|
|
|
|
HAKAS
TÜRKLERİ'NİN ÜNLÜ ŞAİRLERİNDEN M.R.BAYİNOV'UN ŞİİR ROMANCILIĞI ÜZERİNE
Sergey
A. MAYNAGAŞEV
Hakas
Dil, Edebiyat ve Tarih Bilimsel Araştırma Enstitüsü Baş
Bilim Uzmanı Çeviren:
Timur B. Davletov M.R.
Bayinov’un “Tañ solbanında toğazığ” (“Venüs’te Buluşma”**)
adlı şiir romanı yalnızca Hakas şiir sanatında değil, bütün Türk şiir
sanatında verilmiş olan yegane yapıtlardan biri olmasıyla birlikte kanımızca,
söz konusu bu eser içerdiği düşünce yönünden aslında layıkıyla
yorumlanmış değildir. Bu şairin meydana getirdiği birçok sanatsal yapıtının
yeteri kadar anlaşılamaması ve kavranamaması herhalde yapıtlarının bütün
yönlerini tam olarak aydınlatılmaya elverişli olmayan içerisinde yaşadığımız
bir toplumsal ve bilimsel ortamdan ileri gelmektedir. Bir yandan Hakas okuru,
anlaşılabilmesi için duygusal algılamanın yanı sıra mantıksal bir algılamayı
da gerektiren şiir sanatı anlamının tüm inceliklerini kavrayacak düzeye şimdilik
erişmiş değildir. Bir diğer yandan da Hakas edebiyat bilimi bu tür
çalışmalara yönelik tahlil metodolojisinin değiştirilmesine gereksinim
duymaktadır. Üstelik, şair M.R. Bayinov’un meydana getirmiş olduğu çok
zengin bir şiirsel materyalleri tam olarak analiz edebilecek kapasiteye sahip
olan vasıflı bilim adamlarının kadro yetersizliği yaşanmaktadır. Bu
alanda araştırma yürütecek bir bilimcinin şairin Hakas Türkçe’sinde
kaleme alınmış bu yapıtlarının metin bakımından yüzeysel bir bilimsel
analizini bile yapabilmesi için her şeyden önce yapıtın orijinal dilinde çok
iyi okuma ve anlama yeteneğine sahip olması gerekmektedir. Bu
hacmi bakımından büyük olmayan makalemizde okurun dikkatini, bir şiir romanı
olan bu yapıtın anlam öneminin üzerinde yoğunlaştırmaya çalışacağım. Önce,
bu yapıtın özünün başlıca önemi bakımından üzerinde vurgu yapmak
istediğim şey, bu eserin Rusça
değil, Hakasça yazılmış olmasıdır.
İlla da bu görüngünün [fenomenin] vurgulanması ve öne çıkarılmasının
önemi, günümüzdeki Hakas kültürünün temelinde Hakasça ve Rusça’nın
yer aldığı iki ayrılmaz başlangıca sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Günümüzde
bir Hakas edebiyatçısı için yapıtları kaleme alma sürecinde kullanacağı
dilin seçimi oldukça zor ve çelişki dolu bir sorundur. Aslında ortada okur
ile ilgili birçok çekicilik (yani, olanak ölçüsünde daha geniş bir okur
kitlesine ulaşabilme isteği gibi düşünceler – Çev. Notu), toplumun
sosyal yaşamı, sanatın meseleleri, maddi çıkarlar, ve nihayet de yayınlanmış
çalışmalardan gelen telif ücreti ile ilgili kaygılar yatmaktadır. Bu bağlamda
Rusça bir yazar için (maddi getiri bakımından) çok geniş olanak
yelpazesini açmaktadır. Ancak bununla beraber, Rusça kimi zaman bir Hakas
edebiyatçısının yaratıcılığını sergileyebileceği
ve uygulayabileceği alanını ciddi bir biçimde sınırlamaktadır. Aslında
burada dile getirmek istediğim lisan bilgisi değildir (Tanrıya şükür ki,
Hakasların çoğu Rusça’ya, yalnızca bu dilin taşıyıcısı olan kişilerle
serbestçe konuşup anlaşmayla sınırlı kalmayıp, bundan da öte Rusça yazılmış
edebiyat çalışmalarını doğru biçimde kavrayıp kendilerinin de bu dilde
sanatsal ve bilimsel yapıtlar meydana getirmeyi olanaklı kılan düzeyde vakıftır)
de kelimenin sahip olduğu estetiğin uygulama sahasının (alanının) seçimidir.
Neye yönelik olarak hizmet vermeli?
Bu sorunun altında, Hakasça ile Rusça’nın sanatsal amaçlara erişme
yolunda birbirinden farklı anlam renklerini
taşıdığı gerçeği yatmaktadır. Rusça’nın
uygulanma alanında günümüzde post-modernizm
(çağdaşlık ötesi – Çev. notu)’in patlaması yaşanırken, Hakasça’nın
tatbik sahası Renaissance (Rönesans,
Yeniden canlanış - Çev. Notu) ruhuyla esinlenmiştir. O halde, neye yönelik olarak hizmet vermeli gibi, iki dilli
(yani, hem Hakasça hem de Rusça’ya vakıf olan - Çev. notu) bir
edebiyatçının tamamen kayıtsız kalamadığı bir soru ortaya yeniden çıkmaktadır.
Bunun için dilin seçimi her zaman (bilinçli ya da sezgisel bir biçimde) var
olan belli bir estetiğin bir başka estetiğin lehine veya daha doğrusu, başka
bir estetiğe ulaşmak üzere aşılması demektir. Bununla birlikte, dil seçimi
her şeyden önce, belirli bir ESTETİK RUHU’na tapınmayı simgelemektedir. Böylece
biz, romanın ilk ayırıcı özelliği olan kaleme alınış dilinin Hakasça
olduğunu vurgulamıştık. Dünya edebiyatı deneyiminden bilindiği gibi
Yeniden canlanış (Renaissance) döneminde bir dil açık ve üstü kapalı
olmak üzere felsefi ve edebi manifestoların başlıca nesnesi haline
gelmektedir. Bu dönemde dilin seçimi , bir yapıtın sahip olduğu sanatsal değerlerin hatırı sayılır
bir niteliği olarak kabul edilmekte, çünkü çok dilli (yani,içerisinde
biden fazla dilin barındığı – Çev. notu) bir kültür her zaman bir yazarın
görüşlerinin içerdiği şu veya bu estetik sistemin dayandırılacağı bir
öncelikli dili belirlemek için mücadele etmektedir. Ve kural olarak pek tanınmayan
(dolayısıyla da yaygın olmayan – Çev. Notu) diller, sanatsal yaratıcılık
alanında devasa deneyim birikimini elde etmiş olan mevcut dillerle çatışmaya
girerek mücadele etmektedir. Örneğin, Dantes ‘halkın dil hakkını korumak
amacıyla dil sorununa ilişkin olarak’ “Halk Dili Üzerine” adlı ‘özel
bir araştırmaya girişmiştir’[1]. Böylece, “Tanrısal
Komedi” o zamanlar (mevcut güçlü Latince’nin
başat olduğu bir ortamın içerisinde) popüler olmayan bir dil olan İtalyanca
ile kaleme alınmıştır. Pieré de Ronsar ile Joachen du Belles Fransa’da
“Fransızca’nın Korunması ve Yüceltilmesi” adlı özel bir bildiri
ortaya çıkarmış, Doğuda ise Alişir Nevai önceleri yazmış olduğu bir
dizi Farsça yapıtın arkasından kendini tamamen Türk edebiyat diline atamış
ve yaşamının son döneminde Türk
sözünün güzelliği üzerine kaleme aldığı “İki Dil Hakkındaki Düşünme”
[2]
adlı çalışmasını tamamlayarak meydana getirmiştir. Yeniden
canlanış dönemi edebiyatçılarının çalışmaları, klasik olmayan
dillerin olanak alanının genişletilebilmesi ve bunun sonucunda oluşan yeni bir edebiyat
dilinin sahip olduğu dilsel repertuarının estetik zenginliğinin
sergilenebilmesi gibi çok önemli anlamlar taşımaktadır. Bu çeşit sorunların
üstesinden gelebilmek için hacmi bakımından büyük şiirler ve romanlar,
bir yeteneğin önünde konulmuş bulunan sanatsal yönelişlerin ve arzuların
yerine getirilmesi işinde en uygun araçlardandır. Ancak roman ve şiirin
farklılığı, biçimi dolduran ‘karşılıklı bir diyalog biçiminde aydınlatılan
dillerin’ çeşitliliğine bağlıdır.[3]
Böylece de biz, M. Bayinov’un yapıtlarının sahip olduğu estetiğin bir
ikinci özelliği konusunda “Tañ solbanında toğazığ”ın (“Venüs’te
Buluşma”) bir şiir olmayıp hem düşünce hem de çözümleme bakımından
farklı konuşma ve edebiyat çizgileri sistemini içeren bir şiirsel roman
olduğu tezini ortaya çıkarmaktayız. Üç
şarkıdan (bölümden) oluşan bu romanın sahip olduğu hacmin başlıca
nitelikleri ise şunlardır: ilk şarkıdaki dize sayısı – 840 iken,
ikincisinde – 1286 ve üçüncüsünde de – 999’dur. Böylece bu yapıt
toplam 3125 dizeden ibarettir. Peki,
bu eserin ihtiva ettiği dilsel ve sembolik yelpazesi nasıldır acaba? Romanın
kısa bir şiirsel giriş önsözünde (toplam 47 tane dize)[4]
bu yapıtın ana düşüncesi, Güzelliğe
ithaf edilmiş bir şarkıyı müjdeleme anlamına gelen tekrarlanan mana
varyasyonlarıyla ifade edilmiştir:
Çikpek çillernìñ paarsazı,
kök
tiñìs, Sağaa
salçam min köölengen
köñnìm; Tügen
parbas köglerìñnìñ
sìliine Çazap
körçem çathanımnıñ
ünìn...[5] (...Ulu
Gökyüzü, yüreğimin şarkılarını sana adamaktayım; ebedi doğrularının
güzelliğini (seslendirmek üzere)
Çathanımın sesini ayarlamayı denemekteyim)[6] Giriş
kısmının sahip olduğu kopmozisyon düzeninin içinden geçen iki konu
mevcuttur. Bu konular da şunlar: bir yandan insanın geleceğe ilişkin yönelişlerinin
oluşturduğu (...Pastağı haalağ itken irkelerede / Talaan polzın çollarda
tìp alğaañ...) yol konusu, bir diğer
yönden ise, Gökyüzüne (Denize) şarkı söyleyerek yolda gidene ithaf olunan
bir ilahidir. Burada asıl önemli olan ise, bu ilahiyi söyleyen kişi, kendini
bazen fırtınalı rüzgar (... Tashar talay çikpek çil polıp soolap / İksep
çayhaandağ minìñ turamnı), bazen sepeleyen yağmurun ufak damlaları (...
ooh nañmırnañ toolap), bazen Okyanusun kıyıya vuran dalgalarının gürlemesi
(... Muğuy salğaa çarlarğa solbıri) ve bazen de yıldızların parlamasının
su yüzeyinin sonsuz bucaksız enginliklerinde bulduğu yansımanın ışığı
(Sinìñ tireeñde öörlìg çıltıstarnıñ / Körçem çıllarnıñ tobırğan
çariin) gibi gösteren ve davranan Tanrısal güçlerin meydana getirdiği
fırtınanın içinde dans etmelerinden ötürü oluşan güzelliğe hayran düşmesidir. Yaradana kadar varan sanatsal
karakterlerin ve büyük karşıtlıkların pekiştirilerek romantik bir biçimde
ifade edilişi insanda, mücadele ederek üstten gelmek, yola çıkmak ve muhteşem
Yaradana ithaf edilen ilahiler söylemek gibi eylemlere yönelme istek ve
arzularını uyandırmakta ve körüklemektedir. Bu arada, Yaradan’ın gücünün
karşısına çıkma cesaretini gösteren kişi ise bir şair’dir (Köyçe kök lampa, alnımda ah çacın...). Bu
şiir romanda kullanılmış yüksek romantik sitil, içerisinde bulunanlardan
çoğu Hakasça’da kahramanlık destanlarının icrası esnasında yaygın
olarak kullanılan: mustaan talar (çağlayan nehirler), muğuy salğaa (ayağa
kalkmış okyanustaki dalga duvarı), tügen parbas köglerìñ (ölümü tanımaz
bilmez şarkılar), küülestìg sìliiñ ([Gökyüzü okyanusunun] gürleyen güzelliği)
gibi kalıplardan oluşan kitap şiir sanatındaki sözcük hazinesini ihtiva
etmektedir. Bir
ritmik düzen olan beş katlı yamb*
şiirin giriş kısmında başlıca bir stildir. 11 ve 10 heceli katmanların çiftler
halinde birbirini izlemesi aslında 39-42 mısralar hariç keskin bir ardıl yapıya
sahiptir; ki bu, ritmik düzenin değişiminin belirli bir fikrin ifade edilmesi
esnasındaki odaklanmanın (yoğunlaşmanın) yapıldığı 11 heceden oluşan dört
tane şiirdir. Şiirde “Koraptığ çüskennerge, çorıh çörgennerge, çahsaa
salğan isterge, haalağ itken irkelerge” - “Yola çıkan insanlar” sayılmaktadır.
Söz konusu bu düşünceye güçlü bir şekilde dikkat çekmek uğruna burada
kesin olarak birbirine benzer – erge’yle
biten kafiyeler yardımına başvurulmuştur şair tarafından. Böylece, şiirin
formal (kurucu) niteliklerinin değişimi, durumun içerisindeki
karakteristiklerin değişimi ile şiirin genel mahiyetine katı bir biçimde bağlıdır. Bununla
birlikte burada, güzellik fikri ile bu fikrin özünü müjdeleme dürtüsü
ile ona ulaşma arzusu totaliter rejim dönemindeki ideolojik ayarlara müthiş
bir biçimde karşı konulduğunu ve sualin sorulmasında sergilediği yaklaşımın,
bu eserin yaratıcısını diğer yazarlardan farklı kıldığını belirtmek
gerekir. Bu eserin içerisinde güzellik, yalnızca her hangi bir sanatsal yapıtın
doğal özü olarak değil, özel olarak altı çizilmiş ve belirtilmiş resim
nesnesine dönüştürülen bir manifesto olarak kaleme alınmıştır. Romanın
anlamı, böylece, yaşamın özünü oluşturan bir kavram olan Güzelliğin
öncelik düşüncesinde vücut bulmuştur. Birinci
şarkının oldukça karmaşık ama buna rağmen son derece düzgün içeriğinin
kompozisyonuna kendine özgü giriş uvertürü olarak, stil ve kafiye yapısı
bakımından Hakas Türklerinin kahramanlık destanlarındaki (Alıptığ Nımahtar) klasik girişleri andıran bir başlangıç
kullanılmıştır: Alındağınıñ
soonda, [Evvelden
sonra, Amdığı
tölnìñ alnında,
Şu anki kuşaktan önce, Purunğınıñ
pu sarinda,
Öncenin beri yanında, Pu
töldeñ purnada
Bu kuşaktan evvel,
Hızıl
Oktyabr [Kiçker] has poraanı Kızıl
Oktyabr’in [Ekim] korkunç fırtınası Hıra
çir üstün sìlìk parğanda,
Yer üstünü kıra-boza silkelediğinde, Hılıs
sağınnar çalbıraanı
Kılıç düşünceler rağbetliyken Han
tigìr paarın çara
Uzayın ruhunu sapxanda
... parçaladığında ... “Hızıl
aal” tìp adın adap,
“Kızıl köy” diye bir ad verip Aarlığ
kolhoz tösteen igeptìr,
Değerli kolhoz kurulmuştur meğer Hızıl
ibnìñ üstünde Kızıl
evin üstünde Hızıl
flag [tuğ] çilde-tanğa
Kızıl tuğ yelde-tanda Halbırap
turadır.[7]
Dalgalanmaktadır.* Şiirdeki
eylemin cereyan ettiği yer, zaman, olay ve doğa manzaralarının betimlenmesi
toplam 111 adet dizeyi kaplamaktadır. Alıptığ
Nımah’a özgü olan stil niteliklerinin varlığı: a) Şiirin başlangıç kısmında
eylemin cereyan ettiği zamanın belirtilmesi olan - “Kadim zamandan geç / bu
günkü kuşaktan önce ... Ekim’in [1917 Sosyalist devrim - Çev. notu]
korkunç sarsıntılı günlerinde / Muharebe ve savaşların olduğu günlerde...”[8]
ile; b) (Tahpah biçiminde) sintaksik [cümle düzeni --Çev. notu] paralel yapısı
– “Alındağınıñ soonda, / Amdığı tölnìñ alnında, / Purunğınıñ
pu sarinda, / Pu töldeñ purnada ...” ile; c) cümlenin aynı tip üyelerinin;
zaman ve yer nitelemelerinin (örneğin; Soonda, alnında, sarinda, purnada),
çoğunlukla diznin sonunda duran geçmiş zamanlı fiillerin (Sìlìk
parğanda, çara saphanda) tekerlemesi ile; d) Aliterasyon [ses yinelemesi - Çev.
notu] ile - Alındağınıñ, Amdığı...Purunğınıñ, Pu... Hızıl, Hıra,
Hılıs...; e) hece kompozisyonunun, daha önceleri sillabik ve sillabik-tonik*
stile uygun olarak kaleme aldığı şiirlerine özgü olan düzenli bir yapıya
sahip olmaması ve şu rejimde ifade edilmiş olması (8,8,8,6,10,9,10
...8,9,7,7,6) ile karakterize edilmektedir. Onun
ardından 112. Dizeden itibaren şair köy yaşamının alışılmış bir
resmini çizmektedir. Bu tabloyu yaratırken yazarın kişiliği, etrafını çevreleyen
gerçeklik olan Ah Çarıh güzelliği’nin
övülmesi ve hayranlıkla gözlemlenmesi üzerine yoğunlaşmasıyla birlikte,
yine kendisi tarafından bu romanda resmedilen kahramanlarına ait kişiliklerinden
ayırt edilemez düzeydedir: Min
dee ay altında çöreende, / Ah hırlığ amırnı köglim, / Hacannañ siip
halğan çüreemde / Alğim ah çarıhtıñ sìliin. Girişi müteakip bu şiirin
ritmi [dizemi], vurguların dize boyunca 2., 4., ve 8. hecenin üzerine tatbik
edildiği dört katmanlı Bayinov’un yambı’na dönüştürülmüştür. Kahramanlık
destan anlatan haycı [aşık-ozan] Kodıl’ın dizemli monologu bu yapıtta çok
güzel bir biçimde yazılmıştır. Anlatım içerisinde yer alan olayların
anlam ve niteliğine bağlı olarak şiirin dizemi değişiklik göstermektedir.
Yazar onları [yani, olayların anlam ve niteliğini], sillabik şiirin dizem
resminin değişim-dönüşümü üzerinden aktarmaktadır: alp atının koşması
gidişatla 10-11 heceli dizeye geçen 6-7 heceli dizeli düzen olan /E-e-ey, han
tigìr parı, e-e! /[9]
şiir stili ile gösterilmiştir. Destanın akışı esnasında yeni
durumlar ortaya çıkınca hece miktarı 8-9 heceli varyantlara değiştirilmiştir: Anı
la köre, abahay
Çahsı, ey,
11 hece Çarnıñ
çayhap, köglep
Turadır, ey.
10 hece (Haycı
kög alıstırça) Kögök
torğı çashan oshas
8 hece İcenìñ
irke cirì üçün ...
9 hece Bununla
beraber yazar romanında, kahramanlık destanın anlatım gidişatını yakından
izleyen dinleyicilerin yanıtlarından oluşan düzeni de amaca uygun olarak
ustaca kullanmaktadır. Örneğin: Masa uuça: - Üük, aynañ daa mınıñ at
polzın, / Ah çarıhta at törìze, / Ah sarığ oshas törìzìn, / Alnıñ azıh
polzın, / Al sooñ tüzìg polzın![10] Onun ardından Harool da
kendi sözünü söylüyor: (Harool, hızıl kögenektìg cılğı hadarcañ
Apoyğa aylanıp) P-o-oy, ool, pozıracaañnañ halbas, neke ... Haycı ise,
dinleyicilerinin seslenmelerine duyarlı bir biçimde tepki göstermekte ve gırtlaktan
şarkı söylemindeki ses ile tonu değiştirerek vuku bulan olayların
gerilimini pekiştirmektedir. Şiirlerde bu durum, dizenin ilave iki hecenin
takviyesiyle (10’un yerine 11-12 hece) dizemli [ritmik] tablonun değişimi
yoluyla resmedilmiştir: E-ey! Alıptar asçañ arğalığ sınğa, ey, / Sığara
oylaan irke pir sarığ, ey! ...[11] Bunun dışında Masa-uuça’nın
konuşmasının, bu şiirin içerisinde roman anlarım dilinin bir çeşidi
olarak kullanılmasının yanı sıra kendisi de, meşhur Hakas hayır duası
olan “Alnıñ açıh polzın, / sooñ tuyuh polzın” biçimindeki bir anlatım
özelliğiyle doludur. Bu
şiir metnindeki sahnede söylenen sözleri andıran yerleştirme-seslenmeleri,
roman metninin sonuna kadar eşlik ederek karşınıza çıkmaktadır. Romanın
faal kahramanları, tıpkı tiyatro kurgulamalarında olduğu gibi sık sık şiirsel
dizelerin ötesine çıkarılmaktadır.[12]
(Masa-uuça,
anıñ örekenee, harağın çızınça, ipçìler aar aylanıp, harah çastarın
çazırçalar) Masa-uuça
-
I-ìt,
nimee çarabaan ... Haycı
-
Irın
ırlap, köön köglep ... Şair,
kendi kahramanlarının kişiliklerini çizerken farklı şiirsel varyantları
(düzenleri) tatbik etmektedir. Hakas şiirsel romancılık dalını yaratırken
yazar, birkaç kez tahpah diyalogunu (ilk önce iki aşık Karis ile Tanis,
romanın sonuna doğru ise Kali ile Abis arasında )[13]
ve monolog (önce Karis, sonra Tanis)[14]
kullanmıştır. Halk
deyim ve atasözleri bu şiirin metninde zaman zaman değişmez [sabit] bir biçimde
ya da şiirde faal olarak geçen her hangi bir kişiliğin konuşmasının içerisinde
ve hatta yazarın kendisine ait sözlerinin içinde yer almaktadır: a) noğa-da
tamırı hıstarnıñ / Talay kisken tip çörceñner ...[15];
b) Hızım, hızım, hıs kìzì, / Çüs kìzee min pirbeeybìn, / Pir le kìzee
pirgeybìn ...[16]
Aşağıda
ise karşılaştırılmak üzere, Hakasça’ya uydurulmuş neşeli Rus koşmalarından
bir örnek verilmiştir: Neujeli*
çollar çoğıl
Sahiden yollar mi yoktur Pìr
le çolnañ çörerge.
Yalnızca bir yoldan dolaşmak için Neujeli
oollar çoğıl
Gerçekten oğullar mı yoktur Pìr
le oolnañ çörerge ...[17]
Yalnızca bir oğulla dolaşmak için ...** Bu
yapıtın, adından da anlaşılabileceği gibi zikredilmiş olan ana düşüncesi,
ilk platonik (romantik) aşkın ve yalnızca büyük ozan, tahpahçı ve bizden
önceki kuşaklara mensup destancıların başarı ve yüksek performansını değil,
aynı zamanda dünya edebiyatının ulaşmış olduğu muvaffakiyetlerini de
harmanlayan ve bunun üzerine sentez oluşturan Güzelliğin uyum ve ahenginin
Hakas kökenli sözcüklerinin yardımıyla algılayış ve kavrayış denemesi
olarak yorumlanabilir ilk kez aşık olma durumunun araştırma denemesini
sembolize etmektedir. Venüs’te
bir buluşma olarak değil de (bu yanlış bir çeviridir), tan vaktinde gökte
görünen sabah yıldızı Tañ Solbanı’nın zamanında birbirini seven iki
genç aşığın Karis ile Tanis’in buluşması olarak çevrilebilir bu şiirin
adı. Bu iki genç aşığın sabah yıldızı vaktinde buluşmasının ardından
gelişen, bu roman-şiirin birinci bölümünün doruk noktası olan Tanis adlı
kızın ihtiva ettiği düşünceler bakımından hayran bırakıcı düzeydeki
arılığı temsil eden bir monologu, yaratıcısı kendisinin olduğu romanındaki
kahramanlarının sürekli yanında duran lirik bir kahraman olan yazara ait şiirsel
ruhunun ne denli içten olduğunu bir kez daha vurgulayarak teyit etmektedir... Tañ
çarıpça, çıltıstar usça, çalğıs Tañ Solbanı la pızıñnapça. Tanis
çalğızaan Tañ Solbanında aylanıp, anañ pray ah çarıhha aylança ...[18] Tañ
Solban, İir Solban -
hıstarnıñ Tülì
töllerìnde çitpeen, Purunğı
püüngìnìñ çarların, Kümüs
tahta çìli tìreen ... Sağaa
la, çaacım, çüleg polıp, Pastağı
köölìm hayrallim ...
Konuşmadaki
ya da anlatımda kullanılan dildeki ifade çeşitliliğinin bulunduğu bir janr
(yaratıcılığın yürütüldüğü sanatın alt dalı) bağlamında roman
meselesine geri döndüğümüzde, bu yazımızda gösterdiğimiz verilerin
ışığında M.P. Bayinov’un sanatsal metninde çeşitlilik açısından
zengin anlatım dilini kullandığı bağlamında yararlandığı yöntemlere
dair aşağıdaki genellemeler yapılabilir: 1) Atasözleriyle deyimler; 2)
Tahpahlar; 3) Rus koşmaları; 4) şiirsel düşünceler; 5) yazarın kendisine
ait düşünce-yorumları; 6) Monologlar; 7) Tahpah biçimindeki diyaloglar; 8)
yalnızca Alıptığ Nımah [kahramanlık destan] anlatımına özgü olan
destanın içerisinde geçen kahramanların [alpların] konuşmaları; 9) Şiirciliğin
birer farklı sistemi olan sillabik, sillabik-tonik ve Hakas halk şiirinin yer
aldığı çeşitlilik bakımından zengin bir dizem [ritmik] yelpazesi; 10)
Anlatım stili olarak yalnızca Alıptığ Nımah’a özgü olan şiirin girişi
– başlangıcı ... Yukarıda
bahsedilenlerle beraber bu yazımızın doğal olarak, bütün Hakas roman şiirciliğine
ışık tutan en kapsamlı ve ayrıntılı araştırma olma gibi bir maksadının
olmamasına rağmen tarafımızdan dile getirilen az sayıdaki veriler bile
yazarın [M.R. Bayinov’un - Çev. notu] zengin
bir anlatım stiline sahip olduğunu kuşku götürmez bir biçimde göstermektedir.
Bu bilgiler, “Tañ Solbanında Toğazığ” adlı yapıtın sahip olduğu biçim
açısından bir şiirden ziyade bir romana çok daha yakın [eğilimli] olduğuna
ilişkin bir düşüncenin ortaya konulmasına yol açmaktadır. Burada
belirtilmesi gerekir ki, sözü edilen bu romanın, en azından bölgemizdeki [Güney
Sibirya - Çev. notu] diğer şairlerin benzer çalışmalarıyla karşılaştırılmak
suretiyle konunun yorumlanması bakımından daha ayrıntılı bir biçimde araştırılmasına
ve bu yapıtta geçen kişilikler sisteminin analiz edilmesine günümüzde de
ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca,
şairin eserlerinde kullandığı dil ile ilgili açıklamalı bir sözlüğün
oluşturulması gerekmektedir... M.R.
Bayinov’un kalemine ait yapıtların Yeniden canlanış [Renaissance] olayı çerçevesinde yorumlanması,
Hakas kültüründe var olan çok sayıdaki olguların yakından gözlemlenmesinden
ileri gelmektedir. Hakas kültüründeki olguların özellikleri ise: 1) Geçmişe
başvurma ve yönelme; 2) Güzelliğe doğru yoğunlaştırılmış bir eğilim;
3) “Yeni” Hakasça ve onun korunması; 4) Öz bireyselliğinin ve özgünlüğün
kavranmasındaki en önemli nitelik olarak - “Ben” olgusu ... Hakas
Edebiyatı’ndaki Yeniden canlanış döneminden şimdilik, ancak sezgisel düzeyde
söz edebilmemizle birlikte, sanatsal gerçekliliğin kavranması düzleminde
Hakasça’nın dünya edebiyatının seviyesini yakaladığından emin bir biçimde
bahsedebilmemiz için de (büyük formlu bir sanatsal kol olarak roman da zaten
bunu teyit etmekte) hiçbir engel bulunmamaktadır. Kaldı ki, yalnızca
sillabik-tonik sistemin yardımıyla kaleme alınan meşhur Rus şiiri
“Yevgeni Onegin”e karşın Hakas romanı [M.R. Bayinov’un “Tañ Solbanında
Toğazığ” adlı şiir romanı - Çev. notu] kendi içinde, 1) Hakas halk, 2)
Sillabik ve 3) Sillabik-tonik gibi aynı anda üç farklı şiir yazma ölçütünü
barındırabilmektedir ...
**
M.R. Bayinov’un bu yapıtının adı Hakasça’dan “Tan Vaktinde Venüs’te
Buluşma” olarak da aktarılabilir, çünkü Hakasça’da “Tañ” sözcüğünün
anlamı “Tan” ya da “Şafak”tır. – Çevirenin Notu. [1]
M.P. Alekseyev, V.M. Jirmunskiy, S.S. Mokol’skiy, A.A. Smirnov.
“Istoriya zarubejnoy literaturı. Sredniye veka i Vozrojdeniye.”
Dilbilimciliği konusunda ihtisas yüksek eğitim okullarının ders kitabı.
4. düzeltilmiş ve eklenmiş baskı. Moskova, Vısşaya şkola, 1987,
s.155. [2]
V.M. Jirmunskiy “Alişer
Navoi i problema Rönesansa v literaturah Vostoka” Literatura epohi
Vozrojdeniya, Moskova, Nauka, 1967, s.466. [3]
M.M. Bahtin “İz predistoriyi romannogo slova” Literaturno-kritiçeskiye
statyi, Moskova, Hudojestvennaya literatura, 1986, s.359. [4]
M. Bayinov “Tañ solbanında toğazığ” Abakan, 1982, s.6. [5]
M. Bayinov a.g.e., s.7. [6]
Romanın bu kısmının motamot çevirisi yazar tarafından verilmiştir. *
Yamb veya Yambik stil (iambos) – şiirin çift hecelerinde güçlü
vurgunun yapıldığı bir şiirsel düzendir. – Çevirenin notu. [7]
M.Bayinov. “Tañ Solbanında Toğazığ” Abakan, 1982, s. 8; *
Bu şiirin Türkçe’ye aktarımı tarafımca gerçekleştirilmiştir - Çev.
Notu. [8]
Satır altı çeviri (sözü sözüne tercüme) S.A. Maynogaşev tarafından
yapılmıştır. *
Sillabik stil – bir şiirin içerisindeki hece sayısının düzenliliğine
dayanan bir şiir yazma stilidir. Bu düzen çoğunlukla sabit vurgunun
mevcut olduğu Türk, Roman, Slav vs. dillerinde görülür. Sillabik-tonik
şiirsel stil – bir şiirde vurgulu ve vurgusuz hecelerin düzenli bir biçimde
konulmasına dayanan bir şiir yazma stilidir. -
Çev. notu; [9]
M. Bayinov. “Tañ Solbanında Toğazığ” Abakan, 1982, s. 12; [10]
M. Bayinov. “Tañ Solbanında Toğazığ” Abakan, 1982, s. 13; [11]
M. Bayinov. a.g.e., s. 13; [12]
M. Bayinov. a.g.e., s. 16; [13]
M. Bayinov. “Tañ Solbanında Toğazığ” (“Köölenìsteñer Kög”
adlı kitapta) Abakan, 1988, s. 122; [14]
M. Bayinov. “Tañ Solbanında Toğazığ” Abakan, 1982, s. 65; [15]
M. Bayinov. a.g.e., s. 55; [16]
M. Bayinov. a.g.e., s. 64; *
Rusça’da - sahiden mi, gerçekten mi
- Çev. notu; [17]
M. Bayinov “Tañ Solbanında Toğazığ” (“Köölenìsteñer Kög”
adlı kitapta) Abakan, 1988, s. 87; **
Bu Hakasça’ya uydurulmuş Rus koşmasının Hakasça’dan Türkçe’ye
aktarılması tarafımızca yapılmıştır – Çev. notu; [18]
M. Bayinov “Tañ Solbanında Toğazığ” Abakan, 1982, s. 71; |