|
|
Bölüm 6 KARAÇAY-MALKAR TÜRKLERİ 6 Malkar Türklerinin etnik oluşumuyla da ilgili çok eskilere dayanan tarihi bir kayıt yoktur. Sadece halkın belleğinde korunan belli belirsiz bir oluşum hikayesi mevcuttur. Bu da bölük pörçük olarak geç tarihlerde yazıya geçirilebilmiştir. Malkarlıların etnik oluşumuyla ilgili olarak Karaçaylıların Kafkasya’ya geliş hikayesini anlatan “Batır Karça” destanına benzer manzumeye de şimdiye kadar rastlanmamıştır. Bunun dışında Malkarlıların “Malkar Basiyatı-Düger Badinatı” adlı destanı ise Malkar Türkçesine ait bir manzume olmakla birlikte bu destanda Digor (Kuzey Oset) prenslerinin mücadelesi anlatılmaktadır.[118] Değişik kişi ve tarihlerde halk ağzından derlenerek geç tarihlerde yazıya geçirilen Malkarlıların oluşum hikayesi özet olarak şöyledir: Malkarlılar kendilerini, tarihi ve nereden geldiği belli olmayan “Malkar” veya “Balkar” adlı bir avcıya dayandırırlar. Malkar adındaki avcı bir gün geyik avına çıkmış ve geyik peşinde koşarken bugünkü Malkar topraklarına gelmiş. O zamanda bu yerlerde yaşayan kavim kendisini “Tavlu” (Dağlı) şeklinde adlandırıyormuş. Malkar adlı avcı Tavluların ülkesini çok beğendiği için kendisine bağlı kabilelerle birlikte buraya gelip yerleşmiş ve Tavluların yönetimini eline alarak onların başına hükümdar olmuş. Zamanla Prens Malkar’ın soyu ve kabilesinin nüfusu çoğaldığından burası “Malkar-El” adıyla anılmaya başlamış. Aradan bir zaman geçtikten sonra Malkar ülkesine Dağıstan tarafından “Misak” adlı bir prens gelmiş. Dağlılar samimi bir misafirperverlikle onu en iyi şekilde ağırlamışlar. Prens Misak bir gün Prens Malkar’ın biricik kızını görüp aşık olmuş. Malkar’ın kızı da Prens Misak’ın aşkına karşılık vermiş. Fakat Malkar’ın oğulları, yani kızın erkek kardeşleri bu duruma karşı çıkmışlar. Bunun üzerine Prens Misak ile Malkar’ın kızı gizlice bir plan yaparak Malkar’ın bütün oğullarını öldürmüşler. Prens Misak’ın önünde başka bir engel de kalmayınca Malkar’ın kızıyla evlenmiş ve bütün Malkar topraklarının tek hakimi olmuş. Daha sonra da asıl yurdu olan Dağıstan’dan kabilesini getirerek buraya yerleştirmiş. Tavlular, Misak’ın yönetiminden hiç memnun değilmişler. Çünkü Prens Misak, Tavluları sürekli baskı altında tutmakta ve onlardan zorla vergi almaktaymış. Bu hikayede anlatılan Prens Misak’ın torunlarından da Malkarlıların önde gelen “Misak” adlı prens sülalesi doğmuş. Yine tarihi belli olmayan bir zamanda Kuma ırmağı civarında “Macar” adlı bir şehrin hükümdarı olan “Cambek” (Canibek?) adlı bir hükümdarın oğulları olan “Basiyat” ve “Badinat” adında iki kardeş, Prens Misak’ın yönetimindeki Malkar ülkesine gelmişler. Basiyat ve Badinat adlı bu iki kardeş, Çerek ve Holam ırmakları arasındaki sahada yaşayan bütün Tavlularla savaşarak onları hakimiyetleri altına almışlar. İki kardeş fethettikleri bu toprakları kendi aralarında bölüşmüşler. Badinat adlı kardeş kendi payına düşen Digor (Kuzey Oset) topraklarının hükümdarı olarak buraya yerleşmiş. Daha sonra Prens Badinat, Karaçaylıların Kırımşavhal adlı prens sülalesine mensup bir prensesle evlenmiş. Badinat ile Karaçaylı prensesten doğan yedi erkek çocuk Digorların prens sülalelerinin başlangıcı olmuşlar. Bu çocukların adı “Çegem”, “Karacav”, “Koban”, “Abisal”, “Tuvgan”, “Kubadiy” ve “Betuy”muş. İşte Digorların meşhur “Badinat” (veya Badilat) adlı prens sülalelerinin kökeni bunlara dayanıyormuş. Öteki kardeş Basiyat’ın payına ise Malkar toprakları düşmüş. Basiyat da Malkar topraklarının tek hakimi olmuş ve aynı şekilde Malkarlıların meşhur prens sülalelerinin soy atası olmuş. Malkarlıların “Abay”, “Aydabol”, “Canhot” ve “Şahan” adlı prens sülaleleri Prens Basiyat’ın soyundan gelmekteymiş. Prens Basiyat, Malkar ülkesinde feodal bir düzen oluşturmuş ve ülkenin tek hakimi olmuş. Fakat kendisinden önce Malkarlıların idaresini elinde tutan Prens Misak’ın mülkiyetine dokunmayıp bunları Prens Misak’ın kendisine bırakmış.[119] IV. Eski Avrupa ve Rus Yazılı Kaynaklarına Göre Karaçay-Malkar Malkar TürkleriEski Avrupa ve Rus yazılı kaynaklarında Karaçay-Malkar Tükleri değişik adlarla anılmaktadır. Karaçay Türkleri hakkında tarihi ilk bilgiler 1404 yılında Kafkasya’da bulunan Başpiskopos (s. 32) Johannes de Galonifontibus’un notlarında bulunmaktadır. Fakat J. Galonifontibus’un kayıtlarında Karaçaylılardan “Kara Çerkes” şeklinde bahsedilmektedir.[120] Osmanlı Padişahı Sultan III. Murat dönemine ait 15 Ocak 1583 tarihli fermanda (H. 20 Zilhicce 990, Mühimme Defteri, No: 44, Hüküm: 218) geçen “Karaşay-Mirza” adlı şahıs önce Kaziy oğlu Mirzabek adında bir Karaçay” beyi şeklinde yorumlanmıştır.[121] Halbuki bu fermanda adı geçen bu kişi Karaçay değil, adı “Karaşay” olan Kabardey Çerkes beylerinden biridir. 1635-1653 yılları arasında misyonerlik faaliyetleri yürütmek üzere Kafkasya’da bulunan İtalyan misyoner Archangelo Lamberti’nin 1954 yılında Napoli’de yayımlanan “Relatione Della Colchide Boggi Detta Mengrellia” adlı eserinde Karaçaylılardan “Karaçioli” (Karaçaylı) ve “Kara Çerkes” şeklinde bahsedilmektedir.[122] Fakat A.Lamberti’nin 18 yıl boyunca kaldığı Kafkasya’da Karaçaylılarla kesin olarak hangi tarihte karşılaştığı tespit edilememiştir. Öte yandan A. Lamberti içerisinde “Karaçioli” (Karaçaylı) adının da yer aldığı kitabını ancak 1654 yılında yayımlayabilmiştir. Esasen yazılı kaynaklarda “Karaçay” sözü tarihte ilk olarak 1639 yılında geçmektedir. Bu tarihte Pavel Zaharev, Fedot Elçin ve Fedor Bajenov adlı Rus elçileri Svan (Gürcistan) ülkesine giderlerken Bashan vadisindeki El-curt adlı Karaçay köyünde on beş gün kadar konaklamışlar ve Karaçaylılar hakkında birtakım notlar tutmuşlardır. Rus elçilerinin kayıtlarında Karaçaylıların adı “Karaçayev” ve “Karaçayevo Kabarda” şeklinde geçmektedir.[123] Malkar Türklerine izafen yazılı kaynaklarda “Balkar” sözü tarihte ilk olarak 1629 yılında Çarlık Rusyası’nın Kafkasya’da Terek bölgesi Askeri Birliği Komutanı İ.A. Daşkov’un Moskova’ya gönderdiği bir raporda geçmektedir. İ. A. Daşkov’un raporunda Balkarların yaşadığı dağlarda gümüş madeni arama çalışmalarından bahsedilmektedir.[124] Öte yandan 10 Mayıs 1518 tarihli bir Osmanlı fermanında (Mühimme Defteri, Cilt: 32, Hüküm: 456) geçen “Kabardey’e komşu Burgun Hakimi Tapmas Bek” adlı bir şahıs Malkar beyi olarak yorumlanmıştır.[125] Halbuki söz konusu fermanda adı geçen bu kişi Malkar beyi değil de herhalde bir Kumuk beyi olmalıdır. Çünkü fermanda sözü edilen Burgun denilen yer Dağıstan’daki Kumuk Türklerinin eski köylerinden biri olan Boragan kasabasıdır. Yani Burgun (Boragan) ile Malkar~Balkar’ın bir ilgisi yoktur. Burası Nizamüddin Şami’nin Zafername’sinde “Bragan” şeklinde ve XVIII-XIX. yüzyıl Rus kaynaklarında “Buragunskie Tatarı” (Boragan Tatarları) şeklinde bahsedilen yerdir.[126] Gürcüler XIV-XV. yüzyıllarda Malkar Türklerini “Basiyani” şeklinde adlandırmışlar ve Malkarlıların yaşadığı ülkeye de “Basiyaniya” adını vermişlerdir. Basiyani sözü ilk olarak XIV-XV. yüzyıldan kalma meşhur “Tshovati Haçı”nda geçmektedir. Bu haçın üzerinde, Eristav Riziya Kvenipneveli adlı Gürcü prensinin Basiyani halkı tarafından esir alındığı ve Ksan boğazındaki Tshovati köyü kilisesinde toplanan parayla Basiyanlara fidye verilip Gürcü prensinin kurtarıldığı yazılmaktadır. Burada bahsi geçen Basiyani halkı Malkar Türkleridir. Çünkü yine Gürcü Kralının oğlu ve aynı zamanda tarihçi olan Vahuşti’nin 1745 yılındaki kayıtlarında da doğrudan Malkar Türkleri için “Basiyani” denilmektedir. Bunun dışında Gürcü-İmeretiya Kralı II. Levan’ın 1636 yılında Rus Çarına gönderdiği bir raporda, hakim olduğu toprakların sınırları bildirilmekte ve kuzeyde Dağlı Çerkeslerin ülkesiyle sınır olduğu söylenmektedir. II. Levan’ın “Dağlı Çerkes” dediği kavim Malkar Türkleridir.[127] XIX-XX. yüzyıl eski Rus kaynaklarında Karaçay-Ma1kar Türkleri için genellikle “Dağlı”, “Dağlı Tatar”, “Dağlı Çerkes”, “Çerkes Tatarı”, “Dağlı Kabardey” vs. adlar kullanılmaktadır. Andrey Taranovski’nin 1569 tarihli Seyahatnamesi’nde: “Nogaylar para nedir bilmezler. Ancak Çerkes Tatarları çuha ve keten getirdikleri zaman karşılığında koyun, inek ve öküz verirler” şeklinde bir ifade geçmektedir.[128] Bir ihtimal ki, A. Taranovski’nin “Çerkes Tatarı” dediği kavim Karaçay-Malkar Türkleridir. Çünkü Karaçay-Malkar Türkleri birçok eski Avrupa ve Rus yazılı kaynaklarında “Çerkes Tatarı” şeklinde adlandırılmaktadır. Bunun dışında, Evliya Çelebi Seyahâtnamesi’nde dağlık bölgelerde yaşayan fakat deniz kıyısına ve ovalara asla inmeyen “Macar” adlı bir aşiretten bahsedilmekte ve şöyle denilmektedir: “Aşiret-i Macar Beğleri vardır. Cümle (tamamı) iki bin âdemdür (kişidir). Amma (fakat) bahadır erlerdür (yiğit kişilerdir).” Evliya Çelebi’nin bu kaydı parantez içerisinde “Fin-Ogur kalıntısı” şeklinde yorumlamıştır.[129] Fakat Evliya Çelebi’nin bahsettiği Aşiret-i Macar’ın aslında Karaçay-Malkar Türkleri olması ihtimal dahilindedir. Karaçay-Malkar Türklerinin önceleri Kuma ırmağı kıyısında Macar adında bir şehirde yaşarlarken daha sonra bu şehri terk ederek Kafkasya’da Koban ve Terek ırmakları boylarına gelip yerleştiklerini anlatan bazı hikayeler vardır. Bu hikayede geçen Macar şehri Kuma ırmağının sol kıyısına 12 fersah (12x6=72 km) uzaklıkta olup tarihte gerçekten de var olmuş bir (s. 33) şehirdir. Bu şehrin kalıntıları bugünkü Stavropol şehri yakınlarında bulunmuştur.[130] Tarih boycunca komşu Kafkas kavimleri de Karaçay-Malkar Türkleri için çeşitli etnik adlar kullanmışlardır. Karaçay Türkleri için Adigeler “Karaşey”, Kabardeyler “Karçaga-Kuşha”, Abhazlar “Akaraç”, Abazalar (Abazinler) “Karça”, Osetler “Karaseyag” ve “Asi”, Gürcüler “Karaçioli”, Gürcü-Svanlar “Mukrçay” ve “Savar”, Gürcü-Megreller “Alani” adlarını kullanırlarken; Balkar Türkleri için Gürcüler “Basiyani”, Gürcü-Svanlar “Sabir”, Gürcü-Megreller “Alani”, Kabardeyler “Balkar” ve “Balkar-Kuşha”, Abhazlar “Azuho” ve “As”, Osetler de “Asson” adlarını kullanmışlardır.[131] Karaçay-Malkar Türklerinin tarihi, kültürü, hayat tarzları ve sosyal yapıları ilgili en eski bilgileri IV-XIX. yüzyıllarda Kafkasya’yı dolaşan Avrupalı ve Rus gezginlerin yazdıkları seyahatnamelerden bulmaktayız. Fakat bu gezginlerin bir kısmı Kafkasya’yı dolaşmakla birlikte Karaçay-Malkar Türkleri arasında bizzat bulunmayıp ziyaret ettikleri diğer Kafkas kavimlerinin Karaçay-Malkar Türkleri hakkında anlattıkları şeyleri yazmışlardır. Karaçay Türkleri hakkında ilk bilgiler 1404 yılında Kafkasya’da bulunan Başpiskopos Johannes de Galonifontibus’un notlarında bulunmaktadır. J. Galonifontibus, Karaçaylılardan “Kara Çerkes” şeklinde bahsetmekte ve şu bilgileri vermektedir: “Çerkesya veya Zikhia adı verilen ülke Karadenizin arkasındaki dağların eteklerinde uzanır. Burada iki farklı kavim yaşar. Yüksek dağların üzerindeki vadilerde yaşayan dağlı kavim Kara Çerkeslerdir. Aşağılarda deniz kenarında oturanlar ise Beyaz Çerkeslerdir. Kara Çerkesleri hiç kimse ziyaret etmez. Onlar da tuz ihtiyaçlarını karşılamaktan başka dağları asla terk etmezler. Kara Çerkeslerin kendilerine has dilleri ve yazıları vardır.”[132] 1635-1653 yılları arasında misyonerlik faaliyetleri yürütmek üzere Kafkasya’da bulunan İtalyan misyoner Archangelo Lamberti’nin, 1954 yılında Napoli’de yayımlanan “Relatione Della Colchide Boggi Detta Mengrellia” adlı eserinde Karaçay Türklerinden “Karaçioli” (Karaçaylı) şeklinde bahsetmekte ve şunları söylemektedir: “Kafkasya’nın kuzey eteklerinde Karaçioli (Karaçaylı) veya Kara Çerkes denilen bir kavim yaşar. Onlara bu Kara Çerkes adı esmer tenli olduklarından verilmemiştir. Bilakis onlar beyaz tenlidir. Herhalde onlara bu ad ülkelerinde gök yüzü sürekli bulutlu ve karanlık olduğundan verilmiş olmalıdır. Onların dili Türk dilidir. Fakat çok hızlı konuştuklarından onların dili zor anlaşılmaktadır. Beni hayrete düşüren şey, bu kadar acaip diller konuşan kavimlerin arasında Karaçaylılar Türk dilinin saflığının nasıl korumuşlardır? Kafkasya’nın kuzeyinde eskiden Hun Türkleri yaşamışlardır. Bu Karaçaylıların Hun Türklerinin bir dalı olduğu anlaşılmaktadır. Bu zamana kadar kendi eski dillerini korumayı başarmışlardır.”[133] Eski Rus kaynaklarında Karaçay Türkleri hakkında verilen bilgilere ilk olarak 1639-1640 yıllarında rastlamaktayız. 1639 yılında Rus Çarı tarafından Gürcistan’a gönderilen Pavel Zaharev, Fedot Elçin ve Fedor Bajenov adlı Rus elçileri Gürcistan yolu güzergahında Bashan vadisindeki El-curt köyünde on beş kün konaklamışlar ve Karaçaylılar hakkında bazı notlar tutmuşlardır. Rus elçilerinin notlarında anlatılanlar şöyledir: “Ekim’in ikinci günü, Kabardey Aleguklara geldik. Fakat Aleguk bu sırada Kabardey’de değildi. Kendisi Ahazya’ya veya Abaza’ya gitmiş. Köyde onun kardeşleri Hapuna ile Otojuk vardı. Fedot Elçin, Çarın himaye tezkeresini Hapuna ve Otojuk Mirzalara gösterdi ve onlara dörder arşın çuha ile (...eski ve yıpranmış bir kağıt olduğundan bundan sonrası okunamamıştır). Hapuna Mirza’ya dört arşın kırmızı İngiliz çuhası ile Alman yapımı bir büyük ayna verildi. Aynı şeyler Otojuk-Mirza’ya da verildi. Yine Aleguk oğlunun hanımına da Alman yapımı büyük ayna verildi. Ekim’in altıncı günü, Hapuna ile Otojuk kardeşler bizi Karaçayevo-Kabarda’ya (Karaçay’a) gönderdiler. Ben de onlarla birlikte yol kılavuzu olarak Pşuk adlı bir soyluyu gönderdim. Onlar da ona bu yol kılavuzluğu için hediyeler verdiler. Hapuna’nın soylusu (yaveri) Pşuk’a Kabardey’den Karaçay’a yol kılavuzluğu yaptığı için iki arşın kırmızı İngiliz çuhası verildi. Ekim ayının onüçüncü günü biz Karaçayevo-Kabarda’ya (Karaçay’a) geldik. Biz, Karaçaylı prensler Elbuzduk ve Gilastan Kırımşavhal kardeşlere, Çarın bize verdiği himaye tezkeresini gösterdik. Hediye olarak onlara (...eski ve yıpranmış bir kağıt olduğundan bundan sonrası okunamamıştır). Karaçay’ın prensleri olan Elbuzduk ile Gilastan kardeşlere dört arşın kırmızı İngiliz çuhası ile sekiz adet kindyak (...eski ve yıpranmış bir kağıt olduğundan bundan sonrası okunamamıştır) verdik. Ekim’in yirmi dokuzuncu günü Aleguk, Abaz’dan (Abhaz veya Abaza’dan) kendi soylusunu (yaverini) Uranbu’yu gönderdi. Benden ve Fedot’tan, dört arşın kırmızı İngiliz çuhası vermemi emretti. O da, Aleguka oğlunu (s. 34) kızdırmamak için, onun yaveri Barambe’ye dört arşın kırmızı İngiliz çuhası verdi. Karaçayevo-Kabarda’da tercümanımız Fedor Bajenov öldü. Fedor Bajenov, Fedot Elçin’le birlikte Moskova'dan gönderilmişti. Karaçayev’e (Karaçay’a) gittik. Daha sonra atlarımızı ve eğerlerimizi Koroçaya’da (Karaçay’da) bırakıp Sonskuyu (Svan) topraklarına gittik. Atları bırakmazımın sebebi ise bu yolun atların yürüyemeyecek kadar bozuk olmasındandır. Yolumuz düzgün olsaydı iyi olacaktı. Hepimiz dağların yüksek kısımlarından ilerliyorduk. Eşyalarımızı taşımak için bir bedel karşılığıyla Karaçay’dan adamlar tutmuştuk. Adamlara, Svanların topraklarına kadar, her bir eşya için yarım arşın çuha verilmişti. Bizden sonra ise Çerkes Mirza Hapuna aldı. Kasım’ın birinci günü Svanların Vleşkaraş adlı köyüne geldik. Vleşkaraş’tan Kasım’ın ikinci günü ayrıldık.”[134] Bahçesaray şehrinde Fransa Konsolosluğu ve aynı zamanda Kırım Hanı’nın özel doktorluğunu yapan Ksavio Glavani’nin 1724 yılında yayımladığı “Opisaniye Çerkesii” (Çerkeslerin Tasviri) adlı eserinde Karaçay-Malkarlılardan çok kısa bir şekilde şöyle bahsedilmektedir: “Çerkeslerin ortasında Çegemliler (Malkarlılar) yaşarlar. Çegemlilerin nüfusu 500 hanedir. Onlar Kabardey Çerkeslerinin hakimiyeti altındadırlar. Karakayların (Karaçayların) nüfusu 200 hanedir. Onlar da Kabardeylerin hakimiyeti altındadır.”[135] XIX. yüzyıl başlarında 1807-1808 yılları arasında Gürcistan ve Kafkasya’yı seyahat eden Julius Klaproth Karaçay-Malkar Türkleriyle ilgili oldukça geniş bilgiler vermiştir. J. Klaproth’un Karaçay-Malkar Türkleri hakkında anlattıkları şöyledir: “Bu küçük kavimlerden başka Koban’da, gözlerden uzak Kırım sultanlarının torunları yaşamaktadırlar. Tatarlar ve Çerkesler onlara Sultaniye adını vermişlerdir. Onların (Tatarların ve Çerkeslerin) bunların (Sultaniyelilerin) üzerinde bir hakimiyeti olmadığından onlar (Sultaniyeliler) seferlere (savaşa ve yağmaya) kendileri isterlerse katılırlar. Bunun dışında onları hiç kimse seferlere götüremez. Basiyat adı onlara meşhur soy atalarından kalmıştır. Eskiden onlar Kuma ırmağı civarında yaşıyorlarmış. Başşehirleri Macar adlı bir şehirmiş. Birçok savaştan sonra buradan göçerek şimdiki yurtlarına gelip yerleşmişler. Bunların bir kısmı Malka ırmağının kenarına yerleştiğinden dolayı onlara Malkar veya Balkar adı verilmiştir. Gürcü Kraliçesi Tamara 1207 yılında onları hakimiyet altına almış ve burada Hıristiyanlığı yaymıştır. Bu yüzden olmalıdır ki bunlarda Hıristiyanlığın izlerini görmek hala mümkündür. ADİLHAN ADİLOĞLU (Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi-Karaçay-Malkar, Cilt: 22, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2002, s. 13-45.) |