Zamanda geriye doğru yolculuk yapmanın en kısa yolu tarih okumaktır

 

 

Türklerinkiyle Çinliler’in giysileri neden farklıdır?

“Bugün olduğu gibi dün de, pamuk veya pirinç tarlasında çalışanlarla, at üzerinde hayvan güden kişi veya kavimlerin elbiseleri aynı olamazdı.

Evde veya dükkanda oturanların ise, daha değişik giyinmeleri de yine tabii görülmeliydi. Bu sebeple giyim tarihini incelerken bu gibi değişik şartları göz önünden uzak tutmamak, bir ilim metodu gereğidir.

Bununlar beraber Çin’de, tarlada giyilen elbiseler biraz daha değişik olarak, şehirlerde de görülebiliyordu. Değişiklik daha çok, kullanılan malzeme ve kumaşta kendini gösteriyordu.

Yani bu girişler demek istiyoruz ki, tarlada veya dükkanda çalışan Çinliler’in elbiselerinde, ancak kumaş bakımından bazı ayrılıklar vardı. Fakat elbiselerin hepsi de, nihayet birkaç Çin elbise tipi içinde toplanabiliyorlardı.

Bölge ayrılıklarına rağmen Çin elbisesi denince, hayalimizde şekil ve biçim bakımından müşterek bir tip canlandırabiliriz.

Hayvancı Türkler ise, daha değişik şartlar içinde yaşıyorlardı. Türkler için, çalılara, taşlara ve soğuğa karşı dayanabilen elbiseler gerekliydi. Türkler, Çinliler ve Araplar’da olduğu gibi ‘ata entari ile binemezlerdi’.

Bu sebeple atın sürtünme ve bacaklarda yara açma gibi tehlikelerden korunmak için, ‘kalın pantolon ve çizme’ giyinme zorunda idiler. Çin’de ipek kumaşlar, binlerce yıl kullanılmış ve adeta Çin edebiyatı ile danslarında, sembol olmuşlardı.

Hayvancı Türkler’in, kalın ‘deri kemerler’e ihtiyaçları vardı. Daima açık havada dolaşma ihtiyacı, ‘kalın palto ve kürkler’in kullanılmasını da gerektiriyordu.

Soğuğa ve rüzgara karşı, ‘kulaklıklı ve enselikli şapkalar’ giymek de işin ve iklimin bir icabı idi.”

(Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihine Giriş, s.2, cilt 5)