|
|
VI. YÜZYILIN İKİNCİ YARISINDA AVAR-BİZANS MÜNASEBETLERİ İsmail MANGALTEPE*
Türkler’in tarih sahnesine çıkışları ile başlayan büyük fetihleri, hayat tarzları, kültürleri ve askeri faaliyetleri ne yazık ki VI. yüzyıla kadar olan dönemde Bizans kaynaklarında pek yer bulamamıştır. Ancak Gök-Türk imparatorluğu’nun 552 yılında kurulmasından sonra Asya’da başlattığı büyük fetihler sonucunda Türkler, Bizans müelliflerinin dikkatini çekmişlerdir. Özellikle İpek Yolu ticareti her iki devletin ilişkilerinde dönüm noktasını teşkil etmiştir. Bu dönemde Türkler hakkında bilgi veren kaynakların başında Justinianos’un tarihçisi Procopius’un sekiz kitaptan müteşekkil Hyper Ton Polemon (Savaşlar) adlı eseri gelmektedir. Bu eser 552-558 yıllarında kaleme alınmıştır. Yine 569 yılının Ağustos ayında Zemarkhos başkanlığındaki elçilik heyeti Gök-Türkler’e gönderilmiştir ki bu heyette yer alan Menandros, Gök-Türklerin ülkesinde gördüğü her şeyi not etmiş ve bizim bu sayede geniş bilgilere sahip olmamızı sağlamıştır1. Menandros’un Protector (Koruyucu) adlı bu eseri Türklerin sosyal, ekonomik, askeri ve kültürel hayatları ile ilgili özellikle de örf ve adetlerinin anlatıldığı önemli bir kaynak olmasının yanında Türk adından söz edilen ilk Bizans kaynağı olması itibarı ile de ayrıca bir değere sahiptir. Bu eserin dışında, imparatorluk tahtında oturan Mavrikios (582-602) dönemi hakkında bilgi veren Theophylactus Simocattes’un eseri ile yine bizzat Bizans imparatoru Mavrikios’un kendi yazdığı ve özellikle Avarlar’ın savaş taktikleri ile silahlarının anlatıldığı Strategicon (Strateji) adlı eseri Türkler hakkında kıymetli bilgilerle doludur. Ayrıca Ioannes Ephesios ve F.C. Corippus adlı müelliflerin eserlerinde Avarlar ve Türkler hakkında bilgiler bulunmaktadır2. Bu dönemde Bizans imparatorluğunun kuzey sınırları Karpat dağları, güney Rus bozkırları ile Kuzey Kafkasya’nın eteklerine dek uzanıyordu. Bu sınır, Dnyeper, Dnyester ve Don nehirlerinin aşağı tarafları ile Tuna’nın orta kesimlerine kadar yayılıyor ve doğuda Volga nehrinin arasında bir yay şeklini alıyordu3. VI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Bizans imparatorluğu, Balkanlar’da Avar-Slav, Doğu’da Sâsânî ve İtalya’da da Langobard tehlikesi ile karşı karşıya kalmıştır. İmparatorluğun gerek sosyal ve gerekse ekonomik olarak çöküntüye girdiği bu dönemde Sâsânîler durumdan istifade etmişler ve oluşturdukları Avar-Slav birliği ile devlete saldırmışlardır4. Bizans topraklarına savaş veya barış amacıyla akın eden, imparatorluğun savaş tarihinde sık sık adı geçen kabile ve milletler hep bu yönden gelmişlerdir. İmparatorluk, yaşadığı süre içerisinde kuzeyden gelen Hun, Bulgar, Avar, Slav, Rus ve Peçenek akınlarına karşı daima savunma savaşları vermiştir. Neticede de bu akınlar Bizans’ın batı politikasını derinden sarsmıştır5. Ayrıca Doğu Avrupa medeniyetinin korunmasında, Bizans diplomasisinin ustalığının ve başvurduğu araçlar ile hilelerin de etkisi unutulmamalıdır. Kuzeyden gelen saldırılar karşısında özenli çalışma ve gözleme dayalı, deneme yanılma neticesinde kesinleşmiş kararlı, yaratıcı, imparatorluk diplomasisi Bizans’ın Avrupa tarihine damgasını vuran en uzun süreli katkıdır. Bizans’ın bu milletlere karşı savaştan çok diplomasiyi tercih etmesi şaşırtıcı değildir. Doğuda (Sâsânîler, Araplar ve Türkler) ve kuzeyde (step kavimleri ve Balkan Slavları) iki cephede birden savaşmak zorunda olan Bizans, deneyimlerle savaşın getirdiği mali yükün ve insan gücünün farkındaydı6. Bizans’ın, ülke güvenliğini tehdit eden kuzeyli komşuları ile olan ilişkileri incelenirken, kuzey komşularının imparatorluğun stratejik ve diplomatik konumunda ihlal ettikleri temel sektörleri de göz önünde bulundurmak gerekir. Bizans diplomasisinin kuzey bölgelerdeki sorunlarla baş etmekte kullandığı stratejinin temelini başlıca üç bölge; Kafkaslar, Kırım ve Tuna oluşturmuştur. Avarlar’ı da ilgilendiren imparatorluğun kuzey sınırlarının stratejisi, Aşağı ve Orta Tuna boylarındaki eski “Roma ocakları” ve “Tuna” üzerine bina edilmişti. Tuna, Kırım veya Kuzey Kafkasya’dan daha net bir sınır çizgisi teşkil ediyordu. Her şeyden önce bu da bir jeopolitik durumdu: Aşağı Tuna, Asya’dan gelen göçmen savaşçıların kullandığı eski step koridoruna komşuydu. Bizans diplomasisinin Kuzey Kafkasya ve Kırım’da uyguladığı stratejiden kurtulmayı başaranların çoğu için Tuna hiçbir güçlük çıkarmıyor, aksine Balkanlar’a uzanan koridoru açıyordu. Güney Doğu Avrupa’nın Orta çağ tarihinde, İstanbul’un stratejik konumunda belirgin bir zıtlık bulunuyordu: Denizden gelen saldırılara karşı çok iyi korunan şehir, Trakya üzerinden yapılan kara saldırılarına bir şey yapamıyordu7. Polybus milattan önce ikinci yüzyılda bu zıtlıktan söz etmiştir. İstanbul’un kuzey batıdan gelecek saldırılara karşı açık olduğuna dair olan inancı şu şekildedir: “Trakya, Bizans’ı çepeçevre sardığından, Trakyalılara karşı bitmek bilmez bir savaş içerisindedirler. Geniş ölçekli bir hazırlık yapıp kesin bir zafer kazanmak mümkün olmadığından, tüm düşmanlardan bir seferde kurtulmaları da söz konusu değildi. Barbar devletler ve boylar sayısızdı. Birini yenseler bile, ondan daha kötü üç devlet ortaya çıkıyor ve ülkenin üzerine yürüyorlardı. Vergi ve haraç vererek anlaşma yapmak da yararsızdı. Hükümdarlardan birine haraç vermeyi kabul ederlerse, aynı amaçla hücum eden beş yeni düşman daha beliriyordu. Bu sebeplerden dolayı sonu gelmez, acımasız bir savaşa girdiler. Kötü bir komşudan ve barbarlarla savaşmaktan daha kötüsü ne olabilirdi ki? Savaşın verdiği diğer zararların yanında, bir nevi Tantalean cezası olarak, verimli ve bereketli bir hasat olduğunda, barbarlar ortaya çıkıyor ve ürünleri yağmalıyor, götüremediklerini ise yok ediyorlardı. Bunun karşısında Bizanslıların tek yapabildiği kızgınca söylenmek ve tahammül etmekti”8. Bizans’ın çok güçlü ve kararlı düşmanlarla karşılaştığı bölge Tuna sınırı ve Balkan bölgesiydi. Bu bölgedeki Bizans politikası, imparatorluğun Slavlar’la olan ilişkileri üzerine kurulmuştu. Justinianos’un (527-565) girift bir politika ile Tuna’yı müdafaa stratejisi kısmen başarılı olmuş; halefleri II.Justinos (565-578) ve Mavrikios’un güç dengesi politikasından hareketle Tuna üzerinden Avarlar’a baskı uygulama yöntemleri ve Herakleios’un (610-641) Avarlar’a karşı Sırp ve Hırvatlar’la ittifaka çalışma gayreti, Tuna ve Balkanlar bölgesinde, imparatorluğun kuzey komşularına karşı askeri ve diplomatik direncinin temel safhalarını oluşturmuştur9. Justinianos, diplomasinin askeri baskı, politik zekâ, iktisadi güç ve dini propagandanın bir sanat olarak geliştirilmesine öncülük etmiş ve bunu haleflerine miras bırakmıştır10. Procopius eserinde Justinianos’un insan kılığına girmiş bir şeytan olduğunu, yalnızca Bizanslılar’ın değil, sınırlarındaki bütün kavimlerin de onun kan dökücülüğünden paylarını aldıklarını belirtmektedir11. Bizanslı diplomatların kullandığı metotlar şartlara göre büyük ölçüde değişkenlik göstermektedir. Herkesin bir fiyatı olduğu inancı ile Bizans devleti, diğer devletlerin sadakatlerini tespit etmek için büyük miktarlarda paralar ödemiştir12. 552 yılında Avarlar’ı13 mağlup eden Bumin, Kağan unvanını alarak kuzey Moğolistan’ın nehirler bölgesinde bulunan kutsal Ötüken dağının ormanlarına yerleşti14. Gök-Türkler’in Juan-Juan ve Eftalitleri mağlup etmesinden sonra Avarlar’dan 20.000 aile ve savaşçı, Gök-Türkler’in önünden batıya doğru hareket etti15. Stratos, bozkırın Avarlar’ın atlarını ve koyun sürülerini kaldıramadığını, bu yüzden de batıya hareket ettiklerini belirtmektedir16. VI. yüzyılın ikinci yarısında Balkan yarımadasının tarihi Avar tehlikesinin işaretleri ile doludur. Bizans’ın Tuna boylarında yürüttüğü politikayı belirleyen, Slav17 göç hareketleri ile beraber Avarlar’dır18. Bu dönem başında, Bizans sınırları ötesindeki etnografik durum yeterince bilinmemektedir. Ayrıca, Avarlar’ın bölgeye yerleşmelerinden sonra meydana gelen diplomatik çalkantılar yeterince aydınlatılamamıştır. Avarlar’ın göç sırasında izledikleri yol ve sonrasındaki aşamalar ilim aleminde pek çok tartışmanın yaşanmasına sebep olmuştur: İlişkiler tam olarak iki bölgede (Aşağı Tuna ve Alpler)19 gelişen olaylar neticesinde kurulmuştur. Ancak bazı kaynaklar 461-462 yıllarında Sibirya ve Batıda yerleşmiş bir Avar kavminden söz etmektedirler. Bu durum ayrıca Avarlar’ın çok daha önceden küçük topluluklar halinde batıya geldiklerini ve Moğol Juan-Juan’larla bir ilgilerinin olmadığını da göstermektedir20. Avarlar’ın, Kafkaslar’da ilk temas ettikleri kavim Alanlar’dır ve bu kavmin prensi Sarosius’un desteği sayesinde Bizans imparatorluğu ile temasa geçmişlerdir21. Çok kısa bir süre sonra da, Kafkaslar ile Karpatlar arasında yaşanan hareketliliğe dâhil olmuşlardır. Bazı kaynaklar Sarosius’un, Laz ilinde asker toplayan Justinianos’a haber göndererek, Avarlar’ın Bizans ile temas kurma isteklerini ilettiğini, bunun üzerine 558 yılında Kandik adında bir Avar elçisinin İstanbul’a geldiğini belirtmektedirler22. Avarlar’a giden ilk Bizans elçisi ise Justinianos’un generallerinden Valentin’dir. Yapılan ilk anlaşmaya göre Bizans, düşmanları ile savaşmaları karşılığında Avarlar’a yıllık para verecektir. Böylece 558 yılında Avarlar ile Bizans arasında dostça bir münasebet tesis edilmiştir23. Daha sonra Avarlar, Onogur, Sabir, Zali, Utigur ve Kutrigurlar’ı tek tek hâkimiyetleri altına almışlardır. Neticede de giriştikleri mücadeleler sonucunda bu kavimleri yerinden ederek göçe zorlamışlardır24. Avarlar’ın, Karpatlar’ın çevrelediği Macar ovasına girdikleri zaman bu bölgede, Gepit ve Langobard adında iki büyük Germen kavmi oturmaktaydı25. Avrupa Hun İmparatorluğundan Avarlar’ın bölgeye gelişine kadar Orta Avrupa topraklarında güçlü bir siyasi birlik oluşturulamamış, topraklar farklı kavimler arasında paylaşılmıştır26. I. Justinianos’un müttefiki olan Avarlar, Karadeniz’in kuzeyindeki bozkırları fethettikten sonra 562’de, Kağanları Bayan Han’ın önderliğinde Aşağı Tuna kıyılarına ulaştılar ve daha sonra imparatorluğa başvurarak, karşılanmayı ve bu bölgede kendilerine kalıcı bir yurt tahsis edilmesini istediler27. İmparator isteklerini geri çevirmiş ise de daha sonra onlara kuzeybatı Sırbistan’daki Herüller’in topraklarını önermiştir28. Demirkapı, Avarlar’ın Karpatlar’daki uzun ve dar geçitlerinde bir macerayı göze almalarını imkânsız kılıyordu29. Yine Avarlar bu keşmekeşe girdiklerinde yalnızca kendi enerjileri ile ayakta kalabilirlerdi. Bu yüzden imparatorun teklifini geri çevirdiler ve Tuna, deniz ve bataklıklar arasında emin bir sığınak teşkil eden Dobruca’yı istediler. Fakat bu istek Justinianos tarafından kabul edilmeyince şimdilik durumu kabullendiler ve güney Rusya’da kalarak imparator üzerinde bir baskı unsuru olarak beklemeyi tercih ettiler30. Bir süre sonra Avar kağanı Bayan’ın, Bizans’a elçiler göndererek Aşağı Tuna’da halkıyla birlikte yerleşmek üzere müsaade istediğini görüyoruz31. Ancak Justinianos’tan sonra tahta çıkan II.Justinos (565-578) Avarlar’ın bu teklifini geri çevirmiştir. II.Justinos’un bu isteği red etmesinin sebebi Avarlar’ın Balkanlar’a doğru ilerlemesi ve genişlemesi üzerine acil olarak bu halk hakkında bilgi toplayarak siyaset geliştirmeyi düşünmüş olmasıdır32. Avarlar 562 yılında yeni bir düzenleme yaparak, elçiler gönderip Bizans’dan Bizans yolunda yerleşmek için yeniden toprak talebinde bulunmuşlardır33. Justinianos kendilerine Panonya’nın bir kısmını teklif etmiştir. Burası Herul kavminin eski yerleşim yeri idi34. Fakat Avarlar bu defa da Panonya’nın merkezine uzak bölgelere yerleşmeyi reddetmişlerdir. Çünkü Bizanslılar, Gepitler ve Langobardlar arasında kalmaktan çekiniyorlardı. Fakat bir taraftan Langobardlar sayesinde Gepitler’in elindeki Sirmium’u kazanma fırsatına sahip olurlarken diğer taraftan Gök-Türkler’in darbelerinden kaçma şansını da kazanmış oluyorlardı35. 565 yılında Avar kağanı Bizans’a yeniden bir elçi gönderdi. Ancak imparator II.Justinos bu talepleri geri çevirdi. Bunun üzerine Avarlar, bir sonraki yıl Tuna’yı geçerek Bizans bölgesine girdiler36. Justinianos’un ölümü üzerine harekete geçen Bayan, Panonya ve çevresini hâkimiyeti altına alarak Avar Devletini kurdu ve başına geçti37. Justinianos döneminde (527-565), Avarlar, Bizans devletine karşı mücadeleye girişmemişlerdir. Çok ince bir siyaset takip eden bu imparator, Avar kağanına devamlı hediyeler göndermiş, yüklü miktarda paralar vermiştir. Nitekim Bizans imparatorunun huzuruna çıkan ilk Avar elçileri, Justinianos tarafından iyi karşılanmış ve kıymetli hediyelerle gönderilmişlerdir. Bu yardımların ve hediyelerin karşılığı olarak da Bizans, sınırlarında tehdit oluşturan diğer kavimlere karşı Avarlar’ın yardımlarını almış ve böylece devleti tehlikelerden korumuştur38. Avar kağanı Bayan, devlet merkezini Tuna ve Tisa39 ırmakları arasına, ileride girişeceği fetihlerde stratejik önemi büyük olacak bir bölgeye geçirmiştir. Bayan zamanında imparatorluğun hudutları Dnyeper nehrinden Elbe ırmağına, Kuzey denizi sahillerinden Adriyatik kıyılarına kadar uzanıyordu. 565 yılında Justinianos’un ölümünden sonra Bizans büyük bir sarsıntı yaşamıştır40. Justinianos, imparatorluğunu Hunlar’dan çok daha korkunç ve tehlikeli bir düşmanla, Avarlar’la, baş başa bırakmış41, haleflerini büyük sorumluluklar altına sokmuştur42. Devletini genişletmek isteyen genç ve enerjik kağan, sürpriz bir harekât düzenlemeye karar verdi ve kampını arkada bırakarak, atlıları ile beraber yola koyuldu. Karpat Dağlarına geldiğinde bir geçit aradı. Yüzlerce kilometre uzunluğunda her iki tarafı ormanlarla kaplı, 1500-2000 metre yüksekliğindeki bu dağlar, yetiştirdikleri hayvanlarla beraber hareket eden bir topluluğun geçmesine izin vermiyordu. Müsait birkaç geçit ise Gepitler tarafından tutuluyordu. Böylece Avar süvarileri dağ sırası boyunca ilerleyerek, Austrasie kralı I. Siegebert’in kendilerini durdurup geri püskürteceği, Merovenj İmparatorluğunun (Galliae) sınırlarına kadar dayandı (563). Bu arada 565 yılında tahta çıkan yeni Bizans İmparatoru II.Justinos, Avarlar’a verdiği vaatleri ve altınları kesti. Bunun üzerine Avarlar Aşağı Tuna’yı aşmayı denediler (565-566 kışı), ancak girişimleri başarısızlıkla sonuçlandı. İşte o zaman Bayan, daha dolambaçlı bir yol izlemeye ve dağların koruduğu verimli düzlükler arasından geçmeye karar verdi43. Bu karar amacına ulaşmasını sağladı. Franklar’ı yendi ve avantajlı bir ittifak kurmayı umduğu Siegebert’i yakaladıktan sonra serbest bıraktı. Söz konusu ittifak, Siegebert’in aracılığı ile Avarlar ve Panonya Langobardlar’ı arasında yapılacaktı. Bu siyasi koşullarda yani Siegebert’in kız kardeşi, Langobard kraliçesi (kral Alboin’in karısı) olduğundan hiç de zor görünmüyordu. Bu ittifak, Gök-Türk tehdidinin kendilerini de tâkip ettiğini düşünen Langobardlar’a da Avarlar kadar gerekliydi. Çünkü Langobardlar’ın genç kralı Alboin, halkı ile beraber zor bir durumdaydı. Devleti, Bizans ve İtalya’nın kapıları üstünde kuruluydu, önünde çok zengin ganimetler duruyor ve o bundan faydalanamıyordu. Çünkü İtalya’yı Narses koruyordu. Bizans yoluna gelince o da kendisine acı bir yenilgi tattırmış olan Gepitler tarafından kesilmişti44. Böylelikle Alboin, kendini Gepitler’e karşı yapacağı bir saldırı havasına kaptırdı. Avar kağanı Bayan’a elçi yollayarak yapacakları bu seferin, Avarlar’ın en korkunç düşmanı Gepitler’e karşı olacağını bildirdi ve aralarında bir ittifak yapılmasını önerdi45. Eğer Gepit imparatorluğu çökerse Bizans, Avar-Langobard ittifakının eline geçebilir ve Kağan karşılığında sadece Dobruca’yı değil, İstanbul’un kapılarına dek tüm Trakya’yı ele geçirebilirdi46. Bayan, Alboin’in bu teklifini reddetti; nedeni ise bunun karşılığındaki beklentilerini artırmaktı. Sonunda ittifaka o kadar yüksek bir fiyat biçildi ki, Langobardlar elde edilecek gelirin yarısını ve tüm Gepit topraklarını vermeyi vaat ettiler47. Gepitler’i batı ve doğudan tehdit eden bu çifte tehlike karşısında kralları Kunimund imparator II. Justinos’in yardımını ve korumasını istedi. Fakat Bizans’ta politik rüzgârlar değişmek üzereydi. Justinianos zamanında amaç, dâhiyane bir ittifak sistemiyle komşu devletlerin gücünü eşitlemeye dayanan ve mükemmel uygulanan bir stratejiyle, Tuna sınırını güvence altına almaktı. Sonuçta Bizans birlikleri Macaristan’da kimi zaman Langobardlar’ın kimi zaman Gepitler’in yanında savaşmışlar ve bu toplulukları birbirlerine karşı koruma politikasını gayet iyi yürütmüşlerdi48. Bu denge politikasının problemi ise, elde edilen dengenin son derece güvenilmez olması idi. II. Justinos tahta çıkar çıkmaz selefinin sistemini terk etti ve sınırlarını kabilelerin ittifakı olmadan, kendi güçleriyle korumanın yollarını araştırmaya başladı. Bizans’ın bu yeni siyasetinden ilk etkilenenler, yukarıda gördüğümüz gibi Avarlar’dı. İmparator II. Justinos 567’de, tehdit altındaki dengeyi koruma adına yardımlarına gitmek yerine, Gepitler’i Langobardlar’a karşı yalnız bıraktı ve karşılığında hiç kan dökmeden Sirmium’u ele geçirdi. Langobardlar’la yaptıkları anlaşmaya sadık kalan Avarlar, Gepitler’in arkasından geçip ülkeleri Sirmium’u ele geçirmek istediklerinde, başkent çoktan Bizans’ın eline geçmişti bile. Kanlı bir savaşta Bizans’a yüklenmeleri işe yaramadı. Şehir dayandı. Sonunda Bayan, pes etti ve bir takım hediyeler alarak geri döndü49. Ayrıca, önceki yıl Langobardlar ve Gepitler50 arasındaki savaşta, II.Justinos, Gepit kralı Kunimund’u desteklemişti ve Bizans-Gepit ittifakı Langobardlar için hayati bir tehlike arz ediyordu. Korku içinde yaşayan kavimler arasında ve bu mevcut koşullarda 567 yılının başında kral Albion, Avar-Langobard ittifakından kaynaklanan şartlar doğrultusunda Gepit topraklarını hemen Avarlar’a terk etti. Langobardlar’ın Panonya’dan İtalya’ya göç etmelerinin Avar baskısı ile gerçekleştiğini düşünenler de vardır. Bir diğer görüş ise iki halkın 568’de halen dost olduklarını ve yalnızca Narses’teki yenilgiden sonra beraber Bizans’a saldırmaktansa farklı hedefler seçmeye itildikleri şeklindedir. Avarlar’ın da etkisiyle göç eden Langobardlar’dan sonra Avrupa’yı derinden etkileyecek büyük göç hareketi başlamıştır51. Langobardlar İtalya’nın zenginliklerini ele geçirirlerken, Avarlar Bizans’ın elindekilere göz dikmişti. Zaten Bayan, Panonya’yı ele geçireceğinden kuşku duymuyor, ancak Bizans’ın anahtarı olan Sirmium’u ele geçirmek için bıkıp usanmadan Justinos’a elçiler göndermeyi tercih ediyordu52. Langobardlar’ın, önce Moravya ve Karpatlar’a, sonra da Büyük Düzlükten, Tuna kıvrımına kadar kılavuzluk ettikleri Avar süvarileri, Gepit krallığına ölümcül bir darbe indirdiler. 567 sonbaharında Sirmium üzerine şiddetli bir saldırı sonrasında Bayan, Tuna’nın sol yakasındaki tüm Gepit topraklarını ele geçirdi. Transilvanya’ya gelince, batıdan geçen Avarlar, Maros’tan, Vöröstorony geçidini aşarak, Olt vadisinin kapılarını, beş yıldız dağlarının öte tarafında bekleyen halklarına açtılar. Avarlar iki yönden yaklaştılar ve Gepitler’in büyük kısmını öldürdükten sonra muazzam bir yağma hareketine giriştiler. Coğrafyacı Ravenne (VII. yüzyıl), bu olaylardan iki kere bahsetmekte ve Gepitya için eski “Datia prima et secunda” tabirini kullanmaktadır. Yani en eski Magna Datia’da, artık Hunlar’ın değil, Avarlar’ın yaşadığından söz etmektedir53. Bizans ile İran ilk bakışta aralarında 561-562 yıllarında imzalanan anlaşmaya bağlı kaldıklarını göstermişlerdir. Ancak İran’a ödediği parayı vermek istemeyen II.Justinos, ipek ticaretini daha ucuza mal etme düşüncesinden hareketle Gök-Türkler’le dostluk kurmaya başlamıştır. Çok ince bir siyâset takip eden II.Justinos’u Gök Türkler’le anlaşmaya sevk eden sadece bu neden değildi. Tabii ki diğer bazı nedenler de vardı. Bu nedenlerin en önemlisi imparatorluğun kuzey-batı sınırını oluşturan Tuna askeri hattını Avarlar’ın işgal etmeleri ve genişlemeye başlamalarıdır. Bizans bu hattı askeri ve stratejik bir hat olarak görmekle beraber, buradan gelecek bir tehlikenin imparatorluğun sonunu hazırlayabileceğini de düşünüyordu. Bu sebeplerden dolayı, herhangi bir tehlike anında batısındaki bu düşmanlara karşı Gök-Türkler’le işbirliği yapabilir, onlardan yardım isteyebilirdi54. Nitekim II.Justinos’un Avarlar’a karşı gerçekleştirdiği bir mücadele esnasında Gök-Türkler’in Bizans ile ortak hareket etme istekleri (568-569) fiili bir durum oluşturmuştu55. Avarlar önlerinden kaçarak geldikleri Gök-Türkler’in 567 yılında Volga’yı geçerek yaklaştıklarını öğrendiklerinde, Kafkasya’yı terk ederek Güney-Rusya bozkırlarından Orta-Avrupa’ya doğru ilerlediler. Avarlar’dan önce Karpat havzasına Ogur kavimlerinin ilk dalgası gelip yerleşmiştir. Bunların içinde en önemli kavim olan Onogurlar, Macarlar’a kültür ve siyaset sahalarında tesir ederek adlarını da miras olarak bırakmışlardır56. Bu suretle Avarlar Onogurlar dışında, Utigur ve Kutrigur adındaki Türk boylarını da beraberlerinde sürükleyerek getirmişlerdi57. Bir müddet sonra Avarlar, Karpat havzasının batı kısmını işgal ettiler. Böylece 568 yılında Orta Tuna bölgesinin Avarlar tarafından fethi tamamlanmış oldu58. 568 yılında Franklar’ı mağlup eden Avarlar Panonya (Macaristan) bölgesine yerleştiler. 571 yılında Bizans ile yaptıkları anlaşma gereğince Tuna’nın güney kısımları Avarlar’a bırakıldı59. II.Justinos, Zemarkhos başkanlığındaki bir heyeti Gök-Türk Hakanı İstemi’nin huzuruna elçi olarak gönderdi. Zemarkhos, Justinos’un Gök-Türkler’in dostluğuna talip olduğunu belirten mesajını iletti60. Ancak imparatorluğun kuzey-batı sınırlarında çok kuvvetli bir güç haline gelen Avarlar’ın şiddetli hücumlarına karşı koyamayan Bizans, böyle bir durumla karşılaştığında sarsılabilirdi. Ayrıca Bizans devletinin güven içerisinde bağımsızlığını koruması ve geleceği yapacağı bu anlaşmaya bağlıydı. Bu sebepler göz önüne alındığında çıkış yolu bulamayan Bizans’ın Gök-Türkler’le yapmış olduğu ittifakı ve anlaşmayı bir kenara bırakması ve 571 yılında Avarlar’la anlaşması maruz görülebilir61. Avarlar 573 sonbaharında veya sonraki bahar, Tuna’yı geçip imparatorluk topraklarını işgal etmeye başladılar ve Tiberios’un ordusunu da yok ettiler62. Tiberios (578-582), Bayan ile barış yaparak bir ittifak imzaladı. Bu ittifakla Tiberios, sadece Bayan’ın istediği haracı vermeyi kabul etmekle kalmamış, aynı zamanda Sirmium’un başkentini de vermiştir. Bayan, Tiberios’un kendisini tanımasına şahit olurken, Pers savaşı için birliklerin imparatorluğundan sağlanmasına izin vermiş; hatta 578’de Tiberios’un isteği üzerine, 574’ten beri imparatorluğun içinde bulunduğu durumdan faydalanıp yağma işlerine kalkışan Valak Slavlar’ı üzerine bir sefer bile düzenlemiştir. Bayan, Valaşi’ye en kısa yoldan, yani Prta Orientalis’ten (Temes-Lerna) gitmektense Tiberios’un ona açtığı Singidunum-Nuvae-Durostorum Roma yolundan gitmeyi tercih etmiş ve düşmanı çevirmek için Tuna’yı Dobruca’dan geçmiştir. Bu manevranın sonucu son derece tesirli olmuştur. Slavlar genelde hiçbir direniş gösterememişler, son yıllarda Bizans vilayetlerinden aldıkları binlerce esiri geri vermişler ve Kağan’ın hükümranlığını kabul etmişlerdir63. 575-576 yıllarına gelindiğinde Bizans, Persler’le mücadelesini sürdürmekteydi64. Slav kütleleri 577 yılında hızla Yunanistan’ı işgal ederek yağmalamışlardı65. Yine bu dönemde Langobardlar da iki kez İtalya’ya girerek yağma faaliyetlerinde bulunmuşlardı66. Bu karışık ve zor durumdan kurtulmanın çaresini arayan Bizans imparatoru Tiberios, bu sırada yine batıda da Avarlar’ın hücumlarına hedef olmuştu. II. Justinos’dan tahtı devralan Tiberios, 578 yılında Avarlar’la olan barışı tekrar tesis etmek üzere onlara yıllık 80.000 altın vermeyi kabul etti67 ise de aynı yıl Bayan’ın 60.000 savaşçısının Orta Tuna yakınlarında harekete geçmesi barışın ömrünü kısalttı68. Bunun üzerine Bayan, Sava nehri üzerindeki köprüyü imparator müdahale etmeden önce hazır hale getirdi69 ve daha sonra yeni bir elçilik heyeti göndererek Sirmium’un kendisine teslim edilmesini talep etti. Bizans ise bu sırada Avarlar’a saldırmak için sadece Pers savaşının bitmesini bekliyordu. Sirmium, Avarlar’ın Bizans’a karşı yönelteceği saldırı için en müsait bir köprübaşı vazifesini görüyordu. Çünkü Avarlar’ı ondan başka böyle önemli nehir veya doğal engel korumuyordu. Bayan’ın halkının güvenliği ve çıkarları için kaleyi ele geçirmesi ve tüm Sirmium’un onun elinde olması gerekiyordu70. İmparator bir kez daha şehri teslim etmeyi reddetti. Böylece Bayan şehrin kuşatmasına başladı. Üç yıllık kahramanca bir direnişin ardından (579-582) gelen açlık, halkın ve askerlerin direnişini kırdı. Avar hakanı Bayan sonunda burayı fethetmeyi başardı71. Bizanslılar çok ağır şartlar karşısında şehri Avarlar’a teslim ettiler72. Sirmium bölgesi, Avarlar için stratejik önemi haiz bir bölgeydi. Çevresi korunaklı ve güvenli idi. Avarlar’ın Bizans üzerine yapacakları akınlarda üs olarak kullanabilecekleri ve askeri faaliyetlerini rahatça yürütebilecekleri bir merkez idi73. Böylece Sava, Tuna, Drava ve Vuka bataklığı ile korunan bu devasa kale tamamen Avarlar’ın eline geçti. Balkanlar’ın yeni efendisi Kağan, artık bundan böyle burada ikamet edecekti. Artık Sirmium’dan Tuna’nın ağzına kadar olan geniş topraklarda Avar süvarileri Bizans’a karşı at sürüyorlardı. Tüm ülke, Hellad’ın göbeğine kadar Avar akınları sonucu kaybedilmişti. Bir müddet sonra Pers savaşı bitti. Kısa süre sonra Tiberios’un halefi Mavrikios, ordusunu güçlü bir karşı saldırı için Avrupa’ya gönderdi74. 582 yılında II.Justinos’un ölümüyle imparator olan Mavrikios da Avarlar’a ödenen yıllık 80.000 altın vergiyi ödemeye devam etti. Avarlar 586 yılında Selanik’i kuşatarak, Slavlar ile birlikte Makedonya ve çevresi ile Selanik’i ele geçirdiler75. Bazı tarihçiler bu kuşatmanın tarihini 589 olarak belirtmektedirler76. Tarihçi Efesli Ioannis Avar ve Slav kavimlerinin Trakya ve Yunanistan’ı işgal etmeleri üzerine şunları yazmıştır: “İmparator Tiberios’un saltanatının üçüncü yılında, bütün Yunanistan, Teselya ve Trakya eyaletlerinden geçerek birçok şehir ve kaleyi aldılar. Dört yıl boyunca yaktılar, yıktılar ve yağmaladılar. Zengin oldular; gümüşleri, altınları, sürüleri, atları ve sayısız orduları vardı. Savaşmayı Bizanslılar’dan daha iyi öğrendiler77”. Özellikle bu dönemden itibaren, Slav kabileleri, Balkanlar’daki Bizans arazisine kalıcı olarak yerleşmeye başlamışlardır. Bu döneme kadar Bizans topraklarında Slavlar’ın haricinde hiçbir topluluk kalıcı olmamış, akın ve yağma hareketlerinden sonra bu toprakları terk ederek geldikleri yerlere dönmüşlerdir. Ancak Slavlar’ın bölgeyi yurt edinmeleri akabinde Bizans toprakları üzerinde bağımsız Slav Devletlerinin oluşmasına sebep olmuştur. Bu arada Justinianos döneminde doğuda İran ile yapılan savaşlar, Bizans’ın Balkanlar’da savunma durumunda kalmasına sebep olmuştur78. Bizans’ın bu zor zamanında tahta çıkan Mavrikios (582-602) problemleri kucağında bulmuştur. Nitekim Avarlar hücumlarını hızla artmışlar ve pek çok zafer elde etmişlerdir. Panonya ovasında Avar idaresi altında farklı milletlerin meydana getirdiği güçlü ve etkili birlik orta Tuna bölgesinde Bizans’ı baskı altına almıştı. Bunun sonucunda Sava ve Tuna geçitlerindeki Bizans sınırlarında mücadeleler başlamış ve 584’te Viminacium ve kısa süreliğine de olsa Singidunum ele geçirilmiştir. Artık Bizans’ın bölgedeki sınırlarını koruyan müstahkem mevkiler ortadan kaldırılmış ve bunun sonucunda Avar ve Slav topluluklarının Balkanlar’a yayılması kaçınılmaz hale gelmiştir79. İmparator Mavrikios, Avar saldırılarına karşı koymuş ve Sâsânîleri geri püskürtmüştür. 587 yılında Bizans’a yenilen Avarlar, bir müddet dinlendikten sonra 592 yılında Çorlu ve Karadeniz kıyısındaki Anchialos (Burgaz yakınları)’a kadar ilerlemişlerdir80. İran’la olan mücadelelerin bitmesi üzerine Bizans, devletin kuzey sınırlarını emniyet altına alabilmek ve Balkanlar’da hâkimiyetini tesis etmek üzere, 592 yılında Avarlar ve Slavlar üzerine akınlar düzenlemeye başlamıştır. Tuna’yı geçen Bizans orduları bölgede zaferler kazanmış ancak, savaşların uzaması ile ordu içerisinde bir takım rahatsızlıkların ortaya çıkması, bu başarıların küçük çapta kalmasına ve hâkimiyetin kurulamamasına sebep olmuştur81. Avarlar, Bizans saldırılarının baskısı neticesinde batıya, kendi sınırlarına ve hükümdarlarının ikametgâhına doğru hareket ettiler. 599-600 yılında Bizans komutanı Priscus, Tuna’yı geçerek Avarlar’ı kendi topraklarında mağlup etmiştir ki bu sırada Avarlar Sirmium’u çoktan terk etmişlerdi. Yine 601 yılında kendilerini uzun süre toparlayamayacakları halde bozguna uğratmıştır82. Bu savaşta ayrıca Bayan’ın dört oğlunun öldürüldüğü kaynaklarda belirtilmektedir83. Priscus Tuna’yı geçerek, Tisa bölgesinde, Avarlar’a karşı büyük zaferler elde etti. Geride sadece haraç ödeyen çeşitli topluluklar kalmıştı. Artık Avarlar dikkatlerini tam tersi istikâmete yöneltmişlerdi. Orta Avrupa Slavlar’ı Kağan’ın boyunduruğunun tüm ağırlığını üstlerinde hissediyorlardı. Fakat Bizans saldırılarına uzun zaman ara vermeye niyetli görünmüyordu. Çünkü kağan’ın batıdaki hızlı zaferleri 599 yılında tersi istikâmete, Balkanlar’a dönecek gibi görünüyordu. Gerçekten de Bizans ordusu Comentiolus tarafından kötü yönetiliyordu, Kağan başkent yakınlarına dek Bizans ordusunu geri püskürttü. Ancak çıkan bir veba salgını o kadar ani bir şekilde askerlerini kırdı ki bir ara barış yapmaya bile yeltendi84. İmparator hiç şüphe yok ki düşmanın sayıca az oluşunu bile hesaba katmadan, ödediği verginin artırılmasını kabul etti. Yapılan bir anlaşma ile Bizans Avarlara yıllık 100.000 altın vermeyi taahhüt etti85. Avarlar, Slavlar ile birlikte Dalmaçya’ya ve Yunanistan’ın ortalarına kadar ilerlediler86. Tuna sınır oldu ve bundan böyle artık Avarlar’la Bizanslılar arasındaki sınırı Valak Slavlarının bulunduğu kıyı değil, Tuna oluşturdu87. Avarlar’ın saldırıları devam etti. Bizanslı yöneticilerin idare sistemleri, orduda ve idari mekanizmalarda bir takım huzursuzluklara yol açtı. 602 senesinde Avar ve Slavlar üzerine ordunun yeniden sevk edilmesi isteğine ordu isyan etti. Phokas adındaki bir astsubayın önderliğini yaptığı isyancılar İstanbul’a yürüyerek İmparator’a karşı mücadeleye giriştiler. Mavrikios’un tahttan indirilmesi ve Phokas’ın senatonun da onayını alarak imparator ilan edilmesi suretiyle isyan son buldu (602)88. 592 yılında başlayan ve yaklaşık on yıl süren Balkanlar’daki mücadeleler, Bizans’ın bu siyasi istikrarsızlıklar sebebiyle başarılı olmasını engellemiş, böylece de Avar-Slav topluluklarının bölgeye yerleşmelerine engel olunamamıştır89. Mavrikios’un intikamını almak isteyen İran hükümdarı II.Hüsrev Bizans’a savaş ilan etmiştir90. Bizans ordusu küçük zaferler elde etmesine rağmen, 605 yılında Dara bölgesinin düşmesi üzerine, İran orduları Anadolu’da ilerleyerek Kayseri’yi almışlar ve akabinde bir askeri birlik Kadıköy’e kadar gelmiştir. Batı’da ise Avar-Slav yayılması devam etmiştir. Phokas bu sıkıntılı ortamda Avar kağanı ile yaptığı anlaşma91 sonucunda Avarlar’a yıllık olarak ödediği haracın miktarını artırmak zorunda kalmış92 ve böylece bir nevi Avarlar’dan barışı satın almıştır93. Netice olarak 565 ile 610 yılları arasındaki dönem, imparatorluğun çok büyük değişikliklere uğradığı bir dönemdir. İmparatorluk içerisinde anarşi, sefalet ve felaketler birbirini takip etmiştir. Bizans en karanlık devirlerinden birini yaşamıştır94. Bu devrin en mühim dış hadiseleri, İran savaşları, Balkanlar’da Avar ve Slavlar’la olan mücadeleler ile İtalya’nın Langobardlar tarafından işgal edilmesi olmuştur. VI. yüzyılın ikinci yarısı, Kafkasya ve Balkanlar’da Avar saldırılarının yoğun olduğu ve mücadelelerin şekillendirdiği coğrafyadaki diğer kavimlerin, yine Avar merkezli savaşlara giriştiği bir dönemdir. Kaynaklardan elde edilen bilgiler neticesinde Avarlar’ın bu elli yıllık döneme damgalarını vurduğu söylenebilir. Orta Asya’dan göç ederek Tuna havzasına yerleşen Avarlar, münasebete geçtikleri, savaştıkları veya ittifak kurdukları bütün kavimlere idâri ve askerî alanda örnek olmuşlardır. (Prof. Dr. Işın Demirkent
Anısına, Dünya yayınları, Şubat 2008)
2 Gyula Moravcsık; Türk Tarihinin Bizans Kaynakları, Çev.: H.N. Orkun, Sümer Basımevi, Ankara, 1938, s. 22. 3 Dimitri Obolensky, “The Principles and Methods of Byzantine Diplomacy”, Actes Du XIIé Congres International D’Etudes Byzantines, 10-16 Septembre 1961, Tome I, Belgrad 1963, s. 46. 4 Gérard Chaliand; Les Empires Nomades De La Mongolie Au Danube, Librairie Perin, France, 1998, s. 87. 5 Paul Lemerle; Le Monde De Byzance: Histoire Et İnstitution, IV.Makale, London, 1978, s. 715. 6 Obolensky, a.g.m., s. 46. 7 a.g.m., s. 50. 8 J. B. Bury; A History of the Later Roman Empire From Arcadius To Irene, II, London, 1889, s. 11-12. 9 Obolensky, a.g.m., s. 51. 10 Obolensky, a.g.m., s. 52. 11 Procopius; Bizans’ın Gizli Tarihi, Çev: O. Duru, Ada yayınları, Basım t. ve y. yok, s. 93. 12 C.Diehl-G.Marçais; Histoire Du Moyen Age Le Monde Orientale de 395 A 1081, Tome III, Presse Universitaire De France, Paris, 1944, s. 79. 13 Theophylac Simocatta Avar isminin aslında Varchunni veya Varchonitae’den geldiğini bununda Var ve Chunni kelimelerinden türemiş olabileceğini belirtir. Bkz. “Simocatta, VII, 7.13-14; VII, 8.1-5, Michael and Mary Whitby, The History of Theophylact Simocatta, Oxford Universty Press, 1986. 14 Jean-Paul Roux; L’Asie Centrale Histoire et Civilisation, Fayard, Paris, 1997, s. 135. 15 Szadeczky-Kardoss, a.g.m., s. 207. 16 Andreas N. Stratos; Byzantium İn The Seventh Century I 602-634, Adol M. Hakkert Publisher, Amsterdam, 1968, s. 20. 17 L.Hauptmann makalesinde Slavlar hakkında şu bilgileri verir: “Slavlar Justinianos öncesinde, bir kez bile Bizanslılarla savaşmaya kalkışmamışlar veya Tuna’yı geçmeye çalışmamışlardır. Bulgar felaketinden sonra o kadar büyük bir durgunluğa düştüler ki Efesli Jean ve Mavrikios askeri yönden etkisizliklerini hatırlamaktaydılar. Bu halk fethetme kabiliyeti olan bir topluluk değildi. Hangi boyunduruk olursa olsun kabul etmelerini sağlayan kadercilikleri bunu korkunç boyutlara getirmişti. Çünkü kalabalık halk, göçebe step kavimlerinin işgal orduları için bitmek tükenmek bilmez bir kaynak oluşturuyordu. Sonuç olarak, Justinianos dönemindeki Slav dalgası gerçekte, Bizans’a karşı biraraya getirdikleri Sclaven topluluklarını harekete geçiren Kutrigurların eseriydi. Muhtemelen Kutrigurların Sclaven bölgesinde kalıcı ordugâhları bulunuyordu. Özetle iki halkın birliği o kadar mükemmeldi ki çağdaşları birbirlerinden ayırmakta zorlanıyorlar ve orduyu oluşturan kalabalığa veya başlarındaki liderlere bakarak Sclaven veya Bulgar işgalinden söz ediyorlardı. 559’da Bulgar iktidarının devrilmesi Sclavenlerin özgürlüklerini kazanmalarına yaramadı çünkü onları yeni bir egemen güç, Avarlar, bekliyordu”. Bkz L.Hauptmann; “Les Rapports Des Byzantins Avec Les Slaves et Les Avares Pendants La Seconde Moitié du VI.Siécle”, Byzantion, Tome IV (1927-1928), Vaduz, 1964, s. 147. 18 J.M.Hussey; The Byzantine World, Hutchinson University Library, London, 1961, s. 20. 19 Hauptmann, a.g.m., s. 137. 20 İbrahim Kafesoğlu; Türk Milli Kültürü, Boğaziçi Yay., 11. Baskı, İstanbul, 1994, s. 152. 21 Hauptmann, a.g.m., s. 148. 22 H.H. Howorth; “The Avars”, Journal of the Royal Asiatic Society, Vol. XXI Part IV, London, 1889, s. 724. 23 Akdes Nimet Kurat; IV-XVIII.Yüzyıllarda Karadeniz’in Kuzeyindeki Türk Kavimleri ve Devletleri, 2.Baskı, Murat Kitabevi Yay., Ankara, 1992, s. 26. 24 Szadeczky-Kardoss, a.g.m., s. 206 vd. 25 Şerif Baştav; “Avar İmparatorluğu”, Tarihte Türk Devletleri I, Ankara, 1987, s. 195 vd. 26 Louis Hambis; Attila Et Les Huns, Presses Universitaires De France, Paris, 1972, s. 104. 27 Kurat, a.g.e., s. 28. 28 Hauptmann, a.g.m., s. 149. 29 István Bóna; “De La Dacie Jusqu’à Erd_elve. L’Epoque De La Migration Des Peuples en Transylvanie (271-895)”, Histoire De La Transylvanie, Ed. Béla Köpeczi, s.67-111, Akadémiai Kiadó, Budapest,1992, s.94 30 Hauptmann, a.g.m., s. 149. 31 Dimitri Obolensky; The Byzantine Commonwealth Eastern Europe 500-1453, New-York, 1974, s. 73. 32 Szadeczky-Kardoss, a.g.m., s. 303. 33 Edouard Chavannes; Documents Sur Les Tou-Kiue (Turcs) Occidentaux, Librairie D’Amerique et D’Orient, Paris, 1900, s. 232. 34 Gyula Moravcsık; Byzantinoturcica I,Die Byzantinischen Quellen Der Geschichte Der Türkvölker, Akademie-Verlag, Berlin, 1958, s. 70. 35 Hauptmann, a.g.m., s. 151. 36 Moravcsık, a.g.e., s. 70. 37 Kurat, a.g.e., s. 28. 38 Menandros, V. 1, 1-25 ve V. 2, 1-12. R.C. Blockley, The History of Menandros, Liverpool, 1985. 39 Moravcsık, a.g.e., s. 70. 40 Baştav, a.g.m., s. 198. 41 Hambis, a.g.e., s. 115. 42 C.Diehl-G.Marçais, a.g.e., s. 123. 43 István Bóna, a.g.m., s. 95. 44 Hauptmann, a.g.m., s. 150. 45 Szadeczky-Kardoss, a.g.m., s. 207. 46 Hauptmann, a.g.m., s. 150. 47 a.g.m., s. 151. 48 a.g.m., s. 151. 49 a.g.m., s. 152. 50 Valaşi’de ve Moldavya’da Gepit egemenliğine ilişkin hiçbir iz bulunamamaktadır. Transilvanya’da bile, Attila sonrası dönemde Gepitlerin varlığı sadece Cluj (5. yüzyıl sonu-6. yüzyıl başı) yakınlarındaki Apahida’da ve Sibiu veya Hermannstadt (6. yüzyılın ilk yarısı) dolaylarındaki Klein-Schelken’de yapılan iki arkeolojik kazı ile kanıtlanmaktadır. Gepitlerin 6. yüzyılda yaptıkları tüm savaşların tek bir amacı vardı: Bizans yolunda, güney-batı doğrultusundaki kendi topraklarını korumak ve daha da genişletmek. Bkz. Hauptmann, a.g.m., s. 138, 142. 51 H.W. Haussig, A History of Byzantine Civilization, Trans: J.M.Hussey, Thames and Hudson , London, 1971, s. 93. 52 Hauptmann, a.g.m., s. 154. 53 István Bóna, a.g.m., s. 95. 54 Hatice P.Erdemir, a.g.e., s. 21. 55 Menandros, X. 1, 65-95. 56 Làszló Ràsonyı; Türk Devletinin Batıdaki Varisleri ve İlk Müslüman Türkler, Yay.Haz.: Ş.Seferoğlu-A.Müderrisoğlu, TKAE, Ankara, 1983, s. 17. 57 Baştav, a.g.m., s. 196. 58 Szadeczky-Kardoss, a.g.m., s. 207. 59 Chaliand, a.g.e., s. 87. 60 Menandros, X. 3, 65-70. 61 Menandros, XV. 5, 1-7. 62 Menandros, fragm. 34.,Evagrius, v, 11.’den nakleden : Hauptmann, a.g.m., s. 156. 63 Menandros, fragm. 37, 63., Evagrius, V, 11., Theophanus, 1, 277., Johannes. Biclar, a. 573, 3; 574, 3., Efesli Jean, III, c. 5.’den nakleden nakleden: Hauptmann, a.g.m., s. 156. 64 Menandros, XX. 1-8. 65 Menandros, XXI. 1-55. 66 Menandros, XXII. 1-17. 67 Chaliand, a.g.e., s. 87. 68 Szadeczky-Kardoss, a.g.m., s. 208. 69 Hauptmann, a.g.m., s. 159. 70 Menandros, fragm. 64., Efesli Jean, VI, 24.’den nakleden L.Hauptmann, a.g.m., s. 160. 71 Menandros, XXV. 1-2; XXVI. 1-7. 72 Moravcsık, a.g.e., s. 71. 73 Theophylactus Simocattes, I. 3, 3-5, VI. 4, 1-3. 74 Menandros, fragm. 05, Efesli Jean, VI, 80., Suriyeli Michael, Supra, s. 21., Theophanus I, 278., Niederle, Cechove a Avari. Cesky Casopis Historick , 15, 1909, s. 340’den nakleden: Hauptmann; a.g.m., s. 160. 75 Moravcsık, a.g.e., s. 71 76 A.A. Vasiliev, Histoire De L’Empire Byzantin, Trad: P.Brodin-A.Bourguina, Tome I, A.Picard, Paris, 1932, s. 232. 77 Auguste Bailly, Bizans Tarihi, Çev:H. Şaman, Tercüman 1001 Temel Eser 46, Bas. T. ve y. yok, s. 84. 78 Georg Ostrogorsky, Bizans Devleti Tarihi, Çev: F. Işıltan, TTK, 5.Baskı, Ankara 1999, s. 75. 79 Ostrogorsky, a.g.e., s. 74. 80 René Grousset, L’Empire Des Steppes Attila-Gengis-Khan- Tamerlan, Payot, Paris, 1939, s. 229. 81 Ostrogorsky, a.g.e., s. 76. 82 Chaliand, a.g.e., s. 90. 83 Grousset, a.g.e., s. 229 84 Hauptmann, a.g.m., s. 168. 85 C.Diehl-G.Marçais, a.g.e., s. 133. 86 Moravcsık, a.g.e., s. 71 87 Hauptmann, a.g.m., s. 169. 88 Theophanes, The Chronicle Of Theophanes,/ Çev. Harry Turtledove/, University of Pennsylvania, Philadelphia, 1982, s. 1. 89 Ostrogorsky, a.g.e., s. 77. 90 Theophanes, a.g.e., s. 1. 91 a.g.e., s. 3. 92 Ostrogorsky, a.g.e., s. 78. 93 M.L’Abbé Drioux; Precis De L’Histoire Du Moyen Age, 6.Baskı, Libraire Classique D’Eugéne Belin, Paris, 1855, s. 52. 94 Vasiliev, a.g.e., s. 221. |