|
|
Bölüm 9
KARAÇAY-MALKAR TÜRKLERİ 9 V. Osmanlı ve Çarlık Rusyası Döneminde Karaçay-Malkar Türkleri Kafkasya halklarının idaresi 1502 yılında Altın Orda Devleti tamamen ortadan kalktıktan sonra Kırım Hanlığına geçmiş, 1475 yılında Kırım Hanlığının Osmanlılara bağlanmasıyla birlikte aynı şekilde Kırım Hanlığı idaresinde olan Kafkasya bölgesi de Osmanlıların hakimiyetine geçmiştir. 1768-1774 Osmanlı-Rus savaşları neticesinde imzalanan Küçük Kaynarca Anlaşmasıyla Kırım Hanlığı tamamen Osmanlıların elinden çıkmıştır. Çarlık Rusyası çok geçmeden Kırım’daki hanlık mücadelelerini fırsat bilerek Şahin Gerey’i Kırım Hanlığının başına getirmiştir. Fakat Şahin Gerey’e ülke çapında tepkiler ve protestolar doğunca Çarlık Rusyası da Kırım Hanlığını 1783 yılında ilhak etmiştir.[150] Bu tarihten sonra Osmanlılar ile Ruslar arasında Koban ırmağı sınır olarak çizilmiştir. Buna göre Koban ırmağının sağ tarafında bulunan Karaçay Türklerinin yarısı ile Malkar Türkleri tamamı Çarlık Rusyası topraklarına, Koban ırmağının sol tarafında bulunan Karaçay Türkleri diğer bir yarısı ise Osmanlı topraklarına dahil olmuştur.[151] 1787 yılında Osmanlı-Rus savaşları tekrar başlamış ve Rus orduları ilk kez Koban ırmağının sol tarafına geçmişlerdir. Bunun üzerine Osmanlı Padişahı III. Selim tarafından Anapa seraskerliğine ve Kafkasya’daki Osmanlı orduları komutanlığına (s. 42) tayin edilen Battal Hüseyin Paşa emrindeki 30 bin kişilik Osmanlı ordusuyla Anapa’dan hareketle Koban ırmağını geçtikten sonra Kabardey bölgesine gelmiştir. Battal Hüseyin Paşa komutasındaki Osmanlı Ordusuna Kafkas halklarından da yoğun bir katılım olmuş ve böylece Battal Hüseyin Paşa’nın ordusu askeri bakımdan büyük bir kuvvet haline gelmiştir. Osmanlı ve Rus ordusu 27 Eylül 1790 tarihinde Tohtamış ırmağı civarında karşılaşmış ve Battal Hüseyin Paşa’nın komutasındaki Osmanlı ordusu bu savaştan mağlup çıkmıştır. Savaşın kaybedilmesindeki en büyük sebeplerden biri de Osmanlı ordusu saflarında bulunan Çerkes kuvvetleri komutanları ile Osmanlı subayları arasındaki savaşın gidişatıyla ilgili ihtilaflardır. Savaşın başlamasından hemen önce Osmanlı Padişahı III. Selim tarafından gönderilen Mahmut adlı bir mübaşirin cebinde Ruslara karşı savaşın kaybedilmesi durumunda kendi idam fermanının olduğunu bilen Battal Hüseyin Paşa yanındaki birkaç adamıyla birlikte kaçarak Rus ordusuna sığınmış ve kılıcını teslim etmiştir. Daha sonra Ruslar savaşın cereyan ettiği yerde kurdukları küçük bir kasabanın adına Battal Hüseyin Paşa’nın adına izafeten Batalpaşinski adını vermişlerdir. Bu kasaba bugünkü Karaçay-Çerkes Ö.C.nin başkenti olan Çerkessk şehridir. Bundan sonra Osmanlı kuvvetleri Anapa’ya çekilmek zorunda kaldılar. Fakat bunu müteakiben Rus orduları 1791 yılında on beş gün boyunca kuşatma altına aldıkları Anapa kalesini düşürmeyi başarmışlardır. 10 Ocak 1792 tarihinde imzalanan Yaş anlaşmasına göre Rusların Kafkasya bölgesinden yeni bir toprak kazanımı olmamıştır. Fakat bu anlaşmayla Osmanlılar Kırım ve Taman’ın Rusya’ya ait olduğunu ve 1783 anlaşmasındaki Koban ırmağının Osmanlı-Rus sınırı teşkil ettiği şeklindeki maddeyi bir kere daha tasdik etmişlerdir. Ruslar bundan sonra Koban ırmağının sağ tarafına çekilerek bu sahada hızla ve planlı bir şekilde müstahkem mevkiler kurmuşlar ve Buğ ırmağı civarından getirdikleri Rus Kazaklarını iskan etmişlerdir.[152] Buna rağmen Karaçay-Malkar Türkleri, Rusya’yı destekleyen Kabardey Çerkes beylerinin oluşturduğu Baksan grubunda yer almayıp, Osmanlı ve Kırım’ı destekleyen Kaşha Tav grubunda yer almışlar ve 1804 yılında bütün Kafkasyalılar ile Ruslar arasında cereyan eden Çegem meydan savaşında en ön saflarda savaşmışlardır. Daha sonra 1806-1812 Osmanlı-Rus savaşından sonra imzalanan Belgrad anlaşmasına göre Osmanlı-Rus sınırları yeniden çizilmiştir. Buna göre Koban ırmağının sol tarafında kalan Karaçay Türklerinin diğer yarısı da Rusların hakimiyet alanına girmiştir. Bunu müteakiben Çarlık Rusyası 1822 yılında Karaçay Türklerinin Rusya tabiyetinde olduğunu ilan etmiştir. Rusya’nın bu kararı üzerine Karaçay Türkleri isyan etmişler ve bir heyet göndererek Osmanlıların Anapa muhafızı Hasan Paşa’dan yardım istemişlerdir. Hasan Paşa da Karaçay heyetini kabul etmiş, Osmanlılara sadık kalacaklarına dair ahidnâme veren heyet başkanı İslam Kırımşavhal’ı Karaçay valisi tayin etmiş ve ayrıca Karaçay Türklerine yardım edeceğine dair söz vermiştir. Fakat Kafkasya Rus orduları komutanı General Emanuel’in Karaçay topraklarını tehdit etmeye başlaması üzerine Karaçay Türkleri söz aldıkları Hasan Paşa’dan 1826 yılında yardım istemişlerse de hiçbir zaman ondan yardım alamamışlardır.[153] Karaçay ülkesi Kafkasya’nın orta kısımlarında ve yüksek dağların arasındaki derin vadilerde kurulu olduğundan, Ruslara karşı vur-kaç taktiğiyle savaşan diğer Kafkasyalılar için adeta bir kale ve sığınak vazifesini görmekteydi. Ayrıca Kabardey Çerkesleri ile Abaza ve diğer Çerkes kabilelerini birbirine bağlayan yolların hepsi Karaçay’dan geçmekteydi. Karaçay ülkesinin stratejik önemini çoktan kavramış olan Çarlık Rusyası bir an önce Karaçay’ın kendi hakimiyetine geçmesini istiyordu. 17 Ekim 1828 tarihinde üç ayrı koldan Karaçay ülkesine doğru hareket eden General Emanuel komutasındaki Rus orduları, Karaçay beylerinden Duda oğlu Tengizbiy ve Kabardey beylerinden Atajuk oğlu Atajuk’un rehberliğiyle gizli dağ yollarından geçerek Hasavka mevkiine geldiler. Halbuki Karaçaylılar bundan habersiz bir şekilde Rus ordularının Aman-Nıhıt tarafından geleceklerini zannederek burada konuşlanmışlardı. 20 Ekim 1828 tarihinde sabahın ilk ışıklarıyla birlikte Rus topları Hasavka geçidini dövmeye başladılar. Neye uğradıklarını şaşıran Karaçaylılar az sayıdaki askerleriyle Hasavka geçidini korumak üzere Ruslara karşı direnişe geçmişlerse de on iki saat kadar süren savaştan Rus ordusu galip çıkmıştır. Karaçay liderleri bir gün boyunca istişare ettikten sonra 22 Ekim 1828 tarihinde General Emanuel’e teslim olduklarını ve Çarlık Rusyası’nın himayesini kabul ettiklerini yazılı bir şekilde bildirmişlerdir. Malkar Tükleri ise bir yıl önce 1827 yılında silahlarını bırakmış ve kendi istekleriyle Çarlık Rusyası (s. 43) himayesine girmişlerdi. Böylece bu tarihten sonra Karaçay-Malkar Türkleri resmen Çarlık Rusyası hakimiyetine geçmiş ve Çarlık Rusyası tebası sayılmıştır.[154] Karaçay Türkleri 1835-1853 yılları arasında Çarlık Rusyası yönetimine karşı birkaç isyan teşebbüsünde bulunmuş ise de bu isyanlar sonuçsuz kalmıştır. Fakat 1854 yılında Kadı Muhammet Hubiy’in önderliğinde başlatılan büyük isyan başarılı bir şekilde sonuçlanmak üzere iken Çarlık Rusyası tarafından kanlı bir şekilde bastırılmıştır. Çarlık Rusyası 1861 yılında Kafkasya’yı eyaletlere ayırarak yeni bir idari sistem kurmuştur. Buna göre Karaçay Türkleri Kuban Eyaleti’ne, Malkar Tükleri de Terek eyaletine bağlanmıştır. Böylece Karaçay-Malkar Türkleri Rus hakimiyeti sırasında ilk defa ikiye ayrılmış oldular. Karaçay Türklerinin içerisinde yer aldığı Kuban Eyaleti ise Elbruz, Zelençuk, Urup, Laba ve Psekups şeklinde beş askeri bölgeye taksim edilmiştir. Karaçay bölgesi ve Çerkeslerin yaşadığı Humara ile Abazaların yaşadığı Gum-Lov bölgeleri Elbruz askeri bölgesine bağlandılar. 1865 yılında Elbruz askeri bölgesinin başına General Nikolay Grigoroviç Petruseviç getirilmiş ve dolayısıyla da Karaçay Türklerinin başına ilk defa bir Rus valisi atanmıştır. General N.G. Petruseviç ilk olarak Karaçay Türkçesini öğrenmiş ve halkla sıcak ilişkiler kurarak kendisini Karaçaylılara çok sevdirmiştir. N.G. Petruseviç zamanında Karaçay’da her alanda büyük bir gelişme yaşanmıştır. N.G. Petruseviç yeni Karaçay köyleri kurmuş, Rus hükümetinden Karaçaylılar için yeni topraklar almış, Karaçay köyleri arasında ulaşımı kolaylaştırmak için yeni yollar yaptırmıştır. Getirdiği daha birçok yenilikleriyle gerçekten de N.G. Petruseviç’in Karaçay Türklerine çok büyük hizmetleri olmuştur. N.G. Petruseviç’in Karaçay’daki görevi 1876 yılında sona ermiş ve Türkmenistan’a tayin olmuştur. N.G. Petruseviç Türkmenistan’ın Gök-Tepe mevkiinde cereyan eden bir savaşta hayatını kaybetmiştir. N.G. Petruseviç’in ölümü ancak 1881 yılında Karaçay’da duyulmuş ve halk buna gerçekten de çok üzülmüştür. Daha sonra bir Karaçay heyeti Türkmenistan’a giderek N.G. Petruseviç’in cenazesini alıp Karaçay’a getirmişler ve Batalpaşinski (Çerkessk) şehrine gömmüşlerdir.[155] VI. Sovyet Döneminde Karaçay-Malkar Türkleri1877-1878 yıllarında cereyan eden Osmanlı-Rus savaşının başlamasından kısa bir süre sonra Kafkasya’da bir isyan hareketi başlamış ancak Osmanlının savaşı kaybetmesi üzerine Ruslar Kafkasya’daki isyanı kanlı bir şekilde bastırmışlardır. Fakat, Ruslar da dahil Çarlık yönetiminden hiç kimse memnun değildi. Bu yüzden 1905 Rus-Japon savaşından sonra bağımsızlık amacıyla millî ve sosyal hareketler meydana gelmiştir. Bu hareket genel olarak bağımsızlık isteklerinin ve sosyalist hareketin habercisi niteliğini taşımaktaydı. 1917 yılında başlayan Bolşevik ihtilaliyle birlikte bütün Kafkasyalılar kurtuluş ümidiyle harekete geçmiş ve 3 Mayıs 1917 tarihinde Terek-Kala (Viladikafkaz) şehrinde I. Kafkas Halk Kurultayı toplanmıştır. Kurultayda Kuzey Kafkasya’nın geçici Milli Hükümeti özelliğini taşıyan “Birleşik Kuzey Kafkasya ve Dağıstan Dağlıları Birliği Merkez Komitesi” adı verilen yüksek icra organı seçilmiştir. 18 Eylül 1917 tarihinde Andi kasabasında “Kuzey Kafkasya Milli Müessesan Meclisi” adıyla ikinci bir kurultay toplanmış ve bu kurultay büyük ilgi görmüştür. Toplantıya Dağıstan, Kumuk, Salatay, Terek Vilayeti, Çeçen-İnguş, Asetin, Kabardey, Karaçay-Malkar, Adige, Abhaz, Şetkale (Stavropol) bölgeleri delege göndermişlerdir. Kafkasyalılar siyasi birlik kurmak için çalışırlarken 7 Ekim 1917 tarihinde Bolşevikler iktidarı ele geçirmiş ve iç savaş başlamıştı. Bolşevikler uzun süreden beri çalışıyor ve ihtilali nasıl gerçekleştireceklerini planlıyorlardı. Çarlık taraftarlarının oluşturacağı cepheyi bölüp parçalamak için, Rus olmayan milletlerin nasıl kullanılacağı konusunda hesaplar yapmışlardı. Bu maksatla, yoğun bir propaganda başlattılar. Ancak, yüzyıllardır Rusların yalanlarına tanık olan Kafkasyalılar Bolşeviklerin sözlerinin aslında bir tuzak olduğunu biliyorlardı. Bu yüzden Kuzey Kafkasya Merkez Komitesi 20 Kasım 1917 tarihinde Rusya’dan ayrıldığını ve bağımsız bir devlet olduğunu ilan etti. Osmanlı hükümeti ileride Rusya ile Osmanlı arasında duvar ve engel görevini üstlenecek, bir Kuzey Kafkasya Devleti’nin kurulmasına sıcak bakıyordu. Bu nedenle Şimali Kafkasya Cemiyeti Siyasiyesi kurulmuştu. Hükümetten maddi yardım alıyor ve onun güdümünde çalışıyordu. Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti heyeti İstanbul'a geldiğinde, cemiyet üyeleri hükümetle yapılacak görüşmelerde aracı oldular. Osmanlı hükümeti ile yapılan görüşmelerden sonra Kuzey Kafkasya Cumhuriyeti'nin bağımsız bir devlet olduğu kabul edildi. 11 Mayıs 1918 tarihinde Kuzey Kafkasya'nın bağımsız bir devlet olduğu bir nota ile bütün batılı devletlere duyuruldu. Karaçay-Malkar Türkleri de bu cumhuriyet içerisinde yer almışlardır. Fakat bu (s. 44) cumhuriyetin ömrü kısa sürmüş ve 1921 yılında sona ermiştir. Karaçaylı General Mirzakul Kırımşavhal komutasındaki Karaçay askeri birlikleri Bolşeviklere karşı büyük bir direnişe geçmişlerdi. Beş ay sonunda Karaçaylıların direnişini kıramayan Bolşevikler bu direnişin bütün Kafkasya’ya yayılabileceği endişesiyle Karaçaylılara daha geniş bir özerklik vaadinde bulunmuşlardır. Bunun üzerine Karaçaylılar da Bolşeviklerle anlaşma yapacaklarını bildirdiler. Fakat Şubat 1922’de Ruslar en seçkin askeri birlikleriyle Karaçaylıların üzerine saldırdılar. Bu saldırıyı beklemeyen Karaçay Türkleri Rus işgaline karşı ancak üç ay dayanabildiler. Bu süre zarfında Karaçay’ın ileri gelen aydınları ve subaylarının hepsi kurşuna dizilerek öldürülmüştür.[156] Karaçay-Malkar Türkleri ilk önce Sovyetler Birliği bünyesinde 1921 yılında kurulan Sosyalist Dağlı Halklar Sosyalist Cumhuriyeti içerisinde yer almışlardır. Daha sonra Sovyet hükümeti kararıyla 12 Ocak 1922 tarihinde Karaçay-Çerkes Özerk Bölgesi, 16 Ocak 1922 tarihinde Kabardey-Balkar Özerk Cumhuriyeti kurulmuştur. Karaçay-Çerkes Özerk Bölgesi 1924 yılında Karaçay Özerk Bölgesi ve Çerkes Özerk Bölgesi şeklinde ikiye ayrılmıştır. 1921-1928 yılları arasında Sovyetler Birliğinde uygulanan Yeni Ekonomik Politika (NEP) dönemi gereği Karaçay ve Malkar’da nispeten olumlu gelişmeler yaşanmıştır. Bu dönemde Karaçay-Malkar Türkleri ekonomi ve kültürel hayatta birtakım kalkınma ve gelişme imkanları elde etmişlerdir. Fakat Karaçay Özerk Bölgesinin başına getirilen Rus yöneticileri 1920’li yılların sonlarından itibaren 1918-1920 yılları arasında Bolşeviklere karşı savaşan Karaçaylıları birtakım suçlamalarla tutuklayarak idam etmeye başladılar. 1926-1928 yılları arasında birçok din adamı ve doktor, bilim adamı, yazar ve şair gibi birçok aydın kişiler tutuklanarak idam edilmiştir.[157] 1941 yılında Rus-Alman savaşının patlak vermesinden önce Karaçay-Malkar’da NKVD birlikleri ile Karaçay-Malkar gerillaları arasında şiddetli çatışmalar cereyan etmekteydi. Stalin tarafından 1929 da başlatılan zorunlu kollektifleştirme Karaçay-Malkar'da sert bir direnişle karşılaştı. Karaçay-Malkar Türkleri binlerce yıldır özel mülkiyetlerine sahip olarak ve de buna saygı duyarak yaşamışlardı. Kollektifleştirme hareketleriyle birlikte özel mülkiyete el konulmak istenilmesi ve köylü sınıfının ortadan kaldırılmaya çalışılması Karaçay-Malkarlıları Sovyet yönetimine karşı itaatsizliğe sevk ediyordu. Çünkü Sovyet idaresinin bu tutumu Karaçay-Malkar Türklerinin gelenek ve ahlak yapısıyla taban tabana zıttı. Böylece 1929-1930 yıllarında Karaçay-Malkarlılar büyük bir isyan başlattılar. Bu isyan Kızıl Ordu ve GPU birliklerine karşı gerçek bir askeri mücadeleye dönüştü. Bashan, Çegem, Holam ve diğer dağlık bölgelerin tümü Malkar Türklerinin kontrolüne geçti ve tamamen komünistlerden temizlendi. Öte yandan Mikoyan-Şahar (Karaçayevsk) ve Narsana (Kislovodsk) şehirleri de Karaçaylıların kontrolüne geçmişti.[158] Karaçay-Malkarlıların direncini silah zoruyla kıramayacağını fark eden Sovyet hükümeti stratejisini değiştirdi. Kolhoz sisteminin kaldırılacağına ve özel mülkiyetin geri verileceğine dair sözler verilen propaganda metinleri uçaklarla bölgeye atıldı. Stalin’in bu manevrası başarılı oldu ve bağımsızlık yanlısı Karaçay-Malkarlılarla arabuluculuk yapacak yerel komisyonlar kuruldu. Ardından silahlarını bırakmaları şartıyla bu mücadelede yer alan liderler dahil herkesi kapsayacak genel af ilan edileceği duyuruldu. Karaçay-Malkarlıların birçoğu Stalin'in verdiği sözlere kanıp evlerine geri döndüler. Ancak hepsi daha sonra bu yaptıklarına pişman oldu. Çünkü silahlarını teslim ettikten hemen sonra Ruslar askeri operasyonlara başladılar. Tutuklananların hepsi ya toplama kamplarına gönderildi ya da hemen idam edildi. Sadece idam edilen Karaçay-Malkarlılardan sayısı 3.000 kişidir. Böylelikle Karaçay-Malkarlılar Bolşeviklere güvenilemeyeceğini çok acı bir biçimde anladılar. 1936 yılında Sovyet yetkilileri Karaçaylı komünistleri de tutuklayıp idam etmeye başladılar. Böylece Karaçaylıların aydın tabakası tamamen ortadan kaldırılmıştır. 1938 yılına gelindiğinde Karaçay’da idari görevlerde çalışabilecek tek bir Karaçaylı yönetici dahi kalmamıştır. 25 Temmuz 1942 tarihinde Alman orduları Rostov şehrini ele geçirdikten sonra Kafkasya’ya girdiler. Kızıl Ordu birlikleri hiçbir direniş göstermeden geri çekildiler. NKVD birlikleri de dağlara çekilip Almanlara karşı gerilla savaşı vermeyi düşünüyorlardı. Fakat dağlarda onları bekleyen Karaçay-Malkar savaşçıları NKVD askerlerini rahat bırakmadılar. Şiddetli geçen çarpışmalardan sonra NKVD birlikleri Karaçay-Malkarlılara yenilerek Karaçay-Malkar bölgesini terk ettiler. Almanlar gelmeden önce bölgenin kontrolü tamamen Karaçay-Malkarlıların eline geçmişti. Almanlar Karaçay-Malkar bölgesine girdikten sonra Karaçay-Malkarlıların sevgi ve saygılarını kazanmak için hiç kimsenin dinine, özel mülkiyetine ve (s. 45) özgürlüğüne karışılmayacağını söylediler. Kapatılan camiler yeniden açıldı ve kolhozlar kaldırıldı. Fakat Almanlar bölgede fazla kalamadılar. 1942 yılı sonlarında Stalingrad bozgunu ardından Almanlar Kafkasya’dan geri çekilmek zorunda kaldılar. İşte bu durum Karaçay-Malkarlılar için oldukça büyük ve acı bir darbe olmuştur. Çünkü Almanların Kafkasya’dan çekilmesinden hemen sonra Kızıl Ordu birlikleri uçak, tank ve toplarla Karaçay-Malkar topraklarına büyük bir saldırı gerçekleştirmiş ve bütün Karaçay-Malkar köylerini yerle bir etmiştir. Fakat Sovyet hükümeti bununla da yetinmemiş, J. Stalin başkanlığında toplanan SSCB Devlet Güvenlik Komitesi 12 Ekim 1943 tarihinde aldığı bir kararla Karaçaylıları 2 Kasım 1943 tarihinde; 5 Mart 1944 tarihinde aldığı bir kararla da Malkarlıları 8 Mart 1944 tarihinde topyekün Orta Asya’nın muhtelif yerlerine sürgün etmiştir. ADİLHAN ADİLOĞLU (Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi-Karaçay-Malkar, Cilt: 22, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2002, s. 13-45.) |