmanlı Hükümeti’nin yardımı ile yürürlüğe konulmuştu. Şöyle ki, Musevi kasapların hayvan kestikleri salhaneye  Hahamhane tarafından görevlendirilen hahamların kesilen hayvana kaşerlik damgası vurulurken Gabele Vergisi alınmakta idi. Diğer iki önemli ürün olan peynir ve şarapta ise  etteki gibi bir uygulanma yapılmamıştı. İstanbul’da, Osmanlı Hükümeti etten daha kesim esnasında vergi alınmasına yardımcı olurken, peynir ve şaraptan Hahamhanece Gabele Vergisi alınması hakkında bir yardım tarzı ortaya koyamamıştı. Halep’te Gabele Vergisinin toplanması konusunda çıkan tartışmalar üzerine, Adliye ve Mezahib Nezareti İstanbul’daki uygulamanın Halep’te de tatbik edilmesi gerektiğini bildirmişti9.

Osmanlı Devleti, hayvanlar  salhanede kesilip kaşer damgası vurulurken etten Gabele Vergisinin toplanmasında yardımcı olurken, peynir ve şarap için böyle bir uygulama yürürlüğe konulamamıştı. Çünkü, hayvan kesiminde mutlaka belediyenin salhanelerinden faydalanmak gerekirken peynir ve şarabın üretimde böyle bir mecburiyet yoktu. 

Gabele Vergisi Konusunda Yahudiler Arasındaki Tartışmalarda Osmanlı  Yönetiminin Tavrı

Yahudilerin tükettiği et, şarap ve peynirden alınan bir vergi olması dolayısıyla cemaatin tamamını ilgilendiren bir konuydu. Yahudiler arasında Gabele Vergisi ile ilgili tartışma ve anlaşmazlıkların ana kaynağı, bu verginin yüksek oranda alınması ile Yahudiler dışındakilere satış yapıldığında bundan da Gabele Vergisi taleb edilmesi konularında odaklanıyordu. Yahudilerin ağır bir vergi karşısındaki gösterdikleri tepkiye güzel bir örnek 1891 yılında İzmir’de yaşanmıştı. Aydın Vilayeti’nden bazı Yahudiler, fabrikatörler ile müskirat âmilleri bu verginin çok fazla olduğu hakkında Osmanlı yönetimine müracaat etmişlerdi. Osmanlı Hükümeti, “kuyud ve şurut hilafına” olduğuna karar vererek, Gabele Vergisi oranı İstanbul’da olduğu gibi bir kıyye için beş para olmasına karar vererek tartışmayı halkın isteği doğrultusunda çözüme kavuşturmuştu10.

On dokuzuncu yüzyıl sonlarında ikinci bir tartışma konusu ise Eşkenazi-Sefarad gruplaşmasından kaynaklanmaya başlanmıştı. Rusya ve Doğu Avrupa’da gördükleri zulümler dolayısıyla  1880’li yıllardan itibaren Osmanlı Devleti’ne göçe11 başlayan ve Eşkanazi olarak adlandırılan Yahudilerinin sayısal olarak artması üzerine,  bunlarla Osmanlı topraklarındaki  çoğunluğu Sefarad olan Yahudilerle cemaat içi tartışmaların bir konusu da Gabele Vergisi idi. Sefaradlarden ayrı bir tazda Musevi Eşkenazi Cemaati olarak örgütlenen ve bunu tanıması için Osmanlı yönetimine müraccat eden Eşkenaziler, İstanbul’da 1910 yılında, Yahudilerin yedikleri et üzerinden kasaplardan peşin olarak alınan Gabele Vergisinin Eşkenazi Cemaatinin geliri olduğundan kendilerine de verilmesini istemişlerdi. Çünkü, Gabele Vergisini Sefaradlerin elinde olan İstanbul Hahambaşılığı topladığı için Eşkenaziler bundan faydalanamıyordu12. Ancak, Osmanlı Hükümeti  bütün Yahudilerin temsilcisi olarak Hahamhaneyi kabul ettiği için Eşkenazilerin Gabele Vergisini toplamalarına müsaade edemiyordu13. Bundan dolayı da Gabele Vergisi üzerindeki Sefarid-Eşkenazi tartışması devam etmişti.

Yahudi cemaatinde et, şarap ve peynirin üretimden tüketime kadar herkesi ilgilendirmesi ve herkesin vergi vermesi dolayısıyla tartışmalar ortaya çıkmıştı. Verginin yüksek olması halinde Yahudiler Osmanlı yönetimine başvururken, Osmanlı hükümeti de daha önceki ve diğer bölgelerdeki uygulamaları bakarak karar verirdi. XIX. yüzyıl sonunda Doğu Avrupa’dan göçerek Osmanlı Devleti’ndeki Yahudi Cemaati’ne katılan Eşkenazilerle Sefaradlar arasında da bu Gabele Vergisinin paylaşılması meselesi ortaya çıkmıştı.Bu konuda ise  Osmanlı Hükümeti eskiden beri muhatap aldığı İstanbul  Hahamhanesi lehine karar vermişti.

Gabele Vergisinin Toplanmasında Karşılaşılan Problemler Dolayısıyla Osmanlı Hükümeti’nden Yardım Talebi ve Osmanlı Hükümetinin Tavrı

Yahudi cemaatine Gabele Vergisi yine o cemaatin yönetimi tarafından toplanması bir gelenek olarak yerleşmesinden dolayı Osmanlı Hükümetleri sadece Yahudilerin Gabele Vergisini Hahambaşılara ödemelerde “teallel ve tereddüd” göstermemeleri gerektiği konusunda uyarırdı14.

Doğu Avrupa’dan gelen göçmenler ve dış dünya ile irtibatların artması dolayısıyla Osmanlı Devleti’ndeki yaşayan Yahudiler arasında farklı görüşler ortaya çıkmıştı. Yahudiler arasındaki anlayış farkları gabele vergi konusunda da kendini göstermiş ve bu verginin toplanmasında zorluklarla karşılaşılmıştı. Bunun üzerine hahamhaneler resmi otoriteden vergi toplanması konusunda yardım istemişlerdi. Mesela, 1886 yılında İstanbul’da Gabele Vergisinin toplanmasında büyük sıkıntılar çekilmesi üzerine, Hahambaşı Kaymakanlığı bu verginin lakıyla toplanamadığından yeni bir fermanın verilmesini Osmanlı yönetiminden talep etmişti. Bu konudan haberdar olan II. Abdülhamid bir hususi tezkere ile bu mesele hakkında bir mütalaanın hazırlanarak kendisine gönderilmesini Meclis-i Vükela’dan istemişti. Ayrıca, Divan-ı Hümayun Kalemi’nden gelen bilgiler de Meclis-i Vükela’da değerlendirilmişti. 1868 yılı öncesinde Meclis-i Vala-yı Ahkam-ı Adliye tarafından Gabele Vergisinin toplanması hakkında Aydın ve Edirne valilerine hitaben üç fermanın gönderilmesine rağmen İstanbul için böyle bir fermanın verilmediği tespit edilmişti. Buna karşılık, Hahambaşılık beratında Gabele Vergisinin ödenmesinde zaaf ve tereddüt edilmemesi gerektiği hakkında kaydın bulunması ve Yahudiler arasında bu verginin “cari bulunması” dolayısıyla yeni bir fermana ihtiyaç olmadığı kararına varılmıştı. Yalnız Gabele Vergisinin düzenli toplanmasına yardım edilmesi için İstanbul Şehrameneti’ne lazım gelen talimatın verilmesi Meclis-i Vükelaca kararlaştırılmıştı15.

Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde Gabele Vergisinin toplanmasında Yahudiler tarafından bazı engeller çıkarıldığı görülmektedir. 1910 yılında İstanbul ve Tevabii Hahambaşılığı Gabele Vergisinin Hahamhanece toplanmasını için etkili tedbir alınması ve hükümet tarafından bir memur tayin edilmesini istemişti. Bunun üzerine Şura-yı Devlet Mülkiye Dairesi’nda kaleme alınan mazbata ile Adliye ve Mezahib Nezareti’nden 15 Rebiülevvel 1328 tarihide gönderilen tezkere Meclis-i Vükela’da görüşülmüştü. Meclis-i Vükela, daha önceki kararların dikkate alınması, Adliye ve Mezahib Nezareti’nin Hahamhane’den bu vergi hakkında izahat alması ve bu verginin toplanması için alınacak tedbirler hakkında bir mazbata hazırlaması için konunun Şura-yı Devlete havalesi kararlaştırılmıştı16.

Gabele Vergisinin toplanması “Hahamhane imtiyaz-ı mezhebiyesi cümlesinden bulunduğu halde” Yahudi kasaplar tarafından müşkilat çıkarılarak verginin ödenmediği dönemler de oluyordu. Mesela, 1912 yılında İstanbul ve Tevabii Hahambaşılığı, Yahudi kasapların Gabele Vergisini ödemede problem çıkardığını belirterek, “gabele resminin” toplanmasını temin için hükümet tarafından bazı etkili tedbirler alınması etmişti. Hahamhane, kendileri tarafından görevlendirilen debâ’ efendilerin bu vergiyi toplamalarına müsaade edilmesi ve Musevi kasaplarca satılacak etin her kıyyesinden otuz para Gabele Vergisinin peşin olarak alınmadan teslim edilmemesi, gabele ödemeden et kaçıranların birinci ve ikinci defalarda nakdi para cezasına çarptırılması ve üçüncü defada dükkanına “nokta ikamesi suretiyle” cezalandırılmasını talep etmişti. Hahamhane, bütün bu işlemlerin yürütülebilmesi için  bir “memur-ı mahsus tayin” edilmesini talep etmişti. Bunun üzerine konuyu inceleyen  Dahiliye Nezareti Gabele Vergisini toplamak için hükümetçe bir memur tayinine lüzum görülmediği belirtmiş ve durumu Sadarete bildirmişti. Ayrıca, Dahiliye Nezareti eğer Sadrazam isterse, talep edilen hususların incelenmesi için konunun Şura-yı Devlete havale edilebileceğine dikkat çekmişti17.

Gabele Vergisinin toplanmasında karşılaştığı zorluklar dolayısıyla Osmanlı yönetiminden yardım isteyen bir diğer makam da Halep Hahambaşılığı idi. 1910 yılında Halep Hahambaşısı “an cemaati tarh ve tevzi olunan” Gabele Vergisinin toplanmasını engellemek için Yahudilerden bazı “eşhas-ı şerirenin”  kendisini tahkir ve tehdid ettikleri ve bu vergiyi vermeme yönünde cemaati de teşvik ettiklerini belirten bir takriri Halep Valiliği’ne vermişti. Ayrıca, Halep Hahambaşısı, bu vergiyi toplama hakkının kendilerine verilen beratın hükümlerinden olduğuna işaret ederek, bu vergiyi vermekten “itina ve tereddüd edenlerden borçlarının tahsildarlar marifetiyle tahsil ettirilmesi”ni de Halep Valiliği’nden talep etmişti. Bunun üzerine, Yahudileri Hahambaşı aleyhinde teşvik eden dört Musevi Halep Valisi Hüseyin tarafından huzuruna çağrılarak ruhani reislerini tahkir ve tehdid etmelerinin muvafık ve caiz olamayacağı, bir iddiaları var ise İstanbul Hahambaşılığı veyahut ta doğrudan hükümete müracaat etmeleri gerektiği kendilerine anlatılmış ve bir daha bu gibi uygunsuz davranışlarda bulunmamaları tembih edilmişti. Hahambaşı’nın Yahudilerden tahsil ettirmek istediği Gabele Vergisinin Valilikçe “ne gibi şeylerden ibaret olduğu malum olmadığından” istenilen yardımın yapılması mümkün olamamıştı. Halep Valisi Hüseyin, hangi tarafın daha ziyade haklı olduğunu bilmek ve ona göre hareket etmek için, İstanbul Hahambaşılığınca ne gibi vergiler toplanıyorsa Halep’te de ona göre tatbikat yapmak ve vergilerin tahsiline yardımcı olmak üzere kendilerinin bilgilendirilmesini Dahiliye Nezareti’nden temenni etmişti18. Bunun üzerine Dahiliye Nezareti, Halep Vilayeti’nden cevaplanması istenilen hususlar hakkında kendilerinin bilgilendirilmesi için Adliye ve Mezahib Nezareti’nden bilgi istemişti19.

Adliye ve Mezahib Nezareti, daha önce İstanbul’da et, peynir ve şarbtan Gabele Vergisi toplanması konusunda çıkan tartışmalar üzerine, Musevi kasapların hayvan kestikleri salhaneye  Hahamhane tarafından hahamlar görevlendirilerek kesilen hayvana kaşerlik damgası vurulurken Gabele Vergisi alınma usulünün benimsendiğini belirtmişti. Osmanlı Hükümeti etten daha kesim esnasında vergi alınmasına yardımcı olurken, peynir ve şarabtan Hahamhanece Gabele Vergisi alınması hakkında bir yardım tarzı ortaya koymamıştı. Adliye ve Mezahib Nezareti, Rum Cemaati’nin gelirlerini toplamak için Şura-yı Devlet kararını emsal göstererek, Gabele Vergisinin toplanması için Osmanlı Hükümet’nin “cebr ve tazyik” gibi bir yola başvuramayacağını belirtmişti. Ayrıca, Halep Hahambaşısı’nın Gabele Vergisini devletin tahsildarları tarafından toplanması isteğinin de kabulünün mümkün olmadığına karar vermişti. Yalnız, Adliye ve Mezahib Nezareti, etten alınacak Gabele Vergisi için İstanbul’da uygulanan usulün tatbikine yardımcı olunması, ancak diğerleri için “tenbih ve tavsiye” yoluyla Haleb Hahambaşılığı’na yardımcı olunabileceği kararına varmıştı20. Adliye ve Mezahib Nezareti’nin bu kararı Dahiliye Nezareti tarafından Halep Vilayeti’ne bildirilerek, Musevilerden alınan vergi ve aidatların hükümetin tahsildarları vasıtasıyla toplanmasının mümkün olmadığı belirtilmişti21.

On dokuzuncu yüzyıl sonu ve 20. yüzyıl başlarında Yahudilerden Gabele Vergisini toplamada zorluklarla karşılaşan Hahambaşılar  Osmanlı Hükümeti’nden bir memur-ı mahsus tayini veya resmi tahsildarlar vasıtasıyla toplanması için yardım istemişlerdi. Ancak, Osmanlı yönetimi, gönüllü bir vergi olan gabele konusunda Yahudiler arasındaki bu tartışmalara girmekten kaçınarak, bu verginin toplanmasına memurları tarafından yardımına reddederek, sadece Yahudi Cemaati’ni tembih ve teşvik etmekle yetinmişti.

Gabele Üzerinde Tartışmaların Başlaması ve Verginin Kaldırılması

Osmanlı Devleti maliyesi dışında kalması dolayısıyla Gabele Vergisine karşı tespit edebildiğimiz ilk resmi tepkinin II. Meşrutiyet döneminde ortaya konduğunu görüyoruz. 1910 yılında, İstanbul Vilayeti İdare Meclisi, Gabele Vergisinin “muvazene-i umumiyeye(bütçe) dahil olmaması” ve Osmanlı Devleti’nde bütçe haricinde  “cebren hiçbir vergi”nin tahsil edilemeyeceğine karar vererek, Gabele Vergisini “gayrimeşru olarak telakki” etmişti22. Ancak, İstanbul İdare Meclisi’nin bu kararı, Yahudi Milleti’ne tanınan haklar ve Şura-yı Devlet kararları dolayısıyla uygulanmamıştı.

Cumhuriyet döneminde Avrupa laik hukuk sisteminin benimsenmesi, dinsel bir vergi olan gabelenin de sonunu hazırlayan en önemli sebeplerden biri olmuştu. Bu süreçte kaşerut kurallarına göre kesilmiş et ve diğer yiyeceklere Hahamhanece görevlendirilen şahıslarca vurulan kaşer damgası vurma yetkisi kaldırılmıştı. Böylece, Osmanlı dönemi sona ererken bir vergi olarak gabele de Türkiye’de tarihe karışmıştı23.

Sonuç

Gabele verginin Yahudi cemaatine ait olması dolayısıyla toplanması da bu cemaate aitti. 1865’teki Hahamhane Nizamnamesiyle bu verginin toplanma ve denetlenme şekli daha net bir şekilde düzenlenmişti. Osmanlı yönetimi, hayvan kesiminin mutlaka belediyenin salhanelerinde yapılması dolayısıyla, daha kaşer damgası vurulurken  etten Gabele Vergisinin toplanmasında yardımcı olurken, peynir ve şarabın üretimde bir mekan mecburiyeti olmamasından dolayı  peynir ve şarapta böyle bir uygulama yürürlüğe koyamamıştı.

Yahudi cemaati ile hahamhaneler arasında verginin yüksek olması halinde tartışmalar yaşanmıştı. Fazla vergi alındığına kanaat getiren Yahudiler, Osmanlı yönetimine başvururken, Osmanlı hükümeti de, daha önceki ve diğer bölgelerdeki uygulamaları bakarak halk lehine karar verirdi. XIX. yüzyıl sonunda Doğu Avrupa’dan Osmanlı Devleti’ne Eşkenazilerin göçmesi üzerine, bunlarla hahamhanelerin yönetimi ellerinde olan Sefaradlar arasında Gabele Vergisinin paylaşılması konusunda ciddi tartışmalar başlamıştı. Ancak Osmanlı  Yönetimi  eskiden beri muhatap aldığı Sefaridlerin elinde bulunan Hahamhane lehine  karar vermişti.

Osmanlı Hükümeti Gabele Vergisi tartışmalarnda, Yahudileri sadece bu vergiyi ödemeleri için tembih ve teşvik ederek başka bir müdahalede bulunmamıştı. Gabele Vergisini toplamada zorluklarla karşılaşan İstanbul ve Halep hahambaşıların  Osmanlı Hükümeti’nden bir memur-ı mahsus tayini veya resmi tahsildarlar vasıtasıyla toplanması için yardımı istekleri de red edilmişti. Hahambaşıların liderliğindeki Yahudi cemaati tarafından kendi imkanları ile Gabele Vergisinin toplanmasına devam edilmesi Osmanlı Hükümeti’nce uygun görülmüştü. Bu verginin toplanmasını engelliyici bir icraata hiçbir Osmanlı  Hükümetli meydan vermemişti.

Gabele Vergisi’nin de dahil olduğu cemaat gelirlerinin keyfi olarak kullanılması mümkün olmayıp  ancak, cemaatin fakir-fukarası, okulları, hastahaneleri  ile cemaat adına bir görev yapan şahıslara harcanabilirdi. Bu vergilerin nerelere  harcandığını denetleme  görevi de Osmanlı Hükümeti’nin yetki alanına dahildi.

Devlet himayesinde olan ve hatta teşvik edilen Gabele Vergisine karşı ilk resmi tepki II. Meşrutiyet döneminde ortaya çıkmıştı. Şöyle ki,  İstanbul Vilayeti İdare Meclisi, bütçe dışında olması dolayısıyla Gabele Vergisine iptalini istemiş, ancak, Osmanlı Hükümeti bunu kabul etmemişti. Cumhuriyet döneminde Avrupa laik hukuk sistemi yerleştirilirken, bu süreç,  dinsel bir vergi olan gabelenin de sonunu hazırlamış ve bir vergi olarak gabele Türkiye’de tarihe karışmıştı.

Summary

The Jews who lived in the Ottoman State according to their faith practiced their family and inheritance laws which originated from their creed and collected, with the approval of the Ottoman government, the community tax of gabele from meat, wine and arak, that were foodstuff whose permissibility should have been established. For the collection of gabele which was a religious tax, the community had to be organized around a rabbi. The Ottoman government considered that tax as a community fee paid by the Jews. Gabele had to be paid only by the Jews and only for some goods sold to Jews. Even if a good was in kosher category, there was no need to pay for gabele when it was sold to non-Jews. However, sometimes this rule was broken, when, as it was the case in Istanbul, gabele was collected from meat in advance.

As the gabele tax belonged to the Jewish community, it was collected by the community itself. With the 1865 Regulations of Rabbinate (Hahamhane Nizamnamesi) the collection and inspection of the tax were organized better. Since the animals had to be slaughtered in the slaughterhouses of the municipality, the Ottoman administration helped with the collection of gabele during the putting of kosher stamp on the animals. But, because there was no compulsory place of production for cheese and wine, for these items no such method could be put into practice.

Whenever the tax was too heavy, debates occurred between the Jewish communities and the rabbinates. While those Jews who found the tax too heavy applied to the Ottoman administration, the latter, by considering previous applications and the practices in other regions, often decided in favor of the people. With the immigration of the Ashkenazim from eastern Europe to the Ottoman State at the end of the 19th century, between them and the Sefardim, who controlled the rabbinates serious debates came out on the sharing of Gabele Tax. The Ottoman government merely gave the Jews admonition and advice on paying the tax and did not interfere with other issues. The Chief Rabbinates of Istanbul and Aleppo which faced difficulties with the collection of gabele asked the Ottoman government for help through the appointment of a special official or official tax-collectors, but this demand  was refused. The Ottoman government deemed it appropriate that Jewish communities under the leadership of their chief rabbis continued to collect gabele by their own means.

The first official reaction to gabele tax which had been under the protection of the state and had even been encouraged appeared in the Second Meşrutiyet era. The Administrative Council of Istanbul Province (İstanbul Vilayeti İdare Meclisi) requested the cancellation of the gabele tax as it was outside the budget, however the Ottoman government refused to do so. Introduction of a secular European legal system during the transition to the Republic brought about the end of the gabele which was a religious tax and thus gabele as a tax disappeared in Turkey.

Özet

Yahudiler cemaatine ait dinsel  bir vergi  olan gabele Osmanlı Devleti’nin himayesi  altındadır. Yahudilerin okul, hastahene ve fakirleri için harcanan bu   gabele  vergisi gelirleri Osmanlı Hükümetlerince teşvik edilmiştir.  Osmanlı yönetiminin tensib  alınmak şartıyla, verginin miktarı ve  toplanması cemaat tarafından gerçekleştirdi. Verginin ağır olması veya  herhangi bir  problemin ortaya çıkması halinde  Osmanlı Hükümeti son merci olarak müdahale  ederdi. Osmanlı Hükümetleri cemaat vergisi olması dolayısıyla verginin devlet eliyle  toplanmasına da karşı olmuşlardı. Ancak bu  verginin aleyhinde hiçbir icraata da imza atmamışlardı. 

* Prof. Dr., İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi.

(Prof. Dr. Işın Demirkent Anısına, Dünya yayınları, Şubat 2008)
 

1 Osmanlı vesikalarında bu verginin adı gâbele, gabele, gabelâ ve  kâbele, şekillerinde yazılmaktadır.

2 Ülkühan Özdemir, Osmanlı Son Döneminde Yahudiler ve Hahambaşılık, (M.Ü. Türkiyat Enstitüsü Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul 2000), s. 76 -79.

3 Ali Arslan, “Yahudilerin Gabele Vergisi”, İ. Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Araştırmaları Merkezi Osmanlı Öncesi ile Cumhuriyet Dönemi  Esnaf ve Ekonomi Semineri (9-10 Mayıs 2002) Bildirileri, II, Globus Dünya Basımevi, İstanbul 2003, s. 391-403.

4 Halil İnalcık,  “Tanzimatın Uygulanması ve Sosyal Tepkiler”, Belleten, C. 28, Ankara 1964, s. 626-627.

5 BOA, Gayrimüslim Defterleri no: 18, s. 154.

6 Meclis-i Vükela’nın 5 Temmuz 1308(17 Temmuz 1892) tarihli mazbatası; BOA, MV, 70/42.

7 Meclis-i Vükela’nın 3 Zilkaade 1309(10 Haziran 1891) tarihli mazbatası; BOA, MV, 70/7.

8 Meclis-i Vükela’nın 5 Temmuz 1308(17 Temmuz 1892) tarihli mazbatası; BOA, MV, 70/42.

9 Adliye ve Mezahib Nezareti’nden Dahiliye Nezareti’ne gönderilen 8 Teşrinisani 1326(21 Kasım 1910) tarihli tezkere; BOA, DH-İD, 118/8, lef 4.

10 Meclis-i Vükela’nın 3 Zilkaade 1309(10 Haziran 1891) tarihli mazbatası; BOA, MV, 70/7.

11 Avrupa’dan Osmanlı Devleti’ne gerçekleşen Yahudi göçü için bakınız; Ali Arslan, Avrupa’dan Türkiye’ye İkinci Yahudi Göçü, Truva Yayınları, İstanbul 2006.

12 Musevi Eşkenazi Cemaati adına  Dahiliye Nezareti’ne sunulan 22 Haziran 1326(5 Temmuz 1910) tarihli arzuhal: BOA, DH. MUİ, 111/23, Lef 2.

13 Dahiye Nezareti’nden Adliye ve Mezahib Nezareti’ne gönderilen 24 Haziran 1326(7 Temmuz 1910) tarihli tezkere; BOA, DH. MUİ, 111/23, Lef 1.

14 Haim Naum’un İstanbul ve Tevabii Hahambaşılığı’na tayini hakkındaki 23 Cemaziyelahir 1327(12 Temmuz 1909) tarihli emr-i ali; BOA, Gayrimüslim Defterleri no: 18, s. 28.

15 19 Şubat 1301 (3 Mart 1886) tarihli Meclis-i Vükela mazbatası; BOA, MV,  8/17.

16 1 Nisan 1326(14 Nisan 1910) tarihli Meclis-i Vükela mazbatası; BOA, MV,  139/35.

17 Dahiliye Nezareti’nden Sadaret’e gönderilen 28 Teşrinievvel 1328(10 Kasım 1912) tarihli tezkere; BOA, DH-MUİ, 32-1/3.

18 Halep Valiliği’nden Dahiliye Nezareti’ne gönderilen 13 Teşrinievvel 1326(26 Ekim 1910)  ; BOA, DH-İD, 118/8, lef 3.

19 Dahiliye Nezareti’nden Adliye ve Mezahib Nezareti’ne 25 Teşrinievvel 1326(7 Kasım 1910) tarihinde yazılan tezkere; BOA, DH-İD, 118/8, lef 3.

20 Adliye ve Mezahib Nezareti’nden Dahiliye Nezareti’ne gönderilen 8 Teşrinisani 1326(21 Kasım 1910) tarihli tezkere; BOA, DH-İD, 118/8, lef 4.

21 Dahiliye Nezareti’nden Halep Vilayeti’ne gönderilen 18 Teşrinisani 1326(1 Aralık 1910) tarihli tahrirat; BOA, DH-İD, 118/8, lef 2.

22 Musevi Eşkenazi Cemaati adına  Dahiliye Nezareti’ne sunulan 22 Haziran 1326(5 Temmuz 1910) tarihli arzuhal: BOA, DH. MUİ, 111/23, Lef 2.

23 Rıfat N. Bali, Bir Türkleştirme Serüveni (1923-1945), İstanbul 2000, s.54-65.