|
|
|
|
Atilla’nın batı seferi nasıl geçti?“Atilla
tahtını başlangıçta kardeşi Bleda ile paylaşmıştı ama 445’de onu öldürerek
iktidarı tekeline aldı. Çevresine toplanan Gunlar’la birlikte, esasen kendisine
katılan kabilelerle beraber Balkan Yarımadası’na akınlar düzenleyerek
Konstantinopol surlarına dayandı.
Sirmiya’dan Naissus’a kadar iki defa tarumar edildiği için ele geçirdikleri
ganimet umduklarından az olmuştu.
447’de
Theodosios Atilla ile çok kötü şartlarda bir anlaşma imzalayarak, yıllık vergi
vermeyi ve Singidun’dan Naissus’a kadar Güney Tuna sahillerini bırakmayı kabul
etti. Ancak
onun yerine gelen Marcian, hediyenin dostlar için olduğunu, düşmanları için ise
silahları bulunduğunu kaydederek 450’de bu anlaşmayı bozdu. Atilla sadece hemen
öfkelenen bir Asyalı değil, iyi bir diplomattı da. Batıda hala büyük başarılar
elde edeceğine kanaat getirerek ordusunu Galya’ya doğru yola çıkardı. Bu
yürüyüş için haklı sebepleri vardı. Prenses Honoria onunla evlenmek istiyor ve
daha önemlisi, kendi vatanından kovulan bir Fransız prensi ile Afrika eyaletinin
başkenti Karfagen’i zaptetmiş bulunan Vandal hükümdarı Genzerich kendisiyle
müttefik olmak istiyordu.
Romalılar’ın korkması gerekmezdi ama iyi planlanmış bir yürüyüş beklenilmedik
sonuçlar da verebilirdi. Atilla’nın yegane güçlü ve karakterli düşmanı,
passionerlik seviyesi yüksek Ayeçeyus’tu.
Ayeçeyus (doğumu takriben 390) Alman bir babadan ve Romalı bir kadından dünyaya
gelmişti. Yeni neslin temsilcisi ve yaralı Bizans’ı ayağa kaldıracak yeni
passioner kitlenin mümessiliydi.
Yakışıklı ve güçlüydü. Ata binmede ve ok atmada üstüne yoktu. Harbe fırlatmada
ise rakip tanımıyordu. Asi lejyonerler babasını gözleri önünde öldürmüşlerdi.
Şerefine düşkün ve ikbalperestti. Gunlara arasında daha önce iki defa
bulunmuştu. Birincisinde rehindi. İkincisinde ise sürgün. Germen ve Gun dilini
akıcı biçimde konuşurdu. Bunları aralarında İtalyanlar’ın bulunduğu
lejyonerlerden öğrenmişti. Kısa
sürede kariyer yapmış fakat gurur ve iktidar hırsı onu Afrika eyaleti genel
valisi Bonifaçeyus’a düşman etmişti. Bonifaçeyus namuslu, iyi kalpli ve tarihçi
Prekopius’un dediği gibi son Romalılar’ın temsilcilerindendi.
Ayeçeyus onu kafa kola alarak isyana teşvik etmeye girişmiş, Bonifaçeyus 429’da
İspanya’dan Vandallar’ı yardıma çağırmış ama onlar gelir gelmez eyaleti
kendileri için işgal etmişlerdi. Roma’ya
dönen Bonifaçeyus Afrika’nın kaybedilmesinden bazı entrikalar çeviren
Ayeçeyus’un sorumlu olduğunu ileri sürmüş, bunun üzerine o da Galya’daki
ordusuyla Roma üzerine yürümüştü. Hassa
birliklerinin kumandanı olan Bonifaçeyus Ayeçeyus’u mağlup etmişse de, aldığı
mızrak yarasından ötürü çok geçmeden 432’de ölmüştü. Gunlar’a kaçan Ayeçeyus
hükümdar Rugila tarafından kabul edilmiş fakat onun 433’de ölmesi üzerine
ülkesine dönerek 437’de ikinci defa konsül seçilmişti. O güne
kadar ancak sık sık konsül seçilenler imparator olabilirlerdi. Ne var ki
Ayeçeyus barbarları nefret ettikleri Roma için savaşmaya mecbur edecekti. Eğer 5.
yüzyılın ortalarındaki tarihi durumu göz önüne alırsak, Ayeçeyus ile Atilla
arasında bazı paralellikler görürüz. Bir kere her ikisi de kan, din ve etnik
açıdan kendilerine yabancı halkların teşkil ettiği askeri politik koalisyonların
(kesinlikle kabileler federasyonu değil) başına geçmişlerdi.
Cermen,
Slavyan ve Ugor kabilelerinin teşkil ettiği doğu koalisyonunun başında eski
Türkler’in torunları Gunlar; Cermen-Kelt ve Alan kabilelerinin teşkil ettiği
batı koalisyonunun başında ise işgalci ve köle tacirlerinin torunları Romalılar
vardı.
5.yüzyılın başlarında Galya’yı işgal eden bütün barbarlar yanni Vizigotlar,
Burgundlar, Alanlar, Armorikanlar (Vallis’tden gelen Keltler, önce anakaraya göç
etmişler, daha sonra yarımadaya Bretanya ismi verilmiştir), Franklar ve
Almanlar’ın bir kısmı Ayeçeyus tarafından birbirine düşürülmüş sonra da
bastırılmıştı. Ona
karşı çıkan sadece yerli halkı teşkil eden Bagaudlar’ın bir kolu idi. Ayeçeyus
Atilla’nın kendisine gönderdiği Gun birliklerinin yardımıyla onları itaat altına
alabilmişti. Atilla
ise Bizanslı casuslar tarafından tahrik edilen Akassirler’in –yaşlı
savaşçıların- muhalefetini bastırmak istiyordu. Neticede Grekler’in kendisine
birinci hizmeti için hediye vermediklerinden dolayı –çünkü ikincisinde
vermişlerdi- küskün olan yaşlı bir komutan Atilla’ya gelerek onunla anlaşmaya
vardı. Sonunda
korkunç bir çarpışma oldu ve her yerde vuku bulduğu gibi binlerce kelle kesildi,
binlerce insan ölümden kurtularak itaat altına girdi. Atilla
ve Ayeçeyus çocukluk arkadaşıydılar. Hiç kavga etmemişlerdi. Fakat hükümdarlar
da en az tebaları kadar onlara bağımlıydılar... ... Gunlar
(artık Atilla’nın çeşitli kabilelerden teşekkül eden ordusu için bu kelimeyi
kullanmak istiyoruz) Galya’ya giderken yollarının üzerinde bulunan Burgundlar’ı
darmadağın edip, hükümdarlıklarını ortadan kaldırdılar. Daha
sonra güzergahları üzerindeki bütün şehirleri yerle bir ederek Orlean’a kadar
gelip, oradan geri döndüler. 451’de
Gunlar Katalaun Vadisi’nde Ayeçeyus’un üzerlerine doğru gelen ordusuyla savaşı
kabul ettiler. Çarpışmalar çok kanlı geçmesine rağmen, kimse kesin bir zafer
elde edemedi. Atilla geri çekilince Ayeçeyus da onu takip etmedi. 452’de
Atilla yeniden hücuma geçti. Fakat bu defa doğrudan İtalya’ya girip en muhkem
Aquileia kalesini zaptetti. Bozkırlı Gunlar’ın kale fethedemediklerini
hatırlayacak olursak, bu defa Ostrogot ve Gepidler’in devreye sokulduğu ve Po
Ovası’na kadar her yerin yağmalandığı anlaşılır. Mallarını vermek suretiyle
halkın hayatını kurtarabilmek için Mediolan ve Paviya teslim oldu. Çünkü
Ayeçeyus’un Gunlar’ı durdurabilmek için yeterli askeri yoktu.
Romalılar barış isteyerek Atilla’ya İtalya’dan çıkıp gitmesi için fidye-i necat
teklif ettiler. Ordusunda salgın hastalıklar başgösterdiği için Atilla teklifi
kabul etti ve böylece Gunlar İtalya’yı terk etti.
453’de
Atilla İldiko isminde çok güzel bir Burgund kızıyla evlendi ise de zifaf
gecesinde öldü. Bir yıl sonra Gunlar dağılmaya başladı. Yine aynı yılın 24
Ekimi’nde İmparator Valentinias, Ayeçeyus’u kabul merasiminde kendi eliyle
hançerleyip öldürdü.
Kültürlü Romalılar imparatorun sol eliyle kendi sağ elini kestiğini belirttiler
ve gerçekten de öyle idi...
Yukarıdan beri anlatılanlardan şu sonucu çıkarabiliriz ki, tam olarak tasvip
edilmemiş de olsa Atilla ismi Tanrının Kırbacı (Flagellum Dei) anlamındadır.*
Atilla
elbette son derece akıllı, iradeli ve kabiliyetliydi. Kendini ve halkını
kurtarabilmek için etnik durumu öylesine iyi değerlendirdi ki, sonunda arkasında
büyük bir güç oluştu. Ancak
aşağıda, düşme ihtimaline karşı ağ germeden yukarıda akrobasi gösterisi yapan
akrobat durumundaydı. Atılacak yanlış bir adım ölüm demekti.
Pannonya’daki Gunlar’ın çevresi düşman tebaalarca sarılmıştı ve bu yüzden
kendilerini sevmeyen çoğunluğun dümen suyuna girmek zorundaydılar.
Katalaun meydanında Ayeçeyus’a tazyik edenler Gun müttefikleri değil, savaşta
büyük yararlıklar gösteren bagatırlar olmuştu.
Gunlar’ın büyük bir kısmı İtalya’da alışık olmadıkları bir iklim sebebiyle
salgın hastalık yüzünden ölmüştü. Onların yerini dolduracak asker de yoktu.
Zaten Kuzey Karadeniz’deki Akassirler, daha önce de belirtildiği gibi
ümitsizdiler. Atilla
öyle bir zamanda ölmüştü ki, taht, veliaht olan oğulları ve yakınları için bir
ölüm tuzağıydı. Halkını yirmi yıllığına ölümden ve mahvolmaktan kurtaran
Atilla’nın en büyük yararı, Avrupa halkları arasında efsane olmayan bir hatıra
bırakmasıdır. Ancak
Gunlar’ın istilasıyla başlayan büyük halk göçleri onların ortadan kaybolmasından
sonra da devam etmiştir. Çünkü bu dünya çapında bir olaydı.”
(L.N.Gumilöv, Hazar Çevresinde Bin Yıl, S.181-186) |