Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Türkler’in tanıdığı bazı kumaş çeşitleri nelerdi?

Çek: Kaşgarlı Mahmud’un kitabında yer alan bir pamuklu dokuma çeşididir. Ona göre, ‘Kumaş biçiminde bir pamuklu dokumadır. Bundan örtü yapılır. Yimek Türkleri de giyinirler.’

Yimek veya Kimek Türkleri, Batı Sibirya’da oturur. Oğuzlar ile diğer Orta Asya Türkleri’ne, çok uzak idiler. Bu sebeple kaynak, kumaşın özelliğini bile tarif edememektedir...

Kolalı veya havlı kumaşlar: Türkler’de tanınmış bez cinslerindendiler. Nitekim yine aynı kaynak, 11. yüzyıl Orta Asya Türkleri’nin ‘batladı-batlamak’ fiillerini açıklarken şöyle diyordu: ‘Ol, bezni batladı’, yani ‘O bezi mayalı bir tortu ile totuladı, bezi kolaladı’, demektir.

Batlamak sözünün nereden geldiğini bilmiyoruz. Böyle kolalı kumaşlar, bugün de yapılmaktadır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi Uygurlar, bazı pamuk çeşitlerine, batatu diyordu. Bu pamuk veya pamuklu bez adının, batlamak işi ile bir ilgisi var mıydı? Bu konuda kesin olarak konuşamayacağız.

Kemek:Bu da bir Kıpçak kumaşıdır. Aynı kaynak bunun için de şöyle diyordu: ‘Çubuklu ve nakışlı bir kumaştır. Bundan bürgü de yapılır. Kıpçaklar ise yağmurluk yapar.’ Bilindiği üzere bu bölgeler, iklim bakımından çok serttir. Bu sebeple kumaşların, ince ve pamuktan yapılmış olmaları da şüphelidir. Anlaşıldığına göre Kıpçak Türkleri bu kumaşı yapıp, güneydeki Türklere satıyorlardı. Bu kumaşın adının Kimek Türkleri ile hiçbir ilgisi olmaması muhtemeldir.

Kıtıglık: Uygur kültür çevresinde adı geçen, bir örtü cinsidir. ‘Kıtıklık örtgü, kıtıksız örtgü’ adları ile iki yerde geçmektedir. Bilindiği üzere eski Türkler, ‘örtü’ için, örtgü derdi. Bu Türkologlar tarafından geniş olarak ‘pamuklu kumaş’ diye açıklanmıştır.

Böyle bir ‘pamuklu, pamuksuz örtü’ ayırması, bize biraz garip gelmektedir. Gerçi Anadolu’da da işlenmemiş, ‘kaba pamuk veya yün’e kıtık denir. Minder kıtığı, kireç kıtığı gibi. Fakat bu örnek de, yukarıdaki Uygur deyişini aydınlatmaya yeterli değildir. Bizce bunu, ‘kıyılı ve kıyısız örtü’, yani, ‘kenarları işlenmiş veya işlenmemiş’ diye açıklama, en doğru yol olsa gerektir.

Köpen:Köpen ve köpene, Anadolu köylerinde, ‘deve çulu’ manasına söylenir. ‘Uzun tüylü halı, âdi dokunmuş kumaş, kaba kumaş, paçavra ve eski bez, minder ve küçük yorgan’ için de Anadolu’da, köpen veya köpene adı verilir. Kaşgarlı Mahmud’un derlemelerine göre, 11.yüzyıl Orta Asya Türkleri de ‘şilte ve minder’ için, köpsün; Oğuzlar ise, ‘eyerin ön ve arka yastıkları’ için köpçük derlerdi.

Bundan da anlaşılıyor ki, çok kaba dokunmuş kalın ve çul gibi kumaşlara Türkler, köpen diyorlardu. Pamuk ziraatinden habersiz olan Moğollar ise, pamuk veya pamuklu kumaşlara, köpen veya köpün adını veriyordu.

Senglâh sözlüğüne göre ise, Çağatay Türk kültür çevresinde pamuğa, göbenek deniyordu. Clauson’a göre bu söz, Türkler’e Moğollar’dan girmişti. Pamuk kültürü olmayan Moğollar’dan Türkler’e böyle bir söz nasıl girmiş olabilirdi? Bizce, bu sözün kökleri Anadolu’da da çok söylenen, göben, köpen ile göbelek gibi, göbekli ve mantarlı bitkilerde aramak en doğru yol olsa gerektir.”

(Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş, c.5, s.363-364)