Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Müslüman Türkler ve Uygur şehirleri

“Din ayrılığına rağmen, Türkler, münasebetlerini kesmemiş gibi görünüyordu. Koço veya Koçu, bilindiği üzere Uygur çağındaki Turfan şehrinin bir adı idi. Koçu adının nasıl meydana geldiği, P.Pelliot’nun çok değerli bir yazısı ile aydınlığa kavuşturulmuştur. Bu şehrin adı, sonradan İslamiyet çağında, Hoca veya Kara-Hoca şeklinde söylenmeye başlanmıştı. Fakat bu bölgelerden uzak olan Kaşgarlı Mahmud, ‘Koçu, bir Uygur şehridir, orada bulunan bütün şehirlere bu ad verilir’ diyordu. Belki bu konuda Türklerin, bizim bilmediğimiz bazı inanç ve bilgileri de vardı. Fakat, bir gerçek var ise, Koçu adının, bir şehir adı olarak, yalnızca Turfan ile ilgili bulunduğu idi. Bununla beraber, Turfan ovasında daha pek çok Türk şehri vardı. Belki de Türkler, bu şehirlerin hepsine birden Koçu adını veriyordu.

Fakat aynı kaynak başka bir yerde de, ‘Koçu, Uygur şehirlerinin adıdır’ diyordu. Bundan da anlaşılıyor ki, Müslüman Türkler, doğudaki Budist-Uygur Türklerini pek o kadar iyi tanımıyordu. Göktürk yazıları ile yazılmış Aurel Stein yazmasında da, bu Uygur şehri, Koçu-Balık adı ile anılıyordu. Bilindiği üzere bu önemli yazma, Thomsen tarafından yayımlanmıştı. Uygur el yazmalarında ise, bu şehre Hoçu veya Koçu adı veriliyordu. Uygur kültürünün önemli merkezlerinden olan Kuça şehri de, Müslüman Türkler tarafından, çoğu zaman birbirine karıştırılmıştır. Bilindiği üzere Kuça, önemli bir ziraat bölgesi olduğu kadar, büyük bir ticaret merkeziydi. Bu şehre Uygurlar, Küsen adını verirdi. 11.yüzyıl Müslüman Türkleri’nin en önemli kaynağı olan Kaşgarlı Mahmud şöyle diyordu: ‘Küsen, Köçe (veya Küçe) denilen bir şehrin adıdır. Burası Uygur sınırıdır.’ Bundan da anlaşılıyor ki, 11.yüzyılda Türkler, Kuça şehrini, hem Küçe ve hem de Küsen adı ile anıyordu. Küsen, Kuça şehrinin Uygurlar çağından beri gelen, gelenekten bir adı idi. Müslüman Türklerin, bu eski adı unutmamış olmaları da, Türk Kültür Tarihi bakımından ayrı bir değer taşımaktadır.”

(Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş cilt 1, s.197-199)