|
|
İğ sözcüğüne Türk kavimlerinde çok çeşitli adlar
verilmiştir! “ ‘İğ sözü, Uygurlar’dan itibaren “ig, ik, yig,
yık’ şeklinde görülmeye başlar. Bu söyleyiş, eski ve yeni bütün
Anadolu Türklüğünde görüldüğü gibi, Mısır Memlûk Türkleri’nde de
devam eder. İğ sözü, Türkler’den Moğol kavimlerine de geçmiştir.
Ağırşak sözü de, bilhassa Batı Türkleri’nde çok yayılmıştır. Bu söz,
Selçuk çağının başlangıçlarında, agurşak şeklinde söyleniyordu. Bu sözün
Türk ağızlarında yayılmış olması da, üzerinde ayrıca durulması
gereken mühim bir noktadır. Kirmen sözüne gelince, iğ manasına eski Osmanlı
metinlerinde başlar ve birçok Anadolu ağızlarında yayılmış olarak görülür.
Asım Efendi, Fars ve Arap sözlerini karşılarken, daha çok bu Anadolu deyişini
kullanmıştı. Fakat biz, kirmenin Türkçe bir söz olduğunu inanmıyoruz. Öreke sözü de, eski Anadolu metinlerinde başlar ve
Anadolu’nun bazı yerlerinde ise, höleke şeklinde görülür. Bu söz de, örmek
kökünden gelen ve çok eski Türk özünü gösteren bir deyiştir. Aslında
bu sözün esas manası daha başka idi. Urçuk sözünün Anadolu’da orcuk, orucuk şeklinde ve iğ
manasında görülmesi, gerçekten üzerinde durulacak mühim bir noktadır. Kaşgarlı
Mahmud, Türkçe’de yalnızca iğ sözünü vermekle yetinmişti. Harezmşahlar çağında yazılmış sözlükler ise, Moğolca
urçuk sözünün, ik, yani iğ sözü ile tercüme ediyorlardı. Kuman Türkleri’nde de iğ, yine vurçuk sözü ile karşılanıyordu.
Urçuk sözünün Türkçe’de bulunmasını, Moğolca’nın bir tesiri olarak
görenler de bulunmuştur. Böyle görüşlere biz iştirak edemeyeceğiz. Çünkü
urçuk sözünün türediği urulmak kökü, en eski Türkçe’de de vardı. Urulmak, urılmak eski Türkçe’de, ‘ip ve benzeri gibi
şeylerin örülmesi’ manasına geliyordu. Ayrıca urçuk sözüne, Moğolca’ya
çok uzak diğer Türkler’de de rastlıyoruz. Bazı Türk kavimlerinde ise, iğ’in
adı hiç söylenmeden, ‘kendir iğren ağaş’, yani ‘kendir eğiren ağaç’
dendiği görülmektedir. Kuzey Altaylar’daki Türk kavimlerinde durum daha başkadır.
Onlar, iğ yerine çoğu zaman, yalnızca ağırsak ve urçuk gibi sözler
kullanıyordu.” (Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş, cilt 5, s.141) |