|
|
Başkent ve devlet merkezi Doğu Türklerinde başkent “Büyük devletlerin başkentleri, genel olarak büyük şehirlerde kurulmuştur. Orta Asya Türk tarihinde ve Önasya’daki büyük dinlerde ise, durum biraz daha değişiktir. Bunun başlıca iki sebebi vardır: 1. Mukaddes bölge: Bu anlayış ve inanış, eski Ortaasya Türk ve Moğol devletlerinde, çok önemli bir rol oynamıştı. Orhun Irmağı kıyıları ile bu suların kaynağını aldığı Ötüken ormanı ile yeri’nin kutsi bölge olarak önemi büyüktü… Bu inanış yalnızca Türkler’de değil, diğer büyük dinlerde de vardı. İslamiyet ile Yahudiler’in kutsi yerlere verdiği önem hakkında, hepimizin yeter derecede bilgisi vardır… Bu gibi büyük dinlerin kutsi bölgeler üzerinde veya onun yakınlarında kurulmuştu. Büyük Hun İmparatorluğu’nun başkenti de Orhun Irmağı kıyılarında idi. Ondan sonraki Juan-juan veya Avar (?) devleti ile Göktürk imparatorluklarının başkentleri de, aynı bölgede yer alıyordu. Uygur Kağanlığı’nın başkenti de yine burasıydı. Orhun bölgesine yakın idi. Çingiz Han imparatorluğunun başkenti de Kara-Korum şehrinde yer alıyordu. Bütün bu örnekler bize gösteriyor ki, eski Orta Asya imparatorluklarında başkent seçimi işi, herhangi bir rastlantıya bırakılmamıştı. 2.Strateji gerekleri ve ticaret yolları bakımından başkent seçimi: Bilge Kağan ile veziri Tonyukuk’un bir konuşmasına göre, Bilge Kağan, bir şehir yaptırarak etrafını surlar ile çevirmek istemişti. Bu şehir içinde birçok mabet yaptırmak da onun düşünceleri arasında idi. Bu düşünce, gerçekten büyük ve ileriyi görebilen bir hükümdar olan Bilge Kağan için, normal ve ona yakışan bir eğilim idi. Fakat bunu duyan veziri Tonyukuk, Bilge Kağan’ın bu düşüncesine karşı çıkmıştı. Hme de çok sert bir dille. Çünkü Tonyukuk, daha önce Bilge Kağan’ın babası İlteriş Kağan ile amcası Kapagan Kağan’ın da vezirliklerini yapmıştı. Bu büyük vezir, 2.Göktürk Devleti’nin kuruluşunda da, İlteriş Kağan’dan sonra ikinci derecede bir rol oynamıştı. İşte bu vezir Tonyukuk, insan gücü bakımından Çin’in Türkler’den belki de yüz misli fazla olduğunu, Bilge Kağan’a hatırlatmıştı. Bu sebeple, eğer Türkler şehir ve kale yapıp da içinde otururlarsa, Çinliler’in Türkleri kolaylıkla kapana sıkıştırıp yok edebileceğini söylemişti. Bunun için, Türkler’in sürülerini otlatarak, yalnızca otlak ve suları takip etmelerini tavsiye etmişti. Çünkü, Çin orduları geldiği zaman, dağların ve vadilerin derinliklerine saklanmış olan Türkleri, hiçbir zaman bulamayacaktı. Bu sebeple de, Çin akınları, başarısız kalmış olacaktı. Buna karşılık Türkler, kendilerini güçlü hissettikleri zaman, Çin’e büyük yağma akınları düzenleyeceklerdi. Bu akınlar dolayısıyla de, büyük yararlar elde edeceklerdi… Türkler’de başkent şehirlerinden söz açılmışken, burada da aynı konudan kısaca bahsetmeyi uygun gördük. Bu belgeler de bize gösteriyor ki, Türkler başkent şehirleri yapmasını bilmediklerinden dolayı değil, askerlik ve stratejisi ile yaşama veya yok olma tehlikeleri, onları böyle bir hayat yoluna zorluyordu. Yoksa Vezir Tonyukuk, Bilge Kağan ve babası zamanında, Tanrı Dağları’nın eteklerindeki Beş-Balıg gibi büyük Kale-şehir Bölgeleri’ni, Basmıl Türkleri’nin elinden kuvvet zoruyla almıştı. Tokmak ve Talas gibi tarım ve büyük şehir bölgelerini içinde toplayan vadilerde oturan Türgeş Devleti de, Vezir Tonyukuk’un zoru ile Göktürk hakimiyetinde kalmıştı. 3. Orhun’da yaptırılan Uygurlar’ın ilk başkent şehri: Büyük Türk veziri Tonyukuk’un tavsiyeleri ile ısrarı bize gösteriyor ki, Göktürk Devleti zamanında, etrafı surlarla çevrili bir başkent yapılamamıştı. Göktürk Devleti yıkıldı, yerine 744 yılında, Uygur Kağanlığı kuruldu. Durum ve şartlar değişmişti. 747-759 yılları arasında, Uygur Kağanlığı yapmış olan Bayan-Çur Kağan batıya akınlar yaparak, şehirli Türgeş Devleti ve şehirlerde oturan Türk beyleri ile de yakın ilişkiler kurmuştu. Bu sırada Tibet de güçlenmiş ve Doğu Türkistan’ın büyük ticaret ve tarım şehrleriniele geçirmek için harekete geçmişti. Bayan-Çur Kağan, Turfan, Kuça, Karaşar gibi büyük şehirleri, Tibet akınlarına karşı korumak için, kendi tesiri altına almıştı. Ayrıca Çin’de, Tibet’e karşı olan hareketler de, Uygurları her zaman için desteklemişti. Yine bu sırada, An Lu-shan İsyanı patlak vermişti. Çin İmparatoru bu isyancılar karşısında başkentini bile bırakıp başka bir yere taşınmak zorunda kalmıştı. Uygur Kağanı Bayan-Çur Kağan’ın, An Lu-shan isyanının bastırılmasındaki rolü, oldukça büyük olmuştu. Bu hareket aynı zamanda, Uygurlar için bir tecrübe yerine de geçmişti. Kültür ve devletler, kendi kendine gelişmemiştir. Bu gelişmeler, bazı büyük hareketler ile yeni kurulan kültür münasebetleri sonunda doğmuştu. Prof. Eberhard, bu hadiseleri şöyle anlatıyordu: ‘(Çin’deki An Lu-shan İsyanı üzerine) yardım için, Halife Abu Cafer ile Türkistan’dan bazı ufak birlikler geldi. Özellikle Uygur atlılarından meydana gelen oldukça büyük bir kuvvet de gelmişti. 757 yılında Çin başkenti yakınlarında, büyük savaşlar verildi. Bu sırada An Lu-shan, Uygurlar tarafından mağlup edildi. Uygurlar, Çin’in başkenti olan Lo-yang şehri üzerine yürüdüler, An Lu-shan da, bir Çin haremağası tarafından öldürülmüştü. Uygurlar, Çin başkentini aldı ve yağma etti. Bundan dolayı Çin, Uygurlar’a on bin top ipek hediye etti. Hre yıl, yirmi bin top ipek de ayrıca Uygurlara verilecekti.’ Prof. Eberhard tarafından yapılmış olan, bir özetini sunduğumuz bu hadiseler, çok incelenmiş ve bilinen şeylerdir. Aynı konu üzerinde Pulleyblank’ın The background of the Chinese rebellion adlı çok değerli bir kitabı da yayımlanmıştır. 4. Uygurların, Batı Türkistanlı ve Çinli ustalara bir şehir yaptırmaları: Bayan-Çur Kağan, Batı Türkistanlı ve Çinli ustalara, Selenga Irmağı üzerinde Bay-balık adlı, bir şehir yaptırmıştı. Şimdiye kadar Orhun’da bir başkent yapılmamıştı. Fakat bu defaki Türklerin bu kültür sıçramasını veya gelişmesini, hangi sebepler doğurmuştu? Tabii olarak, yukarıdaki hadiseleri bilmeden, böyle bir gelişmenin yorumu ve açıklaması yapılamaz. ‘… (Çin bundan sonra) Uygurlar ile olan dostluklarını, daha pahalıya satın almak zorunda kaldı. Pek çok Uygur, Çin’in hükümet merkezinde oturuyordu. Ayrıca atlarını, kendi istedikleri miktarda ipekli kumaş karşılığı olarak, Çinlilere zorla satıyorlardı…’ Prof. Eberhard, böyle diyordu. Elbette ki bunlara katabilecek, bizim de bazı yeni bilgi ve görüşlerimiz vardır. Ancak bu konularda, hocamızın izinden yürümek de bizim için bir vazifedir. Uygur Kağanlığı çağında, artık halk uyanmıştı. Yine bu çağda ‘Çin’de yaşayan Uygurlar’dan başka Çin ile daha iyi ticaret yapabilmek için, Uygur elçiliklerine dayanan yabancılar’ da vardı. Ayrıca Çin’deki bu yabancılar, pek çok para da toplamışlardı. Bu sebeple Uygurlar, her bakımdan yeni bir kültür sıçramasının eşiğinde bulunuyordu. Sugdak, Tabgaç’ka Selene’de Bay-balık yapıtı birtim’. Yani Sugdak (Batı Türkistanlılara veya Orta Asya’nın yerlileri olan Sogdlara) ve Çinlilere, Selenga Irmağı üzerinde, Bay-Balık (adlı şehri) yaptırıverdim. Uygur Kağanı, Bayan-Çur yazıtı, Göktürk yazıları ile yazılmıştır. 5. Ordu-Balık, Uygur Kağanlığı’nın başkenti : Yukarıda da belirttiğimiz gibi Doğu Türkleri arasındaki şehir hayatı, Batı Türkleri’nden çok daha geç ve yavaş başlamıştı. Selenga Irmağı üzerinde Bayan-Çur Kağan tarafından yaptırılan Bay-Balık şehri, görüşümüze göre bir başkent şehri olamazdı. Çünkü Göktürkler’de olduğu gibi, Uygur çağında da idare merkezi, daha güneyde ve Orhun kıyısındaki KaraKorum veya Kara-Balgasun şehirleri dolaylarındaydı. Uygurlar’ın bu eski başkentleri üzerinde Sino-Turcica adlı eserimizde, geniş olarak durmuştuk. Çok değerli dostum J.R.Hamilton, Uygurlar’ın başkenti Ordu-Balık’ın yerini şöyle tanıtmaktadır: ‘Uygur Devleti’nin başkenti, Ordu-Balık adını taşıyordu. Orhun Irmağı kıyısında idi. Eski Doğu Göktürklerin başkentinin yerine kurulmuştu. Bugünkü Kara-Balgasun’da idi.’ Ordu sözü sonraki Türk tarihinde de başkentlik anlayışını içinde toplamıştı.” (Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş cilt 1, s.247-259) |