Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Balık sözcüğü nasıl unutuldu?

“ ‘Balık’ sözü öyle anlaşılıyor ki, daha çok İslamiyet’ten önce Türklerce, şehirler için söylenen bir ad idi. Sonradan bu söz, Türkler tarafından yavaş yavaş unutulmaya başlanmıştı. Nitekim Kaşgarlı Mahmud şöyle diyordu: ‘Balık sözü, İslamlıktan çok önce Türklerce, sığınak, kale ve şehir manasına söylenen bir söz idi. Uygur Türkçesinde de böyledir. Uygurlar’ın en büyük şehirlerinden birisine, Beş-Balık adı veriliyordu. Burası, Uygurlar’ın en büyük şehridir. ‘Beş şehir’ demektir. Bundan başka diğer bir şehirlerine de, Yengi-balık adı verilir. Bu da, ‘Yeni şehir’ demektir.’

Büyük kültür mek-rkezleri olmuş olan Uygur şehirleri, Batı Türkleri tarafından da unutulmamıştı. Fakat Uygurlar’ın çoğu, Buda Dini’ne taptıklarından dolayı, Müslüman Türkler tarafından hoş görülmemişlerdir. Nitekim Kaşgarlı Mahmud, 11. yüzyılda Uygur ülkesinden söz açarken şöyle diyordu: ‘(Uygur) ilinde beş şehir vardır. Bu ilin halkı, çok katı kafirlerdir. Çok iyi atıcıdırlar. Zülkarneyn’in (Sanırız Mahmud Büyük İskender’i kastediyor, ayrıntılı bilgi için tıklayın, b.n.) yaptırdığı, Sülmî, Koçu, Can-Balık, Beş_Balık, Yengi-Balık gibi şehirler bu ilde bulunur.’

Yukarıdaki bu belge de, eski Türklerin ülkeler ve şehirler hakkındaki inançları bakımından çok ilgi çekicidir. Çünkü onlara göre, Uygur ülkesi de ‘Beş şehir’den meydana geliyordu… Kaşgarlı Mahmud, ‘beş şehir’ derken, Uygur ülkesinde yalnızca, beş şehrin adını sayıyordu. Bizim Sino-İranica adlı eserimizde, Uygurlar’ın Sülmi adlı şehirlerinden çıkan büyük kişiler üzerinde durmuştuk. Sonradan Çingiz Han’ın önemli müşavirlerinden biri olan Kara Yığaç Buyruk da, Sülmi şehrinde doğmuş ve yetişmişti.

Kendisi, Kara Hıtay hükümdarının çocukları ile şehzadelerinin hocasıydı. Kara-Hıtay Devleti’nin sarayında kültür dili olarak Uygur dili ve edebiyatının okunmuş olduğunu da, ilk defa Kara Yığaç Buyruk’un Çince biyografyasından öğreniyoruz. Kara Yığaç, yani Bay-ağaç adlı bir yer veya bir şehir daha vardı. Nitekim Kaşgarlı Mahmud’a göre, Türkler’in Küçe şehri ile Uç şehri arasında ve Uc’a yakın daha yakın olan Bay-Yıgaç , yani Bay-ağaç adlı bir yer veya bir şehir daha vardı. 749-759 yılları arasında kağanlık yapmış olan Uygur kağanı, Bayan-Çur Kağan’ın yaptırmış olduğu Bay-Balık adlı başkent şehrinden de, yukarıda söz etmiştik. Bundan da anlaşılıyor ki, her bölgedeki Türkler’in şehir ve yer adları arasında da, gelenek bakımından bir birlik görülüyordu. Yer ve şehir adlarının kişi adı olarak söylenmesi de, Türkler arasında yaygın bir gelenek idi. Sonradan Çingiz Han’ın damadı olan Uygur Hakanı veya İdikutu Barçuk-Art Tegin de adını yine bir yer adından alıyordu. Barçuk-Art, ‘Barçuk Geçidi’ demektir. Kaşgarlı Mahmud’a göre Barçuk şehri, Afrasiyab’ın kurduğu şehirlerden biri idi. Aslında Barçuk şehri, şehirli Uygur hakanlarının adlarında bile bir yer almış olmasına rağmen, Türk oymak ve bölüklerinin oturdukları bir yer idi. Nitekim Kaşgarlı Mahmud, Barçuk şehri için şöyle diyordu: ‘Çaruk, Türkler’den bir oymaktır. Barçuk şehri, Afrasiyab’ın şehridir. Buhtınnasır’ın oğlu Betzen’i, oraya hapsetmişti.’

Görülüyor ki, eski Türk şehirleri hakkında, İslamiyet’ten sonra söylenmiş bazı efsaneler de vardı. Bu efsaneler, o şehrin kuruluşunun, halk arasında da bir önem taşıdığını gösteren inanışlardır. Ama böyle önemli şehirde oturanlar, Çaruk adını taşıyan bir Türk oymağı idi. Ancak bu gibi şehirlerde, Türkçe konuşmayan Sogdlar gibi kavimlerin de, Türkler ile beraber oturduğunu unutmamak gereklidir.”

(Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş cilt 1, s.193-197)