|
|
Kışlak sözcüğünün kökeni nedir, kışlak olarak
nereleri seçilir? “Türkler, kışın kışlanacak yere genel olarak kışlag
veya kışlak derlerdi. Moğollar da ayrı olarak, ‘kış’ manasına gelen
übül sözünden, übül-ce-be veya übül-çi-be gibi kışlamak ve kışladı
manasına gelen kökleri yapardı. Bu bakımdan Türkler ile Moğollar arasında, bir deyiş
ayrılığı vardı. Bu sebeple, Harezmşahlar devrinde yazılmış olması
muhtemel olan sözlüklerde, bu Moğolca söz, Türkçe ‘kışladı ol
yerde’ deyimi ile karşılanıyordu. Kışlak deyimi, yalnız tırnaklı sürü hayvanları için
değil, göç eden kuşlar için de kullanılırdı. Mesela eski bir Osmanlı
metninde, ‘Teşrinievvelde kuşlar kışlağa gider’ deniyordu. Kışlak sözü, eski Türkçe ile Anadolu Türkçesi’nde
kışlak veya kışlag şeklinde söylenirdi. Orhun yazıtlarında da bu deyiş,
böyle kullanılırdı. Altay ve Kırgız ağızlarında ise bu söz, kışkag
veya kışlau şekline girmiştir. Bu sözler, kaşta-mak fiilinden yapılıyordu. Altay Dağları
ile kuzeylerinde de, genel olarak çok kar düşmeyen vadiler, kışlak olarak
seçilirlerdi. ‘Dağların güney yamacı’, yani güneş gören yamaçları
da kışlak olarak seçilirdi. Kaşgarlı Mahmud’un verdiği bir atasözünde,
kışlağın manası unutulmuş ve bu atasözü, adeta başka şeylerin ifadesi
için kullanılagelmişti: ‘Öz köz ir kışlag’ atasözünden, ‘adam
kendi işini kendisi yaptı ve başkasına bırakmadı’ anlayışı çıkarılıyordu. Halbuki aslında, atasözünün manası, ‘kışlağın güney
tarafını alan bir adam’ ile ilgili idi. Çünkü kışlağın güney tarafında
otlar uzun olurdu. Ayrıca bu tarafa, fazla kar da düşmezdi. Gerçi kışlak
olarak seçilen yerlerde, kar çok olmamalıydı. Fakat don olmaması da kışlağın
önemli bir şartı idi. Çünkü don olunca, hayvanların ayakları bıcır bıcır
oluyor ve Türkler’in ‘yut’ dedikleri, büyük kırım meydana geliyordu.
Nitekim Göktürk yazıtları da böyle büyük bir hayvan kırımından söz açıyordu:
‘Amga kurgan kışladukdı, yut boldı’. Bu kırım sırasında atlar da öldüğünden,
ordular için bir felaket oluyordu.” (Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş, cilt1,
s.11) |