Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Türkler’in saç biçimleri arasında farklılıklar vardır!

“...Türkler çok geniş bölgelere yayılmışlardı. Bu nedenle, saç tuvaletleri arasında da bazı ayrılıklar doğmuştu. Orta ve Batı Asya’daki Türkler’in saçları, ekseriya uzun ve örgülü idi. Doğu Asya’dakiler ise, Moğollar’ın etkisi altında kalmışlardı.

Kuça ve Karaşar gibi büyük ticaret şehirlerinde, çok eski çağlardan beri Buda dininin gelenekleri yaygındı. Bu nedenle Çin kaynakları, bu büyük şehirlerde saçların kesildiğini yazıyordu. Bu geleneğin, bütün halkı içine alıp almadığını açık olarak bilmiyoruz.

Uygur fresklerindeki kıyafetler de bize, günlük gelenekleri, tam olarak veremiyorlar. Fresklerde bu çağda yaşamış olan büyük Uygur memurları ile, büyüklerinin portrelerini bol olarak görüyoruz.

Bunların yanında, Uygur harfleri ile yazılmış, Türkçe yazılar vardı. Elbette ki bu kıyafetler, bize birçok şey öğretmektedir. Diğer Uygur eserlerinin çoğu ise, Buda dini ile ilgili merasim sahneleri ile doludur. Bu sahneler Hindistan’daki Buda dininde de görülen, tören ve sahne geleneklerine, az veya çok uydurulmak istenmiştir.

Fakat zamanla Türkistan şehirlerinin yerli gelenekleri, bu sahneleri kendilerine, büsbütün benzetmişlerdi. Buda dininin tören ve gelenekleri, ancak ana çizgileri ile kalmıştı. Bu biçimle yapılmış eserlere, ne Hindistan’da ve ne de Çin’de rastlanabiliyordu.

Buda dini ile ilgili Uygur fresklerindeki kişilerin çoğu, Tanrılar ile melekler idi. Bunlar arasında, günlük kıyafetler ile yorumlanmış, bazı kişilere de rastlanmıyor değildi. Eserlerin çoğunun dinle ilgili sahneler olmalarına rağmen, aralarında günlük hayatın izlerini ve havasını sezmek de mümkün olabiliyordu. Asıl mühim olanı, bu günlük hayata ait görüntüler arasında, bir birlik ve benzerliğin de, bulunmuş olması idi.

Bu kitapta sunduğumuz resimler arasında kıvırcık saçlara, hemen hiç rastlanmamaktadır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi 11. yüzyıl Türkleri kıvırcık saçlar için, bogurda saç derdi. Uygur fresklerinde, korkunç tanrılar dışında, kıvırcık saçlar pek görülmüyordu. Uygur resimlerinde görülen büyüklerin hepsi, eski Türkler’in sıgan saç, yani ‘sığanmış’ saçlarına sahip idi. Uygur resimlerindeki erkeklerin çoğunun ise, omuzlarından arkaya inen saçları vardı. 11. yüzyıl Türkleri, bu arkaya inen erkek saçlarına salındı saç diyordu.

Bu salıntı saçlar, Uygurlar gibi, Avrupa’daki Peçenekler ile bazı Orta Asya Türkleri’nde de görülmüştü. Bunlar, Harezmşahlar çağında dendiği gibi, eginge yeter saç, yani eğnine, omuzuna kadar inen bir saç da değildi. Omuzları aşarak sırtı tamamen kaplayan bir saç biçimi idi.”

(Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş, c.5, s.284-285)