|
|
“Türkler adeta bir gerilla devlet kurmuştu”!“... Yönetim birilerinin bir güç meydana getirerek birilerini yönetmesidir. Ama bu yöneticilerin yaklaşım tarzı, psikolojisi,eğilimi, duyguları ve idealizmi açısından ilginç özellikler yansıtıyor bu anıtlar. Kendi toplumlarına hizmetleri, kendi toplumlarının sorunlarıyla ve en büyük dış sorunlardan biri olan Çin belasıyla, büyük bir uygarlık ama aynı zamanda yutan eriten büyük bir bela. Bununla olan sorunları işlemek bakımından çok olgun, çok ilginç yaklaşımlar var. Yani öyle ki çok net olmasa bile, biz dilci değiliz ama, ifadelerinde göçebeliğin bile çaresizlikten seçilmiş bir yaşam tarzı olduğunu düşünesi geliyor insanın. Yani aslında şehirler kurmak istiyorlar ve sonra da kuruyorlar da ve konforlu o derin uygarlığından tam olarak yararlanabildikleri bir şehir hayatı, burjuvalaşma istiyorlar. Ama o andan itibaren de Çin okyanusu kendilerini yutar diye korktukları için gerilla devlet adeta, devlet mekanizması olarak, devletin birçok girdisi çıktısı düşünülmüş, basit bir ağalık aşiret teşkilatı gibi değil. Pek çok örgütlenmeleri var belki ama portatif şekilde. Her şeyleri var, kalıba dökülmeyi bekliyor. Ama yutulmamak için böyle bir gerilla hareketi şeklinde biçimleniyor. Bana hep Atatürk‘ün söylevlerini çağrıştırır. Onuncu yıldaki gibi bir ruh var onlarda. Her iki tarafta da kendi kütlesi tarafından belki sevilmiş, itaat edilmiş ama daha tam olarak bugün bile anlaşılamamış...” (Oluş Arık, ODTÜ Tartışmaları,
21.Kasım.1999) |