Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Türkler dazlaklara ne derdi?

“Saç dökülmesi ile kellik, yaratılışa ve hastalığa bağlı durumlardır. Fakat kısa kesilmiş saçlar ile bunlar arasındaki deyiş benzerlikleri de, gözümüzün önünden kaçmamaktadır...

Uzun saçlı Türkler’in yanında, ‘saçsız ve saçını kestiren Türkler’ bulunduğunu söylemiştik. Nitekim Selçuk çağının başında, ‘tok er’ deyişinin, ‘Türkler gibi saçı olmayan, Türkler gibi saç bırakmayan kimse’ anlamına geldiği üzerinde de durmuştuk. Selçuk çağında tokluk sözü, ‘insanın başının saçsız ve hayvanın başının da boynuzsuz olması’ anlamına kullanılıyordu.

Anadolu’daki toklu ve eski Türkler’in toklı sözü de buradan gelmekte idi. Eski Türkçe’de toklı, henüz daha boynuzları çıkmamış, ‘altı aylık kuzu’ demekti. Yine Selçuk çağının başlarında, ‘saçsız adam ile boynuzsuz koyuna’, sokar veya sokar koy adı da verirlerdi.

Bu sözlerin çıktığı hem tokmak, tokımak ve hem de sokmak, sokımak köklerinin ‘döğmek’ gibi aynı anlama gelmiş olmaları da ayrıca üzerinde durulacak bir noktadır.

Anladığımıza göre ‘Oğuzlar ile onlara yakın olan Türkler’in saçları uzundu. Doğuya doğru gidildikçe Türkler’in saçları azalıyor ve daha doğuda da, saçlar büsbütün ustura ile kazınıyordu.’

Elimizde bu iddiamızı destekleyebilecek belgelerimiz de vardır. Bilindiği üzere Orta Asya’daki Avar (yani Juan-juan) İmparatorluğu’nu kuran sülalenin atası ‘dazlak’ yani çıplak kafalı bir kimse imiş.

Çin’in kuzeyinde Hıtay İmparatorluğu’nu kuran Kitan boylarının ataları da dazlak idi. Japon bilgini K.Shiratori, adı Çin kaynaklarında geçen Hıtay devletinin atasını, Moğolca yine çıplak baş anlamına gelen koçigir, koçigar sözleri ile açıklamaya çalışmıştı. Bizce Shiratori, bu sezişinde haklıdır. Efsaneye göre Proto-Moğol asıllı, Hsienpi Devleti’ni kuran ilk atanın da, başı çıplak idi.

Bu nedenle, ‘Moğollar’ın dazlak başlı ataları’ hakkındaki inanışları, kesinleşmiş bir bilgi halindedir. Taz, yani daz, dazlak sözü, Türkler’De çok eski çağlardan beri saçı olmayanlar için kullanılan geniş bir sözdü.

Selçuk çağının başlarında ise taz sözü ‘Kel, daz, boynuzsuz, bitkisiz ve çorak’ anlamlarına geliyordu. Saçsız ve başı pırıl pırıl parlayanlara ise, ajmuk taz yani ‘başı şapla sıvanmış’ denirdi.

Bilindiği üzere eski Türkçe’de ajmuk, ijmuk sözleri, ‘ak-şap’ anlamına gelirdi. Çağatay ve Doğu Türkçeleri’nde ise, böyle çıplak başlara, sadece ak-baş denirdi.

Anadolu’da, daz, dazlak, kavlak sözleri, hem saçsız ve hem de kel olan kimseler için söylenen deyişlerdi. Eski Anadolu metinlerinde bunların yanında, taz, çılpak sözlerine de rastlıyoruz.

Orta Asya’da da taz sözü, aynı manaya geliyordu. Hatta şöyle bir atasözü de vardı: ‘Kel kızarsa, şapkasını çıkarır!’ (yani kafasını gösterir.) Bizim, ‘kelin kafasının kızması’ gibi!

‘Dökülen saç’ ile, kelliği birbirinden ayırmak lazımdır. Zaten eski Türkler, ‘dökülgen saç’ demek yolu ile, bu çeşit saçları göstermiş idiler. Bu deyiş, Harezmşahlar çağına aittir. Ortaçağ Mısır Türkleri’nde ise, saçı dökülmüş insanlar için söylenen bir keşel sözü görülmeye başlar. Bilindiği üzere bu Türkler, Anadolu Türkleri’ne yakındır. Yine Harezmşahlar çağında, aynı anlamda kullanılan kalçagay baş sözünü de, burada yazmadan geçemeyeceğiz. Bu kaynaklara sonradan yapılan Moğolca ilavelerde de aynı deyiş, aynı sözlerle yazılmıştır. Aynı kaynakta, at baş deyimini de görmekteyiz.”

(Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş, c.5, s.281-283)