Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

 

BİZANS’IN KARANLIK GÜNLERİ: İMPARATOR PHOKAS DEVRİ (602-610)

Birsel KÜÇÜKSİPAHİOĞLU*


 

Bizans’ın en zalim imparatorlarından birisi olarak kabul edilen Phokas’ın Trakyalı ve Bizans ordusunda görevli bir asker olması dışında hakkında çok fazla bilgi bulunmamaktadır.  Onun kendisinden önceki İmparator Mavrikios’a (582-602) yönelik ordu tarafından başlatılan isyan girişimi ile dikkatleri çektiği ve sonrasında ortaya koyduğu acımasız tavır ile de kendini gösterdiği görülmektedir. İsyanın başlamasında  bizzat imparatorun itibarının ordu nezdinde zedelenmesinin ve özellikle Avarlarla olan mücadele esnasında verdiği tepkinin yetersiz oluşunun etkisi bulunmaktadır. Ordu tarafından isyanın lideri olarak seçilen Phokas için de bu nedenler geçerli olmakla birlikte, onun bu isyan da özellikle yer alması muhtemelen Avarlarla olan mücadele esnasında ordunun düşüncelerini Mavrikios’a anlatmak için gelen ve içlerinde kendisinin de bulunduğu bir heyetin imparator tarafından ciddiye alınmayarak küçümsenmesi ardından da tahkir edilerek kovulması olabilir1. Ayrıca İmparator Mavrikios döneminde imparatorluğun içte ve dıştaki genel durumunun da isyanda payı olduğu muhakkaktır. Doğuda Sâsânîler, batıda Avar ve Slavlarla mücadele eden imparatorluk, bir yandan da iç sorunları ile uğraşmak zorunda kalmıştı. Demlerin yani Mavi ve Yeşillerin2 haddi aşan davranışları ile ordunun disiplinsiz ve sorumsuz hali durumu daha da güçleştirmişti. Bütün bu olumsuz koşullara bir de imparatorun Avarlara yönelik yeni bir seferi eklenince artık isyan için uygun ortam oluşmuş oldu.

Kaynakların 55 yaş civarında, sakallı, kalın kaşlı, çirkin ve kana susamış olarak tarif ettikleri ve yüzünde büyük bir yara izi olduğunu söyledikleri3 Phokas, 602 yılı Kasım ayında4 İmparator Mavrikios’a karşı ayaklanan ordu tarafından imparator ilan edilerek Roma adetlerine göre kalkan üzerinde kaldırıldı5. Bundan sonra İstanbul’a doğru yürüyüşe geçen Phokas, Pascal Kroniği’ne göre6, 23 Kasım’da Hebdomon’daki (Bakırköy) St. Ioannes Kilisesi’nde İstanbul Patriği Kyriakos (595-606) tarafından taçlandırılarak resmen imparator ilan edildi. Karısı Leontia da bu esnada imparatoriçe olarak taç giydi. Phokas 25 Kasım’da Altın Kapı’dan7 dört beyaz atın çektiği bir araba içinde şehre girerek Mese Caddesi boyunca Ayasofya önüne geldi ve büyük tezahürat eşliğinde saraya geçti. Rivayete göre alkış ve ilgi o kadar fazla idi ki bu tezahürattan sıkılmış ve yeterli olduğunu belirtmişti. Her kesimden taraftar bulan Phokas’a dönemin en güçlü siyasi partileri olan Maviler ve Yeşiller de sahip çıktı. Özellikle Yeşiller aristokrasiden nefret ettikleri ve toplumun alt grubundan olan insanlara hitap ettikleri için Phokas’ı çok çabuk bağırlarına bastılar ve onun lehinde tavır sergilediler. Böylesine ciddi bir isyandan kardeşi Petros vasıtası ile haberdar olan Mavrikios özellikle gelişmeleri halkın duymaması için çok uğraştı fakat başarılı olamadı. Bununla birlikte o bir taraftan muhalifinin yanında olduklarından habersiz Yeşiller ve Mavilerden destek isterken diğer taraftan da Phokas’a elçi heyeti gönderdi ancak Phokas bu heyeti kabul etmedi8. Mısır’ın Nikiu Piskoposu Ioannes’in kaydına göre İstanbul halkı isyanı ve Phokas’ın imparator ilan edildiğini duyunca çok endişelenmiş ve ağlayarak “bu şehre hristiyan bir imparator gerekir” diye feryat etmeye başlamıştı. Bunun üzerine Mavrikios da onlardan Phokas’ı ele geçirmelerini istemişti9. Fakat sonuçta ona karşı hiçbir şey yapamayacağını anlayan ve her şeyin kendi aleyhine döndüğünü gören Mavrikios, karısı Konstantina ve dokuz çocuğu10 ile birlikte yanlarında kendilerine bağlı üst düzey görevliler de olduğu halde kaçmayı tercih etti. Ancak şiddetli lodos yüzünden daha fazla ilerleyemeden Karamürsel (Praenetus) civarında yakalandılar ve Kadıköy’e getirildiler11. Daha İstanbul’da iken adamlarına Phokas’ın nasıl biri olduğunu soran Mavrikios “isyan hareketinde kendini göstermiş, fakat savaş meydanlarında bu kadar cesur biri değil” cevabını almış bunun üzerine “eğer o korkağın biri ise aynı zamanda canidir” cevabını vermişti. Bu dediğinde ne kadar haklı olduğu bizzat şahsına ve ailesine yapılan muamele ile ortaya çıktı. Phokas’ın adamları tarafından Kadıköy’e getirilen Mavrikios’un önce beş oğlu12 gözlerinin önünde hunharca katledildi. Bu durumu dehşet içinde izleyen imparator “sen adilsin yarabbi, bütün yaptıkların doğrudur” diyerek dua ettikten sonra aynı şekilde katledildi13. Theophanes’in kaydına göre Phokas, Mavrikios ve oğullarının kesilmiş kafalarının beş gün boyunca teşhir edilmesini istemiş ve şehir halkı da kafalar kokuncaya kadar gidip onları seyretmişlerdi14. Öldürülenler sadece Mavrikios ve oğulları ile sınırlı kalmadı. İmparatorun curopalatus (veya kouropalates)15 unvanına sahip kardeşi Petros ile üst derecedeki pek çok görevli de katledildi. İmparatorun kardeşi Petros ile birlikte Balkanlarda özellikle Avarlara karşı görevlendirilen orduya kumanda eden ve aynı zamanda Magister Milutum unvanına sahip saygın bir kişi olan Comentiolus ise katledilmekle kalmamış cesedi köpeklere atılmıştı16. İmparatorun oğullarından sadece bir tanesi, Theodosios, kaçmış ve hayatta kalmayı başarabilmişti. İmparatoriçe Konstantina ve üç kızı ise Nikiu piskoposu Ioannes’in kaydına göre17 İmparatorluk elbiseleri çıkartılarak hizmetçilerin giydiği türden kıyafetler giymeye zorlanmışlar ve bu şekilde önce bir eve ardından da bir manastıra hapsedilmişlerdi. İmparatoriçe kendisine yapılan dayanılmaz işkence sonrası boynu vurularak katledilirken üç kızı ile gelini ve pek çok akrabaları da öldürülmüşlerdi. İmparator ve ailesine yakın bazı asiller de zorla rahip yapılmışlar ya da sürgüne gönderilmişlerdi18.

Phokas’ın bu kötü muamelesi yüzünden ona duyulan nefret artmakta, onu ortadan kaldırmak için suikastlar düzenlenmekte ancak her defasında başarısız kalınmaktaydı. Her suikast girişimi ise onun acımasızlığını daha da artırmaktaydı. Phokas, kendisine karşı entrika çevirdiğinden şüphelendiği herkesi öldürmekten hiç çekinmedi. Mesela Illustris (veya Illoustrios)19 görevini ifa eden Elpidius’un başına gelenler onun şüphe karşısında ne kadar acımasız olduğunun apaçık göstergesiydi. Elpidius’un kendisine komplo kurduğundan şüphelenen Phokas önce onun dilini, ellerini ve ayaklarını kestirmiş sonra bir sedye üzerinde yatırılarak teşhir edilmesini istemişti. Elpidius’un bundan sonra gözlerinin oyulmasını isteyen Phokas ardından onun yakılmasını emretmişti20. Yine kendisine karşı haince plân kurduğunu düşündüğü saray görevlisi Makrabios’u kurşuna dizdirmiş ve cesedinin bir mızrağa geçirilerek herkesin ibret alması için izlenmesini emir buyurmuştu21. Generallerinden Narses’i ise ayaklandığı ve Sâsânî İmparatoru Hüsrev’i kendisine karşı kışkırttığı için diri diri yaktırarak cezalandırmıştı.

 Onun bu cinayetlerinden, tahta geçerken kendisinin en yakın destekçisi olan Yeşiller partisi de nasibini aldı. İmparatorluğunun ilerleyen dönemlerinde Yeşiller ile arasında sorunlar yaşamaya başlayan ve kendisinin onlar tarafından aşağılandığını gören Phokas, İstanbul Valisi (Prefectus)22 Kosmas’dan onları cezalandırmalarını istedi. Bunun üzerine vali, Yeşillerden bir kısmının elini ayağını keserek şehrin değişik bölgelerine astırdı; kiminin başlarını uçurdu, kiminin ise çuvallara doldurularak denize atılmasını emretti. Bu dayanılmaz muamele karşısında Yeşiller ayaklandılar ve şehri ateşe vererek, devlet binalarının çoğunu yaktılar. Olanlar karşısında Phokas o andan itibaren Yeşiller’in politika yapmalarını ve temsilcilerinin devlet makamlarına getirilmesini kesin bir emirle yasakladı.23 Phokas, kendisini hâlâ desteklemeye devam eden Mavilere ise dokunmadı. Hatta onların da desteğini alarak zorba rejimini devam ettirdi. İmparatorun Mavilere gösterdiği bu hoşgörü Yeşiller’in nefretini artırdı ve gerek imparatora gerekse muhalifleri olan Mavilere karşı tavır almalarına neden oldu. Yeşillerin Mavilere duyduğu kızgınlık çatışmayı da beraberinde getirdi ve bu iki grup arasındaki mücadele toplumun her kesimine yansıyacak derecede ağır oldu. Demetrios efsanesi bu dönemle ilgili şu çarpıcı ifadelerde bulunmaktadır: “Mavrikios’un halefi zamanında şeytanın, sevgi duygularını boğup bütün Doğu’da, Kilikya, Asya, Filistin ve civar yerlerde hatta imparator şehrine kadar nefret ekmek suretiyle nasıl toz bulutları savurduğunu çok iyi bilirsiniz. Dem’ler vatandaşlarının kanını sokaklarda akıtmakla yetinmeyerek birbirlerinin evlerine girdiler ve içeride bulunanları hiç acımadan öldürdüler; kaçamayacak kadar zayıf olan kadınları, çocuk, ihtiyar ve gençleri yukarı katlardan aşağıya attılar, vatandaşlarının tanıdık ve akrabalarının malını yağmaladılar ve evlerini ateşe verdiler”24. Bu zor yıllarda İmparator Büyük Konstantinos tarafından kurulan, daha sonra 425 yılında İmparator II. Theodosios tarafından genişletilerek yeniden şekillendirilen ve o ana kadar eğitimine kesintisiz devam eden Yüksek Okul da kapanmış ve Phokas bunun açılması için hiçbir şey yapmamıştı.25

İşkence ve zulüm kokan iktidarı döneminde  Doğuda İran ve batıda Avarlar ile mücadele etmesi kendisinden çok fazla beklenmese de özellikle İran’ın saldırıları karşısında Phokas’ın tepki vermek zorunda kaldığı görüldü. Ancak çok fazla başarılı olamadı. Theophanes’in kaydına göre, Hüsrev, Narses’in kışkırtması ile harekete geçse de aslında o, çok önceden İmparator Mavrikios’un intikamcısı olduğunu söyleyerek ayağa kalkmış, üstelik Mavrikios’un kaçtığı rivayet edilen oğlu Theodosios’un kendi yanında olduğu ve onu Bizans imparatoru yapacağını söyleyerek Phokas’a gözdağı vermişti. Phokas ona karşı ılımlı davranmaya çalışmış ancak Hüsrev’in hareketlerine ve kendisine aşağılayıcı tarzda mektuplar yazmasına engel olamamıştı. Sonuçta Hüsrev ordusu ile pek çok kere imparatorluğa saldırmış ve her defasında Bizans için önem arz eden yerleri ele geçirmeyi başarmıştı. 605 yılında Dara’nın düşmesi ile Sâsânîler Anadolu’ya kadar gelerek Kayseri’yi ele geçirmişler, hatta bir birlik Kadıköy’e kadar ilerlemişti. Bizans ise buna karşılık hiçbir şey yapamamıştı26. Sâsânîler ile mücadele etmek için görevlendirilen general Germanos da bu saldırılardan birinde ağır şekilde yaralanmış, daha sonra da hayatını kaybetmişti. Üstelik Phokas, İran ile daha iyi mücadele edebilmek için 604 yılında Avar Hakanı ile anlaşmayı tercih etmiş ve ona verdiği haracı artırma yoluna giderek batıdaki askerlerini doğuya kaydırabilmişti. Ne yazık ki bu tedbir bile İran karşısında pek fazla etkili olamadı.27

Phokas’ı sadece bir kişi, Batı dünyasının ruhani lideri Papa I. Gregorius çok sevdi. Çünkü Papa, İstanbul patriğinin “ökümenik” olmasına karşı olduğundan İmparator Mavrikios’a başvurarak bunun düzeltilmesini istemiş fakat Mavrikios, Papa’nın isteklerine karşı çıkarak reddetmişti. Mavrikios’un tam aksi bir yaklaşımla olaya bakan Phokas ise Papa’nın isteğini kabul ederek sevgisini kazanmayı başarmıştı. Bununla ilgili olarak Papa kendisine şu mektubu gönderecekti. “ ...Bugüne kadar derin bir matem içinde bulunan bütün imparatorluk ahalisi mükemmel icraatınızdan dolayı sevinsin...Herkes dindar imparatorun asasının en nihayet iade ettiği hürriyetten dolayı sevinsin. Çünkü diğer milletlerin kralları ile imparatorlar arasındaki fark şudur: Krallar kölelere, imparatorlar ise hür adamlara hükmederler”28. Phokas, Papa Gregorius’a karşı gösterdiği bu tutumla yetinmeyecek onun haleflerinden Papa III. Bonifatius’a Roma Kilisesi’nin üstünlüğünü kabul ettiğini ifade eden bir mektup gönderecek, Roma da onun bu tavrından duyduğu hoşnutlukla Roma Forumuna Phokas adına bir sütun diktirecekti.

Phokas’ın inanılmaz zulümleri ve dayanılmaz işkencelerine seyirci kalamayacağını anlayan Kartaca exzarkh’ı29 Herakleios30, oğlu Herakleios kumandasında bir filoyu Phokas’ın yönetimine son vermek için İstanbul’a gönderdi. Theophanes’in kaydına göre Herakleios 4 Ekim 610 tarihinde, direklerinde Hz. Meryem’in ikonaları bulunan gemileri ile Abydos civarına geldi.31

Phokas, Herakleios’un herhalde Abydos’a kadar geleceğini düşünemedi. Ama o yine de onu engellemek için çok uğraştı ancak başarılı olamadı. Herakleios’un bundan sonra ilerleyerek İstanbul’a kadar gelmesinden korktuğu için telaşa kapıldı ve bir taraftan kardeşi Domentziolosto’yu Uzun Sur’u32 koruması için görevlendirirken diğer yandan da başkenti korumak için hazırlıklar yapılmasını emretti. Ayrıca o, Herakleios’un annesi Epiphoneia ile nişanlısı Eudokia’nın İstanbul’da olduklarını öğrenmiş ve onların yakalanıp Nea Metania Manastırı’na kapatılmalarını emretmişti.33

Bu durumu öğrenen Herakleios ise, önce soğukkanlı olmaya çalışmış, yanındakilerle durum değerlendirmesi yaptıktan sonra Phokas’ın sürgün ettiği asillerden kendisine itaat arz etmek üzere yanına gelmiş olanları kabul ederek onlarla fikir alışverişinde bulunmuştu. Piskopos Ioannes’in bildirdiğine göre, Theodoros isminde üst düzey bir görevli pek çok senatörle birlikte Herakleios’un yanına gelerek ona bağlılıklarını sunmuşlar, onları gören çok sayıdaki sivil ve asker de aynı davranışta bulunmuşlardı34. Sonuçta Abydos’tan hareket etmeye karar veren Herakleios, Phokas’ın zulmünden kaçmış olan asilleri de yanına alarak filosu ile Herakleai’ya (Ereğli) çıktı. O burada iken, Kyzikos Metropolitanı Stephanos, Kutsal Meryem Kilisesi’nden aldığı bir taç ile yanına geldi ve burada onu taçlandırdı. Böylece Herakleios daha İstanbul’a gelmeden taçlandırılmış oluyordu.35 Herakleios herkesin kendi yanında olduğunu bilmenin verdiği cesaretle buradan ayrılarak İstanbul’a doğru yola çıktı. Ancak şehre girmeden muhtemelen gemileri ile Hebdomon yakınlarında demirledi. Onun yaklaştığı haberi şehirdekileri büyük bir heyecana sevk ederken Phokas’a duyulan nefretin artmasına neden oldu. Herakleios’un yaptıklarını büyük bir dikkatle takip eden Phokas, onun özellikle Uzun Sur bölgesinde kendisi ile savaşacağını düşünüyordu. Ancak Herakleios’un birliklerinin başka bir taraftan saldırması, plânlarını alt üst etti. Bu arada Yeşillerin kendisinin aleyhine giriştikleri mücadele de durumunu daha da zorlaştırdı. Yeşiller, Herakleios’un annesi Epiphania ile nişanlısı Eudokia’yı Nea Metania Manastırı’ndan çıkarırken bir taraftan da liderleri Kalliopas önderliğinde muhtemelen Theodosios limanı ve civarını ateşe verdiler. Phokas aleyhine başlatılan isyan kısa sürede onun yakalanması ile sonuçlandı36. Nikiu Piskoposu Ioannes’e göre üst düzey görevliler ve senatörler Phokas’ı yakalamışlar ve başından imparatorluk tacını aldıktan sonra zincirler içinde Herakleios’un bulunduğu St. Thomas Kilisesi’ne götürmüşlerdi37. Bizans tarih yazarı Nikephoras’a göre ise Phokas’ı, karısını lekeleyerek küçük düşürdüğü için kendisinden nefret eden Photios isminde birisi saraya girip ele geçirmiş ve imparatorluk kıyafetlerinin çıkarttıktan sonra siyah bir tunik giydirerek elleri arkadan bağlı bir şekilde Herakleious’un bulunduğu yere götürmüştü38. Paskal Kroniğin de39 610 yılı Ekim ayının altıncı günü şafak vakti saraydaki Baş Melek Mikhail Kilisesi’nin şapelinden çıplak vaziyette alınan Phokas’ın sürüklenerek limana götürüldüğü, burada bir sandala atıldığı ve ardından Herakleios’un huzuruna çıkarıldığı kayıtlıdır. İlk kez Phokas ile karşı karşıya gelen Herakleios ona, “imparatorluğu nasıl böylesine rezilce yönettiğini sormuş” Phokas da cevaben “sen benden daha iyi mi yöneteceksin!” diyerek karşılık vermişti.40 Bu konuşmadan sonra Herakleios adamlarına onun katledilmesi emrini verdi. Phokas’ın kolları, bacakları ve kafası kesildikten sonra bir kazığa oturtuldu. Daha sonra geride kalan vücudu sürüklene sürüklene Öküz Forumuna getirildi ve burada ateşe atılarak yakıldı. Kardeşi Domentziolosto ile diğer yakın adamları da aynı cezaya çarptırıldılar41. Bir tarihçinin “Şeytan bile ondan daha adamdı” diye bahsettiği insanların en acımasızı olan Phokas’ın da sonu katlettiklerinden farklı olmadı. Herakleios bundan sonra muhtemelen 5 veya 6 Ekim’de gemiden inerek toprağa ayak bastı. Aynı gün Patrik Sergios tarafından saray kompleksinin içinde yer alan St. Stephanos Kilisesi’nde imparator olarak taçlandırıldı. Aynı anda patrik tarafından Herakleios ile Eudokia’nın evlilik merasimi de yapıldı ve Eudokia imparatoriçe olarak taç giydi. Herakleios’un imparatorluğu senato tarafından da onaylandı. İlk yaptığı icraatlardan birisi Phokas’ın şehirde bulunan ikonlarını yaktırmak ve ona ait her şeyi ortadan kaldırmak oldu. Ayrıca Phokas’ı en başından beri destekleyen Maviler partisinin bayrağının da yakılmasını emretti42. Artık Herakleios ile yeni bir dönem ve yeni bir hanedan başlamakta ve Bizans’ın karanlık günleri şimdilik sona ermekteydi.

* Yrd. Doç. Dr., İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Ortaçağ Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi.

(Prof. Dr. Işın Demirkent Anısına, Dünya yayınları, Şubat 2008)

 

1 A.N. Stratos, Byzantium in the Seventh Century, terc. M. Ogilvie-Grant, Amsterdam 1968, s.  42 vd.

2 Halkın siyasi organizasyonları olarak isimlendirebileceğimiz Demler (Demos’lar), yani Maviler ve Yeşiller hipodromdaki at ve araba yarışlarının yanı sıra ekonomik ve güvenlik işleri yapar, ayrıca şehri çepeçevre saran surları korurlardı. Maviler, İstanbul’un zengin ve soylu kesiminin, Yeşiller ise toplumun daha alt gruplarının tüccar ve zanaatkârların desteğini alırlardı. Maviler Kadıköy Konsili’ne bağlı olduklarını söylerken, Yeşiller Monofizitleri savunduklarını belirtmekteydiler. Geniş bilgi için bkz. M. McCormick, “Factions”, The Oxford Dictionary of Byzantium,  Oxford 1991, C. II, s. 773-774.

3 Stratos, a.g.e., s. 57.

4 Chronicon Paschale, 284-628, trc. Michael Whitby-Mary Whitby, Liverpool 1989, s. 142.

5 Stratos, a.g.e., s. 45. Stratos, Phokas’ın askerleri tarafından kimi kaynaklara göre  exzarkh, kimilerine göre kral, kimilerine göre ise imparator olarak ilan edildiğini belirterek bunun kısa bir tartışmasını yapmaktadır.

6 Chronicon Paschale, aynı yer; The Chronicle of John, Bishop of Nikiu, terc. R.H. Charles, Oxford 1916, s. 165.

7 Porta Aurea veya Altın Kapı yada Yaldızlı Kapı denilen bu kapı sadece İmparatorların şehre girerken ve şehirden çıkarken kullandıkları kapı idi. Balkanlardan gelen Via Egnatia yolu (Draç-Okhrida-Vodena-Selânik-Silivri’den geçerek İstanbul’a giden yol) bu kapıdan geçtikten sonra Mese caddesi ile birleşir ve Ayasofya önlerinde son bulurdu.

8 Stratos, a.g.e., s. 46 vd.

9 The Chronicle of John, Bishop of Nikiu,  s. 164.

10 İmparator  Mavrikios’un, Theodosios, Tiberios, Petros, Paulos, Justinos ve Justinianos isminde 6 oğlu ve Anastasia, Theoctiste ve Kleopatra adında da 3 kızı vardı. Bkz. Chronicon Paschale, aynı yer.

11 Chronicon Paschale, s. 143 ve not 402; The Chronicle of John, Bishop of Nikiu, s. 165. Karş. Stratos, a.g.e., s. 48.

12 Theophanes’e ve Nikiu piskoposu Loannes’e göre 5 oğlu, Pascal Kroniği’ne göre ise 4 oğlu (Tiberios, Petros, Justinos ve Justinianos) katledildiler. Pascal Kroniği oğullardan Theodosios’un daha sonra katledildiğini belirtirken; Theophanes, Theodosios’un kaçtığını ve katledilmekten kurtulduğunu kaydeder. Bkz. Theophanes, The Chronicle of Theophanes, trc. Harry Turtledove, Philadelphia 1982, s. 1; Chronicon Paschale, aynı yer; The Chronicle of John, Bishop of Nikiu,  s. 165.

13 Theophanes, aynı yer; Chronicon Paschale, aynı yer; The Chronicle of John, Bishop of Nikiu, aynı yer. Ayrıca bkz. Stratos, a.g.e., s. 52; G. Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, Ankara 1991, s. 76.

14 Theophanes, aynı yer.

15 Geç antik dönemde curapalati diye bilinen bu unvan sarayın yapımı ve düzeninden sorumlu görevli için kullanılmaktaydı. Ancak VI. Yüzyılda özellikle İmparator Justinianos zamanında (527-565) bu unvan imparatorluk ailesi üyelerine ve yabancı prenslere verilir olmuştu.  Bkz. J. Bury, The Imperial Administrative System in the Ninth Century, London 1911, s. 333-335; A. Kazhdan, “Kouropalates”,  The Oxford Dictionary of Byzantium,  C. II, s. 1157.

16 Theophanes, aynı yer; Chronicon Paschale, aynı yer.

17  The Chronicle of John, Bishop of Nikiu, aynı yer; Chronicon Paschal, s. 144; Theophanes, s. 3-4.

18 Theophanes,  s. 5; Chronicon Paschal, s. 146.

19 Senatörler için kullanılan bir unvan. Bkz. A. Kazhdan, “Illustris”, The Oxford Dictionary of Byzantium,  C. II, s. 986-987.

20 Theophanes,  aynı yer; Chronicon Paschal, s. 145-146.

21 Theophanes,  s. 7-8.

22 Prefectus veya sonraları Eparkhos İmparatorluğun şehirdeki en yüksek memuruydu. Gerek halk gerekse şehirde bulunan yabancılar üzerinde tam bir otorite sahibiydi.

23 Theophanes,  s. 7.

24 P.G. Migne, Patrologiae cursus completus, Series Greco-Latina, Paris 1857 vdd, 116, 1261 ve AASS, Oct. 8, IV, s. 132’den naklen Ostrogorsky, a.g.e., s. 78, not 2. Paskal Kroniği, Maviler ve Yeşiller arasında 603 yılında çatışmaların yaşandığını ve şehrin ateşe verildiğini belirtir. Bkz. Chronicon Paschal, s. 145.

25 G. Buckler, “Byzantine Education”, Byzantium. An Introduction to East Roman Civilization, ed. N.H. Baynes, L.D. Moss, Oxford 1948, s. 216.

26 Theophanes, s. 1 vdd; The Chronicle of John, Bishop of Nikiu, aynı yer. Karş. Ostrogorsky, a.g.e., s. 78.

27 Theophanes, s. 3. Karş. Stratos, a.g.e., s. 66; Ostrogorsky, aynı yer.

28 A.A.Vasiliev, Bizans İmparatorluğu Tarihi, Türkçe terc. A. Müfid Mansel, Ankara 1943, C. I, s. 218.

29 İmparator Mavrikios tarafından biri İtalya Ravenna da diğeri Kuzey Afrika Kartaca da olmak üzere 2 Ekzarkh’lık kuruldu. Bu “dış hükümdarlık, uç beylik veya karakol” anlamına gelmekteydi.. Bunlar tam anlamı ile askerî teşkilat olup bütün sivil idare buraya tayin olunan askerî kumandanların yani Ekzarkh’ların eline verildi. Bunlar daha sonraları  oluşturulacak olan Themaların ilk örneklerini teşkil edeceklerdi.

30 Herakleios, imparator Mavrikios’un generallerinden olup, onun tarafından Kartaca ekzarkh’ı tayin edilmişti. O 608 yılı ortalarında kardeşi Gregorios ile birlikte Phokas’a isyan etti ve Phokas’ı istemeyenler tarafından da destek gördü. Phokas bu isyanı bastırmaya uğraşsa da Mısır’a sıçramasını engelleyemedi. Bkz. Chronicon Paschal, s. 149 ve not 416. Ayrıca bkz. Stratos, a.g.e.,80.

31 Theophanes, s. 6-9; Chronicon Paschal, s. 150; Nikephoros, Patriarch of Constantinople, Short History, terc. C. Mango, Washington 1990, s. 35; The Chronicle of John, Bishop of Nikiu, s. 176. Karş. Stratos, a.g.e., s. 83 vd; I. Demirkent, “Herakleios”, DİA, C. XVII, s. 210.

32 Bu sur, İmparator Anastasios döneminde (491-518) inşa edilmişti.

33 Theophanes, aynı yer. Karş. Stratos, a.g.e., s. 88-89; W. E. Kaegi, Heraclius Emperor of Byzantium, Cambridge 2002, s. 48.

34 The Chronicle of John, Bishop of Nikiu, s. 176.

35 Theophanes,  s. 9. Karş. Kaegi, aynı yer.

36 Stratos, a.g.e., s. 89; Kaegi, a.g.e., s. 49.

37 The Chronicle of John, Bishop of Nikiu, s. 177.

38 Nikephoros, a.g.e., s. 37

39 Chronicon Paschal, s. 151-152.

40 Nikephoros, aynı yer. Karş.  Kaegi, a.g.e., s. 50.

41 Chronicon Paschal, s. 152;Theophanes, s. 9; Nikephoros, aynı yer; The Chronicle of John, Bishop of Nikiu, 177-178. Karş. Stratos, a.g.e., s. 90; Kaegi, aynı yer.

42 Theophanes, aynı yer; Chronicon Paschal, s. 152-153. Karş. Stratos, a.g.e., s. 91; Kaegi, a.g.e., s. 51; Demirkent, a.g.m., aynı yer.