Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Makara Türkçe’de  hangi sözcükle karşılanırdı?

“Makara denince, hatırımıza bugünkü modern makaralar gelmemelidir. Aslında makara sözü, dilimize İtalyanca’dan girmiş bir kelimedir. Eskiden iplikler, çıkrıktan belirli şekilde yapılmış ağaçlar üzerine sarılır ve böylece dokuma tezgahlarına konurdu.

Bunlar da makaranın başka bir tipi idiler. Nitekim Kırgızlar bu iplik yumaklarına, çıkrıkla ilgili olarak ‘çark cip’, yani ‘çark veya makara ipliği’ de diyordu. Kazan Türkleri de makaraya kaldırça derler.

Bu deyiş, Çuvaşca’ya holderçe şeklinde geçmiştir. Orta Asya’da dürmek sözüne benzer türmök sözü de, hem makara ve hem de yumak manalarını karşılamak için söylenmiş sözlerdendir.

Görülüyor ki, eski Türkler’de, makara ile yumak birbirinden pek o kadar ayrılmamaktaydılar.

Anadolu’daki durum da aşağı yukarı böyledir. İplik yumağı ile makarası, hemen hemen aynı sözlerle söylenmiştir. Anadolu’da söylenen ağşak, aşak sözleri üzerinde yukarıda durmuştuk. Yine makara için dolak, kütük, teker, toka, tokmak, topana gibi deyişleri de, eski Türk özleri gösterir.

Bunların yanında, batıdan ve İstanbul’dan Anadolu’ya ticaret yoluyla gelmiş bazı sözler de vardı. Türk kültür tarihi araştırmalarında, şu mühim noktayı da unutmamamız gereklidir. Bu gibi teknik mevzularda, her Arapça veya Farsça söz, doğrudan doğruya bir Arap veya İran tesiri olarak kabul edilmemelidir. Aslında bu sözleri meydana getirenler, İstanbul’daki kültür tesirleri ile yapmacık dil olmuştu.

Mesela Anadolu’da ‘makara ipliği’ için kullanılan ‘kütük tiresi’ sözünün yarısı, Anadolu ve Diğer yarısı da, İstanbul etkisinde kalmıştı. Yalnız Anadolu’da değil; eski Orta Asya’da da İran ve Türk kültür ilişkileri dolayısıyla bu mevzuda, bazı yabancı etkiler görülmüştü. Selçuk çağının başlarında, Kaşgarlı Mahmud tarafından derlenmiş ve ‘eğrilmiş ip yumağı’ manasına gelen, ‘teşrüm, tüşrüm’ sözlerini, buna örnek olarak verebiliriz. Aslında bu deyiş, geniş bir şekilde İran tesiri altında kalmış olan Argu ağzından derlenmişti. Fakat bu sözlerin hepsi de, eski Türkler’den toplanmıştı.”

(Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş, cilt 5, s.148)