|
|
|
|
Attila
Roma’yı neden almadı?
“451
yılı, kendisinin Tanrı’nın musibeti olduğunu bilenin yılıdır. Attila
imparatorluk sarayında bunca özenle boşu boşuna yetiştirilmemiştir.
İmparatorluğun ordularında paralı asker olarak bulunan Hun askerlerinin
bağlılığını güvenlik altına almak için sarayda rehinedir. Latince konuşur,
Romalılar’ın ahlak bozukluğundan, kendilerini beğenmişliğinden nefret eder. Türk
steplerinin insanı olarak madenden ve ağaçtan yapılan tanrılara tapanları hor
görür.
Keltler
gibi çok eski Orhon yazıtlarında söylendiği üzere Yukarıdaki Gökyüzünün
çökmesinden ve ayağının altındaki toprağın yarılmasından başka hiçbir şeyden
korkmaz. Nihayet bir gün Germenler’in hatta Galyalılar’ın bazı giz dolu
çağrılarına cevap vererek, her çeşit milleti çok büyük bir ordu halinde harekete
geçirir. Ve pek çoğunun alkışları arasında kendisinin Batıyı kokuşturan Grek
Roma çürümesinin mezar kazıcısı olduğunu ilan eder. Buna
rağmen piskoposların, ermişlerin, onu ne kadar etkiledikleri ve hatta
durdurdukları da bir gerçektir. 452’de Papa Leon ve rahipleri üstlerinde tören
giysileriyle Roma’ya yaya olarak iki günlük uzaklıkta olan Hun Ordusu’nun önüne
çıkarlar. Attila ile görüşme ancak birkaç dakika sürer. Bu iki kişinin ne
konuştuklarını kim bilecektir? Attila ordularına çekilmelerini emreder. Olay
bütün dünyada derin yankılar uyandırır.”
(Fernand
Lequenne, Galatlar, S.178) |