Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

"Türkçe'nin uzaklardaki yakın akrabaları"

Mutlu: Türkiye’den sevgiler ve saygılar sayın seyirciler. Bu programımızda Türkiye’de pek fazla bilinmeyen ama Türk dilleri arasında çok önemli bir yer tuttuğunu  düşündüğümüz Tuva Türkçesi edebiyatı ve dolayısıyla da kültürü üzerine konuşacağız. Programımızın iki konuğu var. Konuklardan ilki programımıza sıklıkla konuk olan ve değerli görüşlerini bize aktaran A.Ü. Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatı Bölüm Başkanı Sayın Prof. Dr. Sema Barutcu Özönder  kendisi aynı zamanda danışman konuğumuz. İkinci konuğumuz Sayın Doç. Dr. Margarita Kungaa kendisi yine aynı bölümde Tuva Türkçesi ve edebiyatı konuk öğretim üyesi. Siz de hoş geldiniz efendim. Sayın Özönder Tuva dili, Türkçesi, edebiyatı dediğimizde genel olarak neler söyleyebilirsiniz? Açıklamalarınızdan sonra Sayın Kungaa’ya sorularımızı yöneltelim.

Barutcu Özönder: Tuva Türkçesi genel Türk dili alanının kuzeydoğusunda konuşulan bir Türk lehçesi. Dil özellikleri itibariyle Türk dilinin tasnifi denemelerinde Tuva Türkçesi güneydoğu Sibirya Türkçeleri’yle beraber değerlendiriliyor. Yakın komşu Altay Türklerinin dili ile, yakın komşu Hakas Türklerinin dili ile, daha kuzeyde Saha Türklerinin dili ile irtibatlandırılarak bir Türk lehçe grubunu oluşturuyor. Bugün Tuva Türkleri’nin Türkiye Türkleri’ne oranla  sayıları az olmakla beraber, Tuva Türkleri’nin yaşadıkları kültür, hayat tarzları, düşünce dünyaları, dilleri, edebiyatları bakımından Türklük bilimi araştırmalarında son derece önemli bir yeri var. Çünkü hem Tuva Türkleri hem de onların konuştuğu dil Türk dilinin, kültürünün araştırmalarında pek çok bakımlardan bize kaynaklık edebilecek özellikleri veriyor. Mesela, Tuva Türkçesi dil özellikleri itibariyle en eski Türkçe’nin dil özelliklerini en iyi koruyan Türk lehçelerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.

 

Mutlu: Bu kadar koruyabilmelerinin nedeni nedir?

 

Barutcu Özönder: Belki kapalı bir toplum hayatını çok daha iyi sürdürmüş olmalarından kaynaklanıyor. İslami muhit içindeki Türkler’in hemen hepsi kelime içindeki ve sonundaki eski Türkçe’nin /d/ lerini /y/ yaparken —tüm dillerde olduğu gibi doğal olarak tüm Türk lehçeleri de dil değişimi süreci yaşamaktadırlar— Tuvalar Türkçe‘nin en eski haliyle bizim /y/ olarak verdiğimiz sesleri /d/ olarak vermekteler. Biz ‘ayak’ diyoruz, onlar hala ‘adak’ diyorlar. Biz büyük diyoruz, onlar hala eski ‘bedük’ şekline yakın bir şekli konuşuyorlar. Ama başka değişmeler olmamış mı? Elbette olmuş. Biz kelime başlarındaki eski Türkçe‘nin /y/lerini söylerken, Tuvalar onu /ç/ yapmışlar. Biz ‘yol’ diyoruz, onlar ‘çol’ diyorlar. Daha yukarıda Sahalar ‘sol’ diyorlar. Ama arkaist bakımdan, Türk dilinin eskicil özelliklerini koruma bakımından, Tuva Türkleri’nin dili dil tarihi araştırmaları bakımından önemli.

 

Mutlu: Yani laboratuar gibi bir şey bu tarihin içinde.

 

Barutcu Özönder: Tuva coğrafyası itibariyle baktığımızda en eski Türk varlığının idrak edildiği bir coğrafya olarak  karşımıza çıkıyor. Margarita Hanım’la biraz sonra sohbet içerisinde sözü geçecektir. Tuva’yı 93’te ben ziyaret etmiştim. Tuva bugün bir açık hava müzesi ve en eski Türkçe metinlerin çok sayıda bulunduğu bir bölge olarak karşımıza çıkıyor. Tuva’ya gittiğinizde sanki bir zaman tünelinin içine girip, eski Türk çağına doğru gitmiş gibi hissediyorsunuz. Böyle heyecanlı, duygulu anların yaşanabildiği bir coğrafya, bir kültür çevresi olarak karşımıza çıkıyor. Tuva coğrafyası aynı zamanda dünyanın tabii güzelliklerini bünyesinde toplayan bir yer olarak da karşımıza çıkıyor. Ben Margarita Hanım’a şunu sormak isterim. Margarita Hanım iki yıldır bizim bölümümüzde bulunuyor. Geldiğinde hiç ama hiç Türkiye Türkçesi bilmiyordu. Çok küçük, çok tatlı bir oğlu da var. O da hiç Türkiye Türkçesini bilmiyordu. Şunu öğrenmek istiyorum, Tuva Türkleri ve Tuva Türkçesi Türkiye coğrafyasından bu kadar uzakta. Geldiğinizde Türkiye Türkçesi ortamına nasıl uyum sağladınız? Türkiye Türkçesi’ni öğrenmekte ve hayata geçirmekte Tuva Türkçesi bilgilerinizin de yararı oldu mu? Öğrencilerinizin Tuva Türkçesini öğrenirken anadillerini basamak olarak kullandıklarını fark ettiniz mi? Sizin anadili Tuvaca olmayanlara da Tuvaca  öğretme konusunda uzman olduğunuzu biliyoruz.

 

Mutlu: İsterseniz önce ilk sorunuzun cevabını alalım.

 

Kungaa: Pek kolay oldu diyemem. Ne kadar yakın olursa olsunlar çağlar boyunca farklılaşmış iki dildir. Özellikle leksika bakımından zorluk çektim diyebilirim. Çünkü Türkiye Türkçesi’ne Arapça’dan, Farsça’dan geçmiş çok kelime vardır. Onları ezberlemek benim için zor oldu.

 

Mutlu: Yani yeni kelimelerle karşılaştınız. Peki gündelik hayatı sürdürmek için gerekli olan Türkçe’yi öğrenmekte hiç zorluk çektiniz mi? Gündelik hayatta Arapça kelimelere pek ihtiyaç duyulmaz.

 

Kungaa: Öyle basit şeyleri hemen hallettim. Ama kitap okumak, metin okumak bana biraz zor geldi.

 

Mutlu: Ne kadar zamanda Türkiye Türkçesini rahatça kullanabilecek hale geldiniz?

 

Kungaa: Şimdi bile Türkiye Türkçesi’ni iyi derecede bildiğimi söyleyemem. Çünkü benim istediğim gibi olmuyor. Ben daha güzel konuşmak ve anlamak amacındayım.

 

Barutcu Özönder: Bunun sizin için bir zorluk teşkil etmesinin nedeni Türkiye Türkçesi’nde bir çok Arapça ve Farsça sözcükle karşılaşmış olmanız. Tuva Türkleri İslami muhitte olmayan Türklüğün temsilcilerinden. Tuvalar bugün kısmen Budizmi, kısmen de Şamanizm olarak yanlış söylenen Eski Türk inanç sisteminin devamını idrak eden bir topluluk olarak karşımıza çıkıyor. Şamanizm olarak yanlış olarak bilinen inanç sistemi abidelerde kök tengri olarak geçer. Bir yandan “kamlar” var, kamcılık diyemeyeceğiz ama eski inanç sistemini sürdürüyorlar. Bir yandan da Türkler’in Eski Türk ve Orta Türk Çağı’nda çok şey kattıkları Budist muhit içinde yer alan Türklüğün bir devamı olarak da Tuva Türklerini görüyoruz. Daha sonra tabii Çingiz döneminden itibaren  Moğol nüfuzunu Güneydoğu Sibirya Türklüğünde biliyoruz. Tuva Türkçesi’nde bizde olmayan çok sayıda Moğolca kelime var. Bu Moğolca kelimeleri de biz bilmiyoruz. Ama her iki Türkçe’de de ortak kökenli söz varlığı ve belli ses değişmesi kuralları var. Mesela bizim /y/ lerimiz Tuvalar’da /ç/” yi karşılıyor. Bizim kelimenin içinde ve sonunda /d/li söylediğimiz şekilleri onlar /t/ li söylüyor. Bizim /k/lı, /g/li söylediklerimizi Tuvalar hep /h/li söylüyor. Böyle birtakım şeylerin karşılıklı olarak farkına vardığımızda, Türkçe söz varlığı bakımından problemimiz kalmıyor. Ama alıntı kelimeler noktasında konuya baktığımızda Tuvaca’da Moğolca kelime sayısı oldukça fazla. Sovyet döneminde diğer birlik cumhuriyetlerinde olduğu gibi Rusça kelimelerin Tuvaca’ya girdiğini görüyoruz. Bugün Sovyet idaresinden geçmiş Türklerle Türkiye Türkleri’nin anlaşması hususunda alıntı kelimeler bir engel oluşturuyor.

 

Mutlu: Bizim Türkiye Türkçesinde de İngilizce bol miktarda var. Hatta bazen telaffuzlarıyla birlikte alıntılanıyor. Dolayısıyla kelime ithalatı bütün dillerde var.

 

Barutcu Özönder: Ama sanıyorum en çok Türkçe’de var. Türk dili etkileşimi en yüksek seviyede yaşayan dillerden biri. Çokça alıp, çokça da veriyor tabii.

 

Mutlu: Sizin sorunuzun ikinci kısmına bununla bağlantılı olarak geçelim. Demek ki Türkiye Türkçesini öğrenmekte biraz zorlandınız. Oğlunuz da zorlandı mı?

 

Kungaa: Oğlum hiç zorlanmadı. Oğlum geldiğimiz sene kreşe gitmişti. Orada 2-3 hafta içerisinde konuşmaya başladı. Çocuklar kolay anlaştığı için herhalde. Şimdi bir çok kelimeyi ben onlardan öğreniyorum.

 

Mutlu: Sizin öğrencilerle ilgili bir sorunuz vardı.

 

Barutcu Özönder: Öğrencilerimiz Türkiye Türkçesi ile Tuva Türkçesi’nin birbiriyle benzeşen Türkçe kökenli kelimelerinde Türkiye Türkçesi’ni basamak yapabiliyorlar mı?

 

Kungaa: Tabii. Derslerimizde konuları anlatırken kıyaslama her zaman yapıyoruz. Nerede uygun bir şey varsa hemen onu kullanmaya başlıyoruz. Tabii ki eski Türk kökenli kelime hazinesinde ve sentaks, yani söz diziminde pek çok benzerlik vardır. Onlara her zaman değiniyoruz. Sema Hanım’ın söylediği gibi Tuvaca’da çok fazla Moğolca kökenli kelime vardır. Araştırmalara göre % 40 civarında. Konuşma dilinde daha fazla olmak üzere alıntı kelimeleri öğrenmek öğrenciler için de zor geliyor. Ama söz diziminde cümlenin içindeki kelimelerin durumu açısından pek fark yok.

 

Mutlu: Demek Tuva Türkçesi’nde daha değişik bir gelişme olmuş. Çünkü genellikle yabancı dillerin etkisinde kalındığı zaman o yabancı diller edebiyat, sanat, bilim gibi daha üst dil diyebileceğimiz dilde etkisini gösteriyor. Tuva Türkçesinde ise gündelik hayatta konuşulan dili etkilemiş Moğolca öyle bir sonuca vardım, doğru mu acaba?

 

Kungaa: Sadece konuşma dili değil tabii. Eskiden resmi dil olarak Moğolca da kullanılmıştır. Siyasi konularla ilgili terminolojide çok sayıda Moğolca kelime vardır.

 

Barutcu Özönder: Altay Türkleri de Moğolca’yı yazı dili, resmi dil olarak kullanmışlardır. Rusça literatüründen biliyorum Tuva, Altay ve Hakas Türkleri az sayıda halklardan sayılır. Ayrıca bunların Sovyet dönemi öncesinde yazısız halklardan oldukları belirtilir. Biz üniversitede böyle okuduk hala da bu şekilde söylenir. Ama doksanlı yıllardan itibaren değişen bir bilim anlayışı, yaklaşımı var. Özellikle en son Altay bölgesinde çıkan bir yazıda okuduğumu hatırlıyorum. Altaylar, Hakaslar, Tuvalar yazısız halk değillerdi. Altaylar “Altın Herel” isminde çok önemli bir Budist eserin tercüme edildiğini bize haber veriyorlar. Altay Türkçesi’nin ve Uygur yazısının kullanıldığını söylüyorlar. Bu noktada Margarita Hanım Sovyet öncesi dönemde bugünkü Tuva coğrafyasında yazı dili hayatının ne olduğu konusunda birkaç şey söyleyebilir misiniz? Tuva arşivlerinde Tuvaların atalarının kaleme aldığı yazmalarda hangi yazılar kullanılmış?

 

Kungaa: Biz öğrenciyken hep kendimizi yazısız bir millet olarak biliyorduk.

 

Mutlu: Üniversiteyi nerede okumuştunuz?

 

Kungaa: Kendi memleketimde, Tuva’da okudum.

 

Mutlu: Hangi dilde eğitim veriyordu?

 

Kungaa: Tuvaca, Rusça.

 

Mutlu: Üniversitenin genel dili neydi?

 

Kungaa: Bizim bölüm Tuvaca’ydı. Diğer bölümler Rusça’ydı. Matematik gibi bölümler Rusça’ydı. Doksanlı yıllardan itibaren başka bir görüş başlamıştı. Eski Türk Orhun Yenisey bengü taşları denen o abidelerde kullanılan dili bizim bilim adamlarımız Tuvalar’ın atalarının ortak yazı dili olarak değerlendirdiler. Hiçbir zaman yazısı olmamış bir toplum olarak değerlendirmekte haksız olunduğunu söylediler. Eski Türk, Uygur, Kırgız Kaganatlarının sonunda Çingiz Han döneminden beri Moğol yönetiminde kalındığı için resmi dil olarak Moğolca kullanılmıştır. Moğolca da bizim atalarımızın kullandığı bir yazı dili olarak değerlendirilmiştir. Sürekli olarak kullanılmış bir yazı dili yok ama değişik zamanlarda değişik yazı dillerinin kullanıldığı bilim adamlarımız tarafından söylenmektedir.

 

Mutlu: Yani ilk yazıya geçiş Sovyet döneminde olmadı.

 

Barutcu Özönder: Tuva coğrafyasına bakıldığında en eski Türk çağlarından itibaren bir Türk coğrafyası olduğunu görüyoruz. Bugünkü Tuva coğrafyası Türk siyasi bölgelerinden biri. Orhun, Yenisey bölgesi diye biraz önce Margarita Hanım söyledi. Burada Hunlar çağını saymazsak, birinci Türk kağanlığı, ikinci Türk kağanlığı, Kırgız kağanlığı, Ötüken ve Uygur kağanlığı bunun devamında hiç kesintisiz bir siyasi Türk yapılanması vardı. Ama ondan sonra 13. yy.’ın ilk onlu yıllarından itibaren bir Çingiz ortaya çıktı. Bütün Avrasya sahasını sardı. O merkez Moğol hanlığı Türk-Çingiz devletinin idaresinde oldu. Çünkü eski iç Asya devletlerinde Ötüken’e sahip olan devletin idaresini elinde bulundurma hakkına, yetkisine sahip oluyordu. Böyle bir inanç vardı. Ötüken o yüzden “kutlu Ötüken yiş“ olarak bizim abidelerimizde geçiyor. Burada Türkler, Türk soylular ve Moğol soylulardan bir dereceye kadar Çingizler’i sayabiliriz. Kutaylar’ı sayıyoruz, eski metinlerimizde ‘Kıtan’ olarak geçerler. Türklerde ve Moğollarda yani Altay kökenlilerde Ötüken bölgesinin devlet sahibi olmada önemli bir yeri vardı. Oraya sahip olan bölgenin, çevrenin bütün halklarını idare etme yetkisine de sahipti.

 

Kungaa: Halk edebiyatına da baktığımızda orada kahramanlar birbirlerine mektup gönderiyorlar, yazı yazıyorlar. Başka birisi oturdukları yeri işgal ettiğinde yazı bırakıyorlar.

 

Mutlu: Ama bunlar sözlü olarak anlatılan hikayeler değil mi?

 

Kungaa: Tabii sözlü olarak, halk edebiyatında. Bu şekilde bakarsak, yine de Tuva topraklarında kullanılmış olan bir yazı dilinin var olduğunu görüyoruz.

 

Barutcu Özönder: Halk edebiyatının söz varlığından yazı dilinin var olduğu anlaşılıyor.

 

Mutlu: Yazıdan söz edildiğine göre yazının olduğunu çıkarabiliyorsunuz.

 

Kungaa: Tabii o milletin % 90 okuryazar olduğu anlamına gelmiyor.

 

Mutlu: Ama en azından belli bir kısmının, belki yönetici sınıfın okuryazar  olduğu anlaşılıyor. Peki bugüne gelecek olursak, Tuva Özerk Cumhuriyeti hakkında bize bilgi verebilir misiniz? Çünkü pek Türkiye’de bilinen bir konu değil bu. Nüfusu ne kadar cumhuriyetin?

 

Kungaa: Son 89’da yapılmış nüfus sayımına göre 330.000 civarındadır. Nüfusun % 70’i Tuvalar, % 19’u Ruslar, % 10-11 arası başka halklardan oluşuyor.

 

Barutcu Özönder: Tuva Cumhuriyeti’nden başka yerde yaşayan Tuvalar var mı?

Kungaa: Rusya Fedarasyonu’nda ayrı ayrı şehirlerde oturan Tuvalar da var. Ama onun kesin sayısı bilinmemekte. Moğolistan’da 20.000’den fazla Tuva vardır. Çin Halk Cumhuriyeti’nde Urumçi gibi bölgelerde Altay bölgesinde yer almaktalar.

 

Barutcu Özönder: Türk Monçak diye Çin literatüründe geçiyor.

Mutlu: Peki kırsal kesimler, kentte yaşayanlar arasında dilin kullanımına, söz dağarcığına ilişkin bir fark var mı?

 

Kungaa: Günümüzdeki kullanımına bakarsak pek bir fark yok. Doksanlı yıllara bakarsak bu tür farklar pek yok. Altmışlı yıllardan itibaren televizyon, gazete, kitap yayınları mevcuttur. Standart dil olarak Tuvaca böylece hakim olmuştur. Bölgelerdeki farklılıklar azalmıştır diyebiliriz. Ama Tuva şiveleriyle ilgili ya da ağızlarıyla ilgili yapılan araştırmaların zamanına göre tabii ki daha çok fark vardır. O araştırmalar genellikle altmışlı, yetmişli yıllarda yapılmıştır. Daha çok fark vardı o zamanlarda. Ben çocukluğumdan hatırlıyorum. Büyüklerimizin konuşmalarında çok farklı şeyler vardı. Şimdi bunları pek işitmiyorum. Çünkü standart dil yaygınlaşmıştır.

 

Mutlu: Yani Tuva Türkçesi’nin çeşitli ağızları bugün ölmekte. Bu tür ağız çalışmaları yapılıyor mu orada?

 

Kungaa: Tam olarak ölmüş diyemeyiz. Çalışmalar altmışlı, yetmişli yıllara göre azalmıştır. Kuzeyde ulaşımı çok zor bir bölge olan Toju bölgesine 79’da gittiğimde duyduğum dil farklılıklarını üç sene önce gittiğimde duyamadım. Çünkü insanlar bir bölgeden bir bölgeye göçüyorlar. Başka yerlerden gelip Toju bölgesine yerleşen çok insan vardır. Onlar tabii ki kendi ağız özelliklerini oraya getirmişlerdir.

 

Barutcu Özönder: Yani birbirlerine karışmışlardır diyorsunuz. Zaten bir standart dilden beklenen de Margarita Hanım’ın söylediğidir. Bir standart dil, bütün hedeflenen alanı kaplamalıdır. Bunun olduğu anlaşılıyor.

 

Mutlu: Ama bir standart dili oluşturmak için de çaba harcanması gerekir. Standart dil çalışmaları nasıl yapıldı orada?

 

Kungaa: Radyo, gazete, televizyon aracılığıyla.

 

Mutlu: O yaygınlaştırılması için. Ama bir de standart dil tanımlaması, oluşturulması çalışmaları nasıl yapıldı?

 

Barutcu Özönder: Sovyet dönemine gelindiğinde Tuva Türkçesinin teşkili yönünde yapılan çalışmalarla ilgili belki konuşmamız gerekiyor sizin bu sorunuza cevaben.

 

Mutlu: Standart dil nasıl tarif edildi? Niye şu ağız değil de bu ağız? O karar nasıl verildi?

 

Kungaa: Nasıl verildiğini bilmiyorum. Standart dil olarak orta ağızları, orta ağızlardan Uluğhem bölgesi, Çönhemçik bölgesi, Tandı ve öbür bölgelerin bir kısmı alınmıştır.

 

Mutlu: Bunlar tarihte genel olarak topluluğa hakim olan yöreler miydi?

 

Kungaa: Evet. O standart dilin kurallarını belirtmek için tabii bilim adamları Prof. Dr. Şulu Çırbaloviç gibi altmışlı yıllarda yaptıkları araştırmalar sonunda standart dil olarak orta ağızlarını almışlardır. Gazete, televizyon ve edebi yayınların standart dilin kurallarına uygun olarak yapılmasını talep etmişlerdir. O şekilde standart dil yaygınlaşmıştır. Ama şivelerde ya da ağızlarda kullanılan özellikler çok uzak, ulaşımı zor olan bölgelerde tabii ki şimdi de kullanılmaktadır. Ulaşımı kolay, milletin çok karışık olarak kaynaştığı bölgelerde pek bir fark yok. Karahöl şivesi var, batı ağızlarında. O da çok farklı. Bir de Tayga şivesi denen bir şive var. O şimdi de çok farklı. Çünkü ormanda yaşayanlar ren geyiği yetiştirmek için sürekli göçtükleri için hiç bir yerde sürekli kalmıyorlar. Ama benim gittiğim yerler yerleşim yerleriydi.

 

Barutcu Özönder: Peki Tuvalar’la olan ilişkiyi Tuva bilim adamları nasıl kuruyorlar?

 

Kungaa: Son zamanlarda pek öyle bir şey duymadım. Ama yine de vardır. Tayga dilinin, Tuvaca’nın bir  ağzı olarak değerlendirenler de vardır. Kesin olarak böyle bir karar alınmış değil. Ama yine de böyle bir yaklaşım var. Hayat tarzı, psikolojisi Tuvalara  çok benziyormuş. Ben şahsen gidip gözlemlemedim. Ama çok benziyormuş.

 

Barutcu Özönder: Doksanlı yıllarda Tuvaların dilinde, standart Tuvaca’da neler değişti? Sovyet döneminde Rusça da vardı. Bu iki dili düşündüğümüzde Rusça’nın konumu Sovyet döneminde ne idi? Tuva Türkçesi’nin konumu ne idi? Son on yıl içinde Rusya Federasyonu’nun yeni yapılanması içinde Tuvaca’nın, Rusça’nın yeri nedir bu konuda biraz bilgi verebilir misiniz?

 

Kungaa: Şimdi Tuva’da resmi dil olarak iki dil kullanılmaktadır. Tuvaca ve Rusça.

 

Mutlu: Yani bütün gazeteler her iki dilde çıkıyor. Televizyonda iki dilde yayın yapılıyor. Resmi yazışmalar iki dilde yapılıyor. Her şey iki dilde.

 

Kungaa: Tabii, Sovyet döneminde Rusça’nın özel bir konumu vardı. Okullarda ve yüksek okullarda Tuvaca da okutuluyordu. Örneğin ben Tuvaca okudum. Bazen dördüncü, beşinci sınıflara kadar Tuvaca hakimdi derslere, örneğin matematik, hayat bilgisi gibi dersler de Tuvaca olarak veriliyordu. Sadece Rusça dersleri Rusça olarak veriliyordu. Beşinci, altıncı sınıflardan itibaren Tuvaca ve Tuva edebiyatı ayrı bir ders olarak veriliyordu. Matematik, fizik, coğrafya, biyoloji gibi dersler hep Rusça’ydı. Lise basamakları olan dokuzuncu, onuncu sınıf dersleri de öyleydi. Sonunda doksanlı yıllardan beri durum biraz değişmeye başladı. Özellikle fen derslerinde bazı konular öğrencilere Rusça olarak açıklandığında anlamakta zorluk çektiklerinden onları Tuvaca anlatmak daha iyi, daha yararlı olacak diye bir yaklaşım vardı. Bu yönde değişimler oldu.

Mutlu: Fen dersleri de artık Tuvaca verilmeye başlandı. Şimdi de öyle mi?

 

Kungaa: Tümüyle değil. Şimdi de tümüyle değil. Tüm okullarda da değil. Bazı okullarda aynı olarak kalmıştır. Şehir okullarında çocuklar Rusça’yı çok daha iyi bir seviyede biliyorlar. Onlar pek zorluk çekmiyorlar. Ama bazı köylerde, köy okullarında bu tür değişiklikler yapılmıştır. 85-86 yıllarında Tuvaca’nın resmi dil olarak kabul edilmesi için çalışmalar başlamıştır. Aslında bu daha erken başlamıştır, seksenli yılların başında. Önceden Rusça tek resmi dildi. Sonradan Tuvaca’nın resmi dil olması kabul edildi. Şimdi biraz önce söylediğim gibi iki resmi dilimiz var. Seksenli yıllardan beri Tuvaca’nın yabancı kelimelerden arındırılması çalışmaları da başladı. Bu konuda konferanslar da yapılmıştır.

 

Mutlu: Bu çalışmalar nerede başladı?

 

Kungaa: Özellikle başlayan kurumlar olarak Tuva dili edebiyatı, tarihi araştırma enstitüsü başladı. Üniversitede Tuvaca bölümü ilk olarak bu çalışmalara başlamıştır.

 

Mutlu: Çalışma nasıl bir çalışmaydı? Yani kelimeler üretmek şeklinde miydi?

 

Kungaa: Bu tür çalışmalar yetmişli yıllarda başlamıştır. Rusça konuşanlar daha çok eğitimli, bilgili sayılıyorlardı. Böyle bir moda vardı. Sadece Tuvaca konuşanlar küçük görülüyordu. Yarım yanlış olsa da Rusça konuş o zaman seni daha bilgili sanırlar deniyordu.

 

Mutlu: Ne zamana kadar sürdü bu moda?

 

Kungaa: Şimdi tamamen silinmiş değil bu moda. Tamamen gençler arasında hala devam ediyor bu moda.

 

Mutlu: Peki bu dili özleştirme ya da araştırma yani yabancı sözcüklerden arındırma çalışmaları nasıl bir sonuç verdi? Hala devam ediyor mu bu çalışmalar?

 

Kungaa: Aslında hala devam ediyor. Ama seksenli yılların ikinci dönemine, doksanlı yılların başına göre azaldı diyebiliriz. İnsanlar biraz o heyecanlarını yitirdi. Aslında hala insanların konuşmalarına, gazete yazılarına bakarak nasıl konuşulması gerektiğini kaleme alıyoruz.

 

Barutcu Özönder: “Doğru yazalım, doğru konuşalım” kampanyası Tuva Türkleri arasında da sürüyor, Türkiye Türkçesi’nde olduğu gibi.

 

Kungaa: Önceden kürsüye çıkan bir konuşmacı bile konuşmasının yarısını Rusça, yarısını Tuvaca yapardı. Tabii konuşmayı dinleyenler konuşmacıyı kınıyorlardı. Bunun da tabii etkisi olmuştur. Çünkü şimdi insanlar özellikle konuşma yaparken, bir şey yazarken daha dikkatli davranıyorlar. Tuvaca’yı daha temiz ve güzel bir şekilde kullanmaya çalışıyorlar.

 

Barutcu Özönder: Aileler kendi aralarında konuşurken Tuvaca’yı mı tercih ediyorlar, Rusça’yı mı tercih ediyorlar? Eskiden Sovyet döneminde bu nasıldı? Köylerdeki Tuvalı ailelerle, şehirlerdeki Tuvalı ailelerin durumunu bu noktada kıyaslar mısınız? Son zamanlarda bu iki dilli karışık konuşmaya karşı bir dikkatin başladığını söylediniz. Tek dille başlayıp tek dille bitirme yönünde ve Tuvaca’nın ağırlığında olan bir konuşmanın hakim olmaya başladığını söylediniz. Peki aileler kendi aralarında, çarşıda, pazarda dilin kullanımında neye başvuruyorlar?

Kungaa: Rusların yaşadığı bazı köyler dışında, köylerin çoğunda % 95 oranında hep Tuvalar oturuyorlardı. Köylerde tabii ki Tuvaca hakim, aile arasında, okulda, dışarıda. Ama şehirlerde durum biraz farklı. Önceden o fark daha çoktu. Özellikle başkent Kızıl’da, şehir sayılan diğer bölge merkezlerinde insanlar Rusça konuşmaya çaba harcarlardı. Şimdi biraz durum değişti. Şehirlerde bile ana babalar çocuklarının Tuvaca konuşmasını istiyorlar.

 

Mutlu: Çocuklar tamamıyla unutmuş değil herhalde ana dillerini. Peki bir şey sorabilir miyim? Tabii bu sizin konunuzla doğrudan ilgili değil ama. Kaç televizyon izlenebiliyor merkezlerde ortalama olarak? Tabii uydu anten bağlantılı yerler için konuşmuyoruz. Yeryüzünden verilen yayınlar olarak.

 

Kungaa: Tuvaca olarak sadece belli saatlerde yayın yapılıyor, akşam saatlerinde.

 

Mutlu: Yani Rusya Federasyonu’nun kendi içinde yaptığı yayınlar da oradan alınıyor değil mi? Halkın çoğunluğu hangisini daha çok izliyor? Rusya’dan yayınlanan kanalları mı, Tuva’dan yayınlanan kanalları mı daha çok izliyorlar?

 

Kungaa: Tuvaca yapılan yayınlar da Rus kanallarından yapılmaktadır. Ayrı bir kanal yok. O yüzden Tuvaca yayınları seyretmeye çalışıyoruz.

 

Mutlu: Peki Tuvaca programlar hangi saatlerde daha çok yayınlanıyor?

 

Kungaa: Akşam saatlerinde 2-3 saat süreyle. 17-20 arası.

 

Mutlu: Yani bizim prime time dediğimiz 19-23 arası Rusça yayın yapılıyor öyle mi?

 

Kungaa: Aslında çok az.

 

Mutlu: İnsanların en çok televizyon seyrettikleri saatlerde yayın Rusça oluyor.

 

Kungaa: İki saat tamamen Tuvaca değil. Onun içinde Rusça olarak yayınlanan programlar da var.

Mutlu: Çok teşekkür ediyorum programa katıldığınız için. Sayın seyirciler önümüzdeki hafta yeniden görüşmek umuduyla hoşça kalın.

(Sunan: Prof. Dr. Erol Mutlu
, Konuşmacılar: Prof. Dr. Sema Barutcu Özönder ve Doç. Dr. Margarita Kungaa, 23.Ocak.2000 tarihinde ODTÜ'de yapılan söyleşi, ODTÜ web sitesi )