|
|
Büyük Selçuklu Devleti Emîri Atabeg Gümüştekin Cândâr Cihan Piyadeoğlu*
Büyük Selçuklu Devleti, 1092 yılı başlarında ekonomik, siyasî ve askerî alanda döneminin en güçlü devleti olarak hüküm sürmekteydi. Devletin en önemli iki siması vezir Nizâmülmülk’ün Ekim 1092, Sultan Melikşah (1072-1092)’ın da Kasım 1092 tarihlerinde peş peşe ölmesi devleti tam manasıyla bir buhrana sürüklemişti. O güne kadar muntazam işleyen devlet mekanizması Melikşah’ın veliahdı olan Berkyaruk’un karşısına pek çok taht iddiacısının çıkması sonucunda aksamaya başladı. Ülkenin değişik bölgelerine hâkim hanedan mensupları, kendi vezir ve emîrlerinin de etkisiyle Büyük Selçuklu tahtını ele geçirmek amacıyla harekete geçtiler. Bunun neticesinde devlet tam manasıyla bir kargaşa dönemine girdi. Yaklaşık 12 yıl süren bu kargaşa döneminde bazı emîrler devletin kaderi üzerinde belirleyici roller oynamaya başladı. Öyle ki bu emîrlerin desteğiyle taht iddiacıları savaşlar kazanmış veya kaybetmişlerdi. Daha önceki dönemde de faaliyetlerine rastladığımız Emîr Gümüştekin de bu emîrlerden biri olarak Berkyaruk’un sultan ilân edilmesi sırasında önemli bir rol üstlenmiş ve ona saltanatının ilk dönemlerinde destek vermişti. Sultan Melikşah’ın ölümünden önceki dönemde de Büyük Selçuklu Devleti’nin gözde kumandanlarından biri olan Gümüştekin Cândâr, Berkyaruk’un atabegliğini de yapmıştı[1]. Sadreddîn el-Hüseynî[2], Gümüştekin Cândâr’dan Berkyaruk’un veziri Emîr-i İsfehsâlâr[3] (sipehsâlâr) Gümüştekin el-Cândâr olarak bahsetmektedir. İsminde yer alan “Cândâr”[4] unvanından da anlaşılacağı gibi Gümüştekin, askerî bir sınıfa mensuptur. Gümüştekin Cândâr, muhtemelen Sultan Berkyaruk (1092-1104)’un tahta çıktığı ilk dönemde Emîr-i İsfehsâlâr olarak görev yapmıştır. Râvendî[5], Gümüştekin Cândâr’ın Sâve ve Abe (Ave)[6] taraflarında görev yaptığı dönemde Berkyaruk’un atabegi de olduğunu belirtmektedir. Emîr-i İsfehsâlâr, bulunduğu bölgenin emniyet ve asayişinin sağlanmasında da görev aldığına göre, Gümüştekin Cândâr, Sâve hakimiyeti sırasında da bu görevini ifa etmiş olabilir. Her iki durum da bu görevin içeriğiyle uyuşmaktadır. Gümüştekin Cândâr’ın Tarih Sahnesine Çıkışı Gümüştekin adına ilk kez Arslan Besasîrî’nin öldürülmesi olayında rastlıyoruz[7]. Sultan Tuğrul Bey’in, Besasîrî ile mücadele etmek üzere gönderdiği kumandanlar arasında Gümüştekin el-Âmidî adında bir kişi de bulunmaktadır. Bu şahıs savaş sırasında Besasîrî’yi öldüren kişidir. Eğer bu Gümüştekin Cândâr ile aynı kişiyse Âmidli’dir ve daha sonraki dönemde “Cândâr” unvanıyla anılmaya başlanmıştır. Gümüştekin Cândâr’ın Sultan Alp Arslan (1063-1072) döneminde de faaliyetlerine rastlamaktayız. Malazgirt Savaşı’ndan sonra Sultan Alp Arslan ile Bizans imparatoru Romanos Diogenes arasında yapılan anlaşma, Romanos Diogenes’in 1072 yılında ölmesiyle son bulmuştu. Bu gelişme üzerine Sultan Alp Arslan, Selçuklu şehzâde ve emîrlerine Anadolu’daki gazalara devam etmeleri emrini verdi. Bundan sonra Selçuklu emîrleri Anadolu’nun farklı bölgelerinde fetih faaliyetlerde bulunmaya başladılar[8]. Bu emîrlerden birinin de Gümüştekin Cândâr olması muhtemeldir. Nitekim Gümüştekin Cândâr’ın 1077 yılında Anadolu’da bulunduğu şeklinde bir rivayet mevcuttur. 1077 yılında Artuk Bey’in geri çağrılmasından sonra yerini alan Emîr Dânişmend, onun görevine devam etmiş, Amasya ve civarını Karadeniz sahiline kadar zapt etmişti. Bu sırada Elcezire sınırında bulunan Gümüştekin adındaki bir Türk komutanı Urfa, Nizip ve Âmid civarına yürüyerek burada bulunan Bizans kuvvetlerini bozguna uğrattı. Bu komutanın Sultan Melikşah’ın komutanlarından biri olan Gümüştekin Cândâr olduğu görüşü öne sürülmektedir[9]. Bu görüşe rağmen Gümüştekin Cândâr’ın 1077 yılından, Sultan Melikşah’ın ölümüne kadarki dönemde siyasî ve askerî alanda faaliyetlerine rastlanmamaktadır. Onun adı sadece Sultan Melikşah’ın 1087 yılında Bağdad ziyareti sırasında sultanla birlikte Bağdad’ta bulunan emîrler arasında geçmektedir[10]. 1077 yılındaki önemli kabul edilebilecek faaliyetinden sonra Gümüştekin Cândâr adına on yıl süreyle başka bir yerde rastlanmaması hayli dikkat çekicidir. Bu durum ancak onun daha ziyade sultanın yanında ve saray çevresinde görev aldığı şeklinde açıklanabilir. Sultan Melikşah’ın Bağdad Ziyareti Sultan Melikşah 1087 yılındaki Kuzey Suriye seferinden sonra Abbasî Hilâfet merkezi Bağdad’a gitti. Burada Halife Muktedî Biemrillah (1075-1094) ve veziri Zahireddîn Ebû Şüca tarafından büyük ilgi gören sultana, vezir Nizamülmülk de eşlik etmekteydi. Şehirde bir süre kaldıktan sonra Nizamülmülk ile birlikte Kûfe’ye giden Sultan Melikşah, Bağdad’a döndükten sonra halife tarafından huzura davet edildi. Bu davet sırasında Nizamülmülk, Selçuklu emîrlerini halifeye takdim etti. Halife, sultana hil‘atler ve değişik hediyeler sunduktan sonra Sultan Melikşah halifeyi selâmlayarak saraydan ayrıldı. Bu olay esnasında Melikşah’ın hil‘atinin sağ eteğini Gümüştekin Cândâr, sol eteğini ise Bağdad şahnesi Gevherâyîn tutuyordu[11]. Bu bilgi Gümüştekin Cândâr’ın sultana olan yakınlığını ifade etmesi açısından önemli olduğu gibi, yukarıda da belirttiğimiz üzere Gümüştekin Cândâr’ın sultanın yakın hizmetinde yer aldığına dair bir kanıt da kabul edilebilir. Berkyaruk’un Tahta Çıkartılması Sultan Melikşah’ın ölümünden sonra (16 Şevval 485/19 Kasım 1092) geride Berkyaruk, Muhammed Tapar, Sencer ve Mahmûd adında dört oğlu kalmıştı. Sultan, Bağdad’ta öldüğü sırada oğlu Mahmûd ile annesi Terken Hatun da bu şehirde onunla birlikte bulunuyordu. Oğlu Mahmûd’u tahta geçirebilmek için sultanın ölümünü gizleyen Terken Hatun, aynı zamanda halifeye bir elçi göndererek oğlu adına hutbe okutulmasını istedi. Halife Muktedî bunu reddettiyse de Terken Hatun’un ısrarı ve arkasındaki siyasî gücün etkisiyle bu isteği kabul etmek zorunda kaldı. Neticede Bağdad’ta Mahmûd adına hutbe okundu (22 Şevval 485/25 Kasım 1092). Terken Hatun ise daha sonra Melikşah’ın diğer oğlu veliaht Berkyaruk’un tutuklanması amacıyla Emîr Kürboğa[12]’yı Isfahan’a gönderdi. Kendisi de yanında vezir Tacülmülk olduğu halde adı geçen şehre doğru harekete geçti. Terken Hatun’un bu hareketini haber alan Nizamülmülk taraftarları (Nizamîler), Berkyaruk’u himaye ettiler ve onu şehirden çıkartarak Rey’e götürdüler. Bu esnada Nizamülmülk’ün adamlarından Erkuş da onlara katıldı. Erkuş’un yanında bulunan bir grup, Selçuklu veziri Tacülmülk’ten, Nizamülmülk’e düşmanı olması ve onu öldürtmekle itham edilmesinden dolayı nefret ediyorlardı. Ayrıca Nizamülmülk sağlığında veliaht olarak Berkyaruk’u desteklemişti. Bu yüzden onlar da Berkyaruk’un tarafını tuttular ve yanlarında bulunan Berkyaruk’u daha önce kendisine atabeglik yapmış olan Gümüştekin Cândâr’ın yanına götürdüler. Gümüştekin de Berkyaruk’u Rey şehrine götürüp tahta çıkmasını sağladı. Daha sonra Berkyaruk’un etrafında 20 bine yakın asker toplandı. Sonuçta Berkyaruk ile Mahmûd yandaşları Berucîrd civarında karşı karşıya geldi. Bu sırada Terken Hatun’un yanında bulunan bazı emîrlerin Berkyaruk’un tarafına geçmesiyle birlikte[13] daha da güçlenen Berkyaruk, bu sayede 485 yılı Zilhicce ayının son on günü/21-31Ocak 1093 tarihlerindeki mücadeleden galip çıkmayı başardı[14]. İsmail b. Yakutî’nin Bertaraf Edilmesi Berkyaruk’un ilk mücadeleden başarılı çıkması sonrasında Terken Hatun ve yandaşları Isfahan’a döndü. Durumu güçlenen Berkyaruk ise onların ardından gelerek şehri kuşattı. Bu sırada şehirde bulunan Nizamülmülk’ün oğullarından İzzülmülk, Berkyaruk’un yanına kaçtı. Berkyaruk onu hürmetle karşıladı ve tüm devlet işlerini ona bıraktı. Diğer taraftan Isfahan’da bulunan ve Mahmûd’un atabegleri[15] olan Emîr Üner ile Bilge Bey, Berkyaruk’a Isfahan kuşatmasını kaldırması şartıyla babasının mirasından 500 bin altın vermeyi önerdiler. Berkyaruk, içinde bulunduğu malî sıkıntı sebebiyle öneriyi kabul edip kuşatmayı kaldırdı[16]. Terken Hatun onun çekilmesinden faydalanarak oğlunu tahta geçirmek üzere tekrar harekete geçti. O, ilk olarak Selçuklu ailesinden Azerbaycan Emîri ve aynı zamanda Berkyaruk’un dayısı olan İsmail b.Yakutî’ye haber göndererek kendisiyle evlenmek istediğini bildirdi. Buna karşılık ondan Berkyaruk ile savaşmasını istiyordu. İsmail bu fırsattan yararlanarak tahtı ele geçirmek düşüncesiyle Terken Hatun’un teklifi kabul etti ve büyük bir orduyla harekete geçti. Terken Hatun, Emîr Kürboğa ve diğer bazı emîrleri ona yardıma gönderdi. Berkyaruk, İsmail’in bu hareketini haber aldığı zaman askerlerini toplayarak ona karşı yürüyüşe geçti. İki taraf Kerec yöresinde karşı karşıya geldi. İsmail’in yanında bulunan bazı emîrlerin, Berkyaruk’un tarafına geçmesinden sonra İsmail mağlup olarak Isfahan’a çekildi (486 yılı başı/Şubat 1093). Terken Hatun, İsmail’i iyi karşılayıp adına hutbe okuttu ve bastırdığı paralarda oğlu Mahmûd’tan sonra onun adının da geçmesini sağladı. Kısa süre sonra da İsmail ile evlenmek için harekete geçti. Fakat devlet işlerini yürüten ve aynı zamanda ordunun başkumandanı olan Emîr Üner ile diğer emîrler bu evliliğe karşı çıktılar. Onlar İsmail’in devlet yönetimini ele geçirmesinden endişe ediyorlardı. Aleyhine gelişen olaylar neticesinde Isfahan’da kalamayacağını anlayan İsmail, Terken Hatun’un yanından ayrılmak zorunda kaldı. Bu kez kız kardeşi ve Berkyaruk’un annesi Zübeyde Hatun’a haber göndererek onlara katılmak istediğini bildirdi. Zübeyde Hatun’un bu isteğe olumlu yanıt vermesi üzerine İsmail onların yanına gitti. Fakat onun amacı Berkyaruk’u öldürüp tahtı ele geçirmekti. Bu düşüncesini bir sohbet sırasında Selçuklu emîrlerinden Gümüştekin Cândâr, Bozan ve Aksungur’a açıklayınca, onlar İsmail’e hücum ederek onu öldürdüler (Şaban 486/Ağustos-Eylül 1093). Bu emîrler daha sonra olanları Zübeyde Hatun’a açıkladı. Kendisine yapılan açıklamalardan sonra Zübeyde Hatun, kardeşinin öldürülmesini sükûnetle karşıladı[17]. Berkyaruk-Tutuş Mücadelesinde Gümüştekin Cândâr Sultan Melikşah’ın ölümünden sonra Selçuklu tahtına geçmek için mücadeleye girişenlerden biri de Suriye hâkimi Melik Tutuş b. Alp Arslan idi. Tutuş, Sultan Melikşah, Bağdad’ta bulunduğu sırada ona itaatini bildirmek için yola çıkmış, fakat Bağdad’a varamadan sultanın ölüm haberini almıştı. O, hemen adına hutbe okutarak sultanlığını ilân etti (Muharrem 486/Şubat 1093). Daha sonra da Urfa valisi Bozan, Haleb valisi Aksungur ve Antakya valisi Yağısıyan’ı kendisiyle birleşmeye davet etti. Kendisine katılan bu emîrlerin yardımıyla Tutuş, Rahbe, Habur bölgesi, Nusaybin ve Musul’u zabt etti (Rebiülevvel 486/Nisan 1093). Bu başarısından sonra halifeye bir elçi göndererek kendi adına hutbe okutulmasını istedi. Bağdad şahnesi Gevherâyîn, Tutuş’a bu konuda yardımcı oldu. Fakat Halife Muktedî bu isteği kabul etmedi. Gevherâyîn de bu haberi Tutuş’a iletmek üzere Bağdad’tan ayrıldı. Tutuş ise Azerbaycan’a doğru harekete geçti. Bunu haber alan Berkyaruk, amcasını Azerbaycan’dan uzaklaştırmak için ordusuyla onu karşıladı. İki ordu arasındaki savaş öncesinde Aksungur ile Bozan, Tutuş’un yanından ayrılarak Berkyaruk’a katıldılar. Tutuş bunun üzerine başarılı olamayacağını anladı ve Dımaşk’a geri döndü. Böylece Azerbaycan tekrar Berkyaruk’un hâkimiyetine girmiş oldu. Berkyaruk’un giderek güçlendiğini gören Gevherâyîn, Berkyaruk’un karargâhına giderek Tutuş’a yardım ettiği için özür diledi. Gümüştekin Cândâr ise Tutuş’un tarafını tuttuğu için Gevherâyîn’e çok kızmıştı. Bunun etkisiyle Gevherâyin’i cezalandırmak maksadıyla iktâı elinden alınarak Emîr Yelberd’in iktâına eklendi. Ayrıca Yelberd, Gevherâyîn’in yerine Bağdad şahnesi tayin edildi[18]. Tutuş bir süre sonra tekrar harekete geçti. Emîr Aksungur ve Bozan’ı kendisine ihanet etmelerinden dolayı cezalandırmaya karar verdi. Aksungur ile Bozan, Berkyaruk ve atabegi Gümüştekin’den yardım istedilerse de, onlar bu isteğe pek aldırış etmediler. Tutuş onları ortadan kaldırdı ve sonra da Azerbaycan’a girdi. Oğlu adına saltanat mücadelesini sürdürmekte olan Terken Hatun, Berkyaruk’a karşı Tutuş ile birleşmeyi plânlayarak elçiler vasıtasıyla onunla münasebet kurdu. Tutuş, Terken Hatun’un işbirliği ve evlenme teklifine olumlu yanıt verdi. Terken Hatun onu karşılamak için Isfahan’dan Hemedan’a doğru hareket etti. Fakat yolda hastalanarak geri dönmek zorunda kaldı ve kısa süre sonra da öldü (Ramazan 487/Eylül-Ekim 1094). Terken Hatun’un ölümünden sonra askerlerinin büyük kısmı Tutuş’a, az bir bölümü de Berkyaruk’un tarafına geçti. Durumu güçlenen Tutuş, bir kez Bağdad’a elçi göndererek hutbenin kendi adına okutulmasını istedi. Tutuş’un bu isteğini yerine getirmek üzere Bağdad’a giden Abakoğlu Yusuf, Halife Mustazhir Billah (1094-1118) ve Berkyaruk’un şahnesi Aytekin’in direnişiyle karşılaşarak şehrin dışına çekilmek zorunda kaldı. Tutuş ise yanındaki emîrlerin kendisinden ayrılabileceği endişesiyle Dımaşk’ta bıraktığı oğlu Rıdvan’dan Suriye’deki askerleriyle birlikte süratle yardıma gelmesini istedi[19]. Tutuş’un rakibi Berkyaruk ise bu sırada Nusaybin’de bulunuyordu. Terken Hatun’un ölüm haberini aldıktan sonra Isfahan’a hareket etti. O, beraberindeki bin kişilik kuvvetle Hemedan yakınlarındaki 50 bin kişi civarında bulunan Tutuş’un kuvvetlerine 40-50 km. yaklaşmıştı. Tutuş bu durumu öğrendiği zaman Abakoğlu Yusuf’un kardeşi Yakub’u Berkyaruk’un üzerine gönderdi. Yakub da Berkyaruk’un kuvvetlerini mağlup etti ve ağırlıklarını yağmaladı. Berkyaruk’un yenilgi haberi üzerine Bağdad’ta Tutuş adına hutbe okunmaya başladı. Bu sıralarda Berkyaruk’un çevresinde fazla kimse kalmamış, yanında sadece ona sadık emîrlerden Gümüştekin Cândâr, Porsuk ve el-Yaruk olduğu halde Isfahan’a gidebilmişti. Daha sonra Berkyaruk ile Tutuş arasındaki mücadeleden Berkyaruk galip çıkmış, Tutuş ise savaş sırasında ölmüştür (17 Safer 488/26 Şubat 1095)[20]. Gümüştekin Cândâr’ın Ölümü ve Kişiliği Gümüştekin Cândâr’ın adına Berkyaruk ile Isfahan’a gitmesi olayından sonra rastlanamamaktadır. İbnü’l-Esîr’in[21] onun için büyük emîr tâbirini kullanmasına rağmen, daha sonraki olaylarda adını ve ölümünü zikretmemesi dikkat çekicidir. Ölümü hakkında şu fikirleri yürütmek mümkün görünüyor. Birincisi Berkyaruk, Isfahan’a geldikten sonra Mahmûd taraftarlarınca tutuklanarak gözlerine mil çekilmek istenmişti. Gümüştekin Cândâr onu korumak isterken Mahmûd taraftarlarınca öldürülmüş olabilir. İkincisi Tutuş ile yapılan bir sonraki mücadele sırasında Tutuş taraftarlarınca öldürülmüştür. Üçüncüsü ise onu bizzat Berkyaruk’un öldürtmüş olabileceğidir. Nitekim taht için rakipleri olan Mahmûd’un, ardından Tutuş’un ölmesiyle rahat nefes alan Berkyaruk, adı annesiyle birlikte anılan ve artık ihtiyacı kalmadığı Gümüştekin’i öldürtmüş olabilir. Bunlara onun doğal yollardan ölmüş olabileceğini de eklemek yerinde olacaktır. Kaynakların verdiği bilgilere göre onun kişiliği hakkında iki ayrı yorum yapmak mümkündür. Büyük Selçuklu Devleti’nin en karışık döneminde adı ön plâna çıkmaktan çekinmemiş, faaliyetleriyle devletin geleceğinde önemli rol oynamıştır. Devlete olan hizmetini inandığı taht iddiacısını sonuna kadar destekleyerek sürdürmüştür. Bu karışık dönemde Berkyaruk’u en zayıf anında dahi terk etmeyerek sâdık ve güvenilir bir insan olduğunu kanıtlamıştır. Berkyaruk’un sultanlığı ile de bir ölçüde devlet düzeni sağlanmıştır. Bununla birlikte bazı kaynaklar onun hakkında pekiyi şeyler zikretmemişlerdir. Bundârî[22], Berkyaruk’un tahta geçmesinden sonra Gümüştekin’den ziyade, Gümüştekin’in veziri Üstaz Ali’nin sözünün geçtiğini, her hangi bir iş yolunda ise bu zatın sayesinde olduğunu belirtmektedir. Ayrıca Gümüştekin Cândâr’ın sultanın annesiyle gayrimeşru bir münasebete girdiğini, şarap içerek Zübeyde Hatun’dan başka bir şey düşünemediğini zikretmektedir. Sadreddîn el-Hüseynî[23] ise Aksungur ile Bozan’ın Berkyaruk’tan yardım istediği sırada sultanın şarap içmekle, Gümüştekin’in ise Zübeyde Hatun ile gayrimeşru münasebetiyle meşgul olduğu için bu isteğe aldırış etmediklerini belirtiyor. Bu konuda Ahmed b. Mahmûd da hemen hemen aynı görüşleri nakletmektedir[24]: “Aksungur ile Urfa Emîri Bozan, Berkyaruk’a haber gönderip, Tutuş’un kötülüklerini bildirerek yardım istediler. Berkyaruk’un atabegi Gümüştekin Cândâr’ın işi gücü fazla şarap içip, kötülük yapmaktı. Ancak Berkyaruk’un yanında hoş karşılanmakta ve o da onun ile gece gündüz şarap içmekle meşguldü. Berkyaruk’un annesi Zübeyde Hatun’un Gümüştekin Cândâr ile uygunsuz durumu vardı. Aksungur’dan haber geldiği zaman Gümüştekin, hiç önem vermeyerek ‘Siz gidin bir miktar savaşa durun, ben de eğlenmeden size ulaşayım.’ şeklinde bir haber gönderdi.”. Bu bilgiler göre de Gümüştekin Cândâr, Berkyaruk tahta geçtikten sonra şarap içmekle ve Zübeyde Hatun ile vakit geçirmiş ve sultana devlet işlerinde yardımcı olmamıştır. Hakkındaki olumsuz düşüncelere rağmen devletin zor zamanlarında inisiyatif alarak Berkyaruk’u desteklemesi onun önemli kabul edilebilecek bir davranışıdır. Bu davranışıyla az da olsa devletin içine düştüğü kargaşaya engel olunabilmişti. O sadece Berkyaruk’un tahta çıkmasını sağlamamış, onun siyasî rakiplerini bertaraf etmesine de yardımcı olmuştu. Tutuş’un ölümüyle birlikte taht iddiacıları bir süre ortadan kalkmış, bu da halkın yaşantısını olumlu yönde etkilemişti. Arada küçük çapta isyanlar olmuşsa da devlet, Muhammed Tapar’ın taht iddiacısı olarak ortaya çıkmasına kadar yaklaşık beş yıl rahat nefes alabilmişti. * İstanbul Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Ortaçağ Tarihi Anabilim Dalı Araştırma Görevlisi.
[1] Sadreddîn el-Hüseynî, Ahbâru’d-devleti’s-Selcukiyye, çev. N. Lugal, TTKY, Ankara 1943, s. 52; Bundârî, Zübdetü’n-nusra ve Nuhbetü’l-usra, çev. K. Burslan, Irak ve Horasan Selçukluları Tarihi, İstanbul 1943, s. 85; Şebânkâreî, Mecma‘ü’l-ensâb, nşr. Mîr Hâşim Muhaddis, Tahran 1363 hş., s. 106; Ahmed b. Mahmûd, Selçuk-Nâme, haz. E. Merçil, İstanbul 1977, II, 33. [2] Ahbâr, s. 52. Gümüştekin Cândâr’ın Berkyaruk’un veziri olması Büyük Selçuklu Devleti’nin de veziri olduğu anlamına gelmektedir. Fakat kaynaklarımız bu yönde bir bilgi vermemektedir, bk. Hândmîr, Düstürü’l-vüzerâ, nşr. Saîd Nefîsî, Tahran 2535 şehinşahi, s. 178-182; Seyfeddîn ‘Akîlî, Âsârü’l-vüzerâ, nşr. Mîr Celâleddîn Hüseynî, Tahran 1364 hş., s. 216-218; Krş. Abdülkerim Özaydın, Sultan Berkyaruk Devri Selçuklu Tarihi (485-498/1092-1104), İstanbul 2001, s. 149-154. [3] Emîr-i İsfehsâlâr (sipehsâlâr) ordu kumandanı olup, bulundukları bölgenin emniyet ve asayişinin sağlanmasında da görev alırlardı, bk. Ali Sevim-Erdoğan Merçil, Selçuklu Devletleri Tarihi, TTKY, Ankara 1995, s. 513; Özaydın, Berkyaruk, s. 214. [4] Cândâr, Farsça cân (silah) ve dâr (taşıyan) kelimelerinin birleşmesinden oluşan bir isim olup, Türkçe, Farsça ve Arapça’da “hassa askeri, kılıçlı asker ve idam hükümlerini infaz eden kimse” anlamlarına gelmektedir. Büyük Selçuklular döneminde de Cândârlar Selçuklu hükümdarlarının hassa askeri olup, sarayın muhafazası ile görevli idiler. Bu kuvvetler değişik milletler ve özellikle Türklerden alınarak yetiştirilen gulâmlardan oluşmaktaydı. Âmirlerine “Emîr-i Cândâr” denilirdi. Bu sınıf arasından konumuz olan Gümüştekin gibi atabeglik makamına yükselenler de vardı, bk. Mecdûd Mansûroğlu, “Cândâr”, İslâm Ansiklopedisi (İA), III, 24; Aydın Taneri, “Cândâr”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (DİA), VII, 145; İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devleti Teşkilâtına Methal, Ankara 1970, s. 37; Özaydın, Berkyaruk, s. 204. [5] Râvendî, Rahatü’s-Südûr ve Ayetü’s-Sürûr, çev. A. Ateş, Ankara 1960, I, 137. [6] Sâve’ye bağlı bir nahiyedir. Hemedan’a yakın bir yerde yer alır, bk. G. Le Strange, The Lands of Eastern Caliphate, London 1966, s. 311. [7] Bundârî, s. 17; Mehmet Altay Köymen, Tuğrul Bey ve Zamanı, Kültür Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1976, s. 54; Erdoğan Merçil, “Emîr Savtegin”, Tarih Enstitüsü Dergisi, sayı: 6, İstanbul 1975, s. 64. [8] Reşîdüddîn Fazlullah, Camiü’t-tevârîh, nşr. A. Ateş, TTKY, Ankara 1999, s. 38; Faruk Sümer-Ali Sevim, İslâm Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı (Metinler ve Çevirileri), TTKY, Ankara 1971, s. 61. [9] Urfalı Mateos, Vekâyi-Nâme (952-1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136-1162), çev. H. Andreasyan, TTKY, Ankara 1987, s. 135; Mükrimin Halil Yınanç, Selçuklu Devri I. Anadolu’nun Fethi, İstanbul 1934, s.104; İbrahim Kafesoğlu, Sultan Melikşah Devrinde Büyük Selçuklu İmparatorluğu, İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Yayınları, İstanbul 1953, s. 71; Sevim-Merçil, aynı eser, s. 89; Erdoğan Merçil, “Selçukluların Anadolu’ya Gelişlerinden Haçlı Seferlerinin Başlangıcına Kadar Urfa’nın Durumu”, Belleten, sayı: 203, Ankara 1988, s. 468. [10] Sevim-Merçil, aynı eser, s. 112. [11] İbnü’l-Esîr, İslâm Tarihi el-Kâmil Fi’t-Tarih Tercümesi, çev. A. Özaydın, İstanbul 1991, X, 141-142; Ali Sevim, “Mir’âtü’z-Zaman Fi Tarihi’l-Âyan, (Kayıp Uyûnü’t-Tevarih’ten Naklen Selçuklularla İlgili Bölümler), Sıbt İbnü’l-Cevzi,” Belgeler”, sayı: 18, Ankara 1992, s. 282; Sevim-Merçil, aynı eser, s. 111-112. [12] Emîr Kürboğa hakkında bk. İbrahim Kafesoğlu, “Kür-Boğa”, İA, VI, 1084. [13] İbnü’l-Esîr (el-Kâmil, X, 185), Gümüştekin Cândâr ile Emîr Yelberd’in Terken Hatun’un maiyetinde bulunduğunu, daha sonra Berkyaruk’un tarafına geçtiklerini belirtmektedir. [14] Râvendî, I, 137; İbnü’l-Esîr, X, 185; Sevim-Merçil, aynı eser, s. 137-138; Özaydın, Berkyaruk, s. 15-19. [15] Şebânkâreî, s. 106. [16] İbnü’l-Esîr, X, 188; Sevim-Merçil, aynı eser, s.139; Özaydın, Berkyaruk, s. 19-20. [17] Râvendî, I, 138; İbnü’l-Esîr, X, 191-192; Mehmet Altay Köymen, Selçuklu Devri Türk Tarihi, TTKY, Ankara 1993, s. 74; Osman Turan, Selçuklular Tarihi ve Türk İslâm Medeniyeti, İstanbul 1196, s. 228; Sevim-Merçil, aynı eser, s.139; Özaydın, Berkyaruk, s. 21-22. Râvendî (I, 138), onun Sultan Berkyaruk’un emriyle öldürüldüğünü nakletmektedir. [18] İbnü’l-Esîr, X, 190-191; İbnü’l-Adîm, Zübdetü’l-Haleb min tarih-i Haleb, nşr. S. Dehhan, Dımaşk 1968, II, 108-109 [19] Râvendî, I,139; Urfalı Mateos, Vekayinâme (952-1136) ve Papaz Grigor’un Zeyli (1136-1162), çev. H. Andreasyan, TTKY, Ankara 1987, s.183; İbnü’l-Esîr, X, 197-198; Selçuk-Nâme, II, 33; Ali Sevim, Suriye Filistin Selçuklu Devleti Tarihi, TTKY, Ankara 1989, s.74; Sevim-Merçil, aynı eser, s.145; Özaydın, Berkyaruk, s. 28-40. [20] Hüseynî, s. 52-53; İbnü’l-Esîr, X, 199; Bundârî, s.85; İbnü’l-Adîm, II, 119; İbn Hallikân, Vefeyâtü’l-a‘yan, Kahire 1948, I, 264; Mateos, s.182; Ali Sevim, “Tutuş’un Büyük Selçuklu Saltanatını Ele Geçirme Teşebbüsü”, Belleten, (Temmuz 1963)’ten ayrı basım, TTKY, Ankara 1963, s.429-430; K. V. Zettersteen, “Berkyaruk”, İA, II, 557; Sevim-Merçil, aynı eser, s.144-145; Özaydın, Berkyaruk, s. 41-44. [21] İbnü’l-Esîr, X, 199. [22] Bundârî, s. 85 [23] Ahbâr, s. 52 [24] Selçuk-Nâme, II, 33 |