Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

 

Dvin'de İslâm Hâkimiyeti Ve Müslüman-Ermeni Münasebetleri

ALİ İPEK*

Ortaçağ İran Ermeniyesi'nde eski bir kale olan Dvin, Azatçayı'nın (Garniçay) sol kenarında bulunan Artaşat'ın (Artaxata) kuzeyi ve Erivan'ın 35 km. güneyinde kurulmuştu. Temiz havası ve tatlı sularıyla meşhur olan Dvin, Ermeniye'nin 384 yılında Romalılarla İranlılar arasında paylaşımı sonucu İran hâkimiyetine geçti. Sarp ve müstahkem oluşuyla gelen saldırılara kolay geçit vermeyen bu kale, önce Arsaklılar (Part) sülalesinin ve V. Asırdan itibaren de Sâsânîlerin bölgedeki idare merkezi oldu. Aynı asrın ikinci yarısında Ermeni Kilisesi ve Katholikoslarının da merkezi olan Dvin, ticarette de önemli bir yere sahipti. Böylece çok yönlü cazip bir duruma gelen bu kale, İmparator Herakleios'un doğudaki fetihleri sırasında, 623 yılında Bizans hâkimiyetine alınarak, Ermeni Bagratuni ailesinden Varaztirots'un idaresine verildi ve İslâmî fetihlere kadar da böyle kaldı.[1]

Dvin'in Müslümanlar Tarafından Fethi

İslâm ordularının ilk  Ermeniye akınları iki ana safhada gerçekleşmiş oldu.[2] Bunlardan Dvin'in fethinin de içinde bulunduğu ilki, Hz Ömer döneminde meydana geldi. Halife Ömer, Ebû Musa el-Eş'ârî'yi Basra valiliğine gönderdikten sonra (l7/ 638 ), Surâkâ b. Amr'ı Derbend'in fethiyle görevlendirdi. Abdurrahman b. Rabia,  öncü birliğin başında bulunuyordu. Bukeyr b. Abdullah ve Huzeyfe b. el-Esîd komutasındaki birlikler de, yardımcı güç olarak Kafkasya'ya gönderilmişlerdi.[3] Bu sırada el-Cezîre bölgesinde fetih hareketlerinde bulunan Habîb b. Mesleme el-Fihrî de, Surâkâ ordusunu desteklemek üzere Halife tarafından Ermeniye'ye gönderildi.[4]

Habîb b. Mesleme, Ararat üzerinden Dvin önlerine inerek, kaleyi muhasara altına aldı. Kale surlarının sağlamlığı ve tabiî savunmasının güçlülüğüne güvenen halk, şiddetli bir mukavemet gösterdi.[5] Bunun üzerine Müslümanlar, surların çevresini ateşe vererek sur muhafızlarını ve artarda gerçekleştirmiş oldukları hücumlarla da diğer muhafız birliklerini etkisiz hale getirmiş oldular. İpten kurdukları merdivenlerle surlara tırmanan Müslümanlar, kale kapılarını açarak şehre girdiler.[6]

Habîb b. Mesleme komutasındaki İslâm ordusunun bu ilk Dvin muhasarası Zilkâde l8/Kasım 639'da başlamış ve yaklaşık bir yıl sürmüştü.[7] Çetin bir muhasara geçirmiş olduğu anlaşılan Dvin, en çok benimsenen tarih olan 5 Muharrem l9/6 Ekim 640'ta Müslümanların eline geçti.[8]

Ne var ki Dvin'in bu alınışı, keşif ağırlıklı bir fetih hareketiydi, cizye ile yetinilmiş ve İslâm birlikleri bir daha gelmek üzere geri dönmüşlerdi. Ancak bu askerî hareketler, daha sonra gerçekleştirilecek olan fetihlere zemin oluşturmaları bakımından önem arzediyordu.[9]

müslümanlara karşı Bizans-Ermeni ordularının ittifakı, İslâm ordularının Ermeniye'ye ikinci akınlarını zaruri kıldı (21-22/642-643). Müslümanların, bölgede Procop (Prokop) ve Theodoros Rştuni komutasındaki ordulara karşı şiddetli savaşlarda bulundukları anlaşılıyor.[10] Hatta bazı kaynaklara göre Dvin'in fethi bu sırada gerçekleşmişti.[11] Bizans İmparatoru II. Konstans (641-668), bu savaşlarda büyük yararlılık gösteren Doğu Ermenileri Kralı Theodoros Rştuni'ye Patrik unvanını vererek, Ermeni orduları başkomutanlığına getirdi (643).[12]

Ermeniye'de ilk İslâmî fetih hareketlerinin ikinci ve en önemli safhası, Hz. Osman döneminde (644-656) yaşandı. Hz. Osman halife olunca, Şam ve Rum (Anadolu) gazalarıyla meşhur olan Habîb b. Mesleme'yi Ermeniye'nin fethiyle görevlendirdi.[13] Çünkü Ermeniye ve Azerbaycan halkları, Hz. Ömer dönemi  fetihlerinden sonra Müslümanlarla olan antlaşmaları bozmuş ve İslâm hâkimiyetinden geri dönmüşlerdi.[14]

Şam karargahına bağlı altı bin yahut sekiz bin kişilik ordunun başında görev mahalline hareket eden Habîb b. Mesleme, Ermeniye fetihlerine Kâlîkalâ'nın (Erzurum) fethiyle başladı. Bunu müteakip Ahlat üzerinden Ermeniye'nin eski bir merkezi olan Artaşat'a (Artaxata) geçen Habîb b. Mesleme, buradan Dvin önlerine inerek kaleyi muhasara altına aldı. Kurdurduğu mancınıklarla şehir halkını sıkıştıran Habîb b. Mesleme'nin bu seferki Dvin muhasarasının birkaç gün gibi kısa bir zaman sürdüğü anlaşılıyor.[15] İslâm ordusuna karşı dayanamayacaklarını anlayan kale halkı eman ve barış istemek zorunda kalmışlardı. Bu isteği yerine getiren Habîb b. Mesleme, Dvin halkına bir de eman-nâme verdi.[16]

Buna göre kale halkının canlarına, mallarına, kiliselerine, mabetlerine, şehirlerine, şehir surlarına dokunulmayacak; cizye ve haraçlarını ödemeye devam ettikleri müddetçe de bu emân-nâmedeki taahhütler yerine getirilecekti.[17] Böylece Dvin, kısa süreli el değiştirme yahut geri dönmelerin dışında, nihaî olarak İslâm hâkimiyetine alınmış oluyordu (25/645-646).[18]

Dvin'in Müslümanların eline geçmesi Bizans'ı rahatsız etmişti. Çünkü Ermeniye, Bizans İmparatorluğu topraklarına doğudan gelebilecek saldırılara karşı bir kale görevini ifa ediyordu. Buranın elden çıkması, İmparatorluk toprakları bakımından tehlike arzediyordu.[19] Esasen Ermeniye hilâfet için de aynı önemi haizdi. Buranın  fethi, özellikle el-Cezîre  bölgesi için bir istinat kalesi olarak güvenliğini sağlayacak, Müslümanların Anadolu'yu ele geçirmelerine de zemin hazırlamış olacaktı.[20] 

Ermeniye ve Ermenilerden vaz geçmeyen Bizans İmparatoru II. Konstans (641-668), Müslümanlarla savaşmak üzere bir askerî birliği bu bölgeye sevketti.[21] Ermeni orduları komutanı Theodoros Rştuni de hâlâ Bizans ittifakında  bulunuyordu. Bizans ve Ermeni ordularının Müslümanlara karşı vermiş oldukları mücadeleler sonucu Ermeniye 647 yılında kısa bir süre de olsa Bizans hâkimiyetine alındı.[22] Fakat daha sonra İslâm ordularına karşı mukavemet edemeyeceklerine karar veren Theodoros Rştuni'nin Müslümanlarla anlaşmaya varması (653),[23] Bizanslıların işini zorlaştırdı.

Theodoros Rştuni'nin Müslümanlarla anlaşmaya vardığını duyan II. Konstans, özel bir çağrı ile Ermenileri himayesine almayı teklif ettiyse de, ret cevabı aldı. Ermeniler, Müslümanların kendilerine göstermiş oldukları iyi muamele ve vermiş oldukları haklar dolayısiyle İslâm hâkimiyetini  Bizanslılara tercih etmişlerdi.[24] Bu duruma kızan İmparator, kalabalık ordusuyla[25] Ermeniye üzerine yürüyerek (654), o kışı Dvin'de geçirdi.[26]  II. Konstans, baharın gelişiyle Müslümanlarla anlaşmaya varan Theodoros Rştuni'yi cezalandırmayı planlıyordu. Ancak İmparator bu planını gerçekleştiremeden, adamlarında Mavriyanus'u (Maurianus) Ermeniye işleriyle görevlendirerek, İstanbul'a dönmek zorunda kalmıştı.[27] Bunun üzerine İslâm ordularından yardım alarak harekete geçen Theodoros Rştuni, Ermeniye ve merkez Dvin'de Bizans varlığına son verdi.[28]

Theodoros Rştuni bu başarısından dolayı Müslümanlar tarafından Arran, Gürcistan ve Ermeniye idaresinin başına getirildi (654-658).[29] Böylece bölgede İslâm hâkimiyetindeki idarî otorite sağlanmış oluyordu.[30] Gerçi bu durum, Müslümanlar arasında hilâfet anlaşmazlığından  çıkan iç savaşlar sırasında Bizanslılar ve bir kısım Ermeniler tarafından bozuldu ise de, idarenin Muâviye b. Ebî Süfyan'ın elinde toplanmasıyla (40/660-661), yeniden istikrara kavuşmuş oldu.[31]

Müslüman Nüfusun Dvin'e Yerleştirilmesi

İslâm hâkimiyetine alınan Dvin, başlıca Ani, Ararat, Sıuni ve Artaşat gibi önemli yerleşim alanlarının yer aldığı geniş bir bölgede, Müslüman valilerin bulunduğu idare merkezi durumuna getirildi.[32] Kalede yerleştirilen beş bin kişilik İslâm ordu garnizonu, Dvin ve bölgesinde Müslüman varlığının temelini oluşturdu.[33] Bu askerî garnizon, Ermenilerin de katılacağı onbeş bin kişilik bir güçle Dvin ve Ermeniye'nin savunmasında bulunacak, aynı zamanda Kafkaslardaki yerleşim merkezlerine karşı akınlar tertipleyecekti.[34]

Ermeniye'de fethedilen şehirlerde huzur ve sükûnet sağlanınca, Müslüman Araplar buralara yerleşmeye başladılar. Berde'a (Berde), Tiflis, Ahlat, Dvin, Malazgirt ve Erciş Müslümanların en çok yerleştikleri şehirlerdi.[35] Bilhassa Dvin, Erzurum, Erciş ve Nahçıvan gibi merkezler birer uç şehir statüsüne tabi tutulmuşlardı. O bakımdan bu merkezlerin nüfus ve diğer yönlerden güçlendirilmelerine itina gösteriliyordu.[36]  Bu uygulamadan hareketle Ermeniye'ye görevlendirilen valilerden,[37] bazı Arap kabilelerini Dvin'e yerleştirenler olmuştu. Harun er-Reşîd döneminin (786-809) Ermeniye valisi Yusuf b. Raşid es-Sülemî (l70/786-787), Nizâr kabilesinden bir grubu Ermeniye'ye yerleştirdi.[38] Bunu takip eden vali Yezid b. Mezyed eş-Şeybanî ise (l7l/787-788), Rabîa oğullarından çok sayıda Müslüman Arabı Ermeniye'ye nakletti.[39] Yine Harun er-Reşîd zamanında Ermeniye valiliğini yürüten Abdülkebir b. Abdulhamîd el-Adevî de[40] Mudar kabilesine mensup Arapları Ermeniye'ye yerleştirdi.[41] Böylece  Dvin bölgede Müslüman varlığının kalesi olmuş ve bir İslâm beldesi durumuna gelmişti.[42]

Müslüman nüfusla zenginleşen Dvin, İslâm sanat ve mimarisiyle de mamur hale getirildi. Muâviye b. Ebî Süfyan'ın Abdullah b. Hâtim'den sonra Ermeniye valisi Abdülaziz b. Hâtim b. en-Nu'mân (4l/661-662), Dvin'i âdeta yeniden kurdu. Burası müstahkem bir kale durumuna getirilerek, camisi genişletildi. Abdülaziz'in Ermeniye'deki faaliyetleri Dvin'le de sınırlı kalmadı. Daha önce gerek savaşlar ve gerekse depremler sonucu harabeye dönen Nahçıvan, Berde'a ve Beylekân da imâr gördü.[43]

Dvin'de en çok imâr faaliyeti, Halife Velid b. Abdülmelik döneminde (705-715) gerçekleştirildi. Velid tarafından yeniden Ermeniye valiliğine getirilen, siyasette dehası ve keskin zekasıyla tanınan Abdülaziz b. Hâtim, kendisine has geliriyle şehri genişleterek, surlarını yenilemiş, kapılarını sağlam bir duruma getirmiş, surların etrafına hendek kazdırarak, suyla doldurtmuştu.[44] Bu vali zamanında diğer önemli şehirler de mamur hale getirilmiş, içte huzur ve sükûnet sağlanmış, İslâm dini Ermeniye'de en çok bunun döneminde yayılmıştı.[45]

Ermeniye'de askerî ehemmiyeti olan yolların Dvin'le bağlantılarının sağlanması önem arzediyordu.[46] Ermeniye valisi Huzeyme b. Hâzim (öl.l03/721) de daha çok bu yönde hassasiyet göstererek, Dvin'le Nahçıvan arasındaki askerî yolu mamur duruma getirdi.[47] Vali Huzeyme'nin Dvin ve Nahçıvan'da gerçekleştirdiği gelişmelerden biri de, bölgede o zamana kadar hiç görülmemiş olan arazi ölçümü, bir nevi kadastro uygulamasını başlatmış olmasıdır.[48]

Harun er-Reşîd'in Ermeniye valileri Yusuf b. Raşid es-Sülemî ve Yezid b. Mezyed eş-Şeybânî (öl.l85/801) zamanlarında da, başta Dvin olmak üzere bölgedeki diğer önemli şehirlerde imâr ve iskân faaliyetlerine devam edildi.[49]

Bu gelişmelere sahne olan Dvin, zaman içinde bunların artışıyla bölgede gözde şehir durumuna geldi. Bu şehrin bakımlı oluşu, ticareti, sanayii ve diğer yönleriyle seyyahların zengin anlatımlarına konu oluyordu. Onuncu asır İslâm coğrafyacıları ortak ifadeleriyle Dvin'in Erdebil'den büyük bir şehir olduğunu, düzenli sokakları, bağları, bahçeleri, suları ve daha birçok güzelliklerinin bulunduğunu kaydediyorlar.[50]

Aynı zamanda Dvin,  İslâmî ilimlerin tahsil edildiği, Müslüman bilginlerin yetiştiği bir merkez oluşuyla da gelişmişlik arzediyordu. Dvin'de Hankâh'ın bulunduğunu ve burada Tasavvuf ilminin tahsil edildiğini kaydeden Makdisî'nin (öl.380/990-991), şehirdeki Müslüman halkın çoğunluğunun Hanefi mezhebinde olduğunu söylemesi de ayrıca dikkat çekiyor.[51] Belâzurî[52] ve Yakut el-Hamevî'nin[53] kayıtlarından Dvin'de önemli İslâm bilginlerinin de yetiştiği anlaşılıyor.

Dvin'de Müslüman -Ermeni Münasebetleri

İslâm ordusu komutanı Habîb b. Mesleme'nin Dvin halkına yazmış olduğu emân-nâmeden anlaşıldığına göre,[54] burada Hıristiyan, Yahudi ve Mecusî olarak üç din mensubu halk yaşıyordu. Aynı emân-nâme ile bu insanlara dinlerini yaşama hürriyeti verilmiş, Kiliselerine, Havralarına yahut Ateşgedelerine dokunulmayacağı, bilakis koruma altına alınacağının sözü verilmişti.[55]  Bunun yanında Müslümanlar, Dvin'deki insanları ve bu şehri dış saldırılara karşı koruyacaklarını taahhüt etmişlerdi.[56] Bu bakımdan Ermeniler bundan sonra Müslümanları, "Bizanslılardan çok daha müsamahalı ve fethettikleri şehirlerin sâkinlerine dinlerini yaşama hürriyeti veriyorlar" şeklinde tanımış ve bilmişlerdi.[57] Nitekim Ermenilerden zamanla İslâm dinini kabul edenler olmuştu. Ancak bu hususta herhangi bir zorlama söz konusu değildi.[58]

Dvin'deki Ermenilerin yaşantı, düşünce ve inançlarında bir sıkıntı ve baskıya maruz kalmadıkları, daha sonraki zamanda İslâm coğrafyacılarının bu şehir nüfusuyla ilgili vermiş oldukları sayılarda da kendini gösterir. Dokuz ve onuncu asır İslâm coğrafyacıları Dvin'le ilgili bilgi verirken, Hıristiyanların buradaki nüfusun çoğunluğunu oluşturduklarını kaydediyorlar.[59]

Ermeni orduları komutanı Thedoros Rştuni ile 653 yılında varılan anlaşma, Müslüman-Ermeni yaklaşımını daha güçlü bir duruma getirdi. Antlaşma metninde yer alan hususlar da yine Ermenilerin lehine kararlaştırılmıştı.[60] Buna göre de kendilerine malî kolaylıklar sağlanan Ermeniler, yine korumaya alınacak ve hiç bir haklarına dokunulmayacaktı.[61] Müslümanların tanıdığı bu cazip haklar, Ermenilerin İslâm hâkimiyetini kabul ve Bizans hâkimiyetini reddetmelerine yeterli bir neden olmuştu.[62] Ermeniler ilk olarak İmparator II. Konstans'ın himaye teklifini reddetmiş,[63] ikinci olarak da II. Justinianus'un hâkimiyetini kabul etme hususundaki tehdit-vâri isteğini geri çevirmişlerdi.[64] Bizans İmparatorunun vaatlerine artık güvenmeyen Ermeniler, "Sizin hâkimiyetinize kaç sefer boyun eğdik, ancak aşağılanmak ve hafife alınmaktan başka bir şeyle karşılaşmadık. Bizi şimdi anlaşmaya vardığımız Araplarla kendi halimize bırakın. Çünkü onlar, bizi her türlü ihsanla ve haklarımıza riayetle donatıyorlar.[65] Ermenilerin İslâm hâkimiyetini benimsemelerinde belki en önemli etken, kendilerine din hürriyetinin verilmesi ve vergi kolaylığının getirilmesiydi.[66] Dolayısıyla Ermeniler, İslâm hâkimiyetinde en müreffeh bir hayat tarzı sürdürdükleri gibi, Kilise ve Hıristiyanlık anlayışları  da Müslüman korumasında en güzel günlerini görmüştü.[67]

Böylece Müslim ve gayri Müslim halklar Ermeniye ve Dvin'de karşılıklı haklara riayet ederek bir uyum içinde yaşamışlardı. Ermeni toplumu için özellikle 661 ve 685 tarihleri arasında geçen yirmi dört yıl, bu kaynaşma ve sükûnetin en parlak zamanı olmuştu.[68] Bu yaklaşımı toplumların mabetlerinde de görmek mümkündür. Dvin'e uğrayan yahut burayla ilgili bilgi veren İslâm coğrafyacıları kendi zamanlarında bile bu şehirde Cami ile Kilisenin yan yana bulunduklarını, birinden ezan ve diğerinden ise çan sesiyle mensuplarının mabede, ibadete çağrıldıklarını kaydediyorlar.[69] Aynı durum Ermenilerin yaşayışlarına da yansımıştı. Dvin'de bulunan Ermeniler, giysileri, adetleri ve ahlâklarında Müslümanlar gibi yaşıyorlardı.[70] Bölgede görev yapan Müslüman valiler gibi, Ermeni Kilisesi Patriklerinin de Dvin'de bulunmaları,[71] bu iki toplum yaklaşımının liderler boyutunu oluşturuyordu.

Dvin'de bulunan Müslüman valiler de, Ermenilerle iyi bir muamele ve hoşgörülü bir yaklaşım içinde olmuşlardı.[72] Ermeniye ve Dvin halkına karşı aftan yana bir yol izleyen valiler, haraç hususunda da az bir şeye rıza gösteriyorlardı.[73]Dönemin Ermeni tarihçisi Sebéos'a göre ilk fetihler sonrası bir müddet vergiden muaf tutulan Ermeniler, daha sonra haraç ve cizye miktarlarında da serbest bırakılmışlardı.[74] Halbuki Ermeniler daha önce Bizanslıların ağır vergi yükü altında zor günler geçirmişlerdi.[75]

Valiler, Ermenilere karşı olumlu bir yaklaşımı da idarî noktada göstermişlerdi. Dvin'de bulunan Ermeniye valileri daha çok vergi işleriyle meşgul oluyorlar, yolların emniyetini sağlama ve askerî harekatları yürütmekle görevli bulunuyorlardı. Eyaletin içişlerinin idaresi ise Rştuni, Mamikonien, Bagratuni ve Ardzruni gibi Ermeni asil-zâdelerinden birine veriliyordu.[76] Halife Hişam b. Abdülmelik'in Ermeniye valisi Mervan b. Muhammed görev mahalline geldiğinde (732) Ermeni liderleriyle Halife adına iyi bir şekilde konuşmuş, kendilerine ihsanda bulunarak, Aşot Bagratuni'yi Ermeniye hâkimi olarak tayin etmişti.[77]

Ermenilerin Bizans ve Hazarlara karşı İslâm orduları tarafından korunmaları, Müslüman-Ermeni münasebetlerine ayrı bir canlılık kazandırmıştır.

Bizanslılar, Ermeniye'nin İslâm hâkimiyetine alınmasıyla, hem kendi mezheplerini benimsetme ve hem de bölgede yeniden hâkimiyet kurma düşüncesiyle Ermenilere büyük sıkıntılar yaşatmışlardı.[78] Bizans İmparatorları II. Konstans ve II. Justinianus'un Ermenilere çektirmiş oldukları sıkıntılar ve Müslümanların onlara karşı vermiş oldukları mücadeleler bunların başında gelir.[79]

Ermeniye, Halife Abdülmelik b. Mervan döneminde (65-86/785-705) Bizans saldırılarının belki en şiddetli olanını yaşamıştı. Hilâfetin içinde bulunduğu sıkıntılardan istifade ederek[80] Müslümanlarla olan antlaşmayı bozan İmparator II. Justinianus (685-695), Ermeni Prensi Aşot Bagratuni'yi de yanına çekerek,[81] Leontius komutasındaki bir Bizans ordusunu Ermeniye'ye gönderdi. Ermeniye'yi büyük bir tahribata uğratan Leontius, burada kısa bir süre de olsa (686-689) Bizans hâkimiyetini ilan etti.[82]

Abbasîler döneminde çoğu zaman Bizanslılarla iş birliği yapan Ermeniler, yine de sıkıştıklarında Müslümanların himayesine sığınıyorlardı.[83] Nitekim İmparator VI. Konstantinos'un (780-797) 794 yılında kendi idaresinde bulunan birçok  Ermeni'yi zorla Sicilya'ya sürdürmesi üzerine Ermeniler, Bizans hâkimiyetini reddederek, Müslümanların himayesine girmişlerdi.[84]

İslâm orduları Ermeniye'nin huzuru ve Ermenilerin kurtuluşu  için Hazarlara karşı da mücadele vermiş ve zor anlar yaşamışlardı.[85]Güney Kafkaslarda hâkimiyet kurmak isteyen Hazarlar, Bizanslılarla da ittifak ederek, Ermenilerin de içinde bulunduğu bölge halklarına büyük sıkıntılar yaşatmışlardı.[86] Emevî halifeleri II. Yezid b. Abdülmelik (101-105/720-724) ve Hişam b. Abdülmelik (105-125/724-743) dönemleri Hazarların Ermenileri en fazla sıkıştırdıkları bir devredir.[87] Ermeniye'ye saldırarak birçok yeri istila eden Hazarlar, ülkenin tamamını talan etmiş ve çok sayıda esiri de yanlarında götürmüşlerdi.[88] Bu bakımdan Ermeniye valiliğine tayin edilen Mervan b. Muhammed, görev mahalline geldiğinde (732), Ermeniler tarafından âdeta bir kurtarıcı olarak coşkuyla karşılanmıştı.[89] Dolayısıyla Hazar saldırılarına maruz kalan Ermeniler, Müslümanlara olan ihtiyaçlarını daha iyi hissetmiş ve bunlara karşı mücadelelerde İslâm ordularının yanında yer almışlardı. Böylece de iki toplum arasındaki yaklaşım ve dayanışma daha güçlü duruma gelmişti.[90]

Hazarlar, Abbasîlerin ilk dönemlerinde de Ermeniye'ye olan saldırılarını devam ettirmiş, İslâm orduları ise bunlara karşı gerek bölge ve gerekse buradaki halkın korunması yönündeki mücadelelerini sürdürmüşlerdi.[91]

Ne var ki bütün bunlara rağmen Ermeniler, bazen Ermeniye valilerinin yanlış uygulamalarından,[92] ama daha çok Bizans tahrikleri, Ermeni Patrikleri ve ileri gelenlerinin teşvikiyle İslâm hâkimiyetine karşı isyan hareketlerinden geri durmadılar.[93]

İslâm hâkimiyetine ilk olarak Hamazasp Mamikonien karşı çıktı. Hilâfet tarafından  Theodoros Rştuni'nin  yerine Ermenilerin başına getirilen (658) Hamazasp Mamikonien, daha önce Müslümanlarla olan anlaşmayı bozarak, sorumlu olduğu alanlarda Bizans hâkimiyetini ilan etti.[94]

Ermeniler, Muâviye b. Ebî Süfyan'ın güçlü siyaseti ve becerili idaresinde (40-60/660-680) sükûnetlerini bozamamışlardı. Ancak bu Halifenin ölümünden sonra (60/680), hilâfetin içine düştüğü sıkıntılardan ve iç mücadelelerden yararlanan Ermeniler, Gürcü ve Arran halkları gibi isyan hareketi başlatmışlardı.[95] İslâm hâkimiyetinden çıkmayı ve bölgede Müslüman varlığına  son vermeyi planlayan Ermenilerin[96] bu isyan hareketleri Halife Abdülmelik döneminde  de devam etti.

İslâm dünyasında yine sıkıntı, yine savaş vardı ve Ermeniler bu fırsatı da değerlendirmek istemişlerdi. Bu düşünceden hareketle, Ermeni Prensi Aşot Bagratuni (686-690), Abdülmelik'in Ermeniye'de bulunan Bizans ordusu üzerine göndermiş olduğu İslâm ordusuna karşı çıkarak, engellemeye çalışmış, ancak meydana gelen savaşta yenilgiye uğramaktan kurtulamamıştı.[97] Halbuki Aşot Bagratuni daha önce aynı Halife tarafından Ermeniye'nin içişlerinin idaresiyle görevlendirilmiş bulunuyordu.[98]

Aynı dönem Nahçıvan'da bulunan sekiz bin kişilik bir İslâm ordusu, Ağrı Dağı'nın kuzey eteklerinde mevzileşmiş olan Smbat Bagratuni komutasındaki müttefik Ermeni orduları tarafından, ağır kış şartlarının da etkisiyle, yenilgiye uğratılarak kılıçtan geçirilmiş ve ancak üç yüz kişi kurtulabilmişti (703).[99]

Müslümanların bu zayiatları üzerine Muhammed b. Mervan Ermeniye valiliğine tayin edilerek, kırk bin kişilik bir İslâm ordusunun başında bölgeye gönderildi.[100] Muhammed b. Mervan'ın Ermeniye'ye geldiği sırada bile ayaklanan Dvin Ermenileri, Müslümanları tuzağa düşürerek, kıyıma uğratmışlardı.[101]

Ermeniler, Velid b. Abdülmelik'in hilâfet makamına geçmesiyle (86-97/705-715), Abdülmelik zamanında Müslümanlarla varılan anlaşmayı bozarak, Bizanslıların Ermeniye'ye müdahale etmeleri girişiminde bulunmuşlardı.[102] Bu durumdan rahatsız olan Halife Velid, Ermeni feodalitesini ortadan kaldırmak için hazırlıklara başladı.[103] Bu sırada (705) Bizans-Ermeni müttefik orduları Muhammed b. Mervan komutasındaki Müslüman birlikleri karşısında yenilgiye uğramış ve Bizans ordusu Ermeniye'den süratle çekilmeye başlamıştı.[104] Bunun üzerine Velid b. Abdülmelik, ikta sahibi Ermenileri (naharar) tasfiye etme kararlılığını göstermiş ve bu hususta bölgedeki Müslüman görevlilere talimatlar vermişti. Halife Velid böyle bir uygulamayla, Ermenilerin Müslümanlara karşı olan mukavemetlerini nihaî olarak kırmayı planlıyordu.[105]

Emevîlerin yıkılışı ve Abbasîlerin idareyi ele geçirmeleri üzerine Ermeni isyanları birbirini takip etti. Bölgede Müslümanların idare merkezi olan Dvin, bu dönemde pek rahat değildi, zaman zaman Ermenilerin tazyikine uğruyor, valilerin ve diğer Müslümanların öldürülmelerine sahne oluyordu.[106] Dvin'de bilhassa 813 yılı itibariyle birbirini izleyen Ermeni isyanları âdeta durmak bilmiyordu.[107] Bu isyanlara karşı mücadele veren İslâm orduları ise zor durumlarla karşılaşmış ve çok sayıda kayıplar vermişlerdi.[108]

Sonuç olarak Dvin'in Müslümanlar tarafından fethiyle Ermeniye'de İslâmî dönem başlamış oldu. Ermeni orduları komutanı Theodoros Rştuni öncülüğünde varılan anlaşma, Müslüman-Ermeni yaklaşımında ilk adımı oluşturdu. Müslüman Arap kabilelerinin başta Dvin  olmak üzere, Ermeniye'nin önemli merkezlerine yerleşmeleriyle de iki toplum arasında sosyal hayatın hemen her alanında bir kaynaşma meydana geldi. Herkes kendi dini, örfü ve geleneklerinde hürdü, istediği gibi yaşayabiliyordu. Bunun yanında Ermenilere vergi ödemelerinde büyük kolaylıklar sağlanmış ve bu toplum dış saldırılara karşı da Müslümanlar tarafından korunmuştu.

Ancak Ermeniler, genelde Bizans tahrikleri, Ermeni Patrikleri ve yöneticilerinin de teşvikleriyle her fırsatta İslâm hâkimiyetine karşı isyan hareketlerinden geri durmamışlardı. Ermeniler o zaman da İslâm hâkimiyetinden çıkmak ve Ermeniye'de Müslüman varlığına son vermek istiyorlardı.

* Yrd. Doç. Dr., Kafkas Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi.

(Prof. Dr. Işın Demirkent Anısına, Dünya yayınları, Şubat 2008)

 

KAYNAKÇA

1 Bu hususlarla ilgili geniş bilgi için bk. Moses Khorenatsi, History of the Armenians, İngilizce’ye çev. Robert W. Thomson, London l980, s. 9l; Asogik de Daron, Histoire Universelle, Ermenice’den Fransızca’ya çev. E. Dolaurier, Paris l883, s. ll5, l47; H. A. Manandian, The Trade and Cities of Armenia İn RelationTo Ancient World Trade, ed. N.G. Garsoian, Lisbon l965, s. 46; Erich Kettenhofen, “Dvin”, Encyclopedia Iranica, California l996, VII, 616; Streck, “Ermeniye”, İslâm Ansikolpedisi, M.E.B. yay., İstanbul l993,III, 682; Yakut el-Hamevî, Şihabuddin Ebû Abdullah, Mu’cemü’l-Buldân, Beyrut l955, II, 239; el-Makdisî, Ebû Abdullah Muhammed b. Ebî Bekr el-Beşşârî, Ahsenü’t-Tekasim fî Ma’rifeti’l-Ekalim, nşr. M.J. De Goeje, Leiden l906, s. 377; Vardan, “Türk Fütuhatı Tarihi”, çev. Hrant D. Andreasyan, Tarih Semineri Dergisi, Cilt: l, Sayı: 2, l937, s. l60; Fayiz Necîb İskender, el-Hayât el-İktisadiyye fî Ermîniyye İbâne’l-Fethi’l-İslâmî, İskenderiyye l988, s. l7. Ayrıca Dvin adının kaynağı ve farklı yazılışlarıyla ilgili bk. V. Minorsky, Iranica, l964, s. 1 vd., Ali Ekber Dihhudâ, Lügat-nâme, Tahran l352, XIV, 431.

2 Bk. Astarciyan, K.L., Târîhu’l-Ümmeti’l-Ermeniyye, Musul l951, s. l63; Refik Beg el-Azm, Kitâbu Eşheri Meşâhiri’l-İslâm fî’l-Hurûbi’s-Siyasiyye, Beyrut l983, III, 699.

3 İbn Hubeyş, Ebû’l-Kasım Abdurrahman, Kitâbu’l-Gazavât, nşr. Süheyl Zekkâr, Beyrut l992, II, 368; Refik Beg, Eşher, III, 700; Abbâs Şuşterî, İran-nâme yâ Kârnâme-i İraniyân Der  Asr-i Sâsâniyân, Tahran l342, 361. Taberî, Ebû C’afer Muhammed b. Cerîr (Târîhu’l-Ümem ve’l-Mülûk, Beyrut l987, V, l44), bu gelişmeleri 22/642 olayları arasında veriyor.

4 Ya’kubî, ahmed b. Ebî Ya’kub b. Ca’fer b. Vehb, Târîhu’l-Ya’kubî, Beyrut tarihsiz,  II, l57; İbn Hubeyş, Gazavât, II, 368; Refik Beg, Eşher, III, 700; Wellhausen, J., İslâmın En Eski Tarihine Giriş, çev. F. Işıltan, İstanbul l960, s. 77.

5 Astarciyan, s. l63; Makdisî, Ahsen, s. 377.

6 Fayiz Necîb İskender, el-Müslimûn ve’l-Bızantıyyûn ve’l-Ermen fî Zav’i Kitâbâti’l-Müerrih el-Ermenî el-Muasır Sebéos, Kahire l993, s. 33; Astarciyan, s. l63. Ermeniye’de ilk İslâmî dönem fetihlere muasır Sebéos gibi Ermeni tarihçilerine dayanan bu bilgiler, İslâm kaynaklarında yer almamaktadır.

7 Movses Dasxuranci, The History of the Caucasian  Albanians, İngilizce’ye çev. C.L.F. Dowsett, London, s. 207; F. Necîb, el-Müslimûn, s. 36. Bu hususta  İslâm kaynaklarında bir açıklık bulunmamaktadır.

8 Movses Dasxuranci, The History of the Caucasian, s. 207; Grousset, Rene, Histoire De L’Arménie, Paris l947, s. 296; H. A. Manandian, “Les Invasions Arabes en Armenia”, Byzantion, XVIII (l948), Vaduz l964, l69; Becker, C.H., “The Expansion of The Saracans The Est”, The Cambridge Medieval History, Cambridge l926,  II, 353; Fayiz Necîb İskender, el-Fütûhâtu’l-İslâmiyye li Bilâdi’l-Kürc, İskenderiyye l988, s. 41. Belâzurî, Ahmed b. Yahya (Fütûhu’l-Buldân, nşr. A. Enis et-Tabba’-Ö. Enis et-Tabba’, Beyrut l987, s. 272), ve Taberî (V, 26) gibi İslâm kaynakları Müslümanların Arran, Gürzan (Gürcü memleketi), Büsfürrecân (Vaspurakan) ve Sîsecan (Sıuni)’ın içinde bulunduğu dördüncü Ermeniye (Ya’kubî, Târîh, II, l78)’ye olan akınlarının l9/640 tarihinden itibaren meydana geldiğini kaydederseler de, Dvin’in bu tarihte fethiyle ilgili açık bir bilgi vermiyorlar. Dvin’in ilk fetih tarihiyle ilgili kaynak tahlilleri için bk. F. Necîb, el-Müslimûn, s. 84 vd.

9 Bk. F. Necîb, el-Müslimûn, s. 95; Refik Beg, Eşher, III, 702.

10 H. Pasdermaciyan, Târîh-i Ermenistan, Farça. çev. Muhammed Kadî, (y.y.)l369, s. l50; Grousset, s. 269.

11 Gévond, Histoire Des Guerres Et Des Conquetes Des Arabes Armenie, Ermenice’den Fransızca. çev. Garabed V. Chahnazarian, Paris l856, s. 5-6; Astarciyan, s. l63; Manandian, “Les Invasions”, Byzantion, XVIII, s. l88; Grousset, s. 269; Edîb es-Seyyid, Erminiyye fî’t-Târîhi’l-Arabî, Halep l972, s.61.

12 F. Necîb, el-Müslimûn, s. 34.

13 Ya’kubî, Târîh, II, s. l68; Belâzurî, Fütûh, s. 277; ez-Zehebî, Şemsüddin Muhammed b. Ahmed, Siyeru A’lâm en-Nübelâ, nşr. M. Naim el-Arkusâî-Memûn Sağırcı, Beyrut l992, III, l88.

14 Refik Beg, Eşher, III, 703.

15 Belâzurî, Fütûh, s. 281; Astarciyan, s. l63; Sâbir Muhammed b. Deyâb Hüseyin, Ermîniyye Mine’l-Fethi’l-İslâmî İle’l-Müstehilli’l-Karni’l-Hamis el-Hicrî, Mısır l978, s. 29.

16 Belâzurî, Fütûh, s. 282.

17 Aynı yer

18 Moses Dasxuranci, The Histori of the Caucasian, s. 207; Belâzurî, Fütûh, s. 282; Refik Beg, Eşher, III, 702; Manandian, “Les Invasions”, Byzantion, XVIII, s. l70; Streck, “Ermeniye”, İA, IV, 3l8. Hz. Osman dönemi Dvin’in fethiyle ilgili farklı tarihler için bk. Taberî, V, 245; Belâzurî, Fütûh, s. 277; Manandian, “Les Invasions”, Byzantion, XVIII, s. l70.

19 F. Necîb, el-Müslimûn, s. 83.

20 Streck, “Ermeniye”, İA, IV, 324; F. Necîb, el-Müslimûn, s. 83.

21 F. Necîb, el-Müslimûn, s. 113.

22 Aynı eser, s. l09.

23 J. Laurent, L’Arménie Entre Byzance Et L’Islam, Paris l9l9, s. 33; Astarciyan, s. l64.

24 Agapyus b. Knstantîn el-Menbicî, el-Müntahab Min Târîhi’l-Menbicî, nşr. A.D. Ömer Abdüsselam Tedmürî, Lübnan t.y., s. 58; Astarciyan, s. l64.

25 II. Konstans’ın başında bulunduğu ordunun yüz bin veya yirmi bin kişi kadar olduğu tahmin ediliyor. Bk. Sebéos, Histoire D’Héraclius, çev. F. Macler, Paris l904, XXXV, s. l35; Astarciyan, s. l64; F. Necîb, el-Müslimûn, s. 57.

26 Astarciyan, s. l64; F. Necîb, el-Müslimûn, s. 58.

27 Sebéos, XXXV, s. l34; Astarciyan, s. l64; F. Necîb, el-Müslimûn, s. 58; Edîb, Ermîniyye, s. 70.

28 Astarciyan, s. l64; F. Necîb, el-Müslimûn, s. 58. Bu hususta farklı bir kayıt için bk. Agapyus, Târihu’l-Menbicî, s. 58;

29 Astarciyan, s. l64; F. Necîb, el-Fütûhât, s. 60.

30 F. Necîb, el-Fütûhât, s. 4l.

31 Gévond, s. 12; F. Necîb, el-Fütûhât, s. 67.

32 İstahrî, Ebû İshak İbrahim b. Muhammed, el-Mesâlik ve’l-Memâlik, nşr. M. Câbir, Kahire l96l, s. ll0; İbn Havkal, Ebû’l-Kasım en-Nusaybî, Kitâbu  Sûreti’l-Arz, Beyrut t.y., s. 294; L. Guy Strange, Buldânu’l-Hilâfeti’ş-Şarkıyye, Arapça. çev. Beşir Fransıs-Gorgis Avvâd, Bğdad l954, s. 2l6; W. Barthold, Tezkire-i Coğrafya-yıTârîh-i İran, Farsça. çev. Hamza Serdâdver, Tahran l308, s. 278; Pasdermaciyan, s. l52; F. Necîb, el-Fütûhât, s. ll-l3; Sâbir, Ermîniyye, s. 56.

33 Pasdermaciyan, s. l52; F. Necîb, el-Fütûhât, s. 42.

34 Astarciyan, s. l64; Pasdermaciyan, s. l52; F. Necîb, el-Fütûhât, s. 42.

35 Manandian, The Trade, s. l33; Edîb, Ermîniyye, s. 78.

36 Bk. Manandian, The Trade, s. 133.

37 Ermeniye valiliriyle ilgili bk. E.  Zambâur, Mu’cemu’l-Ensâb ve’l-Userâti’l-Hâkime fî’t-Târîhi’l-İslâmî, Arapça. çev. Zeki M. Hasan-H. Ahmed Mahmud, Kahire l95l, II, 272 vd.

38 Ya’kubî, Târîh, II, 426; Sâbir, Ermîniyye, s. 91.

39 Aynı yerler. Ya’kubî (Târîh, II, 426), kendi zamanında (öl.284/897) Rabîa oğullarının Ermeniye’de çoğunluğu oluşturduklarını kaydediyor.

40 Ubeydullah b. el-Mehdî’nin vekili olarak gönderilmişti. Zambâur, II, 272.

41 Ya’kubî, Târîh, II, 426; Sâbir, Ermîniyye, s. 91.

42 Bk. Streck, “Ermeniye”, İA, IV, 324; Sâbir, Ermîniyye, s. 56.

43 Belâzurî, Fütûh, 288, Türkçe çev. M. Fayda, Fütûhu’l-Buldân, Kültür Bakanlığı yay., Ankara 2002, s. 293; Manandian, The Trade, s. l33; Edîb, Ermîniyye, s. 76.

44 Manandian, The Trade, s. l33; Sâbir, Ermîniyye, s. 49-50.

45 Astarciyan, s. l66.

46 F. Necîb, el-Hayât, s. 48.

47 Bk. Ya’kubî, Târîh, II, 426; Sâbir, Ermîniyye, s. 91.

48 Belâzurî, Fütûh, s. 296.

49 Bk. Ya’kubî, Târîh, II, 426; ez-Ziriklî, Hayreddin, el-A’lâm, Beyrut l990, VIII, l88; Sâbir, Ermîniyye, s. 91.

50 Bk. İstahrî, s. ll0-lll; İbn Havkal, s. 294; Makdisî, Ahsen, s. 377.

51 Makdisî, Ahsen, s. 379.

52 Fütûh, s. 282.

53 Mu’cemu’l-Buldân, II, 439. Ayrıca bk. İbn Havkal, s. 299.

54 Belâzurî, Fütûh, s. 282.

55 Aynı yer

56 Aynı yer

57 Bk. F. Necîb, el-Müslimûn, s. 53.

58Pasdermaciyan, s. l54.

59 Bk. İstahrî, s. ll0; İbn Havkal, s. 294; makdisî, Ahsen, s. 377; Yakut, II, 239.

60 Bu antlaşma metni ve alınan kararlarla ilgili  bk. Sebéos, XXXV, s. l33; Pasdermaciyan, s. l50; Astarciyan, s. l64; F. Necîb, el-Müslimûn, s. 48.

61 Aynı yerler.

62 F. Necîb, el-Müslimûn, s. 50.

63 Bk. Agapyus, Târîhu’l-Menbicî, s. 58.

64 Edîb, Ermîniyye, s. 79-80.

65  Aynı eser, s. 80.

66 Bk. Sebéos, XXXV, s. l33.

67 Gévond, s. l4; F. Necîb, el-Müslimûn, s. 70; Sâbir, Ermîniyye, s. 4l; Edîb, Ermîniyye, s. 77.

68 Bk. Belâzurî, Fütûh, s. 288; Astarciyan, s. l65; Aristakeés de Lastivert, Ermîniyye Beyne’l-Bızantıyyîn ve’l-Etrak es-Selacika, Arapça. çev. F. Necîb İskender, İskenderiyye s. l983, s. l45; Ohanis, İbrahim, “Muâviye ve’l-Ermen”, el-Hadîs, yıl: 26, sayı: 2, Halep l952, s. l23; Sâbir, Ermîniyye, s. 4l.

69 İstahrî, ll0-lll; İbn Havkal, s. 294; Makdisî, Ahsen, s. 377.

70 F. Necîb, Ermîniyye, s. 28, dipnot: ll8; Sâbir, Ermîniyye, s. l55.

71 F. Necîb, el-Fütûhât, s. l3; Sâbir, Ermîniyye, s. 56.

72 Edîb, Ermîniyye, s. 98-l00. Dvin’de farklı davranış ve yanlış uygulamada bulunan valiler de olmuşlardı. Ancak bunlar hemen azlediliyor, uzun ömürlü olmuyorlardı. Nitekim Ermeni Patriklerinden İslâm hâkimiyetine karşı sert çıkanlar da olmuştu. Patrik I. Dvid (728-751), Müslümanları çekemediği ve Ezan sesinden rahatsız olduğu için Dvin’i terketmişti. Bk. Astarciyan, s. l66; Pasdermaciyan, s. l54; Sâbir, Ermîniyye, s. 56, 95.

73 Belâzurî, Fütûh, s. 296; İbnu’l-Fakîh, Ebû Bekr Ahmed b. Muhammed el-Hemedanî, Kitâbu’l-Buldân, Leiden l302, s. 294

74 Sebéos, XXXV, s. l33; F. Necîb, el-Müslimûn, s. 48.

75 Gévond, s. l2-l3.

76 Pasdermaciyan, s. l52; F. Necîb, el-Hayât, s. 48; H. Dursun Yıldız, “Azerbaycan’da hüküm sürmüş bir Türk Hânedânı Sâc OğullarıII”, İ.Ü. Edebiyat Fakültesi Tarih Enstitüsü Dergisi, say: 9, İstanbul l978, s. ll8. Gerçi bu düzenlemede, bölgede İslâm hâkimiyetinin daha kolay ve sağlıklı yürütülmesi düşüncesi de yok değildi. Bk. F. Necîb, el-Fütûhât, s. 4l.

77 F. Macler, “Armenia”, The Cambridge,  IV, l56; Sâbir, Ermîniyye, s. 53; Edîb, Ermîniyye, s. 98.

78 Gévond, s. l6-l7; Theophanes, The Chronicle, İngilizce. çev. Harry Turtledove, Philadelphia l982, s. 62; Grousset, s. 307; Astarciyan, s. l64; F. Necîb, el-Müslimûn, s. 58.

79 Bk. Gévond, s. 30; Laurent, s. l5,33; Grousset, s. 307; Sâbir, Ermîniyye, s. 35.

80 Abdulmün’im Mâcid, et-Târîhu’s-Siyasî Li’d-Devleti’l-Arabiyye, Mısır l956, II, l73.

81 Bk. Grousset, s. 307; Sâbir, Ermîniyye, s. 43.

82 Theophanes, s. 62; Gévond, s. l6-l7; Grousset, s. 307; Abdulmün’im Mâcid, et-Târîhu’s-Siyasî, II, l74; Sâbir, Ermîniyye, s. 43-44.

83 Bk. Sâbir, Ermîniyye, s. 93 vd.

84 Grousset, s. 338; Sâbir, Ermîniyye, s. 93.

85 Bu hususta bk. Halife b. Hayyat, Târîh, Beyrut l993, s. 257; İbn A’sem el-Kûfî, Ebû Muhammed Ahmed, Kitâbu’l-Fütûh, Beyrut l986, VII, 258; İbnü’l-Esîr, İzzüddin Ebi’l-Hasan, el-Kâmil fî’t-Târîh, nşr. C. J. Tornberg, V, lll; H. Dursun Yıldız, İslâmiyet ve Türkler, İstanbul Ün. Ed. Fak. Yay., İstanbul l976, s. 25-3l;

86 Bk. İbn  A’sam, Fütûh, VII, 260; İbnü’l-Esîr, V, l05; Gévond, s. l5; F. Necîb, el-Fütûhât, s. 70-71.

87 Bu dönemde Hazar saldırıyla ilgili bk. Halife b. Hayyât, Târîh, s. 265; Belâzurî, Fütûh, s. 290; İbn Asam, Fütûh,  VII, 260; İbnü’l-Esîr, V, l4l; Abdulmün’im, et-Târîhu’s-Siyasî, II, 279.

88 Gévond, s. l5.

89 Gévond, s. ll0; F. Macler, “Armenia”, The Cambridge, IV, l56; Sâbir, Ermîniyye, s. 53.

90 Grousset, s. 3l6; Sâbir, Ermîniyye, s. 53.

91 Bk. Ya’kubî, II, 371; Sâbir, Ermîniyye, s. 94; H. Dursun Yıldız, “Hazarlar Arasında Müslümanlığın Yayılması”, VIII. Türk Tarih Kongresi, Ankara l981, II, 856.

92 Bk. Astarciyan, s. l66; Pasdermaciyan, s. l54; Sâbir, Ermîniyye, s. 45,95.

93 Ya’kubî, II, 489; F. Necîb, el-Fütûhât, s. 82; Sâbir, Ermîniyye, s. l84. Nitekim Erciş ve Bagrevand savaşlarının çıkmasında (772) Ermeni ileri gelenleri ve Papazlarının önemli rolleri olmuştu, bk. Sâbir, Ermîniyye, s. 80.

94 Gévond, s. l4; Grousset, s. 305; F. Necîb, el-Fütûhât, s. 65. Ayrıca bk, İbn Hubeyş, Gazavât, II, 375.

95 F. Necîb, el-Fütûhât, s. 71-72.

96 Aynı yer.

97 Grousset, s. 307; F. Necîb, el-Fütûhât, s. 70; Sâbir, Ermîniyye, s. 44.

98 Sâbir, Ermîniyye, s. 43.

99 Gévond, s. l9 vd.; Grousset, s. 3l0; F. Necîb, el-Fütûhât, s. 73; Sâbir, Ermîniyye, s. 46.

100 Belâzurî, Fütûh, s. 465; İbn A’sem, Fütûh, VI, 403; Grousset, s. 308; Astarciyan, s.  l65.

101 Bk. Moses Dasxuranci, Caucasian, s. 207.

102 Grousset, s. 312; Sâbir, Ermîniyye, s.  48.

103 Aynı yerler.

104 Aynı yerler.

105 Grousset, s. 3l3; Sâbir, Ermîniyye, s. 49.

106  F. Macler, “Armenia”, The Cambridge, IV, l56; Şakir Mustafa, Mevsuâtu Düveli’l-Âlem el-İslâmî ve Ricalihâ, Beyrut l993, I, 494; Sâbir, Ermîniyye, s. 78, 96, l02, l55.

107 Bk. W.E.D. Allen, A History of The Georgian People, yay. Haz. Sir Denison Ross, London l971, s. 81.

108 Bk. İbn A’sem, Fütûh, VI, 402.