|
|
|
|
N.V. LEONTYEV Çeviren: Timur DAVLETOV 1877
yılında, taşradaki bir şehircik olan Minusinsk’te ortaya çıkan yerel müze
XIX. yüzyılın sonuna doğru Yenisey Eyaletinin güney bölgelerinin her yönden
araştırılması konusunda önde gelen bir merkez haline gelmiştir. Bu müzenin
kurucusu olan N.M. Martyanov’un gerçekten de ansiklopedik ilgi alanları,
Runik yazı anıtlarını da kapsamaktaydı. XIX. yüzyılın 80’li yıllarında
bu konudaki yoğun araştırmalara ivme kazandıran oydu.
Ve müzenin
henüz tüccar Belova’ya ait evin üç odasında sığındığı 1880 yılının
başında, buraya Koybal bozkırında (Hakasya) keşfedilen üzerlerinde
runik yazıtlarının bulunduğu ilk üç tane stel yerleştirilmiştir. Bu
stellerden biri 1847’de Fin dilbilimci M.A. Castren tarafından, diğer ikisi
ise Knyaz Kostrov tarafından bulunmuştur. Bu ikisinin talimatlarıyla steller,
1880’e kadar muhafaza edilecekleri Şuş köyüne getirilmiştir. N.M.
Martyanov, bu gibi çok önemli değerlerin müzeye geçmesi ile ilgili olarak
02.02.1880 tarihinde imparatorluk Arkeoloji Cemiyeti’ni haberdar etmiştir.
Ertesi yıl, yani 1881’de müzeye, çiftçi Korçikov tarafından Altın-Köl
gölünün yanında bulunan iki tane stel daha getirilmiştir. Sözü edildiği
bu anıtlar herhalde, günümüze kadar korunmuş anıtların içerisinde en iyi
eski Türk yazı anıtlarıdır. N.M.
Martyanov’un belirgin etkisiyle eski Türk runik yazı anıtlarının arayış
ve incelenmesi işinin içerisinde, o zamanların önde gelen araştırmacıları
olan: A.V. Adriyanov, D.A. Klements, N.M. Yadrintsev, İ.S. Bogolübs, İ.P.
Kuznetsov gibi bilim adamları da yer almıştır. 1884’te N.M. Martyanov,
Sibirya’daki Runik yazıtlara Avrupa’daki bilimcilerin dikkatini çekmek üzere,
Odessa’da düzenlenen Arkeoloji Kurultayına orijinal ebatta yapılmış müzedeki
beş stelin resmini göndermiştir. Orada bu resimlerle Fin arkeologu İ.R.
Aspelin tanışıp ilgilenmeye başladı. Söz konusu bu yazıtların Tunç dönemine
ait olduğunu ve Fin-Ugorların atalarınca yazıldığını düşünerek, İ.R.
Aspelin, bunları araştırma niyetinde olduğundan N.M. Martyanov’u haberdar
etmiştir. İ.R. Aspelin’in bu isteği, N.M. Yadrintsev tarafından 1885’te
“N.M. Martyanov’a destek vermek üzere” Kuzey Asyalı kabilelerle ilgili
olarak “Edebiyat Külliyatı”nda müzede yapılmış anıtların yeni
kopyalarıyla illüstre edilmiş bir makalesi yayınlandıktan sonra daha da
pekişmiştir. Yine
1885 yılında Avrupa gezisine çıkan N.M. Yadrintsev, N.M. Martyanov’a yazıtların
sırrını çözmek amacıyla “Fin bilimcileri ile çeşitli dilbilimcilerine
atılma” sözünü vermiştir. Runik yazıtlarının anahtarını Avrupa’da
bulamayan N.M Yadrinsev, 1886 yılında, şahsen yazıtların kopyalarını çekmek
üzere, N.M. Martyanov’a müzeye gelmiştir. Bu zamanlar itibariyle, müzenin
koleksiyonu, Uybat bozkırından (Hakasya) İ.P. Kuznetsov ve D.A. Klements
tarafından getirilen bu stellerden bir tanesi ta 1721 yılında D.G.
Messerschmidt ekspedisyonu tarafından
keşfedilmiş ve resmedilmiştir. Ertesi
yıl, yani 1887 yılında Min-Suu Bölgesine, özellikle Runik yazıtlara büyük
önemin verildiği “harika” kadimliklerin araştırılması amacıyla İ.P.
Aspelin başkanlığında Fin arkeoloji ekspedisyonu gelmiştir. Söz konusu bu
ekspedisyon N.M. Martyanov ve onun yandaşları olan A.V. Adrianov, D.A.
Klements, G.P. Safyanov tarafından devamlı olarak destek gören bu ekspedisyon
üç yıl boyunca çalışmıştır. Yapılan araştırmaların ilk sonucu, 1889
yılında yayımlanan ve müzedeki sekiz tane stel dahil olmak üzere, Hakas ve
Tıva’daki 32 adet runik yazı anıtının çok iyi yapılmış kopya ve çekilmiş
fotoğraflarını ihtiva eden “Yenisey Yazıtları”/Fransızca/ adlı bir
yapıt olmuştur. Yine
1889 yılında Min-Suu müzesine, üzerlerinde runik yazılarının işlenmiş
olduğu iki adet nesne gelmiştir, bunlar: IX. yüzyılın ortasına ait Çin
demir parası ile yine Orta Çağ dönemine ait bel kuşağı setinin tunçtan
yapılmış kilididir. Böylece, İ.R. Aspelin’in tahmin ettiğinin aksine,
runik yazının çok daha geç dönemlerde var olduğu ortaya çıkmıştır. Bu
yılın içerisinde, N.M. Yadrinsev başkanlığındaki ekspedisyon tarafından
Orhon nehrinin havzasında, üzerinde runik ve Çin hiyeroglif yazılarının
bulunduğu iki büyük eski Türk stel keşfedilmiştir. İşte bundan sonra, söz
konusu bu gizemli yazıların çözülerek okunması meselesinde son aşamaya
girilerek neticeye yaklaşılmıştır. Müze
ise, bu arada kendi koleksiyonunu zenginlleştimeye devam etmekteydi. 1892 yılında
gezgin Oşurkov Minusinsk’e Tuva’dan ilk stel getirmiştir. 1893’te ise
Stockholm’den, arkasında bir yazının işlenmiş olduğu Çin ayna parçasının
halvanoplastik kopyası alınmıştır. Bu ayna, Min-Suu bölgesinde yaptığı
seyahat esnasında Dr. F.R. Martin tarafından satın alınmıştır. Yine aynı
yıl içerisinde N.M. Martyanov ile A.V. Adriyanov, runik yazıtlarının keşfedilmesi
ve araştırılması maksadıyla Hakas bozkırlarına bir yolculuk düzenlemiştir.
1896-1897 yıllarında da A.V. Adriyanov, daha D.G. Messerschmidt tarafından keşfedilmiş
bulunan “Alp” taş balbalını ve Taşeba’daki (Taşib-Taşev) Çaatas
(Savaş Taşı) stelini müzeye taşımıştır. Bir başka steli Tuva’dan
1897 yılında etnograf P.E. Ostrovskih getirmiştir. 1902’de iki Tuva steli müzeye
F.Ya. Kon tarafından getirilmiştir. Müzede
bulunan steller üzerindeki runik yazıtların ilk çevirileri 1894-1895 yıllarında
Akademisyen W. Radloff tarafından yayımlanmıştır. N.M.
Martyanov’un ölümünden sonra, müzenin çalışmasında oldukça belirgin
bir düşüş yaşanmış, ancak buna rağmen müzenin eski Türk yazı anıtları
koleksiyonu ve o yıllarda da genişlemekteydi. 1915-1916 yıllarında A.V.
Adriyanov Tuva’dan sekiz stel çıkarmıştır. Bunu takip eden Sovyet dönemine
ait müzenin tarihi boyunca, buraya güya sadece bir tane stel getirmiş, ancak
o da yitirilmiştir. Günümüz
itibariyle, müzenin koleksiyonunda 41 adet eski Türk yazı anıtı mevcuttur.
Bu sayıya, Hakasya’dan getirilmiş 11 adet Balbal, Tuva’dan getirilmiş 16
adet Balbal ve üzerinde kısa yazılar bulunan 14 adet çeşitli nesne
dahildir. Bütün bunlar Hakas-Minsu vadisinin içerisinde bulunmuştur. Müzenin
ilk yıllarında balbal ve steller, müze binasının önünde, girişin iki
tarafında olacak şekilde salona taşınmıştır. Böylece artık geniş
kitleler için ulaşılamaz olmuştur. 1980’lerin başında müzenin
galerisinin inşaatıyla, söz konusu bu anıtların sergilenmesi ve devamındaki
araştırmalar için çok daha uygun koşullar yaratılmıştır. Türkologların
bu anıtlara yönelik ilgisi günümüzde de azalmadan devam etmekte ve bunun en
iyi kanıtı da bizim sizlerle katıldığımız bu Uluslararası Bilimsel
Konferanstır. Yararlanılan
bibliyografya: Malov, S.E. “Yeniseyskaya Pismennost’ Türkov” / “Türklerin
Yenisey Yazısı”/ M-L., 1952. |