|
|
|
|
Kırgızlar’ın
Ağzından Kırgızlar*
Bu yazı Kırgızistan Respublika
Gazetesi’nde 6 Mart 1993 tarihinde yayımlandı. Çeviri Kültür Bakanlığı
Halk Kültürlerini Araştırma ve Geliştirme Genel Müdürlüğü çevirmeni
Handan Karakaş’a ait. Tarih, geçmişte yapılan hataların insanlar
tarafından tekrarlandığını göstermektedir. Bu durum özellikle ulusal ilişkilerde
göze çarpar. Kırgız
tarihinde Büyük Ekim Sosyalist Devrimi’nin önemi küçümsenemez. Bu devrim
Kırgız halkının ulusal varlığını korumakla kalmayıp, aynı zamanda Batılı
güçlerin bir kolonisi haline gelmesine de engel olmuştur. Böyle bir durumda
Kırgızistan’ın ne olacağını hayal etmek bile korkunç olur. Kırgız
Halkı göçebe bir hayat sürmemiş olsaydı, Yenisey Bölgesi’nde güçlü
bir devlet kurabilirdi. O dönemde askeri donanımımız mükemmeldi ve silahlarımız
Çin’den Hindistan’a kadar dışarıda da tanınır, rağbet görürdü. Kırgız
askeri kağanlığı, aynı zamanda kendine özgü bir yazı diline de sahipti. O
dönemde birçok Avrupa ulusu henüz çağı yakalayamamıştı
(Latinler-Cermenler). Eski Arap, Çin, Türk ve Rus edebiyatları üzerine yapılan
çalışmalar Orta Asya kökenli bir kabile olarak Kırgızlar’ın Orta Asya,
Güney Sibirya, Ortadoğu ve Kazakistan steplerinde önemli etkisi olduğu gerçeğini
ortaya çıkarmıştır. Bu etkileri yüzyıllarca devam etmiştir. Milattan
önce 6.yüzyıla kadar tüm Moğolistan toprakları, Kırgızlar’ın da içinde
bulunduğu Türk kabileleri tarafından ele geçirildi. Bu kabilelerin merkez üsleri
Batı Moğolistan’daki Kırgız-Nur Gölü civarındaydı. M.Ö.
2-1. yüzyıllarda göçebe olan Büyük Hun Birliği ve Kırgız kabileleri
Yenisey Bölgesi’ni istila ederek Dinlins’i ele geçirdi. Böylece bu
devirde Yenisey’de Kırgız Halkı’nın merkezi kabileleri oluştu. Bunların
bir kısmı Ob Nehri’ne yerleşirken, bir kısmı da Türkler’in bulunduğu
bölgelere yerleşip onlarla kaynaştı. Bu
nedenlerden dolayı, Kırgızlar’ın uzun boylu, kızıl saçlı ve mavi gözlü
oldukları söylenmektedir. Kırgızlar Hunlar’la birlikte birçok savaşa katılmış,
Çin ve diğer askeri ve orman kabilelerine karşı beraberce savaşmışlardır.
Kırgızlar için, bölgede üstünlük kurup Tatarlar’ı boyundurukları altına
almak çok önemliydi. M.Ö.49 yılında Kırgızlar önce Yenisey’den Tyun-Shan’a
oradan da tekrar Yenisey’e gelmeye başladılar. Kuzey
Hunlar’la Kırgız kabileleri, Syon-bi ve Çin kabilelerinin askeri
birliklerini mağlup ettikten sonra, Kırgızlar 2.yüzyıldan 5.yüzyıla kadar
kağanlık devletleri olan Syon-bi ve daha sonra Juan Juanlar’lara karşı
savaştı. Geri kalan Hunlar ise Avrupa’yı istila etti. Altıncı
yüzyılda yeni Türk kağanlığı (Göktürk Devleti kastediliyor. b.n.)
kuruldu. Çin Hükümeti bu kağanlığın bölünmesi için büyük gayret sarf
etti, böylece Doğu ve Batı kağanlıkları oluştu. Kısa bir süre sonra Kırgız
ve Uygur liderlerinin çabalarıyla bu iki Türk kağanlığı ortadan kaldırıldı.
Ayrıca
Kırgızlar çok güçlü bir Uygur Kağanlığı’nı da fetih yoluyla ele geçirdi.
Bu kağanlığın bölünmesiyle 9. yüzyılda Kırgızlar kendi devlet
sistemlerini oluşturdular, böylece Kırgızlar’ın altın yüzyılı başlamış
oldu. Komşuları olan Çinliler, Kırgızlar’dan korkuyordu. Çin’de Büyük
Çin Seddi’nin kurulmasına Orta Asya’daki göçebe halklar sebep olmuştur.
Kaynak raporlardan birinde Çin hükümdarının yabancı ülkelerin büyükelçilerini
kabul ettiğinde Kırgız Büyükelçisinin sağ tarafa, Kore Büyükelçisinden
bir adım yukarı oturttuğu söylenmektedir. Kırgız Kağanlığı, tüm Orta Asya’da
etkisini göstermiştir. Kırgızlar bölündükten sonra bile step insanının
yaşamında önemli rol oynamaya devam etmişlerdir. 13. yüzyılda Cengiz Han
birçok ülke fethetmiş. 1206 ile 1209 yılları arasında Kırgız kabileleri
Moğol göçebe aşiretleri ile savaşmışlardır. Kırgızlar
çok nazik ve misafirperver insanlardı. Geçmişte, fethedilen birçok ulusun
hanları, Kaşgar’dan Orta Asya’nın eski şehirlerine kadar uzanan Kırgız
kabilelerine sığınarak, güvenliği burada bulmuşlardır. O zamanlarda Kırgızlar’a
Moğolistan’ın güçlü aslanları denirdi. Yeni bir Çungarya devleti, Yenisey Kırgızları’nı
Tyn-Shan (Tanrı Dağları’ndaki) akrabalarından ayırmak suretiyle Kırgız
halklarının bölünmesine sebep olmuştur. Yenisey’deki
Kırgızlar üç ayrı prenslik kurdular ve bu prenslikler 17.yüzyıla kadar
Rus koloni politikasını sınırlayan tek güç olarak varlıklarını sürdürdüler. Ancak,
Rus güçleri Kırgız kabilelerini ortadan kaldırmak için Çungarya devleti
ile anlaşmaya vardı. Bunun sonucunda, Kırgızlar’ın bir kısmı Kazak
steplerinde saklanmak zorunda kalırken bir kısmı bugün hala yaşadıkları
Moğolistan steplerine ve Lob-Nur bölgesine yerleşti. Kırgız
kabileleri her zaman Çin, Dungan ve Uygur gibi yardıma muhtaç birçok ulusa
barınma imkanı sağlamıştır. Rus
ve Ukraynalı göçmenler de Kırgız topraklarını ikinci anavatanları gibi görmüşlerdir.
2.Dünya Savaşı sırasında tutsak düşen birçok insan, Kırgızlar tarafından
hoşgörüyle karşılanmışlardır. Hitler, zafer gününde Moskova’da gerçekleştirilecek
resmi geçitte, yenilmez Alman ordusunun bir sembolü olarak Kırgız süvarilerinin
Kızıl Meydan’a kadar gitmelerine izin vereceğini tüm dünyaya ilan etmişti.
Ancak,
bunun tam tersi oldu. Panfilov ordusunun 28 askeri Moskova ve Çolpanbay yakınlarında
Almanlar’ı durdurdu. Tuleberdiev’in hareketi Sovyet askerleri için büyük
bir kahramanlık örneği oldu. Sosyalizmden
söz edildiğinde, Kırgız nüfusunun yaklaşık yüzde 80’inin tarımla uğraştığı
göz önüne alınmalıdır. İşte bütün bu olaylar Rusça’nın yaygınlaşmasına
sebep olmuştur. Ancak
Kırgızlar için durum hiç de iç açıcı değildi. Çünkü Kırgızca ders
kitabı ve sözlük sayısı oldukça yetersizdi ve tüm eğitim sistemi Rusça
üzerine kuruluydu. Demokrasi anlayışı Kırgızistan’da ulusal değişimin
başlangıcı oldu ve Kırgızistan yeniden kendi devlet sistemine kavuştu. Değişen
şartlarla birlikte Kırgız Dili büyük önem kazandı. Kırgız okulları açılmaya
ve yüksek öğrenimde Kırgızca eğitim verilmeye başlandı. Fakat bu süreç
büyük tartışmalarla geçti. Birçok
insan hala Rusça konuşulması gerektiği inancıyla, Kırgızca’yı ulusal
bir dil olarak benimsemek istemedi. Fakat açıkça söylemek gerekirse, Kırgızca’nın
tam anlamıyla hayata geçirilmesi için hiçbir çaba göstermedik. Rusça
ile karşılaştırdığımızda yeterli edebiyata sahip olmadığımızı, ders
kitaplarımızın çok ilkel olduğunu ve çocuklara yönelik televizyon
programlarının olmadığını görüyoruz. Şimdi
biz bu konuda henüz başlangıç aşamasındayız. Her uygar toplum, çocuklarına
kültürünün manevi varlığını göstermeli ve bunu da ana diliyle yapmalıdır. Kırgız
televizyonunun çocuk programlarını zenginleştirmek için yeterli parası
yoksa hükümete bunun önemini anlatmalı ve başlangıç olarak Rusça hazırlanmış
çocuk programlarının Kırgızca’ya çevrilmesini
sağlamalıyız. Aksi taktirde ana dilimizin sosyal işlevi ile birlikte ulusal
bilincimiz de yok olacaktır. Ulusal
Dil Kanunu, Kırgızca’nın sosyal, politik, kültürel ve ekonomik alanlarda
kullanılmasına imkan sağlamalıdır. Biz şu anda bu devlete adını veren
dil, gelenek, göreneklere ve saygıya dayalı olarak demokrasi ve
enternasyonalizm ilkelerini takip etmeye çalışıyoruz.
Fakat, aynı zamanda bazı yeni eğilimlere de tanıklık etmekteyiz. Örneğin
yeni bir Kırgız-İslav Üniversitesi’nin açılacağına ilişkin çalışmaları
ele alalım. Bu üniversite başlangıçta sadece İslav üniversitesi olarak
adlandırılmıştı. Kimse insanların fikirlerini sorup sorunu tartışmadı.
Birdenbire bir karar, o kadar. Sanırım
bu fikri savunanlar bu üniversitede uygulanacak eğitim dili ile okutulacak
diller konusunu birbirine karıştırıyorlar. Hükümet,
üniversitede eğitimin Rusça yapılması konusunda karar aldı. Böyle olunca,
yüksek öğretimde kullanılacak dilin milliyete göre tayin edilmesi
probleminin oluşmasındaki gerekçe nedir sorusu akla gelmektedir. Bu üniversiteye
sadece Rusça konuşanlar alınacak, Kırgız okullarından mezun olan öğrenciler
kabul edilmeyecektir. Böylece
bilime dayalı bu üniversitenin kapıları Kırgız halkına kapalı olacaktır.
Olaya objektif bakıldığında buradaki eğitimin hem Rusça hem de Kırgızca
olması gereği ortaya çıkar. Böylece
milli dil ve Rusça bir arada varolacaktır. Bu durum Rusça konuşan öğrencilere
İslav devletlerinden uzmanların, Kırgız öğrencilere ise Kırgızca konuşan
uzmanların ders vermek üzere davet edilmelerine imkan sağlayacaktır. Bunun
sonucunda değişik ülkelerden gelen uzmanlar arasındaki yakın ilişkiler öğrencilere
de kolaylık sağlayacaktır. Zorunlu
eğitim dili ile üniversite kurmaya hakları olduğunu düşünenler büyük
bir yanılgı içindedirler. Çünkü bu, demokratik gelişime engel olur.
Sovyet tarihinde de gelişen sosyalizm, ulusal ilişkiler, sınıf ilişkileri,
köy ve kasabaların problemleri gibi konular incelendiğinde aynı durum söz
konusu olduğu görülür. Reddedilmeyen bu dogma düşünceler sosyalizmin çöküşüne
yol açmıştır. Bugün
tarihten aldığımız ders, bazı kararlar almadan önce tüm halk kitlelerinin
çıkarlarını göz önünde buldurmamız gerektiğini ortaya koymaktadır. Öyle
zannediyorum ki, birçok kişi, bazı öğretmenlerin, alınan kararlara katılmadıkları
taktirde üniversiteden atılacakları konusunda fakültelerin tehdidi altında
olduğu konusunda bilgi sahibi değil. Konu
şu ki; İslav Üniversitesi’nin açılma kararının alındığı günlerde,
Rusya Devlet Başkanı, Kırgızistan’ı ziyaret ediyordu. Öğretmenler neden
bu kadar saldırgandı? Bu sorunun cevabı çok basit. Başkanlık kabinesindeki
Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı bir konuşmasında şöyle diyordu:
“Kırgız İslav Üniversitesi’nin kurulmasına karşı yapılan protesto gösterilerini
önlemek için İçişleri Bakanlığı’nın yardımını istedik ve halkı
sorumlulukları konusunda uyardık.” 1-
Uluslararası ilişkiler oldukça hassas bir sorundur. Bu yüzden de devlet başkanının
her ne kadar kendi görüşleri varsa da bu tür sorunları çözmede katı
olmamalı, toplumsal sorunlar uygar metotlarla çözülmelidir. 2-
Üniversitenin açılması konusuna dönecek olursak aşağıdaki konuların göz
önünde tutulması gerekir: 3-
Üniversite, milliyete göre oluşturulmamalıdır. Aksi taktirde bu, bir ulusun
diğerleri üzerinde resmi bir üstünlük kurması anlamına gelecektir. 4-
Yeni şartlar altında, üniversitenin Rusça eğitim vermesi Kırgızca’nın
kullanım alanını daraltacaktır. 5-
Eğitim, demokratik ilkeler üzerine kurulmalıdır. 6-
Geleceğin uzmanları kendi ulusal dilleriyle yetiştirilmelidir. 7-
Ders vermek sadece İslav uzmanların üniversiteye üniversiteye davet
edilmeleri, kendi uzmanlarımızın geri plana itilmesi anlamına gelecektir. *
Kırgızlar’ın eski tarihiyle doğrudan ilgili olmayan bu metin yeniden bağımsızlığına
kavuşan Kırgızistan’daki ulusal ruh halinin belirgin bir örneğini oluşturması
açısından alıntılanmıştır. |