|
|
Şehir ve kasaba anlayışı nasıldı? “Şimdi bile Ankara dediğimiz zaman aklımıza gelen şey, yalnızca Ankara şehri veya Ankara’nın içi değildir. İdare bakımından Ankara’ya bağlı olan birçok yerler de vardır. Ayrıca Ankara surlarının dışında bulunan bağ, bahçe ve tarla gibi birçok çevreler de, Ankara şehrinde oturan halk ile yakından ilgiliydi. Örneğimizi böylece günümüzden verdikten sonra, daha eski çağlara kolaylıkla girebiliriz. Türk kavimleri, çok geniş bölgelere yayılmıştı. Bu sebeple, kültür deyimlerinin manaları, her Türk kesimine göre hafif de olsa küçük değişikliklere uğramıştı. Isığ-göl kıyılarında eskiden beri, birçok şehir ile köy vardı. Çünkü bu bölgeler, ticaret yollarına yakındı. Yayla ve köy hayatı yaşayan ve bu bölgelerde oturan Çigil Türkleri, 11 yüzyılda, ‘köy’ karşılığı olarak, uluş sözünü kullanıyordu. Karahanlı Devleti’nin kuzey başkenti olan Balasagun şehrinin halkı ise, büyük şehir hayatı ile büyük şehirler görmeye, daha çok alışmıştı. Argu adı verilen Türk bölükleri ise, derin olarak Sogd ve Tacik kültürleri ile dillerinin tesiri altında kalmıştı. Ayrıca Türkler’in bu kesimleri çok daha erken çağlarda şehirlere yerleşmişti. Bu sebeple, Balasagun şehrinin Türk halkı ile Argu Türkleri büyük şehirler için uluş diyordu. Nitekim Karalanlı Devleti’nin kuzey başkenti olan Balasagun şehrinin Türkçe adı, Kuz-Uluş idi. Uygurlara, yani biraz daha doğuya ve eskiye gidersek, durum azıcık daha değişiyordu. Surlarla çevrili şehirlere, Türklerin ta Göktürk yazıtlarından beri, balık dediğini söylemiştik. Çince’deki ch’êng sözünün karşılığı olan bu sözün, hem şehri ve hem de etrafındaki suru tanıtmış olması çok muhtemeldir. Çünkü Çince olan bu söz, içinde ‘kale ve şehir’ gibi iki manayı taşır. Bazı Uygur yazılarında, şöyle sözler görülüyordu. Biz burada bu deyimleri bir sıra içinde vermek istiyoruz: ‘1. Balıktan balık’a. 2.Uluş’tan uluş’a. 3.İl’den il’e … yürüdüm’ Eski Türkçesi şöyledir: ‘Balıktın balıkka, uluştın uluşka, eltin ilke …. yorıdım…’ Eski Türk yazılarında, eş manalı sözleri arka arkaya söylemek, bir gelenek halinde idi. Ama burada durum, pek öyle görünmemektedir. ‘1.Balık, 2.Uluş, 3.İl gibi üçlü bir basamak ile, şehir köy veya ülkeleri arka arkaya sıralamaktadırlar. Yine Uygur yazılarında, ‘balık, uluş, kend’ gibi, şehirle ilgili her üç adı da yan yana getirme yoluyla söylenmiş başka sözler de vardır: ‘…küntün tagtın, balık, uluş, kentü, könglüngçe’. Belki de Uygur yazarı, şehir nev’ileri için Türklerin söylediği bütün deyişleri yan yana sıralamak istemişti. Ancak bütün bu sözler arasında da bir ayrılık bulunmalı idi. Kend sözü Türklere Sogd veya Sugdaklar’dan oldukça erken zamanlarda gelmiş olmalı idi. Yukarıda sunduğumuz belgelerden de, durumun böyle olduğu anlaşılıyordu. Başka bir belgede de, ‘Balık ve uluş sayarak, (yani izleyerek) varıp…’, yani ‘Balık ve uluş sayu barıp’ deniyordu.” (Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş cilt 1, s.203-205) |