Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Keloğlan Türk müydü?

“Kel sözünün, burada köklerini aramak için, zamanımız yoktur. Ancak bir gerçek varsa, o da bu sözün Farsça’da da bulunduğudur. Eski Türkler ile bugünkü Altay Türkleri, kel kişiler için, yalnızca taz, tas, taşşa deyişlerini kullanırdı. Hatta efsanelerde geçen Türk keloğlanı için de, Taşşa demekle yetinirlerdi. Bu, hem bir isim ve hem de bir unvan oluyordu.

Köse sözü, eskiden de köselik için kullanılan bir deyişti. Nitekim Harezmşahlar çağında ‘köse boldı’, yani köse oldu şeklinde bir deyişe bile rastlamaktayız. Bizim bildiğimiz köselik, hastalıkla gelen bir şey değil; doğuştan olma bir durumdur. Bazı Türkler’de köse için şöyle bir atasözü de vardır: Kösenin aklı, öğleden sonra, (yani sonradan) gelir.’

Türk Mitolojisi’nde, Keloğlan, yani daz, taşşa sözü, daima iyilik için söylenen, büyük bir akıl ve cesaret sembolü olan kişiler için kullanılırdı. Köse ise, hilekâr idi. Kötü kurnazlıklara sahip olduğu için de ona, aldar köse, yani ‘hilekâr köse’ denmişti.

(Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş, c.5, s.283-284)