|
|
Bölüm 5 KARAÇAY-MALKAR TÜRKLERİ 5 Bunun dışında, Kıpçak~Kuman Türkleri ile Karaçay-Malkar Türkleri arasındaki etnik ilişkiyi bazı arkeolojik bulgularla da desteklemek mümkündür. Karaçay-Malkar Türklerinin yaşadıkları topraklarda; Pregradna, Kobu-Başı, Storojevoy, İspravna, Kubina, Baytal-Çabhan, Arhız, Çegem ve Beştav çevresinde Kıpçaklara ait çok sayıda mezar ve heykel ortaya çıkarılmıştır. Tabiatıyla bu durum bugünkü Karaçay-Malkar topraklarında eskiden Kıpçak Türklerinin yaşadığını belgelemekte ve Karaçay-Malkar Türklerinin etnik ve kültür yapısının oluşumunda etkili olduklarını ortaya koymaktadır. Karaçay’da Koban ırmağının sol tarafındaki Kubina köyüne 5 km yakın bir yerde Kıpçak mezarları bulunmuştur. Bu mezarların tabanı taşlarla döşenmiştir. Mezarda insan kemikleri dışında bir de at iskeleti bulunmuştur. Baytal-Çabhan bölgesinde bulunan mezarların XIV-XVI. yüzyıla ait olduğu ve bunların Kıpçak Türklerinden kaldığı tespit edilmiştir.[112] G. Rubruck XI-XIII. yüzyıllara ait Kıpçak mezarlarını şöyle tasvir etmektedir: “Kumanlar (Kıpçaklar) ölünün üzerine büyük bir tümsek yaparlar ve bunun üzerine yüzü doğuya dönük, elinde göbeğinin hizasında bir kadeh bulunan bir heykel dikerler. Kumanlar asil ve zenginleri için mezarların üzerine ehramlar yani sivri binalar yaparlar. Bazı yerlerde tuğladan büyük kuleler, bazı yerlerde de taştan evler yapıldığını da gördüm.”[113] G.Rubruck’un kayıtlarında bahsettiği eli göbeğinin hizasında bir kadeh bulunan Kıpçak heykellerinden birisi Karaçay’da Zelençuk ırmağı kıyısında bulunmuştur. G. Rubruck’un tarif ettiği Kuman (Kıpçak) asil ve zenginlerine ait mezarların aynısı Malkar Türklerinin yaşadığı Yukarı Çegem bölgesinde bulunmuştur. Yukarı Çegem’deki Kıpçak Türklerinden kalma sivri tepeli yani piramit şeklindeki anıt mezarlar bugün hala ayaktadırlar. Ayrıca eski Karaçay-Malkar beyleri için yapılan anıt mezarların da Kıpçak mezar tipinde olduğu görülmektedir. Sözgelimi Malkar beylerinden Alimurza Abay için Künlüm köyünde yapılan anıt mezar tipik bir Kıpçak mezarıdır.[114] III. Destan ve Efsanelere Göre Karaçay-Malkar Türkleri Karaçay-Malkar Türklerinin tarih sahnesine ne zaman ve ne şekilde çıktıkları konusunda tarihî ve eski yazılı kaynaklarda şimdiye kadar herhangi bir bilgiye tesadüf edilmemiştir. Bunun dışında bir de Karaçay-Malkar Türklerinin etnik oluşumuyla ilgili birtakım destan ve halk hikayeleri vardır. Elbette bir (s. 28) milletin veyahut bir devletin tarihini incelerken destan ve halk hikayelerini bir belge gibi görmek bazı yanlış sonuçları da beraberinde getirecektir. Çünkü bunlar çoğunlukla gerçek ile abartının ayırt edilemediği anakronik olayların hikayesidir. Bunların en büyük eksikliği anlatılan olayların kronolojik olarak yerine oturmayışından kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte her ne kadar bir tarih belgesi değilse de bazı tarihî gerçekler bu destan ve halk hikayelerini örtüsü altında gizlidir. Bu tür halk edebiyatı ürünlerinin iyi bir şekilde tahlil edilmesiyle milletlerin eski tarihini aydınlatmak ve onların kültürü hakkında bir fikir ortaya koymak mümkündür. Karaçay Türklerinin etnik oluşumunu ve Kafkasya’ya gelip yerleşmesini anlatan bir sürü hikaye vardır. Birkaç ayrıntı dışında bunların çoğunluğu birbirine benzemektedir. Bu hikayelerin birine göre Karaçay Türkleri Kafkasya’da bugünkü yurtlarına gelip yerleşmeden önce Hazar Hakanı Obadiy (Obedia) Han zamanında “Karaçay” adlı bir beyin idaresinde Kuma ırmağı civarında “Macar” adlı bir şehirde yaşıyorlarmış. Obadiy Han’ın sürekli olarak vergi almak suretiyle Macar şehrini baskı altında tutmasından dolayı, Karaçay adlı bey ve kabilesi Macar şehrini terk ederek Kafkasya’nın dağlık vadilerine göç etmişler ve burada kendilerine yeni bir yurt kurmuşlar. Daha sonra Karaçay adlı bey ölünce onun kabilesi beylerinin hatırasını yaşatmak için kendilerine kavim adı olarak “Karaçay” adını vermişler.[115] Başka bir hikayeye göre ise Karaçay Türkleri Kafkasya’ya gelmeden önce Kırım civarında yaşarlarken, Kırım’da çıkan siyasi karışıklıklar üzerine “Karça” adlı bir beyin idaresinde Kırım’dan Kafkasya’ya gelip yerleşmişler. Karça ve kabilesi önce Arhız ve Bashan vadileri gibi Kafkasya’nın muhtelif yerlerinde bir müddet kaldıktan sonra nihayet bugünkü yurtları olan Koban ırmağının doğduğu yere gelmişler ve burada kalıcı olarak yerleşmişler. Karça öldükten sonra da onun adı zamanla Karaçay şekline dönüşmüş ve kabilesinin adı Karaçay olmuş. Manzum şekli de mevcut olan bu ikinci hikaye tarih araştırmaları bakımından birinci hikayeye göre daha çok itibar görmektedir. Fakat Karaçaylıların tarihi hakkında birtakım ipuçları vermekle birlikte bu ikinci hikayenin de birçok zayıf yanları vardır. Karça’nın hikayesinin hem manzume şeklinde ve hem de nesir şeklindeki örneklerinde anlatılan farklı zamanlarda yaşamış kişilerin ve farklı zamanlarda cereyan eden olayların birbirine karıştığı görülmektedir. Sözgelimi hikayede Karça’nın mücadele ettiği Kabardey Çerkes beyinin adı hem Kaziy Bey olarak ve hem de Kaytuk oğlu Sarı Aslanbek olarak geçmektedir. Halbuki bu iki şahıs farklı zamanlarda yaşamışlardır. Yine Karça ile Kabardey Çerkes beyinin arasında geçen olayların konusu hikayenin bir varyantında başka şekilde anlatılırken, bir başka varyantta ise daha başka türlü anlatılmaktadır. Yani kısacası Karaçay Türkleri ile Kabardey Çerkesleri arasında farklı zamanlarda ve farklı kişiler arasında cereyan eden farklı olaylar bu hikayede birbirine karışmıştır. Tarihi kayıtlara göre Kabardey Çerkes beyleri arasında iki tane Kaytuk ve iki tane Aslanbek adlı beyin adı geçmektedir. Bunlardan birinci Kaytuk ve onun oğlu Aslanbek 1500-1600 yılları arasında yaşamışlarken, ikinci Kaytuk ve onun oğlu Sarı Aslanbek ise 1700-1800 yılları arasında yaşamışlardır. Karça’nın hikayesinde bahsedilen Kabardey Çerkes beyi ise ikinci Kaytuk oğlu Sarı Aslanbek’tir. Halbuki hikayede adı geçen bu Kabardey Çerkes beyi ile Karça’nın aynı dönemde yaşamalarına imkan yoktur. Çünkü Kabardey Çerkeslerinin en güçlü ve en meşhur beylerinden olan Kaytuk oğlu Sarı Aslanbek XVIII. yüzyıl ortasında ve sonlarında yaşamışken, elimizdeki Karça ile aynı dönemde yaşamış birkaç sağlam Karaçay (Navruz ve Botaş) soy şeceresine göre Karça’nın yaşadığı dönem 1580-1630 yılları arasındadır. Bizim tahlilimize göre Karça’nın mücadele ettiği Kabardey Çerkes beyi hikayelerde de adı geçen Pşeapşok oğlu Kaziy Bey’dir. Pşeapşok oğlu Kaziy Bey tarihte gerçekten de yaşamış bir Kabardey Çerkes beyidir ve Osmanlı kayıtları da onun XVI. yüzyıl sonları ile XVII. yüzyıl başlarında yaşadığını doğrulamaktadır. Bun göre bir Osmanlı belgesinde, 1584 yılında Şirvan serdarı Özdemir oğlu Osman Paşa’nın askerleriyle birlikte Demirkapı’dan İstanbul’a gitmek üzere Kefe’ye gelirken Kabardey Çerkes beylerinin yardımıyla Terek ırmağı üzerine bir köprü inşa ettiğinden bahsedilmektedir. Osman Paşa’ya yardımcı olan Kabardey Çerkes beylerinin arasında I. Kaytuk oğlu Aslanbek ile onun yeğeni Pşeapşok oğlu Kaziy’in adı da geçmektedir.[116] Buna bağlı olarak da bizim vardığımız sonuca göre Karça XVI. yüzyıl sonları ile XVII. yüzyıl başlarında yaşamıştır ve Karça’nın hikayesinde anlatılan olaylar da Karça ve kendisiye aynı dönemde yaşayan Kabardey Çerkes beyi Pşeapşok oğlu Kaziy arasında geçmiştir. Bunun dışında Karaçay Türklerinin etnik oluşumunu ve Kafkasya’da yurt tutuşunu anlatan bu hikayelerle ilgili olarak bir başka önemli husus daha vardır. Karça adının zamanla değişerek Karaçay (s. 29) şekline dönüştüğünü varsayıp Karaçay Türklerinin Kafkasya’daki tarihini Karça ile başlatmak bize göre yanlıştır. Karça’dan Karaçay Türklerinin ilk kurucusu olarak değil, XVI. yüzyıl sonları ile XVII. başları arasındaki bir dönemde Karaçay Türklerinin lideri olarak bahsetmek daha doğru olur. Karaçay adı da Karça adlı beyin adından değil, yukarıda birinci hikayede bahsettiğimiz Karaçay adlı beyin adından kalmış olmalıdır. Yani Karça ve kabilesi gelmeden önce de Kafkasya’da Karaçay adında bir Türk kavmi mevcut idi. Bunlar Cengiz Han ve Emir Timur istilaları dolayısıyla dağınık bir şekilde dağlarda ve komşu Kafkas halklarına sığınmış bir şekilde yaşıyorlardı. Daha sonra muhtemelen 1600’lü yılların başlarında Kırım dolaylarından Kafkasya’ya gelen Karça ve kabilesi burada dağınık şekilde yaşayan Kıpçak ve eskiden beri Kıpçaklaşma sürecine girmiş olan Hun-Sabir, Bulgar ve As-Alan bakiyelerinden müteşekkil Karaçay kabilesiyle karşılaşmıştır. Kıpçak kökenli Karça ve kabilesinin Kafkasya’ya gelip bilhassa Kabardey Çerkes beylerine karşı verdiği başarılı mücadeleleri ve dolayısıyla bütün Kafkasya’da nam salmasıyla birlikte dağınık ve küçük bakiyeler halinde yaşayan Türk unsurları Karça ve kabilesinin etrafında toplanarak yeniden birleşmişlerdir. Yani Karça bu dönemde Kafkasya’da dağınık şekilde yaşayan Türk unsurları için bir “çekim kuvveti” olmuştur. Karça üstün siyasi ve sosyal teşkilatlanma yeteneğiyle bütün bu unsurları birleştirmiş ve bugünkü Karaçay Türklerinin etnik oluşum sürecine son noktayı koymuştur. Karaçay Türkleri arasında anlatılan destan ve halk hikayelerine göre Karça ve halkının Kuzey Kafkasya’ya gelip yurt tutma hikayesi özet olarak şöyledir: Karça ve halkı Kuzey Kafkasya’ya gelmeden önce Kırım dolaylarında yaşıyorlarmış. Kırım Hanlığında ortaya çıkan taht kavgalarından veya Kırım’ın birileri tarafından istila etmesinden dolayı Karça ve halkı huzursuz olmuşlar ve Kırım’ı terk etmişler. Karça ve halkı Karadeniz kıyısı boyunca doğuya doğru uzun ve sıkıntılı bir yolculuktan sonra ilk önce Abhazya’da İnal-Kuba (Cemetey) denilen yere gelmişler. Burada az bir zaman kaldıktan sonra Zagzan~Zagdan denilen yere gidip oradan da Zelençuk ırmağının yukarı kısımlarına Arhız vadisine gelip yerleşmişler. Karça ve halkı burada kendilerine yurt kurmuşlar. Daha sonra buraya Eski-Curt denilmiş. Akıllı ve cesur bir lider olan Karça’nın yanında en yakın neferleri olarak Adurhay Budyan ve Navruz adlı arkadaşları bulunuyormuş. Karça burada Kızılbeklerin (Abazaların) baskısına maruz kalmış. Bunun üzerine Karça ve arkadaşları Arhız vadisinden göçmeye karar vermişler. Karça ve halkı burayı terk ederek Cögetey vadisindeki Eltarkaç denilen yere gelmişler. Fakat bir süre sonra burada bulaşıcı bir hastalık salgını çıkmış. Bunun için de oradan ayrılmışlar ve Bashan (Baksan) vadisine gitmişler. Karça ve halkı Bashan vadisine yerleşerek yeni bir yurt kurmuşlar ve bu köyün adına da El-curt demişler. Karça ve halkı burada altı yıl kadar hiç kimseye görünmeden rahat ve huzurlu bir şekilde yaşamışlar. Bashan ırmağının karşı tarafına rahat bir şekilde gidip gelebilmek için Karça ırmağın üzerine bir köprü yaptırmak istemiş ve adamlarına emir vererek derhal köprü inşaatı çalışmalarına başlamalarını söylemiş. Karça bu arada adamlarını köprü inşa ederken Bashan ırmağına tek bir ağaç parçası dahi düşürmeyin diye tembihlemiş. Fakat Karça’nın adamları çalışma sırasında ırmağa birkaç ağaç parçasını düşürmüşler. Ağaç parçaları ırmağın akıntısıyla sürüklenerek Bashan ırmağının aşağı kısımlarında yaşayan Kabardey Çerkeslerinin ülkesine kadar gitmiş. Kabardey Çerkesleri tesadüfen ırmakta düzgün bir şekilde yontulmuş ağaç parçalarını görmüşler ve Bashan ırmağının yukarı kısımlarında birilerinin yaşadığını anlamışlar. Bunun üzerine Kabardey Çerkesleri hemen kendi beylerine haber verip durumu anlatmışlar. Kabardey Çerkeslerinin prensi Kaziy Bey adamlarının anlattıklarını duyunca hem çok şaşırmış hem de çok öfkelenmiş. Kaziy Bey hakimiyetindeki topraklara kendisinden izinsiz yerleşen bu meçhul kişileri şiddetle cezalandırmaya karar vermiş ve en cesur adamlarına emir vererek Bashan ırmağının yukarı kısımlarında yaşayan bu meçhul kişileri bulmalarını söylemiş. Bir zaman sonra burada yaşayan meçhul kişilerin Karça ve halkı olduğu anlaşıldıktan sonra Kaziy Bey tekrar adamlarını göndererek Karça’ya kendisine tabi olmasını ve düzenli olarak vergi vermesini, ancak bu şekilde burada rahat ve huzurlu ber şekilde yaşayabileceğini söylemiş. Kaziy Bey’in adamları gelip Karça’ya durumu bildirmişler. Karça ise Kaziy Bey’in adamlarına şimdiye kadar hiç kimseye vergi vermediğini ve bundan sonra da birisine vergi verip şerefini ayak altına almayacağını söylemiş. Karça ayrıca adamlara Kaziy Bey’in bu isteğini bir hakaret olarak kabul ettiğini ve elçi olmalarından dolayı onları bir defalığına affettiğini fakat bir daha böyle bir istekle geldikleri takdirde hepsini öldüreceğini bildirmiş. Karça bunları söyledikten sonra Kaziy Bey’in adamlarının sırtına bir yaşlı köpeği bağlamış (s. 30) ve bu yaşlı köpeği beyinize benden hediye olarak götürün diyerek adamları geri göndermiş. Kaziy Bey kendi adamlarının sırtlarında yaşlı bir köpekle geldiklerini görüp Karça’nın söylediklerini öğrenince çok kızmış ve hemen büyük ordu hazırlayıp Karça’yı cezalandırmak üzere Bashan vadisine gitmiş. Karça ile Kaziy Bey arasında büyük bir savaş başlamış. Kabardey Çerkesleri sayıca çok daha fazla olduğundan Karça bu savaşı kaybetmiş ve sağ kalan adamlarını toplayıp dağlara çekilmiş. Kaziy Bey de bunun üzerine Karça’nın köyünü yağmalamış ve köy halkını esir edip kendi yurduna dönmüş. Karça ve adamları bir süre dağlarda dolaştıktan sonra Gürcü-Svanlara gitmişler ve onlardan yardım istemişler. Gürcü-Svanlar da Karça ve adamlarını hoş karşılamışlar ve onlara yardım edeceklerini söylemişler. Karça ve adamları Gürcü-Svanlardan aldıkları asker yardımıyla Kaziy Bey’in topraklarına saldırmışlar ve Kaziy Bey’in bütün at ve koyun sürülerini toplayıp götürmüşler. Karça koyunlardan birini Kaziy Bey’in çobanına vermiş ve bunu alıp Kaziy Bey’e götürmesini, Kaziy Bey eğer mallarına tekrar kavuşmak ve anlaşma yapmak istiyorsa onu Gürcü-Svan ülkesi sınırında üç gün bekleyeceğini söylemiş. Çobanlar hemen Kabardey ülkesine gitmişler ve Karça’nın söylediklerini Kaziy Bey’e bildirmişler. Kaziy Bey sahip olduğu bütün servetin elden gideceği endişesiyle Karça ile anlaşma yapmaya razı olmuş. Kaziy Bey ve adamaları Karça’nın söylediği yere gitmişler. Karça anlaşmak için şartı olduğunu söylemiş. Bunlardan birincisi yağmalanan mallar ile esir edilen adamların geri verilmesi, ikincisi Karça’nın egemenlik hakkı tanınması ve Kabardey Çerkeslerinin bir daha Karça’nın yurduna saldırmaması, üçüncüsü de Karça’ya yardım etmek için gelen Gürcü-Svan askerlerinin masraflarının Kaziy Bey tarafından karşılanması imiş. Kaziy Bey bu şartların ilk ikisini kabul etmiş fakat üçüncüsünü kabul etmek istememiş. Bunun üzerine Karça da hiddetlenerek madem öyle gücün yetiyorsa mallarını gel de al bakalım diye bağırmış ve elinde tuttuğu demir mızrağı yanı başında duran büyük ve sert kayaya saplamış. Karça mızrağı öyle kuvvetli saplamış ki kaya dört parçaya ayrılmış. Karça’nın bu derece olağanüstü kuvvetini gören Kaziy Bey korkmuş ve Karça’nın bütün şartlarını kabul etmiş. Kaziy Bey ile Karça arasında tercümanlık yaparak anlaşma görüşmelerini yürüten, Kaziy Bey’in yanında Kırımşavhal adlı soylu bir adam varmış. Kırımşavhal adlı adam Kaziy Bey’den müsaade isteyerek Karça’nın yanına katılmış. Karça daha sonra tek kızını bu Kırımşavhal adlı adamla evlendirmiş. Karça ve halkı Bashan vadisindeki El-curt (El-curt~El-caşagan~Tar-avuz) köyünde 40 yıl kadar rahat ve huzurlu bir şekilde yaşamışlar. Karça’nın halkı burada çoğalıp El-curt köyüne sığmaz olmuş. Bunun üzerine Karça da yeni bir yurt bulup Bashan vadisinden göçmeye karar vermiş. Karça yeni yurtlar keşfetmesi için adamlarından Botaş adlı birini görevlendirmiş. Botaş yanına arkadaşlarını da alıp yeni yerler keşfetmek üzere yola çıkmış. Botaş ve arkadaşları epeyce dolaştıktan sonra Hurzuk vadisi civarında ve Elbruz dağının kuzey batısında bulunan Sadırla denilen yerde durup konaklamışlar. Botaş ve arkadaşları burada on beş gün kaldıktan sonra Ullu-Kam vadisine gitmişler. Ullu-Kam vadisi ormanlık ve kimsenin yaşamadığı çok güzel bir yermiş. Bu yüzden Botaş burayı çok beğenmiş. Botaş ve arkadaşları birkaç gün Ullu-Kam vadisinde kaldıktan sonra El-curt köyüne dönmek üzere yola çıkmışlar. Botaş ve arkadaşları Bashan vadisine geri dönerlerken Ullu-Kam ve Hurzuk ırmaklarının birleştiği yerde durmuşlar ve buraya fişekliklerinde muhafaza ettikleri darı tohumlarını ekmişler. Botaş ve arkadaşları El-curt köyüne gelip durumu Karça’ya anlatmışlar. Bir yıl sonra Karça ve arkadaşları Botaş’ın darı ektiği yere gelip bakmışlar. Botaş’ın bir yıl önce ektiği darı tohumlarının büyüyüp başak verdiğini görünce çok sevinmişler. Bunun üzerine Karça buraya göçmeye karar vermiş. Karça ve halkı gerekli hazırlıkları yaptıktan sonra Koban vadisine göç etmişler. Ancak Karça’nın halkının bir kısmı ise göç etmeyip El-curt köyünde kalmaya karar vermiş. Karça ve halkı Koban vadisine gelip yerleştikten sonra burada bir köy kurmuşlar ve köyün adına da El-tübü adını vermişler. Fakat daha sonra bu köyün adına Kart-curt denilmiş. Karça burada halkına toprak paylaşımı yaptığı sırada, Karça ile Botaş arasında bir anlaşmazlık çıkmış. Botaş bu yeni yurtları ilk önce kendisinin bulduğunu ve bu yüzden de başkalarına oranla kendisine daha fazla toprak verilmesi gerektiğini öne sürmüş. Fakat Karça ise Botaş’ın bu isteğini kabul etmemiş ve Botaş’a karışıklık çıkarmamasını ve kendisine verilen paya razı olmasını söylemiş. Ancak Botaş bu isteğinde ısrar etmiş ve Karça ile münakaşa girmiş. Bunun üzerine Karça da adamlarına emir vererek Botaş’ı orada öldürtmüş. Babalarının Karça tarafından öldürüldüğünü duyan Botaş’ın oğulları kendilerinin de öldürülebilecekleri korkusuyla hemen oradan kaçarak Kabardey Çerkeslerinin topraklarına sığınmışlar. Karça daha sonra Botaş’ı (s. 31) öldürdüğüne pişman olmuş ve Kabardey Çerkeslerine sığınan Botaş’ın oğullarına geri gelmeleri için haber göndermiş. Karça’nın çağrısı üzerine Botaş’ın oğullarından bir kısmı geri dönmüş. Karça geri dönen Botaş’ın oğullarına hem babalarının topraklarını vermiş ve hem de gönüllerini almak için onlara fazladan toprak hediye etmiş. Bunun dışında Karça bir de Botaş’ın oğullarına tarlalarını sulamaları için uzun bir kanal yaptırmış. Böylece her şey tatlıya bağlanmış ve Karça’nın halkı Koban vadisinde uzun ve huzurlu bir hayat yaşamış. Karça öldükten sonra ise halkın idaresi Karça’nın damadı olan Kırımşavhal ve oğullarına geçmiş.[117] ADİLHAN ADİLOĞLU (Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatları Antolojisi-Karaçay-Malkar, Cilt: 22, T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 2002, s. 13-45.) |