|
|
Eski Türkler’de şehir ve halk sözcüklerinin kullanımı… “… Kül Tegin’in ölümü dolayısıyla Yoğ töreni, yani cenaze töreni için, her taraftan elçiler gelmişti. Kül Tegin yazıtı, batıdan cenaze merasimi için gelen elçileri şöyle anlatıyordu: ‘Sugd, Berçeker, Bukarak ulus budunda, Nen Senün ve Ogul Tarkan kelti’. Burada sözü geçen Sogd, Semerkand şehri ile çevresi idi. Bukarak ise, Buhara şehrinden başka bir şey değildi. Budun sözü, ‘kavim, millet’ demektir. Fakat Göktürk yazıtları burada, Semerkand ve Buhara gibi şehir bölgelerini, ‘ulus-budun’ deyişi ile tanıtıyordu. Türkçe, ‘ulus-budun’ sözü, ‘Buhara şehrinin halkı’ mı demekti? Yoksa Göktürkler’in ulus-budun deyimi, Semerkand, Berçeker ve Buhara gibi, ‘şehirler ile halkı’ karşılığı olarak mı kullanılmıştı? Ulus sözü, Göktürk yazıtlarında ilk olarak bu yazıtta ve bu yerde geçiyordu. Ayrıca eski Türkçe’de ulus ve uluş sözleri, yalnızca yazı bakımından değişik olarak yazılıyordu. Mana bakımından ise, aralarında bir ayrılık yoktu. Tıpkı ogus ve oğuş sözlerinde olduğu gibi. Bundan başka Göktürk yazıtlarındaki ulus deyişi, Moğol çağındaki ulus ile de karıştırılmamalıdır. Bizce buradaki ulus-budun deyimini, ‘vilayet halkı’ olarak yorumlamak, en doğru yoldur. Göktürk yazıtlarında birkaç şehir birden söz konusu edildiğine göre de, bunun ‘vilayetleri halkı’ diye yorumlanması daha doğru olabilir. Görülüyor ki, Kaşgarlı Mahmud’un 11.yüzyıldaki görüşleri, Göktürk çağı için de geçerliydi. Semerkand gibi şehir beylikleri, Göktürklere bağlı vassal şehirlerdi. Göktürkler, Semerkand’ın yerli bey hanedanına dokunmuyordu. Fakat vergileri hesap etmek için, vassal şehir beylerinin yanına, Tudun unvanını taşıyan yüksek rütbeli bir Türk memuru gönderiyorlardı. Bu idare düzeni Kara Hıtay ve Çingiz Han devleti içinde de geçerliydi. Bu konu üzerinde, Sino-Turcica adlı eserimizde çok geniş olarak durmuş ve ilgili belgeleri de Türkçe’ye tercüme etmiştik. Fakat Semerkand ve Buhara gibi şehirlerden, Kül-Tegin’in cenaze merasimi için, Neng-Sengün ve Ogul-Tarkan gibi Türk unvan ve adlarını taşıyan temsilci veya elçilerin gelmiş olması da, üzerinde ayrıca durulması gereken bir noktadır.” (Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş cilt 1, s.201-203) |