|
|
Türkler’in Hıristiyan oluşları nasıldır? “Türkler Hıristiyanlık’la öteki halklardan daha
fazla ilgilenirler. 560’dan sonra bu din Türkler arasında yayılmaya başlar.
Bu gelişimi tahmin edebiliyoruz ve bu konuda bazı kanıtlarımız da var, örneğin
591’de Sasani Bahram’ın hizmetinde çalışan ve alınlarında haç işareti
taşıyan paralı Türk askerler, bu haçı alınlarına annelerinin büyük bir
açlık salgını sırasında Hıristiyanlar’ın önerisiyle yaptığını
anlatırlar. 624’de Merv Piskoposu Elie bir Türk şefinin ve tüm
kavminin Hıristiyanlığı kabul ettiğini duyurur. Aynı şekilde 781’de de
bir din değiştirme olayından söz edilir. 7 ya da 8. yüzyılda Çu üzerinde
14.yüzyıla kadar varlığını koruyacak bir topluluk için –belki de bunlar
kimilerinin Hıristiyan sandıkları Karluklar’dır- bir kilise inşa
ettirilir. Sekizinci yüzyılda ‘Türkler’in ülkesi’ için bir
piskoposluk kurulur, ama bununla aynı dönemde Semerkant’ta kurulan
piskoposluk karıştırılmamalıdır. Başka bir tane de bilinmeyen bir yörede,
Nihavend civarında kurulur. 893’de Talas’ta Araplar bir kiliseyi camiye çevirirler. Özellikle Sogdiyana’da camiye çevrilen tek kilise bu
olmasa gerek. Daha önce de söylediğimiz gibi Buhara’nın en eski camisi büyük
olasılıkla bir zamanlar kiliseydi... ... Uygurlar’ın zamanında 8.yüzyıldan 13.yüzyıla varan
dönemde Hıristiyan topluluklar Kansu vahalarında, özellikle de Sin-kiang
vahalarında çok etkindirler. O dönemde Uygurlar arasında Hıristiyanlar’ın
tam oranını belirlemek olanaksız görünmektedir, ama 13.yüzyılda Avfi,
Uygurlar’ın Hıristiyanlığı benimsediğini söylemekte hiçbir sakınca görmemiştir
ve Barthold’u da bu konuda inandırmış görünmektedir. Plan Carpi daha
temkinli davranır, yalnızca Hıristiyanlığın Uygurlar’da belli başlı
dinlerden biri olduğunu söylemekle yetinir. Kan-çu’da en az üç kilise vardır; Sin-kiang’da daha
da fazladır. Oysa Gardîzi, Hoten’de yalnızca bir kilise olduğunu ve İslam
ordularının işgalinden önce de bir mezarlık bulunduğunu söylemektedir. Vahanın doğusundaki Buyalik şehri Turfan
Nesturileri’nin merkezidir; burada Süryanice olduğu kadar Sogdca ve Türkçe
de yazılmış bölük pörçük Hıristiyan metinleri bulunmuştur... 13.yüzyılda Kaşgar ve Hami’de hâlâ piskoposluklar
vardır.” (Roux, Orta Asya, S. 219) |